SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Felsefe Sohbetleri

Konu: Devlet

Sayfa: [ 1 ]

torq 21.06.2006 22:22:19

Devlet

[torq] Yazdığım yazılardan da anlaşılacağı üzere,devlet kavramı tüm organizasyonlar gibi insanların gereksinimlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış, yine insanların değişen istemleri doğrultusunda şekil değiştirerek günümüze kadar gelmiştir.Platon döneminde ilk teorik şeklini alan devlet kavramı, her dönemde yöneten ve yönetilen çekişmesi ile toplumlardaki hak, özgürlük, adalet kavramlarını birlikte sorgulamıştır.Ancak asıl önemli konu, mülkiyetle başlayan insanın başkasından daha çok sahip olduğu malların korunması, aynı toplumda yaşayan insanların düzene bağlı bir şekilde bir arada tutulması olmuştur. Böylece düzenin nasıl sağlanacağı, sağlanan düzende erkin kim tarafından ve kimden alınan güçle kullanılacağı, toplumdaki sorunların hangi yöntemle çözüleceği gibi sorunları, yaşanılan dönemin din, ahlak, ekonomik zorunluluklar açısından değerlendirilerek çözümlenmeye çalışılmıştır
[denge] sonuçta en temel unsurlar belirli bir toprak parçası ve bağımsız insanların siyasi teşkilatından çıkan üstün kuvvetin adı. Aslında toplulukların gelişmesi ve büyümesiyle sürekli farklılık göstermiş Platon’un tanımı hoş: bir zorunluluk uzlaşma ve işbirliği kaçınılmaz. Bence de şu açıdan devlet şart; kişisel istekler sürekli tartışır ve bu çatışkı içinde gelişim olmaz mutlaka anlaşmazlıkların zayıf noktalarında üst otoriteye ihtiyaç var. Sonuçta ortaçağda farklı algılanmış, Marks farklı yorumlamış, İslam faklı yorumluyor, yani bunlar normal tabi ama ortak nokta şu herhalde merkezden yönetim ve yönetim sisteminde var olan hiyerarşi aslında ilkel topluluklarda belki de doğaya karşı birleşme gibi basit sebeplerle bir araya gelinmesiyle başlayan bu yolculuk. Yani bir ay için varolagelmiş bu yapı bugün maalesef bireyin haklarını elinden almakta ya da sınırlandırmakta diyelim daha masum haliyle devlet büyüdükçe insan küçülüyor yani insanın özgürlüğü daralıyor. Ben burada bi örnek vereyim, mesela iş hayatında gözlemlediğim bir şey, küçük şirketler değişimlere çok çabuk adapte olurlar, kıvraktırlar, hızla kendilerini yenileyebilirler. Devlet kendini irileştirdikçe hantallaşıyor, ayrıca kendini beslemek için daha çok yakıta ihtiyaç duyuyor.
[deniz] şimdi  temel bir yaklaşım hatası var, devlet dediğimiz geleneksel örgütlenmeler, sizlerin yaptığı tanımlardaki gibi bi gereksimi üzerine değil, topluluklar içinde iktidarı ele geçirmeye çalışan veya ele geçirip iktidarlarını sürdürmeye çalışanların organizasyonlarıdır. Mesela bir kabile düşünün, bunlar gelin biz bir organize olalım küçük bir devletimiz olsun bizim adalet, güvenlik, yol su elektrik ihtiyaçlarımız çözülsün diye devlet için yola çıkmazlar. Daha ziyade, bunların içinden mutlaka bir lider çıkar ve bu lider iktidarı için bir organize kurar. Bu organizasyonun ilk basamağı askeri örgütlenmedir,  bu nedenle tüm geleneksel devlet modellerinde olmazsa olmaz yapı askeri örgütlerdir. Bununla hem kendi içinde iktidarını sağlar hem de komşu rakip topluluklar üzerinde hakimiyet kurma veya onların tahakkümünden kurtulmaya çalışır. Kısacası bu iktidar erkinin bir yapılanmasıdır. İktidar erkinin güç sahibi olması daha sonra tabasının ondan beklentililerini doğurur. Halkın kendi içindeki güvenlik adalet vs gibi gereksinmeleri  doğal olarak iktidar erkince giderilir, çünkü otorite ve güç ondadır, zaten bu icraatların başkalarınca giderilmesi demek otoriteyi kaybetme tehlikesini de yaratır, dolayısıyla devlet sadece iktidar amaçlı bir organizasyondan başkası değildir. Devletin yaptığı icraatlar ise onun doğal yapısından ve kendi menfaatlerinden ötürüdür.
