|
||
| Harem Nedir? Harem lûgatte korunan, mukaddes ve muhterem yer anlamına gelir. Ev, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak bir şekilde planlanan, kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını sürdürdükleri kısımdır. Burada yaşayan kadınlara da harem deniyor olması, İslamiyet'in bu bölümlere, özellikle hane kadınlarıyla belirli bir kan bağı dışında kalan erkeklerin (nâmahrem) girişini yasaklamasından kaynaklanır. Osmanlı devlet teşkilâtında harem-i hümâyûn tabiri hem haremi hem de enderunu içine alır. Enderun padişah, saray ve devlet hizmetinde bulunacak erkeklerin, harem ise ikametgâh görevinin yanında kadınların yetiştirilmesi için bir eğitim müessesesidir. Bu bakımdan hareme yüksek dereceli kadınlar akademisi de denilebilir. Burada en alt kademe olan cariyelikten ustalığa kadar bir terfi sistemi bulunmaktadır. Haremin bu son derece çarpıcı ve ilgi çekici yönü ne yazık ki, hep geri plana itilmiş ve yeterince değerlendirilmemiştir. Buna karşılık harem hayatının gizliliği ve mahremiyeti herkese malum olduğu halde özellikle batılı yazarlar tarafından hiç bilinmeyeni en bilinen kısmıymış gibi harem hakkında anlatılanlar basit ilişkiler üzerine kurulmuştur. Buradaki bilgilerle senaryolanan çeşitli film, roman ve tiyatrolarda da maalesef çok geniş bir teşkilata sahip bulunan haremin asıl fonksiyonu göz ardı edilmiş veya maksatlı olarak unutturulmaya çalışılmıştır. Oysa son yıllarda harem üzerine yapılan yerli ve yabancı bilim adamlarının yaptıkları çalışmalar Osmanlı sarayının harem bölümünün padişahın evi ikametgâhı olmasının yanısıra dünyada eşi benzeri görülmeyen bir mektep hüviyetinde olduğunu gözler önüne sermektedir. Harem-i Hümayun hakkında on yıllık yorucu bir mesai sonunda arşiv belgelerine dayalı bir doktora tezi hazırlayan Amerikalı uzman Leslie Peirce "Biz batılılar İslam toplumunda cinselliği saplantı haline getirmek gibi eski ama güçlü bir geleneğim mirasçılarıyız. Harem, müslüman cinsel duyarlılığı üzerine kurulu Batı efsanelerinin kuşkusuz en yaygın simgesidir" dedikten sonra haremin amaç ve teşkilatı hakkında verdiği bilgiler aleyhteki iddialara en güzel cevaptır. "Hanedan ailesi üyeleri için harem bir ikametgâhtı. Sultan ailesinin hizmetkârları için ise bir eğitim kurumu diye tarif olunabilir. Genç kadınlar sadece padişaha uygun cariyeler ve annesiyle diğer ileri gelen harem kadınlarına nedimler sağlamak amacıyla değil, aynı zamanda askerî/idarî hiyerarşinin tepesine yakın erkekler için uygun eş sağlama amacıyla eğitilirlerdi. Enderun, saray içinde padişaha kişisel hizmet yoluyla erkekleri nasıl saray dışında hanedana hizmet hazırlıyorsa, harem de kadınları padişah ve annesine kişisel hizmet yoluyla dış dünyadaki rollerini almaya hazırlıyordu. Azat edilerek enderun mezunları veya diğer görevlilerle evlendirilen bu kadınların payına da kocalarının oluşturduğu erkek hanelerini (selamlık) tamamlayan haremler oluşturmak düşerdi. Sultan hanesinin kurduğu teşkilat ve eğitim kalıbı bu köle evlilikleri vasıtasıyla çoğaltılarak Osmanlı yönetici sınıfının sosyal ve politik temelini oluşturuyordu. Saray eğitim sisteminin -hem erkek hem de kadınlar için- ana hedeflerinden biri hükümran hanedana sadakatin aşılanmasıydı. İmparatorluk elitini sarmalayan bağları erkekler kadar kadınlar da sürdüğü için elitin sadakatinin odağında sadece padişahın kendisi değil, aynı zamanda sultan hanesinin kadınları, yani bir bütün olarak haneden ailesi vardı." Yine 17. yüzyıl bazı batılı yazarlardan haremin gizliliğinin yaznısıra harem hakkında konuşamların da fanteziler üretmekten başka bir şey yapmadıklarını gözlemlemek mümkündür. "Sarayın, ikinci avluya girmelerine izin