SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Modern Felsefe

Konu: Thomas Kuhn'un Bilim Tartışmaları Üzerine

Sayfa: [ 1 ]

deniz 08.06.2006 09:00:13
Thomas Kuhn'un Bilim Tartışmaları Üzerine



Bilim dünyasının en önemli felsefecilerinden biri olan Thomas Kuhn’un ortaya çıkardığı felsefik tartışmalarla yeni bir boyut yarattığı kesinlikle tartışılmaz bir olgudur.

Thomas Kuhn’un paradigma kavramı, belli öğelerin oluşturduğu -ki bu öğeler tüm simgesel genellemeleri, metafizik kavramını, değerleri ve örnekleri kapsamaktadır- normal bilimi vareden, olmaz ise olmaz olgulardan biri olarak söylenebilir. Bu paradigmaların veri kabul edilip üzerinde çalışma yapılması, normal bilimin gelişim sürecinde oldukça önem taşımaktadır. Normal bilimin dönüşüm süreçleri konusundaki somut görüşü, bir bakıma bilimsel çalışmaların bilimi ve ana teorileri farklı evrelere taşımasını sağlamaktadır.

Thomas Kuhn, bu dönüşüm süreçlerini ‘bilim öncesi’ evresi ile başlatmaktadır. Bilim öncesi süreci daha sonra gelişim gösterek ‘normal bilim’ olarak yerini almıştır. Normal bilimin belli bir evreden sonra daha da gelişerek ters olguların çatışmalarının sonucunda bir noktadan sonra tıkanmasına ve normal bilimin bir kriz sürecine girmesine neden olduğunu savunmaktadır. Bu kriz süreçlerinin, bir bakıma normal bilimi farklı bir tabana taşıyarak bir devrim ile yeni normal bilimin ortaya çıkmasını sağladığını söylemektedir.
Bu yeni bilimin gelişim sürecinin de eninde sonunda bir krize maruz kalacağı kaçınılmaz olacak ve bu da yeni normal bilimi daha da yeni bir sürece taşıyacaktır.

Bilim Öncesi --> Normal Bilim --> Kriz- Devrim --> Yeni Normal Bilim --> Yeni Bunalımlar

Bu döngüdeki en önemli kısımlardan biri, normal bilimin tıkanma noktasında ortaya çıkan kriz safhası ve oluşan bilimsel devrimin oluşumudur. Bu devrim yeni oluşumları ve yeni paradigmaları kendisiyle beraberinde getirmektedir ve yeni normal bilimin temellerini atmaktadır. Ancak ne var ki, bu yeni bilim sürecinin de, er ya da geç tekrar bir kriz ortamına yani yeni bulalımlara girmesi kaçınılmaz olacağı, Kuhn tarafından iddia edilmektedir.

Kuhn, normal bilimi, paradigma kurallarınca yönlendirilen bir bulmaca-çözme faaliyetleri olarak belirtmektedir. Bu bulmacalar, hem teorik bulmacalar hem de deneysel doğayla ilgili bulmacalardır. (Normal Bilimin bilim adamlarının, bir paradigmanın, paradigma içinde yöneltilen bulmacaların çözümü için gerekli koşulları sağladığını önceden kabul etmeleri gerekmektedir.) Kuhn, bu bulmaca çözmedeki başarısızlık, paradigmanın yetersizliğinden çok bilim adamının yetersizliğinden kaynaklandığını savunmaktadır.
Çözüme direnen bulmacalar, bir paradigmanın yanlışlamaları olmaktan çok anomaliler olarak gözükmektedir. Tüm paradigmaların anomalilerinin söz konusu olması gayet doğal bir durumdur ve Kuhn tüm yanlışlamacılık imalarını reddetmektedir.

