|
||
| Önce ilkine bakarsın, sonra sonuna! Biraz sağdan alırsın, biraz soldan! İştirak çoğalınca çoğunluktan yürürsün nafile! Tersinden kesmeye başlarsın bir çıt yok! Kumpanyadan nasihat dilenince, erbab yoksunluğundan düşersin, irtifan olmaz! Dediğin dedik ahkam nazariyetinde yürürsün, "başa bela sarınımı"na kavuşursun! Artık doygunsun, kimse söz dilenince ona bakan ufkun tereddsüz başka yöne dalar. Ufka ihtiyacın olmaz. Gereken kendini kasıtlar durur. Hiçbirşey seni, bir akan nehirde akıtmaz. Sen br kaya gibi, tüm anlamı sırtlanmış durursun. Bu işte dolanımın döndüğü andır. Burada küçükinsanın, büyükinsanın, insan zımbırtısının, sonsuz saçma nedenlrle kendini varladığı zımbırtının tüm anlamları yutulmuştur. Bir boşluksun, kendini boşluğa tanımlandırısın. Hala anlam peşinde bir hüdavendigar edası sarınmıştır. Kendini tanımlamaya başlayan kendini sarınmıştır. Bu eksiklik var olan bir eksiklik olduğundan çerçeveli ve tamamlanışı vardır. Birisin! bunu kayaya göre tanımlarsın! Sonra kayaya göre tanımlayacağın, sadece bir kaya mevcut olur, kendini yakarsın! Sonra kaya bir eğim olur. Eğime doğrulanınca, doğruda eğimi yakalayan açı olursun. Açı! İki şeyin varlığını gerektirir, ama senin değil! Sonra... Efendim! Önüne baktığın zaman, arkanı görmek istersin: umurunda değildir arkandaki ön: Tek meselin bile yoktur! Bahsetsen de olur biter! İştirak et! Yayıl! Bu bir dalgalanma ihtiyacı! |
||
|
||
| "Bu bir dalgalanma ihtiyacı!" çok güzel bir ifade. |
||
|
||
| Dizlerini çifte aralık kapıdan içeri atan benim! Oysa kapanan çifte kapılar; üstüne üstlük, bütün bütün dağıtanlar... Bilmelisiniz şunu! Varlığın yetişkin yurdunda soğuk aldım. Dizlerim kıvrılıp bükülemez oldu, tesadüfler yurdu denildiğinde yoktum. Batan her nesne gibi en çok bakir bir hayatı mı özledim? Ikış tıkış her beynin üstünde yalnız mıydım? Korkunç bir saflık ve şeylerin iradesi asılı iken her tırmanışımda, rastlantı ne kadar beceriksizdi? Yarımlanmış şeylerden ve lekeli göklerden ne kadar ötelenmiştim? Sadece iki şey geçit verdi. Hiç ve... En kötüsü 've' oldu, çifte aralık kapıda araf'ın içinde!.. |
||
|
||
| Sonra kayaya göre tanımlayacağın, sadece bir kaya mevcut olur, kendini yakarsın! kendini yakarsın..evet! hava bosluğuna düştüğün,her anlam ritüeli,kısa süreli bir ayin doygunluğunu bitirince,kendini tanımlayacağı şey'i (ki o kaya değil,yerinde olması düşün'e alınan o 'hersey', külden önceki halini istemez.ki o anlam, esneme/esneyebilme yüzsüzlüğünü gösterip,sonra başka acil hava boşluğu dilenmesine baslar.. bu son değildir.. bu güzergah bütün durak'larda duran yalnız tam olarak 'nerde ineceğim' sorusunun yanıtsız halidir.. bütün durma'lar durmak için değildir... |
||
|
||
| Ey, kuşkudan arınmamış bakir alınyazı! Durma duvarı hangi edinimli kapı ile seni kendi donmuş nefesine itti? Kendi ülkeni keşfederken hangi denizcilerin çarpıtılmış temelleri üstünden geçtin bu asık yüzle? Ey (BU) amanının okunun inceliği! Kaçıyor musun benden, serin nefesler ve öğütlenmiş sözler çıkmadığı için ağzımdan! Bu bir dalgalanma, yayılma ihtiyacı! Dibe vuran, tepeye de aynı oranda! |
||
|
||
| DOYGUN DALGALI YOLCULUK; Anne; karnındaki Cenin ile yola çıkar. Aslında yolculukların en ilginç bir o kadar da benzersiz olanıdır. Anne; bedeninde varolan herşeyle besler bebeğini. aralarındaki olağanüstü bağ bu paylaşımın sağlayıcısıdır. Bir bedende başka bir beden!!!! Giderek gelişen, güçlenen ve hiçbirşeyle ölçülemeyen, sevgiyle örülü bu yolculuk, akıllara durgunluk verecek derecede tanımsızdır.... Bu yol öyle güllük-gülüstanlık değildir her zaman, Ama koşulsuzdur! Anne her zaman "HANCI" dır bu yolda. "YOLCUSU" ne durumda, hangi koşullarda olursa olsun " HANCI" nın kapıları sonuna dek açık, olanakları sınırsızdır. "YOLCU" nun bundan sonra nereye varacağı, başlangıcındaki bedende nasıl yol aldığına da bağlıdır. Bir o kadar da başlangıçta, sonucu belirleyen her ne olmuşsa "HANCI" nın sorumluluğundadır. Bu yolun gönüllüsü, karar vereni "HANCI"dır ve her durumda payına düşen ağırlığı taşımalıdır. "HANCI" nereye giderse gitsin "yerleşiktir", bekler, "YOLCU" NEREDE DURMAK İSTERSE Kİ BU YOLCULUKTA SONSUZ DURAKLARI OLACAKTIR, "HANCI" nın bekliyor olması değişmez bir durumdur. "YOLCU" en olmadık zamanlarda "HANCI"nın kapısını çalar, her çaldığında "HANCI" adeta kervansaraylar kondurur bulutlara, o kapı ardına dek açılır. Bunu bilir, bildiğindendir ki, gittiği her yönden hep aynı yere geri gelir... Bu yol "HANCI"nın ve "YOLCU" nun yüklerinden kurtularak sadeleştikleri yerde daha yürünesi olacaktır. Değil mi ki; "YOLCU" için "HANCI" devam etmesini sağlayacak, herşeyden vazgeçebilen TEK yol arkadaşıdır... |
||
|
||
| Temiz kellerinin ödülü gereği, yağmurlu bir cenk marşı eşliğinde yeni bir güzergah tanımladığı... doygun görünüm! Ter boncukları yağmurun koyu biçiminde diri kalmaz. Kalan veya savrulan hala içtenlikle hesaplanan şeyler... Ölüm kapı dirseğini aşağı doğrultuyor, aşağı... Çetin bir güvenç ve dirsek! Ama limitler kükreyen ejderha gibi tahtında korku salgınına devam ediyor.... Limitler, Anlam kıl-ıyor! Ol! Bu bir dalgalanma, yayılma ihtiyacı! Dibe vuran, tepeye de aynı oranda! |
||
|
||
| Dalgalanma kilidini ince zevklerin bolluğuna ve çürümüş sanı çalımınına kayıtsız bir temkinlikle bırakmış! |
||