Denge-ama devletin temel vazifesi tüm tanımlarda iç-dış güvenlik olarak geçiyor, askeri örgütlenme kaçınılmaz değil mi sence ?
[torq] bu noktada seninle nedensellik anlamında ayrılmakla birlikte sonuçsal açıdan birleştiğimiz ortaya çıkıyor.
[deniz] hayır sonuçsal olarak da buluşmayacağız. sonraki konuşmalarımda bu gereksinmelerin devlet olmadan sağlanıp sağlanamayacağından bahsedicem.
[torq] yani dengenin sorusunda vurgulamaya çalıştığı güvenlik/yaşama içgüdüsü en önemli gereksinim olarak ortaya çıkmasaydı devletin oluşmasına da gerek olmayacaktı
[deniz] üstat bence olaya tersten gidiyorsunuz işte vurgulamaya çalıştığım önemli nokta bu.
[torq] Asıl sorun kabile yaşamından mülkiyetin oluştuğu noktaya geçişle örneğin kölelik, ticaret, para, arazi, ekin gibi güce giden kavramların ortaya çıkmasıdır. Bu kavramların korunması için başkalarından gelecek tehlikelere karşı senin de söylediğin olmazsa olmaz asker sınıfı oluşturulmuştur. Böylece paranın korunması için bir asalak sınıf ve onu beslemek zorunda olan emekçiler ayrımı ortaya çıkmıştır. Çalışanların kazandıklarını vergi olarak vermeleri, bu vergilerin birileri tarafından toplanması, alınan paraların birilerine ücret olarak ödenmesi, korunma için kaleler surlar yapılması, bu surların içindekileri uzun süre yaşatacak sarnıçlar, depolar yapılması vb zorunlulukları oluşmuştur. Eğer 15 kişilik bir kabile olsa ve bunlar sadece avladıkları geyiğin etini yiyerek yaşasaydılar devlete gerek kalmayacaktı. Ama o kabilenin de bir şefi yani erki elinde bulunduran kişisi, yine tanrılar adına bu erki kullanan birileri olacaktı. Demek istediğim devlet bir organizasyon olarak gereksinimlerden doğmasaydı, gereksinimlerin olmadığı yerde sona ererdi. Ama devlet olsa da olmasa da güç/iktidar kavramları devam edecektir Eğer Marx sınıfsız toplum düşüncesini hayata geçirebilseydi ya da gerçekten mülkiyet kavramı ortadan kaldırılabilseydi belki devlet ortadan kalkabilirdi ancak insan gereksinimleri ve mülkiyet ortadan kaldırılamadığından devlet zorunlu olarak devam ediyor
[denge] Ben devletin küçülmesinden bahsediyordum oradan devam edeyim. Devlet aslında kendini var etmenin derdinde demiştik  herkes bu noktada hemfikir galiba tabi ki bugünkü anlamından bahsediyorum yani insana değil de başka başka amaçlara hizmet eder duruma gelmiş devlete gelirlerinin yarısından çoğu yine devlet personeline aktarılıyormuş devletin irileşmesinden yararlanacak insan ve kurum sayısı küçülmesinden yana olanlardan daha fazla olunca gitgide olay işin içinden çıkılmaz hale geliyor. tabi devletin de kendine göre kaygıları var kendi varlığının tehdit edildiğini düşünüyor eğer küçülürse belki de çok yeni henüz ve zamana ihtiyacı var savunma mekanizmaları geliştirmek için bizim ülke için böle sanırım Şimdiye kadar sadece kendi bildiği yöntemlerle kendi varlığını korumaya çalışmış. Baskı, yok sayma, katl, yasak gibi şeylerle korumuş kendini. Şöyle bi örnek vereyim,  mesela biri ateş yakar ama birileri çeşitli mekanizmalar geliştirmiş ve ateş üzerinde yürüyor ya da kafana 100 kg düşünce ölürsün ama boksta 300 kg gibi darbe yiyorsun bişey olmuyor. Devletin de böyle sosyal organizmalarını koruyacak savunmalar geliştirmesi lazım diye düşünüyorum, korkmadan cesurca bunu deneyebilir.
