SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Siyasi Portreler

Konu: Henry David Thoreau

Sayfa: [ 1 ]

11.07.2006 04:24:31
HENRY DAVID THOREAU..büyük doğa filozofu.

Ben bu sayfaları yazdığım zaman Walden Gölünün kıyılarındaki bir korulukta kendi elimle inşa ettiğim bir kulübede,en yakın komşumdan bir buçuk kilometre uzakta,yalnız başıma,yaşamımı kendi emeğimin gücüyle sağlayarak yaşıyorum.orada iki yıl yaşadım,şimdi uygarlığa tekrar dönmüş durumdayım.

İşte belki de ABD’nin kuruluşundan bu yana basılan en ilginç kitabın ilk satırları böyle başlar.Kitabın adı Walden,yazarı Henry David Thoreau.

Milli kütüphanede sadece Civil Disobedience ( sivil itaatsizlik ) kitabının tercümesini gördüğüm Thoreau ,ülkemizde pek bilinen bir yazar değildir.Eserleri Japonca ve Sanskritçe dahil birçok dile çevrilen Thoreau’nun sayısız hayranları arasında Mahatma Gandi ve Tolstoy da vardır.Thoreau bugün batılı çevrecilerin baş tacı ettiği bir yazardır.norveçli bilim filozofu Arne Naess’ın başlattığı derin ekoloji(deep ecology) akımının temel taşlarından birini thoreau’nun yaşam felsefesi oluşturur.edebiyat çevrelerinde,Thoreau,İngilizceyi en güzel kullanan yazarlardan biri olarak kabul edilir.bugün eleştirmenlerin hakkında en çok kitap ve makale yazdıkları yazarlardan biri olan Thoreau’nun en ünlü kitabı Walden 150 defa basılmıştır.

Thoreau’nun yıldızının kendi ülkesinde bile ölümünden çok daha sonra parlaması,düşüncelerinin yaşadığı zamana göre çok ileri bir düzeyde olması ile açıklanabilirse de,ki bu durum başka dahiler için de geçerlidir,kanaatimizce asıl neden Thoreau’nun belirli hiçbir kalıba oturtulabilecek bir düşünür olmamasıdır.Anarşistler onu kendilerinden biri sayarlar,ama pasif direnmeyi bir ilke haline getiren Thoreau,bazı anarşistlerin başvurduğu kaba kuvvete karşı çıkmıştır.yazılarının bazı bölümleri sanki genç bir Karl Marx2ın kaleminden çıkmış gibidir,ama Thoreau için önemli olan bireydir ve asıl kurtuluş bireyin kendi kendini ıslah etmesi ile elde edilir.doğayla baş başa olduğu zaman tam bir Panteist havasına bürünen ve incilden ‘ o eski kitap’ diye bahseden Thoreau,Hristiyan olduğunu hiçbir zaman reddetmemiştir.yazıları toplum reformunun nasıl gerçekleşeceği konusunda çeşitli öneriler ile doludur,ama reformculardan hiç hoşlanmaz ve hiçbir reform hareketine aktif olarak katılmaz.kısacası,thoreau’yu tümüyle kabul etmek imkansız olduğu gibi tümüyle reddetmek de imkansızdır.

1817 yılında boston'un hemen yakınıda kurulmuş olan concord kasabasında doğan Thoreau’nun babası,etliye sütlüye pek karışmayan,herkesle iyi geçinmeye çalışan,pasif bir dükkan sahibidir.annesi ise,otoriter,çocuklarını okumaya teşvik eden ve doğaya çok ilgi duyan bir kadındır.bugün bile güzelliğinden pek fazla bir şey kaybetmeyen concord,etrafı göl ve nehirlerle çevrili ufak bir kasabadır.Thoreau çocukluğunu balık tutarak,kanoyla dolaşarak geçirir.bir çocukluk arkadaşının ‘acaib bir çocuk,pek çalışkan biri değil.’demesinden  Thoreau’nun lisedeyken parlak bir öğrenci olmadığını anlıyoruz.buna rağmen 16 yaşında Harvard üniversitesine girmeyi başarır.O zamanlar Harvard öğrencileri siyah üniforma giymektedirler;Thoreau ise yeşil bir ceket giymeyi tercih eder.Yıllar sonra hamisi ve arkadaşı Emerson’ın,harvardın bütün bilim dallarında eğitim sağladığını söylemesi üzerine,Thoreau “Evet bütün dallar var,fakat kökleri yok.”yanıtını verir.dört yıl sonra aldığı diplomanın koyun derisi üzerine basıldığını fark eden Thoreau,”keşke her koyun kendi derisine sahip çıksa!”diyerek böyle bir diplomanın kendisi için ne kadar az değeri olduğunu belirtir.

