|
||
öncelikle, copy paste geleneğine sıkı sıkıya bağlı biri olarak, bugünde Serdar Turgut'un Akşam gazetesinde yazdığı yazıyı alıntılamakta sonlu faydalar mülahaza ettiğimi bilhassa belirtmek isterim.. ![]() bu yazıyı okuduktan sonra anladım ki bende had safhada ve müzmin bir "uçurtmayı vurmasınlar sendromu" var maalesef.. zaten bir şeylerden şüpheleniyordum ama adını koyamıyordum bir türlü bunun.. öğrendiğim iyi oldu.. ![]() .. bir de Yılmaz Erdoğan ın tartışılan çağrısında kullandığı üslubun bir diğer yönü var ki.. eeee.. şöyle söyleyeyim.. ikide bir, bak şimdi kendimi küçük düşürüyorum.. aslında yalvarmazdım.. huyum değildir böyle şeyler wallahi.. bak şimdide dizlerimin üstüne düştüm filan girizgahlarından geçip dolambaçlı yollardan hedefi tutturmaya çalışan hafiften mahcup ifadeler.. kıvranmalar filan.. gereksiz uzatmalar.. komik değil belki ama rahatsız ediciydi.. yalvarıyorsan yalvarıyorsun n'olmuş yani.. neyse.. ahanda yazı.. bakalım bu "uçurtmayı vurmasınlar sendromu" neymiş.. hanimiş miş miş.. ![]() .................. Yılmaz Erdoğan ın "Uçurtmayı Vurmasınlar Sendromu" Yılmaz Erdoğan’ın edebi ağlaması, Kürt meselesini çözmeye yarayacak tek bir cümle bile içermemektedir. ‘İnsanın insan olmasına yakışan düşünce ve duygular’ olarak yorumlayanlara açık çağrı yapıyorum Birçok ülkede benim ‘kanayan yürekli liberaller’ diye adlandırdığım bir grup insan vardır. Bu grubun başta gelen özelliği dünyadaki adaletsizliklere üzülmeleridir. Adaletsizlikleri, acıları arar bulur ve bunlara üzülürler. Üzülmekle kalmaz, acılarını yüksek sesle ifade de ederler ne yazık ki... Bu grup liberal olduğu için her ülkede sanat çevrelerine çok yakındır ve sayıları az olsa da sesleri çok çıkar. Şikayetlerini de çok genel kavramlarla ifade ederler. Şikayetlerinin soyutlama düzeyi o kadar yüksektir ki; şikayet her türlü somut anlamını yitirir. Sanatçı duyarlılığı da işin içine girince haddinden fazla soyutlaşan şikayet, içsel tutarlılığını da kaybeder... Ülkemizde de bu tür soyut kavramlarla konuşup üreten insan sayısı hayli fazladır. Bunlar ilk bakışta çok anlamlı, derin laflar ediyor gibi görünür ama üzerinde biraz düşünürseniz dediklerinin fazla anlamı olmadığını -büyük ihtimalle- gecikerek anlarsınız. Ben bu olayı ‘uçurtmayı vurmasınlar’ sendromu olarak adlandırıyorum. ‘Uçurtmayı vurmasınlar’ lafı insana üzülme hissi veriyor, liberalseniz bu lafı duyunca ağlamaya bile başlıyabilirsiniz. Hatta ben bile bunu duyduğumda kısa süre duygulanıyorum. Ama düşünmeyeceksiniz... Koşul bu; düşünmeden üzüleceksiniz... Bu âdet bizde çok yaygın, çok hızlı duygulanabiliyoruz. Örneğin; bir töre cinayetinde kızını kıtır kıtır kesmiş bir baba ekran karşısında duygulanabiliyor, çok ağlıyor. NE KADAR ACIKLI Bize bu âdet nereden geldi derseniz, psikologlar çocukluğumuzu irdeler mutlaka. Psikologlarda bu âdet hayli yaygın. Her tuhaf olayı insanın çocukluğuna bağlayabiliyorlar. Örneğin; ben cinsel fantezilerimi anlattığımda doktor ‘bunların kökenini de çocukluğunuzda aramalıyız’ demişti. Ben de ona ‘ama ben cinsel fantezilerimden mutluyum. Onlardan kurtulmak istemiyorum ki... Ayrıca bunlar gerçekten çocukluğumda oluşmuşlarsa annem ve babamın seri katil olmaları gerekir ki; bildiğim kadarıyla değiller’ demiştim. Ancak ‘uçurtmayı vurmasınlar’ sendromunun nedenini araştırmak için çocukluğa inmek doğru olabilir sanıyorum. Çünkü bizde yemek yemeyen çocuğa ‘Afrika’daki açları düşün’ demek âdeti var nedense. Çocuk nerede olduğunu bilmediği bir yerde, başlarına neler geldiğini bilmediği çocukları düşünerek vicdan azabı çekmeyi öğrenir. Bu tipler, çocukken fazla sinir bozucu olmazlar ama Yılmaz Erdoğan’ın yaşına geldiklerinde gerçekten tahammül edilmez olabilirler. Erdoğan, Hürriyet gazetesinde yayınlanan mektubunda ‘Yalvarıyorum, genç ölümleri durdurun’ demişti. Ne kadar acıklı ne kadar duygusal bir yakarış değil mi?.. Dünyada hiçbir savaş ve çatışma, amaçları ‘mutlaka gençler ve çocuklar ölsün’ olanlar tarafından çıkarılmaz. Dolayısıyla hiçbir savaş da ‘aman gençler ve çocuklar ölmesin’ diye durdurulamaz. Bu konuda konuşmak sadece liberallere biraz daha ağlama fırsatı verir ve onlara sanki bir iş başarmışlar duygusu yaratmakta kalır, o kadar... Aslında bu kadar laf etmenin de gereği yok. Benim bir meselenin anlamsız olup olmadığını anlamak için çok daha kestirme olan bir metodum var. Bir toplumsal hareketin aslında anlamsız olup olmadığına ben o hareket içinde ‘Elif Şafak var mı’ diye bakıp karar veriyorum. Bu yöntem hiç şaşmıyor. Eğer varsa o hareket anlamsız ve sunidir. Bugün tartıştığım konunun sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya ait olan bir sorun olduğunu Elif Şafak’a dünyada verilen desteğe bakarak da anlayabilirsiniz. O ne derse, dünyada onu destekleyen bir örgüt mutlaka çıkabiliyor. Yılmaz Erdoğan’ın mektubu hakkında da Elif Şafak ‘Kürt meselesinde önce insani boyut önemli’ diye buyurmuş... Ne kadar önemli ve duyarlı açıklama değil mi?.. Sanki sorunun çözümüne ‘yöredeki Kürt sokak köpeklerinin sorununu çözerek başlayalım’ diyen var da Elif Hanım buna karşı bir laf söylüyormuş izlenimini veriyor. Bu tür meselelerde alınan tavrı daha da soyutlaştırıp tam anlamsız hale getirmenin en kestirme yolu ‘insani boyut’ veya ‘insani değerler’ şeklinde bir lafı da işin içine sokmaktır. Neyin insani olduğu neyin olmadığı tartışma konusudur ve felsefe bu işi çözemedi çözeceği de yok... Çözmesi de gerekmeyebilir. Belki yapılacak en iyi şey; Marksizmin yaptığı gibi, insanlık, insani değer kavramlarını tamamen teorinin dışına atmak olabilir. Liberallere tavsiyem; bu konuda Althusser’i biraz okumaya çalışmalarıdır. Marksizm ‘Humanity’ ve ‘Human Values’ kavramlarını teoriden attıktan sonra ancak o zaman adil bir pratiğe hizmet eder hale geldi. Biliyorum biraz soyut kaçtı bu ama ne yapayım; her meseleyi de gazete yazısının gerektirdiği somutluk düzeyinde tartışmak da mümkün değil. KİTAPLA YETİNİN Yılmaz Erdoğan’ın edebi ağlaması, Kürt meselesini çözmeye yarayacak tek bir cümle bile içermemektedir. Bunu ‘insanın insan olmasına yakışan düşünce ve duygular’ olarak yorumlayanlara açık çağrı yapıyorum: İnsanın insan olmasına yakışan düşünce ve duyguları net olarak tanımlayın lütfen... Örneğin; bana göre insana en yakışanı faşist olmaktır. Faşizmden nefret ettiğim halde bunu görebiliyorum ben. İnsan, insanlık kavramını atın analizinizden, ağlamayı kesin ve sınıf kavramıyla düşünmeye çalışın... Bu işi ancak sınıfsal analizle çözebiliriz, bunu da unutmayın... Yemez mi diyorsunuz; yemiyorsa bari sesinizi kesin de kitap yazmakla yetinin veya şiir yazın, orada ağlayın... Bari ağlamanız sanat sayılsın. O bile değil bana göre ya; ama ne olursa olsun onları alkışlayanlar bir şekilde çıkacaktır. Serdar TURGUT |