[deniz] bizim üzerinde konuştuğumuz devlet modeli çok yeni pratik bulmuş bir uygulamadır. 1800'lerden itibaren modern demokratik devletler kurulmaya başlamıştır. 1900'lerin ortalarına kadar hukuk devleti kavramı dahi kullanılmıyordu, yani üzerinde konuştuğumuz devlet çok çok yenidir, bunun öncesinde ise klasik monarşiler yani iktidarı ele geçirmiş insanların yönetiminden bahsedebiliriz. Bir insan neden iktidarı ele geçirmek ister bunun bilmek çok zor olmasa gerek. İnsanlar iktidarı toplumun gereksinimi olduğu için ele geçirmezler toplum içinde güç sahibi insanlar iktidarı paylaşırlar bu devletten başka bir şey değildir. Günümüzün modern devletleri farklı mı peki ? Kesinlikle değil, modern devletler felsefi teoremler üzerine kurulmuş gözükebilirler ama yine pratikte bir iktidar mücadelesinin ürünüdür  bu da açıkça görülüyor.Hatta devlete karşı olan unsurlar bile devletten beslenebiliyorlar. Güneydoğuda yaşayan bir mühendis arkadaş vardı, herkes gibi kapağı devlete atmadık burada sürünüyoruz diyordu. Bunu diyen vatandaş PKK sempatizanı ve TC' ye karşı mücadele etme eğilimli. Devletten nimetlenen milyonlarca insan var, tabii bunların daha da üst seviyede nimetlenenlerini de hatırlamak gerekir. Denge güzel şeyler söyledi,Taner abi de öyle, ancak sorun şu ki; düzen için otorite ihtiyacından bahsediyorlar. Otorite ve düzen arasındaki ilişkiyi çok iyi irdelemek gerekir. İçine düştüğümüz en büyük hata, otorite olmazsa düzen olmaz fikri hastalığıdır, halbuki gücün olduğu yerde düzen olmaz, güç kendi düzenini kurar çünkü. Bu suni olduğu  ve belli çıkarlara hizmet ettiği için de sürekli bir çatışkı yaşanır, bunu zaten insanlık tarihi savaşlar olarak kitaplara kaydediyor ve şahit oluyor. Peki devlet olmadan toplumsal gereksinmeler karşılanamaz mı ? Bu sorunun cevabında öncelikle devlet yada mevcut güç odaklarının mevcut sorunları yaratmasından ve yine kendinin çözmeye çalışmasından bahsetmek gerekir. Eğer devletler olmasaydı büyük savaşlar olmazdı insanlar belli kamplara ayrılmazlardı.
[Sapiens] İslam da devlete bakış nasıldır veya din ve devlet ilişkileri nasıl olmalıdır ?
[deniz] aslına bakarsan İslam’ın kurucularının devletten filan haberleri yoktu, devlet bilgisi Perslerden Araplara geçti, Selman-ı Farisi mesela Araplara bu konuda epey bilgi aktardı, ki o bir Persliydi. Zaten Araplarla İranlılar aynı dini paylaşmaya başladıktan sonra Müslümanlar devlet kurumlarına sahip olmaya başladılar, yoksa onun öncesinde ganimet için savaşan topluluklardan fazlası değillerdi. Dolayısıyla İslamı yaratanlar devletle ilgili hükümler vermediler, bu konu açık kaldı ama şu var ulul emr denen müessese, yani yöneticiye itaat Sünni İslam’da kutsanmıştır, yöneticiye itaat Allah’a itaat demektir. Bu anlayışa göre İmam ı azam ı Sünni sayamıyor musunuz ? Zaten bu yaklaşım günümüze kadar yaşatılmıştır, imam azam bir hukuk ekolünün temsilcisidir ve siyasal olarak geleneksel Sünni görüşten ayrıdır. Onun talebelerinden Yusuf bir devlet yöneticisidir ve onun gibi Hanefi önderler nedeniyle Hanefilik Sünniliğe entegre edilmiştir. Halbuki imamı azam otoriteye yani Sünni devlete karşı mücadele etmiş ve hapsedilmiştir. Zaten günümüzdeki Hanefilik imam Yusuf ve imam Muhammed’in mezhebidir.