Bütün bu olayların cereyan ettiği ve Thoreau ‘nun ‘bu vıcır vıcır kaynayan yüzyıl’ diye bahsettiği 19.yy aynı zamanda genç Amerikan ulusunun batıya doğru gün geçtikçe yayılıp Kızılderililerin yerlerinden yurtlarından edilmeye başlandığı ve sudan nedenlerle Meksikanın işgal edildiği zamanlara rastlar.bir yandan Thomas jefferson’ın büyük bir bölümünü hazırladığı anayasaya koyduğu ”Meclis,basın ve vicdan hürriyetini engelleyemez.”maddesinden faydalanan basın,tam bir özgürlük içinde görevini sürdürürken,diğer yandan güney eyaletlerinde kölelik hala devam etmektedir.o günkü düzene kalıcı bir alternatif arayan Thoreau’nun Emerson’la arkadaş olması ve transandentalist doktirinlerini kolayca kabullenmesi zor olmaz.üniversiteden mezun olduktan sonra concord’a dönen Thoreau,babasının dükkanında çalışmaya başlar.bir yıl sonra özel bir okul açar,fakat üç yıl sonra kapatmaya mecbur kalır.thoreau bütün yaşamı boyunca kendisine iyi bir gelir sağlayacak,sürekli bir iş tutmaktan kaçınır ve genellikle tamircilik,çiftçilik gibi el emeğine dayanan işler yapar.

Thoreau’nun kendisinden 14 yaş daha büyük olan Ralph Waldo Emerson’la tanışıp arkadaş olması ve transandentalist felsefeyi genel hatlarıyla benimsemesi,onun yaşamını etkileyen belki de en önemli olaydır.fakat onu grubtan ayıran en önemli husus gerçek ütopya’yı ancak bireyin kendisinin yaratacağına ve gerçek mutluluğun bireyin kendi kendisini ıslah etmesi ile sağlanabileceğine inanmasıdır.

Bütün yaşamı boyunca inançlarını harfi harfine uygulayan ve ana prensiplerinden hiç taviz vermeyen bu insan böyle bir ütopyanın nasıl mümkün olabileceğini kanıtlamak için Walden gölünün kenarında kendi eliyle bir kulübe inşa eder ve orada mümkün olduğu kadar kendi ihtiyaçlarını kendi karşılayarak tam iki yıl geçirir.Eline bir dürbün ve not defteri alarak her gün dört saat kadar süren gezilere çıkar.hayvanları,bitkileri inceler,komşu çiftçilerle havadan sudan konuşur.Sadece bir buçuk kilometre uzakta olan Concord kasabasına da uğramayı ihmal etmez.En ünlü yapıtı olan Walden,bu kulübede tuttuğu günlüklerden derlenmiştir.Bu kulübede yaşarken bir buçuk dolar tutan seçim vergisini o zamanki hükümetin tutumunu beğenmediği için ödemeyi reddetmesi onun hapse atılmasına neden olur.(kendisini hapisanede ziyarete gelen Emerson “Neden içerdesin?” diye sorduğunda Thoreau’nun “sen neden dışarıdasın”diye verdiği yanıt ,iki yakın arkadaşın toplum sorunlarına değişik yaklaşımlarını göstermesi bakımından hayli önemlidir.) Kendisine haber vermeden kız kardeşinin vergiyi ödemesi üzerine bir gün sonra serbest bırakılan Thoreau ,Walden’dan sonra en ünlü yapıtı Civil Disobedience ( sivil İtaatsizlik ) adlı makalesini kaleme alır.Thoreau bu makalesinde ,Meksika ya açılan savaştan ve kölelikten nasıl utanç duyduğunu uzun uzun anlatır ve zaten pek sempati duymadığı hükümete tamamen saygısını yitirdiğini söyler :”Bana ulaşamadıkları için vücudumu cezalandırmaya karar verdiler ; aynen,büyüklerine kızıp da bir şey yapamayan bir çocuğun hınçını köpeğinden alması gibi.Hükümetin nasıl yarı akıllı olduğunu gördüm ve dostundan düşmanını ayıramayan bu hükümete karşı bütün saygımı kaybettim.”