||
|
||
| hehehehhehhehehhhehh Yılmaz Erdoğan’ın edebi ağlaması, Kürt meselesini çözmeye yarayacak tek bir cümle bile içermemektedir. Bunu ‘insanın insan olmasına yakışan düşünce ve duygular’ olarak yorumlayanlara açık çağrı yapıyorum: İnsanın insan olmasına yakışan düşünce ve duyguları net olarak tanımlayın lütfen... Örneğin; bana göre insana en yakışanı faşist olmaktır. Faşizmden nefret ettiğim halde bunu görebiliyorum ben. İnsan, insanlık kavramını atın analizinizden, ağlamayı kesin ve sınıf kavramıyla düşünmeye çalışın... Bu işi ancak sınıfsal analizle çözebiliriz, bunu da unutmayın... Yemez mi diyorsunuz; yemiyorsa bari sesinizi kesin de kitap yazmakla yetinin veya şiir yazın, orada ağlayın... Bari ağlamanız sanat sayılsın. O bile değil bana göre ya; ama ne olursa olsun onları alkışlayanlar bir şekilde çıkacaktır. "yok akıl kuru sevda" bızım oraların meshur bır sozudurrr |
||
|
||
| Yılmaz Erdoğan gerçekten de "elinde sadece kelimeler olan" bir adam... kelimeler ağızdan sarfedilir bir çırpıda, katliamları yapan adamlarla, işkencecilerle aynı sofrada oturanlar, onlarla iş yapanlar, aileye devlet-mafya-seks kasetleri olan hanımefendiyi gönül rahatlığıyla buyur edenler.. vesaire vesaire aman kelimeleri ile oyun oynasın onlar... bu arada yeni eşinin soyağacı mı acaba bu gösterinin sebebi? O uçurtmayı 1980'lerde kadın koğuşlarında, sonrasında F tiplerinde, az önce Diyarbakır'da vurdular Sayın Yılmaz Erdoğan... O uçurtmayı; Filistin'de, Lübnan'da, Irak'da, İsrail'de... çocuk bedenlerinde çoktaaannn vurdular.... vurmaya da devam edecekler!!! |
||
|
||
| serdar bey'oğlum, azrail'in kılıcından kurtulduktan sonra, daha bir açılmış, daha eğlenceli hale gelmiş. uçurtmayı vurmasınlar köpekler ısırmasınlar benim nazlı bebegimin kanadını kırmasınlar gerçekten kolaymış yav yazmak, ben de tuna kiremitçi tadında bir roman yazmaya çalışıyorum zaten bu aralar. az biraz nakite sıkıştım da ![]() şu "eli kalem tutan" taifesinin birbirine "bok atma" çabası, sanırım birilerini hidayete erdirecek. kimindi o gözelim dörtlük ve nasıldı? Tahir efendi bana kelp demiş İltifatı bu sözde zâhirdir. malikî mezhebim benim zira, İtikadımca kelp tahirdir kelp, köpek; tahir temiz anlamına geliyor, dörtlükteki ikili anlama dikkat çekmeye gerek yok sanırım
|
||
|
||
| şimdi; kelp=köpek kötüyü, temiz tahir de iyiyi mi temsil ediyor yani sayın kiya? O vakit köpekler adına da ağlamak gerek. Köpekler neden kötü olsun ki? iyi de konuyla ne alakası var diyeceksiniz; çocuklar uçurtmaları da, köpekleri de çok severler ve hiç de çirkin değiller: çocuklar, uçurtmalar, köpekler! üçü birarada size kötü bir şey hissettirdi mi? |
||
|
||
| yok, iyi oldum ben, çocukken köpeğim de, uçurtmam da vardı çok şükür. efenim, tahir efendi, nef'i'ye kelp demiş, nef'i de, iltifat algılamış bu sözü. zaten "inancıma göre köpek temiz bir yaratıktır" diyor, daha nesini tartışacağız. haa, pek sevgili tahir, yok bana göre temiz bir yaratık değildir diyorsan da gene aynı, "itikatımca kelp tahir'dir."