[denge] gerçi deniz İslam’ın ilk yıllarında devlet olgusunun çok da bilinmediğini söyledi,  gerçekten de öyle ama  daha sonra netleştirilmiş her şey. İslam devletinden beklenen 5 vazife olduğu söylenir; ilk önce din emniyeti gelir, sonra can, mal, akıl ve beden sağlığı, bunlar devletin sorumluluk alanı olarak gösterilir ve devlet bunlara müdahil olmak zorundadır. Aslında işte devletin varoluş sebebi irdelendiği zaman ideolojiler direkt olarak burada devreye giriyor. Mesela liberaller için toplumu başka toplumların şiddetinden korumak, adaleti herkes için sağlamak ve özel sektörün sağlayamadığı ürünleri insanlara sunmak  diye sorumluluk alanı belirlemişler, hatta daha fazlasını sunmak insan haklarına aykırıdır falan diye bi yazı okumuştum, yani ideolojiler çok etkiliyor bunu da ayrıca tartışabiliriz. Devletlerin ayakta kalması için bir ideolojiye mi dayanması gerekiyor illa ki ?
[deniz] şimdi dengenin  söylediğine gelmek istiyorum, devletler sadece kişisel çıkarlar için kurulmuyor, bir ideolojini yaygınlaştırılması içinde alet edilebiliyor. Mesela Müslümanlar  bir İslam devleti hülyasındadır, Marksistler sosyalist belki de komünist devlet, bu ideallerini yaşamsal olarak hayata geçirecek  bir devlet ile dünyaya hakim kılmak vs.
[Sapiens] Ben Müslümanım ve devlet gibi bir hayalim yok,  bir kişi bile farklı düşünüyorsa Müslümanları çoğul kullanmanız doğru olmaz,  en azından ben rahatsız olurum.
[deniz] Mesela düşünebilir misiniz ki, ideolojisi olmayan bir devlet olsun sonuçta ideolojiler de hem bir hedef  hem de devlet için bir araçtır. Mesela Türkiye için Atatürkçülük gibi bir ideoloji olmasaydı  devlet amaçsız kalmaz mıydı ?  Amaçsızlık devletin halkı bir arada tutma sorununu yaratır. Bahsettiğim bir konuda devlet olmasaydı ne olurdu dedim ki güç iktidarı için devleti yaratır ve kullanır. Halbuki gücün olmadığı yerde sorun olmaz çünkü özgürlükler kısıtlanamaz. Sorun her zaman özgürlük sorunudur,  maddi manevi özgürlükler baskın bir güç olmadığında tam olarak elde edilebilir.  Bir diğer nokta da gücün düzeni yaratması, yani hep söylenir güç, iktidar, devlet olmazsa düzen sağlanamaz, halbuki güç asıl düzensizliğin kaynağıdır. Çünkü kendi çıkarlarına hizmet eden sistemi kurmakla  buna muhalif unsurlarla yıkılıncaya kadar mücadele etme sürecini başlatır  yani gücün olduğu yerde güce ait düzen ve bu düzenle mücadele eden unsurların olması kaçınılmazdır. Buna savaş diyoruz ve savaşın olduğu yere düzenli denmez
[torq] sağol deniz, güzel açılımlar oldu, ben  seninle ayrıldığımız noktalara değinmek istiyorum. Öncelikle ayırt edilmesi gereken iki konu var, biricisi güç/iktidar dengesi ikincisi devlet/ düzen ikilemi. İlk insanın varolmasıyla başlayan güç/iktidar mücadelesi, son insan kalıncaya kadar devam edecektir ve bu nedenle sonu olmayan bir süreci durdurmak, değiştirmek söz konusu değildir. Bu gerçeği kabullendikten sonra devletle olan bağlantısına bakalım: Devlet bir gereksinimler sonucu doğan insanların birlikte oluşturdukları, yine insanların yönetimindeki organizasyonun adıdır. İnsandan farklı, bağımsız ya da onun dışında değildir. Bu nedenle devleti ele geçirme