|
||
| Sümerler, M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında Mezopotamya'da yaşamışlar ve Türklerin Atasi olarak kabul edilmektedirler. Genetikçi Cavalli-Sforza Kuveytlilerin genetiksel açıdan Sümerlerle ilişkili olabileceğini iddia etmiştir. Mezopotamya'nın yerli halklarından değildi, sümerologların okuduğu tabletlere göre halkın bir bölümünün Orta Asya'dan diğer bir bölümünün ise Doğu'dan Dilmun denilen bir ülkeden geldiği söyleniyor, Atatürk'ün Türk Tarih Tezi'ne göre de Sümerler M.Ö. 3500 yıllarında Orta Asya'dan göç ettiler. Tabletlerden okunduğu ve mitolojilerinden anlaşıldığı kadarıyla kesin olan, Sümerlerin o zaman Mezopotamya'da bulunan Sami kökenli halklardan olmadıkları ve kuzeyden dağlık yörelerden geldikleridir. Antropologlar; yaptıkları incelemelerde Önasya’da elde ettikleri buluntulardan, Sümer, Kut, Elam ve Hurri toplulukların Ural-Altay kavimlerinden özellikle atlı göçebe Türk unsurlar olabileceği kanaatine varmıştır. Eski Önasya Tarihi uzmanı Hemmel, Sümerler’i tamamiyle Türk kavmi olarak kabul etmektedir. Orta Asya’dan 4500-5000 yıllarında gelen Türkler’in Sümerler ’i oluşturduğunu ileri sürer. Sümerce’deki 350 kelimenin Türkçe olduğu savunur. Rus arkeolosijinin atası arkeolog Nikolsky şunları söyler: "Sümerlerin ana vatanı Aşkabad kentinin yakınındadır. Bu ülkenin kurganlarından arkeologlar taş, gümüş ve kilden yapılmış eşyaları bulmuşlardır ki bunlar, Mezopotamya'nın güneyindeki Sümer kurganlarındakilere çok benzerler. Bütün bunlar şu düşünceye getirir ki, Sümerler büyük bir ihtimalle bu günkü Türkmenistan'dan Mezopotamya'ya varmışlardır. Bu iki uygarlığın son analizi onların arasındaki birçok ortaklıkları göstermektedir. Sümerlerin baş Tanrıları olan En-Lil'in yerleştiği yer Mezopotamya'nın güneyindeki düzlükte değil, dağlarda olmuştur. Belki de Köpet Dağı'nın etekleri onların ana vatanı olmuştur" [1] [2]. Bilim Yerleştiklerinde çanak-çömlek yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı. Aşağı Mezopotamya'da Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında Uruk, Lagaş, Eridu, Ur, Kiş gibi kent devletleri kurdular. Gelişmiş bir yapı tekniği kullanıyorlardı. Yerleştikleri kesimlerde muazzam bir sulama sistemi kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem seli önleyip bataklıkları kuruttular hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler. Tekerleği de icad eden bu toplum tarlaları öküzlerin çektiği sabanlarla sürüyorlardı. 60 rakamına dayanan seksajismal sayı sistemini kullanan Sümerler'in "sos" dedikleri bu 60'lık birim bütün zaman ve mekan hesaplarında kullanılmaktaydı ve onları bir uyum içersinde birbirine bağlıyordu. [[Ay]ı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar. Gece ve gündüzü 12'şer saate böldüler. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular. Daireyi 360 dereceye böldüler. |
||
|
||
Yerleştiklerinde çanak-çömlek yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı. Aşağı Mezopotamya'da Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında Uruk, Lagaş, Eridu, Ur, Kiş gibi kent devletleri kurdular. Gelişmiş bir yapı tekniği kullanıyorlardı. Yerleştikleri kesimlerde muazzam bir sulama sistemi kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem seli önleyip bataklıkları kuruttular hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler. Tekerleği de icad eden bu toplum tarlaları öküzlerin çektiği sabanlarla sürüyorlardı. Sümerlerin türk oldugu söylenir gerçekten ama türkler göçebe bir toplum olarak gelişmiş bir yapı teknigine sahip degildiler yada yerleşik hayata bu kadar uyum saglayabilmişmiydiler ki acaba ??