|
||
|
||
| cok severdim ben yilmaz erdogani......taaa ki bir gün bakirköyde bir kafeye,iki süslü sarisin sosyetik tussy gelipte cantasindan onun kitabini cikarana kadar...vay be dedim bu muydu yani halkin adami...cok zoruma gitmisti... eee yilmazcim.....senide böylece tarihe gömdüm....ama sevimli adamsin ne diyim kizamiyorum.... |
||
|
||
| kelpin tahirliği üstüne.. daha öncede bu forumda İmam Malik in Muvatta isimli eserini oluştururken hadisleri nasıl bir titizlikle seçtiğinden ve bizzat Kuran'ın denetiminden geçmedikçe kabul etmediğini, elemeye tabi tuttuğunu bir çok defalar yazdım.. bu meselede İmam Malik, "Sizden birinizin kabını köpek yalarsa onu yedi defa yıkasın" şeklinde nakledilen bir hadis için yine asıl olana yani Kuran'a başvuruyor ve.. Sana soruyorlar, onlar için helal kılınan ne? Şöyle söyle: "Sizin için bütün temiz nimetler helal kılınmıştır. Eğittiğiniz avcı kuşların tuttukları ile eğittiğiniz av köpeklerinin tuttukları da size helal kılındı. Siz bu hayvanlara, Allah'ın size öğrettiklerinden öğretiyorsunuz. O halde onların sizin için tuttuklarından da yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının! Allah gerçekten hesabı çok çabuk görür." Maide;4 ..ayeti gereğince bu hadisi reddederek, köpeğin temiz olduğuna hükmediyor.. çünkü av köpeğinin ağzıyla tutup getirdiğini yemekte herhangi bir beis yoksa, sözkonusu hadisin geçerliliği hayli tartışmalı bir hale gelmektedir.. keza Ashabı Kehfin "kıtmir"inden de bahsedilebilir bu noktada.. evvettttt.. dark' ın fıkıh dersi burada sona ermiştir.. .. gökten nazire indi siham-ı kazasına nefi diliyle uğradı hakkın belasına Yılmaz Erdoğan a hatırlatmak lazım bunu ![]() |
||
|
||
| Pornocu, magazinsel asimilasyon alet edevatı ve A.B.nin toplumsal vurdum-duymazlık maşalarından pek sayın koyun meşrepli vatandaşlarımı ekrana bağlayan Gülben Ergen , Pek Sayın kolpa-samimiyet timsali soldan geldim buralara dokunmayın magazinsel kişiliğime; halkın malı yurdun malı herkes bunu yutmalı; insanı Yılmaz Erdoğan kırosunun biraderiyle saçma-salak yaşamlarınızı birleştirme kararınız beni ziyadesiyle gururlandırdı. Tencere tenecere olalı böyle kapak görmemişti. Böyle haysiyetli "halkın eğitilmemiş duygularını sömürme müessesine" gelin olmanızdan dolayı şükran duyuyor. Kıro-Entel süper halk -adamı nın Şeyh Sait' in torunuyla olan birlikteliğinide sıfırforum kanalıyla kutluyoruz. | ||
|
||