düşüncesi, zaten var olan gücün bir organizmaya dönüşmesi olarak itelendirilmelidir. Yani güç olduğu için devlet oluşmamış, devlet olduktan sonra güç onu ele geçirmiştir. Eğer devlet denilen mekanizmayı oluşturmayıp başka bir yöntem bulunmuş olsaydı, o zaman da aynı gücü ele geçirme mücadelesi başlayacaktı. Geçmişten bu güne gelen devlet oluşumlarında, devleti yönetenler, o günkü koşulların ahlak ve din anlayışlarına göre yasalar çıkararak devleti yönetmişlerdir. Örneğin Roma döneminde borcunu ödemeyen kişinin alacaklısına, öldürme hakkını yasal olarak vermişlerdir. O dönemde devlet kendi yurttaşının haksızlığını bu şekilde önlemiş, ancak devletin işleyişinde köleleri kullanarak sömürü düzeninin yaşamasına izin vermiştir. İnsanlık geliştikçe, adalet, hak gibi kavramlar da gelişmiş, kendisini ezdirmek istemeyen insan, devleti yönetenlerin egemenliklerini kısıtlayarak devletin kendisini ezmesini ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Ancak burada önemli bir noktaya geliyoruz; devletin devamı için her zaman büyük bir çoğunluk varlığını sürdürmüş, organizmanın ortadan kalkmasına izin vermemiştir. Nedeni de konuşmamın başında söylediğim güvenlik/yaşama içgüdüsünün korunmasıdır. Yani kişisel güvenliğini sağlayan, malını canını koruyan bir sistemi yok ederse, elindekinin de bir anlamının olmayacağını, bu nedenle kendisini sömürse de bir sistemin devamı yönünde oy kullanmayı kabul etmiştir. Eğer güç kavramına göre devleti yorumlarsak, hiç bir zaman devleti ortadan kaldıramayız. Güç kavramı sürekli olarak yer değiştiren, paraya, petrole, insan sayısına, coğrafyaya, çıkarlara dönüşen çok bilinmeyenli bir denklem gibidir. Bu nedenle devletin varlığını güç/özgürlük ekseninde değerlendirdiğimizde sonuçlar farklı olabilir
[Ruler of the Ruins] şimdi güç iktidar mücadelesi konunun temelini oluşturuyor bence. Güç istemi nerden gelir? Kuşkusuz egodan,  sosyal olmayı becermiştir, bence bu sosyal evrimin varması gereken nokta  doğadan kopmak olmalı. İnsanların içindeki adalet kavramı  gücü elde etmek istemekten doğmuştur belki biraz da. Tam emin değilim ve bunun dışında insanın fazlasıyla gelişmiş beyni, popülasyonu sosyal becerileri bunu yani doğadan kopuşu zorunlu kılar. Çünkü sosyal antlaşmaların düzenin ve kuralların hepsi insanların yaşamasına hizmet eder. Herneyse, adalet kavramının varması gereken son noktada değiliz, kuşkusuz evrim devam ediyor. Dolayısıyla düzen de değişecektir bence. Ben şöyle düşünüyorum, gücü elde etme arzusu mücadelenin sonucudur. Hayvanlar doğduklarında yaşamak için kardeşleriyle bile mücadele ederler mesela ve hayat acımasızdır. Bu yüzden yaşama kalma içgüdüsü gelişir bu da egoyu besler  ve güçlü olmayı zorunlu kılar. Yani devletin işlevsiz kalabilmesi sosyal antlaşmaların ve sistemin öyle bir şekilde evrilmesini gerekli kılar ki insanların yaşamak için verdiği mücadele asgariye inmelidir. Bunun olabilmesi için de dünya kaynakları eşit dağıtılmalı ve devletin varoluşunu hazırlayan din millet gibi şeyler olmamalıdır, olası mı bilmiyorum neyse bu kadar.