Walden 1849 yılında tamamlanmış fakat Thoreau’nun ilk kitabı A Week on the Concord and Merrimack Rivers’ın malii açıdan bir fiyasko olduğunu bilen kitabevleri bu yeni kitabı basmaya yanaşmamışlardır ( bin tane basılan bu kitap ,dört yılda yalnız 218 tane satabilmiş ve basımevinin arta kalanları geri yollaması üzerine Thoreau günlüğüne şu satırları yazmıştır:

“Kitaplığımda şimdi 900 kitap var,bunların 700 den fazlasını kendim yazdım. Walden’i bir türlü bastıramayan Thoreau ümidini hiçbir zaman yitirmemiş, ve 5 yıl boyunca kitabın üzerinde çalışmış , kısaltmalar,eklemeler yapmış ve zaten çağlayan bir ırmağı andıran üslubuna cila üzerine cila vurarak kitabı daha da güzelleştirmiştir.

Doğa tarihi eserleri arasında kendisine özgü bir yeri olan Walden , bir bakıma çok şaşırtıcı bir kitaptır.Daha ilk sayfalarında Thoreau bu kitabı kendisinin ,o kulübede nasıl yaşadığını ne yiyip içtiğini merak eden komşularını aydınlatmak için yazdığını söyler.Kulübeyi nasıl inşa ettiğini nereye ne kadar para harcadığını……….tahtaların 8 dolar 3,5 sente,iki varil kirecin 2 dolar 40 sente …….mal olduğunu öğreniriz.İşte bu ayrıntılı bilgilere ne gerek olduğunu düşünen okuyucu aniden şöyle bir inciyle karşılaşır : “Ben koruluklara gittim…yaşamın yalnız zaruri ihtiyaçları ile karşı karşıya kalabilmek  için ; bu yaşamın bana öğretebileceği bir şeyin olup olmadığını anlamak için ; ki ölürken yaşamadığımın farkına varmayayım.”Ve hemen sonra : “Yaşamın bütün iliğini emmek istedim..”Thoreau ya göre herkes kendi ütopyasını kendi yaratabilir ve bunun gerçekleşmesi için de basit bir formül önerir:”Basitleştir,basitleştir. Günde üç öğün yemek yerine gerekirse bir tane ye,100 tabak yerine 5 tane kullan,diğer ihtiyaçlarını da aynı oranda azalt”…………..Thoreau insanlarla ilişkilerini hiçbir zaman koparmaz.Ayaküstü de olsa komşularını sık sık ziyaret edip o yılın mahsulünden,havadan sudan konuşmayı sever ve hemen hemen bütün ihtiyaçlarını kendi ekip biçtiği tarladan sağladığı halde Concord kasabasını sık sık ziyaret eder.Komşularını tarif ederken kullandığı dil ve ifadeler bir kısım eleştirmenler tarafından küçük görmek aşağılamak olarak değerlendirilmişse de bu metinleri biraz dikkatli incelediğimiz zaman Thoreau nun bu insanlara sadece acıdığını görürüz.Onlar “yaşamın en güzel meyvelerini”koparamazlar,çünki cahildirler,anadan babadan öyle görmüşlerdir.O zaman Thoreau nun görevi “kümesin üstünde öten bir horoz gibi”komşularını uyandırmaktır.

Thoreau’nun Walden’da geliştirdiği yaşam felsefesi dört ana noktadan oluşur:

1 ) İnsanlar doğuştan hür yaratılmışlardır,fakat kısa zamanda hükümetleri onları esir eder.Fakat asıl esaret insanların maddiyata çok önem vererek kendi kendilerini esir etmesidir.”ben derim ki bu ülkede şiire,felsefeye,yaşantının tümüne en zıt düşen hatta cinayetten daha zararlı olan bu para hırsıdır.”

2 )Gerçek özgürlük bir insanın kendi ihtiyaçlarını mümkün olduğu kadar kendisinin karşılaması ile elde edilir.

3 )sıhhat ve mutluluk ,en iyi şekilde , yaşamı basitleştirerek doğaya yakın ve uyumlu ilişkiler kurarak gerçekleşebilir.

4 )Gerçek, her şeyden,aşk,para ve şöhretten çok daha önemlidir.Ama önümüze konulan gerçekler ne kadar ünlü otoritelerden gelirse gelsin,ispatsız kabul edilemez.

