SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Siyaset Felsefesi

Konu: Devlet

Sayfa: [ 1 ]

torq 18.06.2006 19:43:51
Devlet, çağdaş anlamıyla, belirli bir ülkede yaşayan insan topluluğunun, egemenlik ve bağımsızlık temelinde oluşturduğu siyasal örgütlenme.
En eski devlet kuramcıları sayılan Platon ve Aristoteles'e göre devlet, bütün bir insan topluluğunun siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik gereksinmelerine en iyi yanıt verebilecek, böylelikle daha iyi bir yaşamı gerçekleştirebilecek tek örgütlenme biçimidir. Toplumun uyum içinde bir arada yaşaması için gerekli olan devletin ideal biçimi, Platon'a göre bilge kralların yönettiği devlet, Aristoteles'e göre de kent-devletiydi. Her iki düşünür de yönetenlerin niceliğinden hareketle devletleri kişiler (monarşi ), gruplar ( oligarşi) ve bütün yurttaşlarca ( demokrasi) yönetilenler biçiminde sınıflandırıyordu.

Roma İmparatorluğu'nun evrenselliği devlet anlayışının da değişmesine yol açtı. Eski Yunan'ın devlet anlayışı, çağdaş devletten çok, günümüzde genellikle ortak dil, kültür ve tarihi paylaşan insan topluluğu biçiminde tanımlanan ulus kavramına yaklaşıyordu. Bütün yurttaşların hak ve yetkilerini belirleyen hukuksal bir düzen olan res publica'yı temel alan Roma devlet anlayışı ise çağdaş devlet anlayışına daha yakındı.

Ortaçağda uzun süre gözardı edilen devlet düşüncesi, Kilise Babaları'nın katkısıyla yeniden önem kazandı. Salisbury'li John Roma'nın merkezî devlet anlayışını savunurken, Aquino'lu Aziz Tommaso, kent-devletinin en yetkin topluluk olduğu konusunda eski Yunan düşünürleriyle ayrı görüşteydi. Devletin amacını toplumun ortak çıkarlarını gözetmek biçiminde tanımlayan Tommaso'nun çağdaş devlet düşüncesine temel katkısı, devleti yönetenlerin güçlerini yönetilenlerden aldıkları yolundaki görüşü oldu.

Avrupa'daki bütün kurumların imparatorluk ve kilise arasındaki çekişmelerle zayıfladığı, feodalizmin çözülme sürecine girdiği 14. yüzyılın başlarında Dante, De monarchia (y. 1313; Monarşi Üzerine) adlı yapıtında evrensel barışın ancak dünyevi bir "monarşi" tarafından sağlanabileceğini ve hükümdarın gücünü papa aracılığıyla değil, doğrudan Tanrı'dan aldığını öne sürdü.

Ortaçağ ve Rönesans'ta devletler hemen her zaman kendilerinin üzerinde bir dinsel otoriteyle birlikte var oldular. Çağdaş devlet kavramı ise 16. yüzyılda ortaya çıktı. Niccolo Machiavelli, Jean Bodin, Thomas Hobbes ve başka bazı düşünürler merkezî devletlerin ortaya çıktığı bu dönemde kiliseye karşı laik devleti savunurken, ulus ve devlet kavramlarının da ilk çağdaş tartışmasını başlattılar.

Yasaların gücü değil, gücün yasaları doğurduğu görüşünden yola çıkan 17. yüzyıl düşünürü Thomas Hobbes,  her zaman çatışan insanların doğal koşullarda kendilerini savunmak için birbirlerini öldüreceklerini öne sürdü.

Farklı devlet biçimlerini, hukuk ve uygarlıkları inceleyen 18. yüzyıl düşünürü Montesquieu, devletin yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki güçler ayrılığını vurguladı. 18. yüzyıl sonlarında Batı'da bir yandan serbest ticarete dayalı kapitalist ekonomi çerçevesinde gelişen liberal siyaset felsefesi ve anayasal devlet anlayışı egemen olurken, bir yandan da merkezî devlete karşı görüşler ortaya çıktı. William Godwin, Pierre Joseph Proudhon, Mihail Bakunin ve Pyotr Kropotkin devletin varlığına tümüyle karşı çıkan anarşizmin temsilcileri oldular.