[deniz] şimdi ben konuşmanın başına dönmek istiyorum. Aslında devlet tanımı ve çeşitleri anlatılarak  çok çeşitli şeylerden bahsedildi, ben bu tür durumlara tanımsızlık gözüyle bakıyorum.  Bizim devlet olarak düşündüğümüz şey, şu an yaşadığımız toplumu yöneten kurumlar. Peki bu kurumlar neden varlar,  ne yapıyorlar, temelleri neden atıldı,  olmazsa ne olur,  bu kurumlardan oluşan devlet dediğimiz müessesenin olmaması durumunda ne olur,  gibi soruları cevaplamak isterim. Bunların bir kısmı belli zaten konuşmayı uzatmayacağım  ama kısaca  en temel anlamıyla devlet sınırlarımız korumak ve bu sınırlar içinde  (şu anki devlet için konuşuyorum) bir ulus devlet yaratmak için var bu ulus devlet bir ırkın dünya üzerinde varlığını göstermek ve korumak için var gözüküyor. En  temel olarak bu durur devletin varlığının temeli,  peki bu amaç ne derece anlamlı ve ne derece doğru ? Onun dışındaki sebepler bu coğrafyada bir güç olduğu için, doğal olarak devlet kurumlarının üstlenmesi gereken görevler ki  bunlar sayesinde biraz da ayakta durur. Devletler halkın güvenliği sağlamak, imar, eğitim, sağlık vs. gibi konular için vardır. Şimdi nihayete gelirsek, esas kuruluş amaçlarını bir tarafa bırakırsak, devletin ve onu bir iktidar aracı olmaktan çıkarırsak ne olur ? Böyle bir devlet modeli olur mu ? Buna devlet denir mi ? Denip denmemesine takılmam  ama böyle bir devlet mümkün olamaz, çünkü geleneksel zihniyetten ve modellerden arınmak kolay değildir. Bunun yerine halkın kendi tercihleri ile kendi kendini yönettiği küçük lokal yönetimler olmalıdır, sınırlar kalkmalıdır, aptalca ırksal, kültürel kamplaşmalar ortadan kaldırılmalıdır. İnsanlar diledikleri yönetimde yaşayabilmeli, nasıl istediği marka televizyonu alabiliyorsa  istediği yönetime de girebilmelidir.Yani yönetim tercihini kullanabilmelidir. Bu durumda demokrasi gibi çoğunluğun tahakkümünden de uzak durulabilir. Bir diğer konu da, bahsetmek istediğim  düzen gerektiren unsurların artmasıyla otoritenin de artması gerekir, bunu şunun için söylüyorum arkadaşlar biraz önce otorite olmadan düzen sağlanamaz demişlerdi  ve devletin bu otorite ile düzeni sağladığı konuşuldu. Bu  durumda medeniyet arttıkça devletin büyümesinin aynı lineer doğrultuda artması beklenirdi,  halbuki modern çağda bireyler daha çok özgürleşirken  devlet küçülüyor,  yani bu kuram doğrulanamaz. Medeniyet artıkça otorite artmıyor,  devlet büyümüyor  aksine devlet küçülüyor  ve işlevsizleşiyor, çünkü otorite kurmak güçleşiyor. Bir devlet artık  fabrika işletemiyor, sağlık sistemini doğru dürüst işletemiyor, elektrik üretemiyor,  askeri bile özelleştiriyor nerdeyse paralı askerlikle filan yani tüm bu alanlardan çekilmek  zorunda kalıyor. Bu istemeden olan bir sonuç,  yani devlet istemese de bu süreç yaşanıyor çünkü otorite kurmak artık eskisi kadar kolay değil  ve ortaya yeni uluslar arası  otoriteler çıkıyor bu durumda da devlet elindeki gücü yitiriyor. Örneğin pek çok uluslararası firmanın bütçesi Türkiye bütçesini geçiyor, bu durumda zayıf devletler hakimiyetlerini belli alanlarda kaybediyorlar. Global güçler devleti kuranları eziyor ve bitiriyor, buradan şuraya geliyorum, devlet söylenen faydaları doğru dürüst yerine getirmediği gibi aslında  karşı olduğumuz ideolojik bataklıkta bizleri çürütüyor,  özgürlüklerimizi kısıtlayan bir yapıdan başka bir anlama gelmiyor. Ben bunun yerine insanların diledikleri federasyonlara gidebileceği, sınırları olmayan federasyon yönetimlerini öneriyorum