Thoreau’nun her alanda olduğu gibi doğaya bakış açısı da diğer romantiklerden oldukça farklıdır.Rousseau’ya doğayı cazip kılan medeniyetin iflas etmesidir.Thoreau için doğa bir alternatif değil yaşamın ta kendisidir.Onun için , yolun üstünde güneşlenen yılan ,kulübesini ziyarete gelen örümcek ve Walden gölünün çevresini saran yabani çiçekler , bunların hepsi , var oldukları için , güzel oldukları için değerlidir.Rousseau’yu kalbi bir tarafa beyni öbür tarafa çeker ve Rousseau bu iki uç arasında bocalayıp durur,Thoreau’da ise mantık ile sezgi tam bir uyum içindedir.

Linnaeus , Darwin ve Humbolt , kelimenin tam anlamıyla profesyonel , Rousseau ise amatör bir doğa tarihçisiydi.Thoreau ise bu iki kategorinin tam ortasına düşer.Kendi kendine botanik ve taksonomi öğrenen Thoreau kısa zamanda yörede yaşayan balık türlerini tek tek inceleyip sınıflandırmıştır.Çevresindeki bütün canlılara büyük bir ilgi duyan Thoreau’nun kalbinde kuşların özel bir yeri vardır.Daha 13 yaşındayken ağabeyi ve kız kardeşiyle birlikte kuş gözlemciliğine başlamış ve kısa zamanda topladığı kuş yumurtaları ve yuvaları ile oldukça geniş bir koleksiyona sahip olmuştur.Bu gözlemlerin bir kısmına Walden ‘da rastlarız ;fakat bize kalırsa gerçek Thoreau ‘yu ,bir kısmını Dial dergisinde bastırdığı Yürümek , Yaban Elmaları , ;Orman Ağaçlarının Süreli Değişimi , Sonbahar Renkleri,Böğürtlenler ve Bir Kış Gezisi adlı makalelerde buluruz.Edebiyat ile bilimin doruk noktalarında birleştiği bu yazılarda ,daha az öfkeli,daha uyumlu bir Thoreau çıkar karşımıza.bu makalelerin bugün bile zevkle okunmalarının anahtarını yine Thoreau’nun kendisi verir.Ona göre gerçek bir bilim adamı yalnız bilimsel kurgulara dayanan gözlemler yapmakla yetinmeyip doğayı herkesden daha fazla “koklayan,tadan,duyan,hisseden…bir kızılderilinin irfanına sahip” biri olmalıdır.her gün dört saat kadar koruluklarda yürüyen Thoreau,bireyciliğini çok uzaklarda çalan bir davulcunun sesini duyup arkasından gitmeye benzetir.İnsanların çoğunun yaşamlarını “sessiz bir çaresizlik içinde” geçirdiğini vurgulayan Thoreau,bu insanların kendilerini mutlu edecek , yanı başlarındaki yabandan haberi olmadığını söyler .Thoreau para hırsının nasıl gerçek değerleri alt üst ettiğini şu örnekle okuyucuya yansıtır.:”Eğer bir insan günün yarısını çok sevdiği koruluklarda dolaşarak geçirirse ,kendisinin bir serseri yerine konması tehlikesi ile karşı karşıyadır;ama aynı adam bütün gününü spekülasyon yaparak geçirir ve ağaçları köklerinden kazıyıp doğayı bir kele benzetirse ,o zaman çalışkan ve müteşebbis bir iş adamı olarak taktir edilir.”Kendini de bir yaban elması gibi ,evcilleşmiş hemcinslerini terk edip doğaya dönen biri olarak gören Thoreau,zamanın en ünlü bilginlerinden biri olan Prof.Agassiz için örnekler toplamış ve Agassiz2in büyük rakibi Prof.Asa Grey ile uzun süre bilgi alış-verişinde bulunmuştur.Linneaeus’un sınıflandırma tekniğini çok beğenen Thoreau,1830 yılında Boston Doğa Tarihi topluluğuna seçilecek kadar bilgili bir insandır.Özellikle ekolojide ‘süreli değişim’diye bilinen , terk edilmiş tarlaların nasıl tekrar kendiliğinden ağaçlanıp bir süre sonra orman haline geldiğini inceleyen çalışması bugün için bile geçerlidir.Thoreau milli park kavramını da ilk ortaya atan insandır.İşte Thoreau’nun ilk yazılarında biri olan Massachusetts’in  Doğa Tarihinden kısa bir bölüm :