Ancak, burada tartışılması gereken konu, Thomas Kuhn’un bu döngüsünün “normal bilim” için yapılmış olmasıdır. Sosyal bilimlerin göz ardı edildiği ve ana bilinen bilimler dışında olduğu gibi sezinlemelere yol açmaktadır. Sosyal bilimde, Kuhn’un bahsettiği paradigma ve paradigma döngüsü, “Acaba gerçekten işlemekte midir?” sorusunu akıllarda bırakmaktadır. Şu bir gerçektir ki, sosyal bilimi normal bilimden ayıran en önemli özellik, sadece “sosyal” kelimesinin kullanılmış olması değildir. İnsan baz alındığında, sosyal bilimin varlığı gerçekten de ortaya çıkmaktadır. Normal bilimlerde ana merkez noktasının doğa ve çeşitli güçler olması, yani nesnelliğe dönüştürülmüş olması, zaman zaman öznel bakış açısını göz ardı etmelerine sebep olmaktadır. Kişilerin dünyayı ne biçimde kurguladıkları önemlidir. Aslında öznel bir varlık olan insanın, olayları kurgulama biçiminde nesnel davranma çabalarının, pozitivist bakış açısının bir başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Sosyal bilimin uğraştığı tüm alanlar içerisinde pozitivist bir bakış açısı söz konusu olup olamayacağı da başka bir tartışma konusudur.
Buradaki en büyük ayırım, belki de dünyayı kurgulama biçimleri olarak söylenebilir.

Uygulamaya dönük çalışmalar, sosyal bilimler içerisinde rahatsız edici bir varlığa sahip olmak yerine, belki de Kuhn’un döngüsü içerisindeki evrelerin bir şekilde işlemesini sağlayabilir. Ancak, yorumsamacı ve eleştirel bir yaklaşımın katkısının da inkar edilmesi mümkün gözükmemektedir. İşte bu bağlamda, sosyal bilim içerisindeki dönüşümün sağlanması, bir bakıma uygulama ve yorumun yaratacağı yenilikler ve devrimlerle söz konusu olabilir. Bu devrim, döngünün işlemesini ve belki de zıt görüşler olarak bilinen kuramların bile, birlikte kullanılarak buna yardımcı olabileceği söylenebilir.

Kuhn’un normal bilimler için söylediği bu döngü, aslında pozitivist bakış açısı ile şekillendirilmiş bilimsel araştırmanın bir ilerlemeye neden olduğu tartışmasını yaratmaktadır. Ancak, pozitivizmin altını çizdiği ve uygulamaya geçirdiği metodolojik bakış açısının, aslında ölçme ve formüle etme çabaları bakımından, her bilim için gerekli olup olmadığı da tartışılan bir olgudur. Burada önemli olan, hangi metodolojinin kullanıldığından ziyade, belki de çalışılan alan içerisine katkısıdır. Ancak, bu katkının derecesi ve gerçekten de bir katkı sağlayıp sağlamadığı konusu da, belki belli kesimler tarafından tartışılacaktır. Bu tartışmaların bile bilimin gelişiminde belli bir aşama sağlayacağı kesindir.

İki ayrı uçta bulunduğu iddia edilen matematik ve felsefe bile, aslında belli alanlarda birleşip farklı bir disiplin adı altında yer alabilir. Ancak, burada önemli olan; bu iki ters alanlar diye savunulan bu disiplinlerin, amaç bakımından kullanımda ve uygulamada ortak bir yön oluşturmalarıdır.

kaynak: Akış, B. (2003). Thomas Kuhn'un bilim tartışmaları üzerine. PiVOLKA, 2(4), 6-7.

deniz 08.06.2006 09:08:57
Kuhn, Popper ve ‘Sosyal’ Bilimler

Herhangi bir bilimsel topluluğun üyelerini birbirine bağlayan ve onları benzer diğer grupların üyelerinden ayıracak bir şey bulunabilir mi? Thomas Kuhn'a göre bu sorunun cevabı, "evet". Belli bir zaman dilimi içinde bir grubun ya da topluluğun düşünme biçimi ve davranışlarını belirleyen bir dünya görüşü, bir algı dayanağı, bir izlenceler bütünü, bir model olarak tanımlanan paradigma, bilimsel bir topluluktaki üyelerin -ve de yalnız opaylaşmış olduğu bir şeydir (Kuhn, 1977; Şimşek, 1997).