[denge]  hepimizin ideali bu aslında ama sen biraz erken hayal ediyorsun gibime geliyorsun.   Devletin küçülmesi en sonunda olacak tabi, peki bunun önünde engel nedir ? Ama şimdi mücadele etmemiz gereken şeyler çok daha farklı, devlet senin düşündüğünün aksine gitgide güçleniyor. Derin devletten bahsedecektim biraz vakit kalmadı
[deniz]derin devlet, devletin güçlenmesi değil kontrolü kaybetmesi ile alakalı
[denge] devlet gücünü bırak bi kenara, bi de görünmeyen hayalet güçler var.  Adamlar devleti seçilmişlere karşı koruyor, ben benim yapabileceğim şeylere odaklanmaya çalıyorum. Devlet ileride küçülecek dediğin gibi ama ben göremiyecem. Ben bıkmadan anlatacağım olması gerekeni o kadar, bu arada yine Sivil Toplum Kuruluşları diycem ben. Bu kanallarla daha iyi duyurulur sesler, bugün bu toplantı bile benim için aynı amaca hizmet etti,  zamanla düzelecek
[Ruler of the Ruins] deniz küçük federasyonlardan bahsediyor ,insanların daha özgür olabilmesi için. Fakat dediğim gibi devletin varlığını gerekli kılan aslında mücadeledir,  insanların tercihleri doğrultusunda oluşacak federasyonlarda 1.si daha fazla güç elde etmek için kuşkusuz mücadele edecektir, ki bu mücadele daha çok yurttaş kapmaksa eğer, rakip  federasyonların intizamını bozmak bu mücadelede zaten olacaktır ki bu da savaş demektir. Savaş gruplaşma demektir. İkincisi coğrafi özelliklerden dolayı birçok federasyon daha cazip gelecek ve bunlar zamanla büyüyüp gelişecektir. Bu da şimdiki sistemin tekrardan kurulması demektir. Bence insanların özgürlüğü bulabilmesinin tek yolu, bilinçlenme ve daha önemlisi dünya popülasyonunun azalmasıdır
[deniz] böyle bir şey olmayacak, buna binaen fikir geliştirme
[Ruler of the Ruins] tamam ne olacak peki ?
[deniz] bahsettiğim federasyonların  coğrafyası olmayacak,  kültürel sınırlar dediğimiz sınırlar olacak. Mesela bir federasyon dilerse  Müslüman Sünni, bir federasyon Kürt,  bir federasyon Budist  kültür ve ideolojilere sahip olabilecek ama coğrafi sınırlar olmayacak. Mesela ben burada yaşarken Grönland’da yaşayan bir yurttaşa (artık buna nedir) sahip olabilir
[Ruler of the Ruins] sınır olmadan kültür olmaz bence çünkü kültürü çevresel faktörler etkiler . Senin dediğin federasyonun işlevi nedir peki ? Sınır olmazsa federasyon nasıl bir güç olabilir ?
[deniz] zaten güçten bahsetmiyorum  bunun adı da gerçek anlamda federasyon değil. Karşılığı olmayan bir kelime ama bu bir geçiş durumu,  daha sonra  tüm dünyada benimsenen bir anlayışa dönüşünce  belirginleşen coğrafyaları olabilir, dolayısıyla federasyonlar  sahip oldukları bilinç gereği birbirlerini ezmeye çalışmazlar. Bahsettiğim bir tür şirket, sen nasıl kola yerine pepsi seçersen  ait olduğun sistemi de seçebilmelisin  bunun olduğu bir dünya kurulabilir. Ama bunun ilk şartı mevcut devlet sistemlerinin yok edilmesidir ki, böylece bu tür bir özgülükçü dünya için önde engel kalmasın ve  inananları kamplara bölen lüzumsuz ayrılıklar ortadan kaldırılsın. Bu sağlandığında dediğim sistem kendiliğinden ortaya çıkar,  egemen dediğin şey bu sistemlerde görevlendirilmiş insanlardır. Onlara egemen değil görevli denir,  bir şirkette genel müdür egemen değildir yöneticidir.
[Ruler of the Ruins]Tamam da ben niye bu sistem yerine diğerini seçeyim o zaman bana ne sunacak ki ?
[deniz] işte bu birden çok federasyondan birini seçmen için  bir alternatif olacak federasyonlar da buna uygun çalışmaya özen gösterecek
[torq] sağolun arkadaşlar çok güzel bir toplantı oldu