verilen yabancıların gidebildiği kadarını gördüm... İçeriyi görmedim. Ama hükümdarlarına karşı huşu duyduklarını gösteren şahane bir sessizlik ve saygı içindeki sonsuz bir görevliler ve hizmetkârlar kalabalığı ile karşılaştım." (Henry Blunt, A Voyage into the Levant, 1638). "Kadınlar dairesine ilişkin bir bölümü buraya, okuyucuya bu daireyi iyi bilmenin imkânsızlığını anlatabilmek için dahil ediyorum... Buraya erkeklerin girmesi yasaktır ve bu yasak Hristiyan manastırındakinden çok daha büyük bir dikkatle uygulanır... Sultanın aşk hayatının niteliği gizli tutulur. Bunun üzerine konuşmayacağım ve bu konu hakkında hiç bir bilgi edinemedim. Bu konuda fantezi kurmak kolay ama doğru bir şeyler söylemek alabildiğine güçtür." (Jean-Baptiste Tavernier Nottvelle Relation de l'interieur du serrail de Grand Seigneur, 1675). "Kardeşim, Osmanlı imparatorlarının sarayı konusundaki merakını herkesten kolay giderebilirim. Çünkü yirmi yıldan fazla bir süredir bu sarayın içine kapalı kalmış biri olarak güzelliklerini, yaşam tarzını, disiplinini gözlemleme zamanım oldu. Çeşitli yabancı gezginlerin bir kısmı dilimize de çevrilmiş olan bir çok fantastik tasvirine inanılacak olursa b sarayın büyülü bir yer olmadığını hayal etmemek güçtür... Fakat sarayın asıl güzelliği içinde gözlenen düzende ve burada yaşayan güçlü kişilerin hizmetine bakacak olanların eğitiminde yatar." (François Petis de la Croix, Ett General de l'Empire Ottoman, 1695). Osmanlı Sarayı'nın harem bölümünde kimler yaşadı? Vazifeleri nelerdi? Nelere sebep oldular? Acı ve tatlı hatıraları ve tarihi gerçekleriyle bir yazı dizisi. alıntı Osmanlı'da Harem ![]() Soru: Batılı bir kısım yazarların Harem’le ilgili kitapları hakkında neler söylenebilir? Bunlar gerçekleri yansıtıyor mu? Batılı bir kısım yazarların Hare’le ilgili kitapları , erotik romanlar gibidir ve tamamen hayali olan sahnelerle doludur.Burada Kitaplarda ki hayal mahsulü iftiraları tek tek ele almamız fazlaca uzun süreceğinden bu mesele ile ile ilgili 1960’lı yıllarda Harem’in restorasyonunda görevli bir Fransız tarihçisi olan Robert Anhegger’i dinlemek gerekiyor: “ Harem’in Avrupalıların yüzyıllarca yazıp çizdiği ile hiç bir alakası olamdığını farkettim.Harem padişahın dilediği kadınla yatması için düzenlenmiş bir kurum değil.Mimarisi bile vuna uygun değil. Padişahın cariyeleri görebilmesi ve aralarından birini seçebilmesi mümkün değil.Kapılar daireler geçişler buna göre planlanmamış.Cariyeler 25 kişilik koğuşlarda kalıyor,üst katta yatan kalfaların sıkı denetimi söz konusu.Padişahın annesi kendi bölümünde, padişahın kadınları ayrı bölümde, padişah ise kendi dairesinde. Padişahın kadınını annesi seçip oğluna sunuyor.Padişahın kalkıpcariyeler bölümüne geçebilmesi için kuş olup uçması lazım.Harem bir üniversite gibi düşünülmüş. Cariyeler ise öğrenciler.Burada yaşayanların bir dakikası bile boş geçirilmiyor sürekli bir eğitim biçki, nakış,müzik,....Cariyeler köle değil,hele cinsel köle hiç değil, bence doğru deyim cariyenin padişahın evlatlığı olduğudur.” Soru: Saray’daki cariyelerin hepsi Padişahların hanımları mıydı? Yoksa görevleri nelerdir? Osmanlı padişahları, harem dairesinde istihdam ettirdikleri veya aile hayatı yaşadıkları cariyelerle şer-i şerifin hükümlerini aynen tatbik etmişlerdir. Saray’daki cariyelerin sayıca artması Fatih zamanına rastgelir. Nasıl devşirilen erkekler, Enderun Mektebinde terbiye edilerek Osmanlı devleti’nin askeri ve idari üst makamlarına yükselme imkanı elde etmişlerse, Harem Mektebine alınan cariyelerde zekalarına, ahlaklarına ve güzelliklerine göre evvela haremin hizmetçisi statüsündeki grubu olan cariye, kalfa ve ustalar makamlarına ve sonra da Padişahlar