20. yüzyıl siyaset felsefesinde devlet kavramı daha çok devlete temel olacak toplumsal ve ekonomik yapının siyasal ve ideolojik düzeye yansıma biçimlerine göre liberal-kapitalist, sosyalist, faşist ya da korporatist ulusal devlet bağlamında ele alınmaktadır. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında Batı'da liberal devletin değişime uğramasıyla ortaya çıkan refah devleti içinde, devlete uygulamada yeni, ama düşünsel olarak kökleri Eski Yunan'a uzanan işlevler yüklenmiştir. Buna göre ülke içinde tek egemen olan devlet, yalnızca toplumu yönetmekle ve uluslararası ilişkilerde onun bağımsız temsilcisi olmakla kalmayıp, toplumsal refahı artırıcı bir rol de üstlenmelidir.

Milliyetçiliğin ve ulusal devletlerin hızla geliştiği 19. yüzyılda, sivil toplumla devleti bütünleştirme çabası içinde olan Alman düşünürü G.W.F. Hegel devleti siyasal örgütlenmenin ön yüksek biçimi olarak tanımladıHegel'in devrimci düşünürler üzerinde etkisi büyük oldu. Onun "baş aşağı duran" diyalektik yöntemini "ayakları üzerine oturtan" Kari Marx ve Friedrich Engels, tarihin itici gücünü sınıflar arasındaki çatışmanın oluşturduğu kuramından hareketle, devleti yeni bir yorumla ele aldılar.

torq 18.06.2006 20:39:34
Devletin varlığı için gerekli üç ana koşul ortaya çıkar; ülke, insan topluluğu, siyasi ve hukuki örgütlenme
 
Devletin ülke unsuru, yetkilerini kullanacağı alanı sınırlar ve ülkesiz bir devlet düşünülemez . Uzun sure bir toprağa sahip olmayan bir devletin varlığını devam ettirmesi mümkün değildir . Yine devletin kurucu unsuru olarak belli bir arazi üzerinde yaşayan insan topluluğu da inkar edilemeyecek bir gerçeği ifade eder . Günümüzde bu insan topluluğu millet  kavramı ile, devletler de milli devlet olarak nitelendirilir . Devletin son varlık koşulu ise siyasi ve hukuki örgüte sahip
olmasıdır . "devlet aygıtı" olarak anılan bu örgütlenme, belli bir ülke üzerine yerleşmiş olan ulusun
korunmasını ve devamını sağlamayı amaçlar

ESKİ DEVLET FELSEFESİ/ YENİ DEVLET FELSEFESİ

KUVVETE DAYALI DEVLET/SOSYAL SÖZLEŞMEYE DAYALI DEVLET
Kuvvet teorisine dayalı olan bu devlet felsefesine göre devlet, kuvvetlinin kuvvetsize kabul ettirdiği düzenin adıdır. Devlet, her zaman kuvvetlinin egemenliğine dayalıdır ve kuvvetsiz olanlar bu kuvvete boyun eğerler. Eski çağlardan günümüze değin devlet yönetiminde kuvvetin egemen olduğu bilinmektedir.
Sosyal sözleşme teorisine dayalı olan bu devlet felsefesine göre devlet; sosyal uzlaşmaya ve sözleşmeye dayalı bir kurum olmalıdır. Devletin meşruiyeti için ilk ve temel koşul sosyal konsensus’dur. Devletin gücünün kaynağı insanlardır. Vatandaşlar ile devlet arasında sosyal düzenin temel ilkeleri üzerinde diyalog ve uzlaşmaya dayalı bir resmi kontrat ( sözleşme) mevcut olmalıdır.

MÜLK DEVLETİ( TANRI DEVLETİ)/HUKUK DEVLETİ
Mülk devleti; Ortaçağın derebeylik anlayışına dayalıdır. Ortaçağda toprak mülkiyetini elinde bulunduran derebeyler ve kilise, devleti temsil ediyordu. Mülk devleti anlayışında, belirli bir toprak parçası üzerinde ”egemenlik” kuran, o toprağın sahibi olarak kabul ediliyordu.. Tanrı devleti anlayışında ise, egemenliği elinde bulunduranların sahip olduğu yetkiler, mülk devleti anlayışında olduğu gibi sahip olunan mülkiyete değil, ilahi ( tanrısal) bir güce bağlanıyordu. Her iki devlet anlayışında da yönetimin güç ve yetkileri hukuka ve yargısal denetime tabi değildi.
Hukuk devleti; yönetimin hukuk kuralları ile bağlı olması ve bu kurallar içerisinde yürütülmesidir. Hukuk devletinde yönetim, güç ve yetkilerini mülk devleti ve Tanrı devletinde olduğu gibi takdire dayalı olarak kullanamaz. Yönetimin eylemleri yargısal denetime tabidir. Hukuk devleti, Kanun Devleti’nden farklıdır. Kanun devleti, bir ülkede evrensel hukuk kuralları ile bağdaşmayan yasa ve mevzuatların yürürlükte olması demektir . Kanun devletinde her ne kadar yasalar var ise de bunlar evrensel hukuk normlarına ve standartlarına uygun değildir.