data_grrr 17.03.2007 11:04:05
sonlara doğru denizi doğru anladıysam eğer(ki bu kafayla doğaldır yanlış anlamam) insanların daha homojen toplumlarda yaşamasına yönelik bir dünya görüşü ortaya koymuş...
bana göre bunları koordine eden yapı belirli sınırlar içinde yetkili olursa bunun bazı yan etkileri olabilir.

tüm üretimini kültürünü ekolojiyi baz alarak gerçekleştiren bir toplum düşünelim
bir de tam aksine sadece ekonomiyi/maksimum karı baz alan bir toplum.. toplum diyorum çünkü homojen olduğunu varsayıyoruz..

sonuç ne olurdu? birbirinden nefret.. birbirini çekememe.. dünyanın dar gelmesi..

bu sadece bir örnek bunun gibi bir çok ikilik de öne sürülebilir..

sonra yine bildik paktlar, düşmanımın düşmanı dostumdur..


bunun yerine çağımız koşullarında ideolojilerin lokal olarak ya da temelden yukarıya doğru çarpışması daha doğrudur gibi geliyor bana.
federasyonların tek görevi bunların sağlanması, bu koşulların korunması ve devam ettirirlmesi olmalı sanırım. bu da dinin bilimin felsefenin ideolojilerin sanatın özgürleştirilebilmesiyle olabilir ancak. din yavaş yavaş otoriter kurumlardan ayrıklaşıyor, geriye diğerleri ve, eğitim sisteminin geneli kalıyor.

özgür bir yaşam için, daha doğrusu özgür bir yaşamın garanti altına alınabilmesi için insanların bir noktada buluşabilmeleri gerekiyor.
atılacak her adım da bu buluşmayı kolaylaştırmaya, çatışmaları hafifletmeye yönelik olmalı.





torq 17.03.2007 19:27:07
Sorunun temelinde insanın gereksinimleri ve bu gereksinimlere en iyi yanıt verecek organizasyonunun bulunması çabası yatıyor. Yani bu işi kim iyi yaparsa, insanlar o düzeneği kullanmayı seçiyor ve devletin şekli öyle belirleniyor. Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, insanın içgüdülerine uygun bir pratik yaratmak ve bunu bir zorlama şekilde insanlara sunmamaktır. İdeoloji ya da dogmatik tüm yaklaşımlar, bir dönemin antitezi olarak doğduklarından, zamana karşı yenik düşmeye mahkümdurlar. Bu kırılmayı önlemek ve değişimi sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için demokrasi denilen dalgalar sistemi bulunmuştur. Bu sistem değişimi kendi içinde barındıran ve devleti gereksinimlere göre şekillendirmeye çalışmıştır. Ancak bencesorulması gereken soru, devletin bir dünya ölçeğinde büyümeye çalışması halinde ne olacağıdır.

hayalet 12.07.2008 15:19:03
eeee anlamama yardımcı olmak açısından kısaca özetlemek gerekirse devleti yorumlayan kimseler yukarki yazıda nasıl yorumlamışlar mümkünse ikişer veya üçer cümle ile.


Sayfa: [ 1 ]