tarafından seçilmeleri halinde (Bu seçim yukarıda da bahsettiğimiz gibi padişahın anneleri tarfından oluyor, padişah ise sadece nihyi kararı veriyordu) Padişah ile karı-koca hayatı yaşayan gözde, ikbal ve Kadın Efendi ve neticede Valide Sultan payelerine kadar yükselme imkanları vardı. O halde Harem Mektebinde yetişen cariyeleri iki gruba ayırabiliriz; Birinci grub, asıl haremin ve padişah ailesinin hizmetini gören cariyeler.Haremde azen ayıları 400-500’ e ulaşan cariyelerin % 90’ ı bu gruba girer.Bunların Padişah ve ailesinin hizmetlerini görme dışında padişahla aile hayayı yaşamaları mevzubahis değildir.Bunlar kendi aralarında seviyelerine göre 1-Acemiler, 2-Cariyeler, 3-Kalfalar, 4-Ustalar olmak üzre 4 gruba ayrılılardı.Bunlar günümüzde bir çok insanın evlerinde paralı çalışan hizmetçiler statüsünde idi, Ama bekar olduklarından her an padişahın annnelerince seçilip 2. gruba girme imkanları vardı.Ayrıca bunlar istedikleri herhangi biriylede evlenebiliyorlardı, böylece çırağ edilme adı altında evlendirilip haremden çıkarılıyorlardı. İkinci grub, ise padişahın ailesi idi ki padişah asla 4 kadından fazlası ile aile hayayı yaşamamış, zaman zaman boşadıkları olmuşsada padişahlar içinde 8 den fazla kadınla aile hayatı yaşayanı çıkmamıştır.Ama biraz evvel de dediğimiz gibi padişahın aynı anda nikahlı bulunduğu yani aile hayatı yaşadığı kadın ayısı dörttü. alıntı darısı başımıza
|
||
|
||
Batı Haremi Harem denince hep Doğu akla geldi. Hiç Batı'nın haremleri anlatılmadı, resmedilmedi. Faslı yazar Fatima Mernissi harem tartışmalarına yeni bir boyut getiriyor ve kadınların sürekli güzel kalmak zorunda oldukları Batı haremini tartışmaya açıyor. Mernissi'ye göre kadını zamana hapseden Batı, mekana hapseden Doğu'dan çok daha acımasız ve katı bir tavır sergiliyor Harem denince akla hep Müslüman topluluklar geliyor. Hıristiyan topluluklarda ise böyle bir kurumdan hiç söz edilmiyor. Mekansal olarak Batıda haremin olmadığı bir gerçek. Ama bu, Batıda harem yoktur anlamına gelmiyor. Faslı bir öğretim üyesi olan ve kitap tanıtımı için Batıyı dolaşan Fatima Mernissi yeni bir tanım getiriyor: Batı haremi. Yani madalyonun diğer yüzünü çeviriyor ve Batı haremini sorguluyor. Feminist kimliği öne çıkan Müslüman bir yazar olan Mernissi (Bu gözlem Prof. Dr. Hüseyin Hatemi'ye ait) Türkiye'de Harem'den Kaçan Şehrazat ismiyle yayınlanan kitabında Batı hareminin ipuçlarını veriyor. Ama önce Doğu hareminin, yani Müslüman hareminin ne olduğuna ve oryantalistlerin bunu algılamakta neden güçlük çektiklerine göz atmakta fayda var. Kadınlar manastırı Harem, Osmanlı'da padişahın ailesi anlamına geliyordu. Haremin kendi içinde belirlenmiş kuralları vardı ve bunu padişah dahi bozamıyordu. Cariyelerin nasıl alınacağı ve onların hangi eğitimlerden geçeceği kurallarla sabitti. Her kadın yetenekli olduğu alanda uzmanlaşıyor, din eğitimi alıyor; musiki, hat ve tezhip gibi sanatları öğreniyordu. Her yaştan kadına açıktı. Genç kızlar da, yaşı 60'ın üzerinde olanlar da vardı haremde. Sanılanın aksine harem kadınları yaşamdan kendilerini soyutlamıyordu. Akıllı ve zeki olanlar valide sultan bile olup, ülke yönetiminde söz hakkı kazanıyordu. Hürrem Sultan, Kösem Sultan gibi Osmanlı tarihine damgasını vuran, taht kavgaları yapan kadınlar da haremde yetişmişti. Oryantalistler Doğu haremini çıplak kadın vücutlarıyla resmededursun, Türk tarihçiler onu oldukça farklı algılıyor. Çağatay Uluçay eğitim yuvası olarak görüyor, İlhan Bardakçı ahlak mektebi diyor, Halil İnalcık kadınlar manastırı tanımlamasını getiriyor. Bir başka tarihçi İlber Ortaylı ise çok net bir tanım ortaya koyuyor; "Harem'de önemli olan, gelen kadının en iyi şekilde