| İnsani kabul-ret kavramını açıklarken herkesin insani dokunaçları sendeletme uğraşı en büyük hastalık! İnsan soyu itibarı ile bir türdeşini tahakkümü altına alırken aslında kendi çekincesini açığa çıkartıyor. Bu yüzden tüm sendromun kaynağı algılayanın biçiminden kaynaklanıyor.... Daha düzgün tanım, daha yeni bir hikaye anlatın... Ve hikaye tekrarını sunduğunda ondan da uzaklaşın! Sözlerin, duyguların arkasında çentik aramayın, ey insan erdeminin bahşedilmiş parmaklık soyları! Hepiniz bir curcunasız, dahası polemik yaratanların törpüleri olmak ne haddinize!.. İnsanca duyguların sersefil mahkumu (!) Yılmaz Erdoğan da kim? Ya "kabalığı yüzünden sarkan "Serdar Turgut! Ya "ahanda.." diyebilen copy paste darkmoon! Ya hızlı bir teşhir sağlayıp "kıro" pozunu yapıştıran Muygun! Boşuna uğraş! Vurdum ama duymaz! Asil olan duyumu az olan hilkat soyları! İnsan ırkına nasip değil! |
||
|
||
| Şüphesiz çekincelerimiz nedeniyle yazıyoruz. |
||
|
||
Ya "ahanda.." diyebilen copy paste darkmoon! ahanda.. biri benden söz etmiş.. ahanda diyebilen biri ha.. allah muhafaza, korkulur böylelerinden.. hem daha kimbilir neler söyler böyleleri.. yetmezse copy paste bilem yapar.. çok tehlikelidir çoookkkk.. seni gidi insanlıktan nasipsiz vurdum-duymaz darkmoon seni..
|
||
|
||
| Az muzip değilsiniz sevgili darkmoon! Neyse ki müdafaa cemiyeti diye bir şey yok! ahanda... itham teşkili denilebilir mi acep! Çekicelerimiz nedeniyle evet Muygun! Çekincelerimiz ve kusurlarımız nedeniyle biri hakkında ithamda bulunup onu toplum maskarası yapmak için özel bir ilgi sarfediyoruz... Değil mi? Bir duygunun geçit kapısını ancak duyguyu yayan belirleyebilir! |
||
|
||
| Gülben ergen hülya avşar ve türdaşları toplumumuzun ahlak yapısına her türlü pornografik saldırıyı yaparken ve zavallı eğitimsiz vatandaşlarımın beynini yıkarken utanmadan "açık mektup" yazmasına kimse mani olmuyorda ben sıfır-forum kanalından eleştiride bulununca mı kaka oldu? Açık mektup laneh-tin yılmaz erdoğan la ne tip bir ilişkin var? Alıntı Çekicelerimiz nedeniyle evet Muygun! Çekincelerimiz ve kusurlarımız nedeniyle biri hakkında ithamda bulunup onu toplum maskarası yapmak için özel bir ilgi sarfediyoruz... Evet tam da bunu yapmak için emek sarfediyoruz. |
||
|
||
| Açık mektup mu? Yılmaz Er-doğan'ın çeçil yari olsam da ne farkeder? Ben müdafaa için engebeyi aşmıyorum! Her insan kendi müdafaasını yapar.. Zavallı eğtimsiz vatandaşlar derken, kendi kısmi yanını içine ilavelemiyor... Zavallı hem! Hem eğitimsiz! Açık bir tahakküm! Dışardan anlaşıyorsunuz onlarla! İçerde değilsiniz! Porno-grafik! Pornonun bedensel estetiği ve hazzı, bedensel üslüpla grafiğe döken şey mi bu ? ![]() Porno çirkin bir şey mi? Emeklilik zamanlarınız aklınıza gelmiyor! Toplumsal yapının topluca günah üsulu! Şer düşünce! Doğrusallarına eğri! Bedensel her türlü iletişim çirkin değil mi? Bedensel düşün anlağınızı terketmiş... Kötü olan, çirkin olan teşhirdir. Çekincelerimiz ve kusurlarımız nedeniyle biri hakkında ithamda bulunup onu toplum maskarası yapmak için özel bir ilgi sarfediyoruz... |
||