Karl Popper 1902 - 1994

Herhangi bir alanda ortaya çıkmış olan sorunlara çözüm bulabilmek amacıyla ortaya atılan paradigma; sorunları çözmeye başladıkça dikkatleri üzerine toplar, daha çok kişi tarafından kullanılır, kullanıldıkça büyür, güçlenir ve büyüdükçe daha çok kullanılır. Bu süreç sonunda alana hakim oparadigma; alternatif bir paradigmanın olmaması durumunda sağladığı hakimiyet ile gittikçe din gibi bir bağlılık ortaya çıkarır, her soruna çözüm olduğuna 'inanılır' ve sorgulanamaz hale gelir. Bilim insanları tüm gerçekliği bu paradigma çerçevesinde anlamaya çalışırlar. Kuhn'a göre; herhangi bir alanda sorunlar yığılmaya başlayınca bilim insanları ortaya bir görüş atmakta, bu görüş sorunlara çözüm olduğu ölçüde kabul görmekte ve yaygınlaşarak alana hakim olmaktadır. Paradigmanın bu hakimiyet süreci, bilim insanları arasında ortak bir görüşün çıkmasına zemin hazırladığı için, ortaya çıkan tüm problemlere de bu paradigma çerçevesinde çözüm üretilmektedir. Oysa Karl Popper'a (1993) göre; her soruna çözüm olabilen, alana tümüyle hakim olan tek bir görüş yoktur. Esas olan; kuramların ortaya atılması, birbirleriyle rekabet etmeleri, test edilmeleri ve sonunda daha iyi olan kuramın diğerlerine tercih edilmesidir. Önemli olan, Kuhn'un vurguladığı gibi eş-doğrultuda düşünme, ortak görüşe zemin hazırlama değil; eleştirel akılcılık ve sorgulamadır. Popper'a göre, bilgiyi ilerletmenin yolu eleştirel akılcılıktır. Oysa Kuhn'a göre, bilime geçişe damgasını vuran şey, eleştirel yaklaşımın bir kenara bırakılmasıdır; eleştiri sadece bunalım anlarında ortaya çıkar (Kuhn, 1977).

Kuhn; bir kuramdaki aykırılık, başarısızlık ve çatışmaların yeni bir kuramın oluşmasına yol açtığını söylemektedir. Bu noktadan bakıldığında Popper ile aynı şeyi söylüyor gibi görünse de, aralarında bir yaklaşım farkı bulunmaktadır: "Tıpkı, zanaatine bağlı bir dülgerin, içinde özel bir çiviyi çakmaya elverişli bir çekiç bulundurmadığı için araç çantasını işe yaramaz diye bir yana atamadığı gibi, bilim uygulayıcıları da bir uygunsuzluk duyulduğu için yerleşik kuramı gereksizdir deyip bir kenara atamaz" (Kuhn, 1977). Kuhn'a göre; halen sorunların bir kısmını çözmeye yeten, soruların bazılarına cevaplar verebilen bir kuramı reddetmek için, ortaya çıkan birkaç aykırılık yeterli değildir. Çünkü, halen kuramı ayakta tutmanın yolları bulunabilmektedir. Başka bir deyişle Kuhn, doğrulamacı bir yaklaşım izlemektedir. Oysa Popper'ın izlediği yanlışlamacı yaklaşıma göre; ortaya çıkan tek bir aykırılık, kuramın yanlış olduğunu gösterir ve o kuram reddedilir. Kuhn tespit edilen aykırılıklar sonucu kuramı reddetmezken, Popper reddetmekte; ama her ikisinde de bu süreç yeni araştırmaların başlamasını tetiklemektedir.

