|
||
![]() Orta Doğu’nun yeni efsanesi Ahmet Fazıl Haleyle, bilinen adıyla Ebu Musab El Zarkavi’nin öldürüldüğü ilk kez duyurulduğunda, çoğu uzman habere temkinli yaklaştı. Çünkü, bu haberin benzerleri daha önce birkaç kez duyurulmuş, ancak gerçek olmadıkları ortaya çıkmıştı. Fakat, bu sefer Irak Başbakanı Nuri El Maliki ve ABD’nin Irak Büyükelçisi Zalmay Halilzad, kameraların önüne geçti ve sakin bir biçimde dünyanın en çok aranan kişilerinden birisi olan Zarkavi’nin ölü olarak ele geçirildiğini duyurdu. Açıklamalara göre, Zarkavi, 7 Haziran 2006 günü akşamüstü sularında yapılan bir operasyonla öldürülmüş; ancak haberin açıklanması için kimlik tespitinin kesinleşmesi beklenmişti. Bu sade açıklamanın ardından, Irak’taki Amerikan güçlerinin sözcüsü General Coldwell, ayrıntılı bir sunum ile Zarkavi operasyonunu anlattı. Tıpkı, Saddam Hüseyin’in oğulları Uday ve Kusay’ın öldürülmesinden sonra yapıldığı gibi Zarkavi’nin öldüğünü gösteren fotoğrafı yayınladı ve gösteri sona erdi. Afganistan’daki üssün kaybedilmesiyle sürgün hayatı yaşayan radikal İslamcı-cihatçı hareket, Bin Ladin’in öldüğü dedikoduları arasında kendine yeni bir efsane yaratmıştır. Her ne kadar ideolojik, stratejik ve taktiksel açıdan önemli farkları bulunsa da, El Kaide liderliği için Ebu Musab El Zarkavi, cihadın devamlılığı açısından önemli bir araç olmuştur. Güvenlik kaygısıyla sürekli yer değiştiren ve örgütsel yapısı da dönüşüm geçiren El Kaide liderliği için, Zarkavi savaş alanındaki komutan ve sembol olmuştur. Cihadın devamlılığı, Amerikan işgaline karşı koyuş ve örgütün yaşayabilirliğinin bir göstergesi olarak Zarkavi övülmüş, radikal İslamcı hareketler ve Orta Doğu’nun olan bitenden nefret eden ama sessizliğini koruyan sıradan insanları arasında yeni bir efsane olarak görülmüştür. Gücünün sınırları bile belli olmayan ve ABD’nin başdüşman ilan ettiği Zarkavi, sadece Orta Doğu’dan değil aynı zamanda Batı’daki İslamcılardan da lojistik ve manevi desteğin gelmesine büyük katkıda bulunmuştur. Bu sayede çok sayıda gencin Irak’ta direnişe ve işgal karşıtı mücadeleye katılmak için Irak’a geldiği bilinmektedir. Bir anlamda Zarkavi’yi bu kadar “popüler” yapan etken karşılıklı propaganda çabasının ürünüdür. Fakat, elbette Zarkavi ve örgütünün Irak’taki eylemlerinin etkisi de yabana atılmayacak kadar önemlidir. Zarkavi’yi ön plana çıkaran bu ikinci boyut olan gücü ve etkinliği arasındaki ters ilişki, Irak’ın özel durumundan ve Zarkavi’nin amaçlarından kaynaklanmaktadır. Yapılan çalışmalar, intihar saldırılarının önemli bir kısmının Zarkavi’ye bağlı gruplar tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir. Bu noktada küçük bir parantez açarak şunu söylemeliyiz: İki Nehir Arasında Cihat Örgütü, tek bir yapı değildir. Zarkavi kendi örgütünün yanı sıra, kendisiyle ilişki kuran ve aynı amaçlar doğrultusunda birleşmiş birçok küçük grubu da barındırmaktadır. Bu grupların çoğu, başlangıçta başka adlar altında farklı yerlerde faaliyet gösterirken, zamanla Zarkavi çatısı altında birleşmişlerdir. Zarkavi’yi önemli kılan diğer bir nokta, Irak’ın özel durumudur. Savaştan sonra Irak’ın içine düştüğü parçalanmış siyasal yapı, güvenliğin olmayışı ve devletin her türlü işlevini yitirmesi Zarkavi’nin örgütlenmesini kolaylaştırmıştır. Özellikle işgalin ilk iki yılında (2003-2004) tamamen devre dışı bırakılmış Sünni gruplar içinde örgütlenme olanağı bulmuş ve bir ittifak ilişkisi doğmuştur. Zamanla bu ilişkinin bozulmasına rağmen (ileride ele alınacak), bu dönem Zarkavi’nin örgütlenmesinin ilk aşamasını tamamlaması ve Irak’ta adını duyurması için yeterli olmuştur. Zarkavi’nin işini kolaylaştıran diğer bir faktör ise onun kendi gündemi olmuştur. El Kaide’nin beyni sayılan Ayman el Zavahiri’den farklı olarak Zarkavi’nin gündemi, Irak’ta olabildiğince kaos yaratmak, bölgede Sünni radikallerin desteğini alarak ABD’yi bu ülkeden çıkarmak ve bunun sonucunda ortaya çıkabilecek ortam ile Ürdün monarşisini devirmektir. Bu nedenle, iç savaş çıkartmak için elinden geleni yapmıştır. Şiilere yönelik eylemleri başlatarak ve tamamen sivil alana çekerek, Şiiler içindeki tepkiyi körüklemiş ve böylece iç savaşın önünü açmıştır. Bununla, olası bir iç savaş sonucunda ortaya çıkabilecek Sünni bölgesi yoluyla Ürdün üzerinde baskı kurmayı amaçlamıştır. Bu amaca ulaşmak için elindeki örgüt ve malzeme yeterlidir. Çünkü göreli olarak kolay ama etkili hedefler seçebilmiş, böylece gücünün çok ötesinde bir şiddet dalgası yaratabilmiştir. Diğer yandan da ABD birliklerine ve bölge ülkelerine yönelik eylemlerde önemli roller oynayarak radikal İslamcı hareketler içinde taraftar toplayabilmiştir. http://www.avsam.org/tr/yazigoster.asp?ID=1026&kat1=30&kat2=# |
||
|
||
| Sonuç olarak; Zarkavi’nin ölümü, hem Irak hem de El Kaide açısından önemi küçümsenemeyecek bir olaydır. Irak’ın sorunlarına kolay ve net bir çözüm getirmesi beklenmemelidir. Ancak, bu olay Irak’ta istikrar sağlanması için bir açılım getirebilir. bence amerikanci medya tarafindan eklenmis son bir söz ..........hangi istikrar,hangi cözüm....? (komplo teorisi gibi ama olsun.....) |
||