yetiştirilmesi, eğitilmesi ve izdivaç yapmasıdır." Türk İktisat Tarihi uzmanı olan Prof. Dr. Hüseyin Özdeğer ise haremin bir atölye gibi çalıştığını ifade ediyor. Osmanlı'da daha çok varlıklı insanların haremleri olduğuna dikkat çeken Özdeğer, "Harem sahibi insanların iplik, dokuma vb. işletmeleri olurdu. Cariye ve içoğlanlar buralarda çalıştırılır, karşılığında kadı tarafından belirlenen yıllık ücretleri ödenirdi" diyor. Özdeğer doçentlik tezi olarak Bursa ilinin 1463—1640 yılları arasındaki tereke defterlerini çıkarmış. Elde ettiği rakamlar ise oldukça çarpıcı. Toplam 3121 kişinin medeni durumları araştırılmış. 1092 evli erkekten sadece 49'unun iki, 2'sinin de üçer karısı olduğu belirlenmiş. 1041 erkek ise sadece bir kez evlenmiş. İkinci evlilikler ise daha çok kadının eşlik görevini yapamaz hale gelmesiyle ya da çocuk doğuramaması gibi nedenlerle yapılmış. Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Doğu haremlerini Batıdakinden ayıran bir özellik olarak yaşlılara gösterilen saygıyı örnek veriyor. Batılıların aksine Müslümanlar yaşlandıkları için hiçbir kadına hor gözle bakmamış, ona haremin en saygıdeğer kişisi muamelesini göstermiş. Yani yaşlılıkla birlikte kadınlar yok sayılmamış, onlardan sürekli genç kalmaları beklenmemiş. Batıda nasıl olduğuna geçmeden önce oryantalist ressamların harem kadını diye çizdikleri portrelerin aslında ne anlama geldiğini gözlemlemekte yarar var. Kendi kadınlarını resmediyorlar Türk tarihçiler oryantalist ressamların çoğunun Doğu'yu görmeden harem tasviri yapmasını eleştiriyor. Müslüman ülkelere seyahat yapanlar da hareme giremedikleri için azınlıklardan duydukları hikayeleri ya da onların yaşamlarını resmetmeyi tercih etmiş. Fatima Mernissi; Picasso, İngres, Delacroix ve Matisse başta olmak üzere bütün oryantalistlerin aslında kendi hayal dünyalarındaki kadını resmettiklerini iddia ediyor. Bu resimlerde kadın itaatkar, şehvetli ve erkeğe hizmetten başka görevi olmayan yaratıklar olarak tasvir ediliyor. Mernissi, Batılıların bilinçaltına işleyen kadın düşüncesinin en açık ifadesini Alman aydınlanışının önemli filozoflarından biri olarak kabul edilen İmmanuel Kant'ın "Güzellik ve Yücelik Duygusu Üzerine Düşünceler" adlı kitabında bulmuş. Kant'a göre kadınlık güzellik, erkeklik ise yücelikti. Çok şey bilen kadın cazibesini kaybediyor, bu bilgiyi sergilediği zaman da bütün dişiliğini öldürüyordu. Bu nedenle kadınlar matematik, tarih ve coğrafya gibi ilimlerle meşgul olmamalı, sadece sohbetlere katılabilecek bir bilgi seviyesini yakalamaları yeterli idi. Ve nihayetinde kadın güzel olmak için çocuksu ve aptal görünmek zorundaydı. Nitekim oryantalist ressamların harem kadını diye çizdikleri resimlerde, kadınların bu özelliklerini fazlasıyla görmek mümkün. Rana Kabbani de oryantalist resmi anlatırken Avrupalıların görmek istediği şeyleri çizdiklerini vurguluyor; "Oryantalistler resmederken Doğu'yu anlatıyorlar, onu metafora ve mite dönüştürüyorlardı. Avrupa'ya görmek istediklerini sunuyorlardı." Oryantalistlerin İstanbul'u isimli kitapta alıntı yapılan Ary Renan ise en iyi oryantalist sanatçıların, tuvallerinde egzotizmi abartmayanlar olduğunu söylerken aslında abartı sanatının ne kadar çok kullanıldığını da itiraf ediyordu. http://www.harem.cn/index.php?pg=bati-haremi |
||
|
||
osamanlı haremi bu kadar ulvi bir müessese ise tüm dünya kadınları oraya girmek için can atıyordu herhalde ![]() buşanslı kadınlar da hep nedense ruslardan filan olmuş
|
||
|
||
...Toplam 3121 kişinin medeni durumları araştırılmış. 1092 evli erkekten sadece 49'unun iki, 2'sinin de üçer karısı olduğu belirlenmiş. 1041 erkek ise sadece bir kez evlenmiş.... 3121-1092=2029 2029=? ?=?