Kuramları test edip sorgulayan Popper'a karşın Kuhn'a göre; yürürlükteki kuram (paradigma) sorgulanamaz. Bilim insanlarının amacı; paradigmanın belirlediği çerçeve içinde, bulmaca (puzzle) adı verilen sorunları çözmektir. Bu yüzden; testler, deneyler bu problemlere yöneliktir, yürürlükteki kurama değil. Diğer bir deyişle, kişisel problem çözümleri test edilir. Bu testlerde bir başarısızlık, aykırılık bulunduğunda hata kuramda değil, kuramın uygulayıcılarında, yani bilim insanlarındadır; onların yeteneği kusurludur. Kuhn'a göre; teste tabi tutulan, kuramdan çok bilim insanıdır. Popper için önemli olan 'test edilebilirlik', Kuhn'da yerini 'uygulanabilirlik'e bırakmıştır. Kuhn'a göre, çözülecek bulmacalar (puzzle'lar) yoksa, uygulanacak bir bilim de yoktur (Kuhn, 1977).

Her ikisinin de, bilimsel bilginin kazanılması süreciyle ilgilenmeleri, bir kuramın reddedilip yerine
başka bir kuramın geçirildiği dinamik bir süreçten bahsetmeleri, kuramla gözlemin yakın ilişki içinde olduğunu vurgulamaları, tarafsız gözlem olacağına kuşkuyla bakmaları, aykırılıkların yeni araştırmaların başlamasına yol açacağını göstermeleri gibi ortak noktaları bulunsa da; Kuhn'a ait şu söz ikisi arasındaki farkı çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır: "Kurama yapılan bir tehdit, bilimsel yaşama yapılmış bir tehdittir." (Kuhn, 1977).

Temelinde insanı ve insanın oluşturduğu süreçleri anlamaya ve açıklamaya çalışan sosyal bilimler açısından, bu iki farklı bilimsel yaklaşım, doğal olarak farklı sonuçlar doğurabilmektedir. İdeolojilerin kural koyucu niteliğini içinde barındıran eleştiriye kapalı disiplinler, kuramı ne pahasına olursa olsun korumaya yönelik davrandığı ve 'en gelişmiş' olanı yıkmanın birkaç küçük aykırılığın ortaya çıkmasıyla mümkün olmadığı, sorgulanamaz 'en gelişmiş' bilgilerin çevrelediği ve diğer tüm bilgilerin bu tanıdık gelişim çizgisinde ilerlediği bir kısır döngü yarattığı içindir ki; bu alanlarda bilimsel ilerlemenin yeniliklerle değil, öz-doğrulamayla olması beklenmektedir. Oysa ki öz-doğrulama; yürürlükte olanı güçlendirmeye yarayacağı için, zaman içinde değişmez katı kurallar doğuracaktır.
İnsanları basit birer mekanizma gibi değerlendiren bu tür yaklaşımların ulaştığı evrensel gerçekler mümkün müdür? 'Sosyal' olma iddiasındaki bilimler, insan davranışlarını ve bu davranışların nedenlerini ve sonuçlarını zaman ve mekanla sınırlı olarak yorumlayabildikleri için, bu yorumlama sırasında kullanılan tüm kavramlar ve ulaşılan sonuçlar evrensel gerçekler olmaktan çok, o zamana ve mekana özgü bilgi paylaşımları olacaktır. İnsanla çevresi arasındaki ilişki, birbiriyle ilişkili birkaç değişkenin oluşturduğu denklemler sistemi gibi olsaydı; bu denklemler sisteminin çözümü tüm dünya üzerinde yüzyıllar boyunca aynı olurdu.
Belki de bu karmaşıklık nedeniyle herhangi bir bilgi disiplini, insanı, onun yarattığı süreçleri ve kavramları açıklamada tek başına yetersiz kalmaktadır. Bu yüzden disiplinlerarası çalışmaların, bilginin kazanıldığı dinamik süreci zenginleştirmek açısından büyük katkıları olacaktır.

Aslan, Z. (2003). Kuhn, Popper ve 'sosyal' bilimler. PiVOLKA, 2(5), 4-5.


Sayfa: [ 1 ]