“Ne zaman bir tilkinin,sanki dünyada hiçbir derdi yokmuş gibi,tam bir özgürlük içinde buz tutmuş bir gölün üstünden geçişini veya güneşli bir havada tepelerde koştuğunu görsem,güneşin ve dünyanın gerçek sahibinin o olduğunu düşünürüm.o güneşe gitmez,fakat sanki güneş onu izler gibidir ve ikisinin arasında gözle görülür bir sempati vardır…”

Ve biraz sonra gerekli bilgiler :

“ Bu raporda 75 cinsten 107 balık türü hakkında bilgi verilmiştir.Balıkçılar göllerde ve nehirlerde sadece bir düzine kadar balık türü olduğunu öğrenince şaşıracaklardır;ve bu balıkların nasıl yaşadıkları hakkında bir şey bilinmemektedir.İnsanlar balıkları adlarından ve yaşadıkları yerlerden dolayı sever.Ben onların kaç yüzgeci ve gövdelerinin  iki yanında kaç tane pul olduğunu bilirim…”

Ve günümüzün doğa edebiyatı antolojilerinin sık sık ödünç aldıkları Walking adlı makalesinde yabanın önemini anlatan satırlar :

  “Yabanda dünyanın kurtuluşu yatar.her ağaç,dallarını yabanı araması için uzatır…İnsanlar onun üzerinde düven sürer veya sefere çıkar.Ormanlardan ve vahşi doğadan insanlığı kucaklayan sular,ağaç kabukları,yabandan gelir…Ben ormana inanırım,dereye ve mısırın büyüdüğü geceye de…Yaşam,yabandan ibarettir.en canlı olan en yaban olandır…Ümit ve gelecek benim için çimenlerde ve ekilmiş tarlalarda,kasaba ve kentlerde değil,geçit vermeyen bataklıklardadır.”

Zamanın ünlü eleştirmeni James Russell Lowell,bir makalesinde Thoreau’yu Emerson’un  etrafındaki “delilerden biri” olarak tanımlamış ve İngiliz yazarı Robert Luis Stevenson,onu bir “skulker” (korkudan yan çizen,gizlenen biri)olarak eleştirmiştir.Stevenson’ın sonradan fikrini değiştirmesi sarkacın yavaş yavaş öbür yöne dönmesini sağlamış ve Thoreau hak ettiği üne ancak ölümünden 50 yıl sonra kavuşmaya başlamıştır.

Thoreau’nun bugün bu kadar popüler olmasını hangi nedenlere bağlayabiliriz?Bize kalırsa bunların başında Thoreau ‘nun içten gelen samimiyeti ve başkalarına önerdiği koşulları kendisinin aynen tatbik etmesi gelir.Kendi cebindeki Marlboro’yu unutup hastasına sigarayı yasaklayan doktorları,insan haklarına ancak kendi ideolojisine dokunulduğu zaman sahip çıkan ‘demokrasi kahramanları’ , bir yandan doğacılık taslarken öbür yandan ava çıkan çevrecileri hepimiz tanırız.İçimizde hangimiz onun “Ben hayatımda yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım.”cümlesini kendimize mal edebiliriz? Bugün hoşlanmadığımız bir hükümete vergi vermemek geçerli bir koşul değildir,ama Thoreau’nun önerdiği , karşı çıktığımız icraat ne olursa olsun , hiçbir zaman kaba kuvvete başvurmamak ,demokratik koşullara daima saygı duymak,kendi ‘bireyciliğimizi’uygularken diğer bireylerin de hakkını unutmamak ,her toplum için her zaman geçerlidir.Bugünkü koşullarda doğayı kurtarmak için kendimizi bir kulübede inzivaya çekmemiz de pratik bir çözüm yolu değildir.Ama Thoreau ‘nun doğal kaynakların bir gün tükeneceğini daha kendisi dahil hiç kimsenin aklına getirmediği bir zamanda önerdiği “yaşamı basitleştir” formülünü uygulamazsak ,gelecek kuşaklara güzel bir doğa bırakacağımız şüphelidir.

Vereme yakalanan Thoreau öldüğünde 45 yaşında idi.Thoreau, ölüm döşeğinde yatarken bile tuttuğu rotayı hiç değiştirmemiş ve bizde “Tövbe ettin mi?” karşılığına gelen “Tanrıyla barıştın mı?” diye soran bir arkadaşına “Kavgalı olduğumuzun farkında değildim” yanıtını vermiştir.Son nefesini verirken bile aklı hala yabandadır.Etrafını saranların Thoreau’dan duydukları son cümleden anlayabildikleri sadece şu iki kelime olmuştur : “Geyikler….Kızılderililer.”
 