|
||
|
||
| sümerler denince aklıma ünlü "gılgamış destanı" gelir. aslında bunun sadece bi söylence değil bizzat "büyük tufan" olayını aktaran, abartılı bi belge olduğunu düşünen bilimsel çevreler bilem mevcuttur. yani "nuh tufanı" denilen ve semavi dinlerde böyle adlandırılan bu hadise, zamanın kayıtlarına bu çeşit düşülmüş. ilginçtir bi okuyun derim ööle benim gibi kulaktan dolma bişilerle olmuyo. cidden eğilmek gerek ne de olsa mevzu bahis mezopotamya ise illa ki bilmek gerek. bunlar bi de site devletleri şeklinde yönetilegelmiş ilklerdendirler yanılmıyorsam. piramitlere benzeyen ama bence ihtişam olarak onların tozunu attıran "ziggurat" adını verdikleri hayli yüksek yapıları bulunur. ibrahim (veya abram,vs.) peygamber dönemi insanları diye de tanımlanırlar dini metinlerde. hatta bunların tanrıları "marduk" ile ilgili ilginç enstantaneler de anlatılmıştır. evet,marduk! canlar geliyor 2012'de? epey bişileri var ya kesin ön asya veya orta asya ile de bi bağları neden olmasın ki! hem türklerin (ve bazı kollarının) akınlarıyla babil'e kadar(o zamanları bi düşünün) ulaştığı dahi söylenmektedir. | ||
|
||
| Gılgamış destanını okudum ben, ama tabletler tahrip oldugundan bazı yerleri başka kaynaklar kullanarak yazmışlar, bana biraz basit gelmişti ama genede ilginç özellikle sonları.. | ||
|
||
| aklımı okuyan sız arkadaslarıma cok tesekkur ederımmm bu konu gılgamıs destanı yenı bır baslık altında okumanıza sunulmustur |
||
|
||
| Dil ve Yazı İlk yazıyı M.Ö. 2500 yıllarında Sümerler buldular. İlk yazıları şekiller üzerine kurulu yani her varlık ve olay için bir şekil kullandılar. Çivi yazısı işaretleri geçmişteki bir resim yazısına dayanır. Bir kavramı ifade eden işaretlere ideogram adı verilir. Toplum Yapısı Devlet kentlerden oluşmuştu ve her kent surlarla çevrili idi. Kent içinde yüksek bir tepeye yapılan tapınak bulunurdu ki bu sosyal yaşamın merkezini oluşturmaktaydı. Başlangıçta Anaerkil bir toplum yapısına sahiptiler. İşbölümünün derinleşmişti;1. sınıfı din adamları ve askerler 2. sınıfı halk 3. sınıfı ise kölelerin oluşturduğu bir sınıflama yapıldı. Sürekli savaşlar sonucunda köle edinilmesiyle sağlandı buda halktan her insan'ın kolayca köle edinebilmesini sağladı. M.Ö. 3000-2500 yıllarında yüksek ruhbanlardan oluşan egemen sınıfları dinsel yapıya sahip kent devletlerinin yöneticileri olarak ortaya çıktılar. Bu kral-rahipler dinsel ve siyasal işleri yürütürlerdi. Bir kentin baş rahip aynı zamanda o kentin başkanıydı. =dermen , hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı ve insan görünümündeydiler, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı.Tanrılar, insanlara ne istediklerini bildirmez. Ancak insanlar onlara, kendilerinden istenileni sorarak öğrenebilirdi. Sümer mitolojisinin en önemlilerinden biri Gılgamış Destanı'nda da adları geçen tanrılardan başlıcaları şunlardır: Anu: Gök tanrısı, önceleri baş tanrıyken sonra yerini hava tanrısı Enlil almıştır. Enlil: Hava tanrısı, tanrıların babası, tapınağı Ekur Nippur kentindeydi. Enki: Bilgelik tanrısı Nimmah (Ninhursag): Ulu hanım, ana-tanrıça Nanna (Sin): Ay tanrısı Utu (Şamaş): Güneş tanrısı, ay tanrısı Nanna'nın oğlu. İnanna (İştar): Aşk ve Bereket Tanrıçası İlk defa Akadlar tarafından içten çökertildi ve bundan sonra bir daha eski haline gelemedi; M.Ö. 2000'li yıllardan sonra uygarlıkları bağımsız kimlikleriyle yaşayamadı. Ardından gelen Akad ve Babil uygarlıkları çoğunlukla Sümerlerin izlerini taşıdılar. Kendilerine özgü dilleri ve çivi yazıları uzun süre yaşadı. Sümer inanışları ve mitolojisi de Fenike - Yunan - Roma bağlantısıyla günümüze dek ulaştı. Şu an Dünyamızda kullanılan İncil, Tevrat ve Kur'an da da Sümer inanış ve felsefesinin izlerine rastlandığını iddia edenler vardır |
||
|
||
| bu inanna ya da meşhur adıyla tanrıça iştar, ege'den hindistan'a kadar ne kaddar kaynak varsa hepsine adı geçen bi ablamızdır. ilginç bulmakla birliklte doğruluğuna inandığım bi konu da mısırlılar'ın ünlü isis'i ile iştar'ın muhtemelen aynı simgeyi, gücü, tanrıçayı sembolize ettikleridir. blavatsky ve bi sürü gizemlerle uğraşan amca ve teyzelerin kafasını her daim meşgul etmiş biridir isis. hatta isa'nın tekrar doğumuna (resurrection) tanıklık etmiş ve şimdilerde da vinci şifresinin temel konusu oluşturan "magdalalı meryem (maria magdelena)" meselesinin de bu isis-iştar kültünden kaynaklı anlatıldığı varsayılmaktadır. bu işlere de bulaşmayın derim naçizane deneyimlerime dayanarak yok ezoterizm, yok büyü, yok simya, yok okültizm derken sınırlara gelebilirsiniz. benden demesi... | ||
|
||
| TANRIÇA İŞTARRRRRR İştar, Akad mitolojisindeki bir tanrıça. Sümer mitolojisindeki İnanna'dan türemiştir; İştar'a İnanna'nın Akad mitolojisindeki hali denilebilir. Kökeni kuzeybatı Semitik tanrıça Astarte'ye dayanır. İştar'ın Astarte, Anunit ve Atarsamain olarak da anıldığı olmuştur. İnanna Utu/Shamash'ın ikiz kız kardeşi, Nanna/Sin'in kızıdır. Enlil'in dünyasında ilk doğan odur. Verilen ilk isimler Sümerceyken ikinciler Akadlar tarafından bu tanrılara verilen isimlerdir. Tanrıça İştar Venüs gezegenini temsil eder. İştar'ın batı dillerindeki kullanılan karşılığı, yıldız anlamında star (İngilizce), Stern (Almanca)'dır. Eski dönemlerde batıda, haftanın her bir günü, birine ayrılarak güneş, ay ve beş yıldıza (bazıları gezegen) tapılıyordu. Saturday olarak kullanımdaki ingilizce sözcük, Satürn gezegenine adanmıştı. |
||