OTOKRATİK DEVLET/DEMOKRATİK DEVLET
Otokratik devlet anlayışında egemenlik bir kişiye (monarşik devlet) ya da bir zümreye (oligarşik/aristokratik devlet) aittir. Monarşik devletlerde egemenlik bir kişinin şahsında toplanmıştır. Mutlak monarşilerde kralın yetkileri sınırsızdır. Meşruti monarşilerde ise bir hükümdarın (kral, imparator vs.) başkanlığı altında parlamento yönetimi sözkonusudur. Oligarşik devletlerde ise yönetim bir grubun ya da zümrenin elindedir
Demokratik devlet, egemenliğin halka ait olması demektir. Demokratik devlet kısaca halk egemenliğine dayalı devleti ifade eder. Günümüz açısından demokratik devlet, halkın gerçek tercihlerini mümkün olduğu ölçüde yansıtacak bir temsili demokrasi ile eş anlamlıdır. Aynı şekilde demokratik devlet, halkın yönetime katılımını sağlamaya imkan verecek uygulamaları (referandum, halkın yasa teklifi, halk vetosu vs.) içermelidir.

KUVVETLER BİRLİĞİNE DAYALI DEVLET/KUVVETLER AYRILIĞINA DAYALI DEVLET   
Yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin bir elde toplanması “kuvvetler birliğine dayalı devlet” yönetimini ifade eder. Bu devlet anlayışında “iktidarın (kuvvetin) bölünmezliği” ilkesi esastır. Bu ilke demokratik olmayan devletlerde geçerlidir.
Yeni devlet anlayışında yasama, yürütme, ve yargı organları birbirinden ayrılmıştır. Kuvvetler ayrılığı ilkesinde ” kanun yapma” (yasama) ile “ hükümet etme” (yürütme) yetkilerinin birbirinden ayrılması ve her ikisinin de “ bağımsız mahkemeler” ( yargı) kanalıyla denetime tabi tutulması savunulur

MERKEZİYETÇİ DEVLET/ADEM-İ MERKEZİYETÇİ DEVLET
Merkeziyetçi devlet; devletin görev ve fonksiyonlarının önemli bir kısmının veya tamamının, merkezi yönetim elinde toplanmasını ifade eder. Merkezi devlet, hem hizmetlerin önemli bir kısmını sunar, hem de mali kaynakların önemli bir kısmını kendisi kullanır.       
Merkezi yönetimin görev ve fonksiyonlarının diğer yönetim birimlerine (yerel yönetimler, taşra kuruluşları, gönüllü kuruluşlar vs.) devredilmesi “adem-i merkeziyetçi devlet” olarak ifade edilmektedir. Yeni devlet; idareler arasında hem hizmet,hem de gelir bölüşümünün yapılmasını savunmaktadır.

KAYIRMACI DEVLET/MERİTOKRATİK DEVLET   
Kayırmacı devlet; personelin istihdamında, ilerleme ve yükseltilmesinde liyakat sisteminin geçerli olmadığı bir devlet anlayışıdır. Kayırmacı devlette “adam kayırmacılık” yaygındır. Bu akraba kayırmacılık, eş-dost kayırmacılık ve siyasal kayırmacılık (partili kimselerin kayırılması) vs. şekillerde olabilir. Özetle, kayırmacı yönetimde torpil geçerlidir.   
Yeni devlet, liyakata dayalı bir yönetim anlayışını (meritokrasi) benimser. Meritokratik yönetimde işe en uygun kişinin seçilmesi esastır. Başka bir ifadeyle, meritokratik devlet, kamu yönetimine daha bilgili ve yetenekli kimselerin seçilmesi ve yine hizmet içinde ilerleme ve yükselmelerde bilgi, beceri, yetenek, başarı vs. kriterlerin ön plana alınması demektir. Özetle, meritokratik devlet anlayışında kayırma sistemi değil, liyakat sistemi geçerlidir.