"Sulak bir gezegenden öyküler", SARGUN A. TONT

alıntı www.blogcu.com/VIKINGER/34912
................................................. ........................

 Ben bu sayfaları yazdığım zaman Walden Gölünün kıyılarındaki bir korulukta kendi elimle inşa ettiğim bir kulübede,en yakın komşumdan bir buçuk kilometre uzakta,yalnız başıma,yaşamımı kendi emeğimin gücüyle sağlayarak yaşıyorum.orada iki yıl yaşadım,şimdi uygarlığa tekrar dönmüş durumdayım.

Ormana gittim
Çünkü bilinçli yaşamak istiyorum.
Hayatı ve yaşamın özünü tatmak istiyorum.
Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak istiyorum.
Ve... Ölüm çaldığında kapımı
Fark etmemek için hiç yaşamamış olduğumu.
Ormana gittim yaşamak için
Şu anı özümsemek, bugünü yakalamak için...
Şimdi ve burada: CARPE DİEM.

Sapiens 08.08.2006 22:10:15
       Haksız devlete karşı  kitabını okumuştum ilkin sonra  şehir yayınları aynı kitabı sivil itatsilik olarak bastı daha sonra vadi yayınalrı ve sanırım ayrıntıdan da sivil ittatsizlik adlı bir kitap çıkmıştı bir derlemeydi ve mu kitabı oluşturan makale yi ieçrmekteydi


İsmet özelin waldo sen neden burada değillsin adlı kitabının  isim babasıdır

  Henry li olanın henry side odur


  Dükkanım varken bir alman kitap kataloğundan renkli fotokopi yardımıyla büyyütüğüm bir fotoğrafını duvarımın en nadide köşelerinden birine asmıştım (o duvarda 34 adet Winona ryder Fotoğrafı 2 adet karakalem winona ryder çizimi ,Rorry gallagheri,n 70 li yıllardan kalma bir posteri bir AC DC konser fotoğrafı KALEM  süresi 10-14. ayetlerin meali,X ray spex in Germyfree adoloscent adlı şarkısnın sözleri,CAT the austrillian la alaklı 3 kolaj,bir ödenmemiş elektirk faturası asılıydı [karşı duvardamı ne siz sorun ne ben söyliyeyim])



Thorau  Gandhinin fikir babasıydı  martin luther king                huzur için de yatsınlar

denge 08.08.2006 22:38:52
İsmet Özel'in "Waldo Sen Neden Burada Değilsin?" adlı kitabını ben de okumuştum yıllar önce.  Etkilendiğim kitaplardan biridir. Ve kitaba ismini veren o soru  hayatımdaki kilit sorulardan birisidir... Yanlış bir şey görüyorsam etrafımda hemen Thoreau'nun bu saygın duruşu aklıma gelir. İçerde olmak mıdır problem yoksa dışarda olmakta mıdır duyarsızca?


Sapiens 08.08.2006 22:50:34
bu arada sonradan farkettim üsttelki ayzıdada thorau gandhi ilişkisinden abshediyormuş (uzun yazıları okumadığımı daha öncede söylemişmiydim )

denge 08.08.2006 23:03:11
Ve bu sivil itaatsizlik kavramından sonra, tarih sahnesine pasif direniş ile beraber Gandi çıkıyor. Gandhi Thoreu'nun Sivil İtaatsizlik makalesiyle Oxford Üniversitesi'ndeyken tanışmış. Gandhi'nin ilk sivil itaatsizlik örneği Güney Afrika'da avukatlık yaptığı zamanlarda olmuş. Ben okuduğumda bayılmıştım uygulamaya. Güney Afrika hükümeti, Asyalı göçmenlerin sınırdan izinsiz girmesini yasaklayan ve bunu hapisle cezalandıran bir kanunu uygulamaya başlamış. Gandhi, binlerce taraftarını sınırı kasten ve büyük kitleler halinde geçmek için teşvik etmiş ve sayı çokluğundan dolayı insanları hapsedecek hapishane bulamaz hale gelmiş. Çaresiz kalan hükümet sonunda pes ederek, sınır ihlalini hapisle cezalandırma kanununu iptal etmek zorunda kalmış. Ne güzel di mi?


Sayfa: [ 1 ]