KUTSAL DEVLET-FAŞİST DEVLET/BİREYCİ DEVLET-BİREY MERKEZLİ DEVLET
Kutsal Devlet anlayışında “birey, devlet ve toplum için vardır.” ilkesi geçerlidir. Birey ve hakları, devlete ve topluma her zaman feda edilebilir. Faşizm, esasen kutsal devlet anlayışının geçerli olduğu bir rejimin adıdır.   
Bireyci devlet felsefesine göre “birey devlet için değil, devlet birey için vardır.” Kutsal olan devlet değil, insandır ve onun hak ve özgürlükleridir. Devlet, bireyin (insanın) temel özgürlüklerinin korunması için oluşturulmuş bir kurumdur.

DİNE DAYALI DEVLET-TEOKRATİK DEVLET/LAİK DEVLET
Teokratik devlet yönetiminde dinsel kurallar ve normlar geçerlidir. Devlet kutsal kitaplar ve buna bağlı diğer yardımcı kaynaklar ve normlar içerisinde yönetilir. Örneğin, Şeriat Devleti, tamamen İslam Hukuku kurallarına göre yönetilmesi arzu edilen bir devlet anlayışını ifade eder.
Laik devlet; din ile devlet yönetiminin birbirinden tamamen ayrılmasını savunan bir devlet anlayışıdır. Devlet, dinsel kurallara göre yönetilmez. İnsanlar, bir arada düzen içerisinde yaşamaları için gerekli kuralları ve normları kendileri oluştururlar.

ULUS DEVLET/ÇOĞULCU DEVLET-PLÜRALİST DEVLET
Ulus Devlet (Milli Devlet) varlığını tek bir ulusa dayandıran devlettir. Ulus Devlet anlayışında “ulus” kavramı ön plandadır. Bu devlet anlayışında bir toprak üzerinde yaşayan halkın ırk, din, dil ve kültür bütünlüğü esas alınır ve bu çerçevede resmi kimlik ve resmi ideoloji oluşturulur. Ulus devlet anlayışında devlet politikaları din,dil ve kültür üzerinde doğrudan ve/veya dolaylı olarak etkide bulunur. Kültürel kimlikler üzerinde baskı, benzetme (asimilasyon) tecrit (isolasyon) politikaları ile sömürü yapılabilir.   
Yeni devlet anlayışı geleneksel ulus devlet anlayışını reddeder. Bir ülkede yaşayan insanlar üzerinde hangi milletten olurlarsa olsunlar, hangi dine bağlı olurlarsa olsunlar, hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar, devlet baskısı ile resmi ideoloji yerleştirilmeye çalışılmaz. Etnik, kültürel ve dinsel farklılıklar hoşgörü ile karşılanır ve bu kültürel zenginlik olarak kabul edilir.

BÜROKRATİK DEVLET-KIRTASİYECİ DEVLET/KALİTELİ DEVLET
Geleneksel devlet; bürokratik ve kırtasiyeci bir yapıdadır. Aşırı kuralcılık hakimdir. Devlet genellikle kaliteli olmayan mal ve hizmetler sunmaktadır.      
Yeni devlet anlayışı; özel yönetim alanında geliştirilen toplam kalite felsefesinin kamu yönetiminde de etkin bir şekilde uygulanmasını savunur.

GİZLİ DEVLET/ YASAKÇI DEVLET/AÇIK DEVLET- ŞEFFAF DEVLET
Devlet yönetiminde gizlilik ve örtbasın hakim olması, insanların evrensel haklarının kısıtlanması ve / veya yasaklanması geleneksel devlet yapısında oldukça yaygındır.   
Açık devlet; vatandaşların devlet yönetimi ile ilgili olarak bilgi edinme ve bilgiye ulaşabilme haklarının anayasal ve yasal normlarla güvence altına alındığı bir devlet yapısını ifade eder. Yönetimde açıklık, şeffaf devletin temel ilkesidir.

deniz 18.06.2006 20:51:26
bir coğraftyada yularda bahsedilen devlet türevleri aynı anda görülebilir..
bir devlet içinde gizli/bürokratik/ulus/kayırmacı vs. bir çok devlet barındırıyor olabilr.

bunun sebebi devletin güç tarafından kullanılması ve devlet fikrinin güçlerce beslenmesidir.



Sayfa: [ 1 ]