|
||
|
||
| bizim osmanlıcılar ve muhafazakarlar, harem adı altında kimi zaman sayısı 500 lere varan kadınların padişahın kullanımına sunulmasını kendilerince açıklayarak durumu kurtarmaya çalışır.. onlar başta olmak üzere kendinizi, çocuğunuzu, ablanızı, kardeşinizi vs.. bilumum padişaha sunulacak cinsel objeleri haremde görmek ister miydiniz ? |
||
|
||
Kısa süre önce ölen Suud Kralı Faysal'ın öldüğünde hareminde 63 kadını olduğunu, 1990 yılında da Malezya Üst Yönetiminin bu şahsa iyi niyet hediyesi olarak 13 yaşında bir kız hediye ettiklerini... suud gazetelerinde haber olarak okumuş, öğrenmiştim... ![]() birilerini övmek, birilerini yermek niyetinde değilim... hepsinin ...na koyayım... |
||
|
||
| Sen şimdi Suud kralı olsaydın sana da Ona getirilen hediyeleri getirselerdi şu anki Ahlak terbiyemizle o hediyeleri nasıl karşılardık oyuna karşı bir oy yok muhallifin yok ne dersen yapıyorlar vs... bu hediyelerden daha yok muu falan fertler kendilerini ıslah etmedikçe hiç kimsenin kimseye bir şey demeye hakkı yoktur |
||
|
||
| OSMANLI’DA HAREM Topkapı Sarayın’da padişahın evleri ve aileleri bulunduğu yere başkasının girmesi yasak anlamında harem denir. Haremde padişahın annesi valide sultan,padişahın hanımı, hasekiler, şehzadeler, padişah kızları, ustalar, kalfalar ve cariyeler bulunurlar. Padişah haremin efendisi, padişahın annesi valide sultan ise Harem’in reisi konumundadır. Osmanlı Sarayında cariyeler Orhan Bey döneminden itibaren görülmeye başlanmıştır. Fatih döneminden itibaren ise sarayda cariyelerin sayısı oldukça artmıştır.Haremde iki tür cariye bulunmaktadır:Birincisi;hizmetçi konumundaki cariyeler,ikincisi de;eş konumuındaki cariyelerdir. Hizmetçi konumundaki cariyeler sarayda para karşılığı çalışırlardı.Bunlar başkasıyla evli olabilirlerdi. Evli olmayan cariyelerin ise başkasıyla evlenmesi mümkün olmadığından bunlar padişahın veya şehzadelerin haremine girebilirlerdi. Başkasıyla evli olan cariyelerin ise saraydan herhangi bir kişiyle cinsi münasebeti olamazdı. Acemiler,cariyeler(dar anlamda), kalfalar ve ustalar. “Bu dört grup incelenince görülecektir ki,haremdeki cariyelerin %90’ı tamamen bugünkü kadın hizmetçi konumundadırlar ve bunlar aldıkları belli ücretler karşılığında haremde hizmet etmektedirler. Eş konumundaki cariyeler ise; padişahın nikah yaparak ya da nikah yapmadan karı koca hayatı yaşadığı cariyelerdir.Bu tür cariyelerin sayısı fazla değildir.Eş konumundaki cariyeler iki bölümde incelenebilir: Birincisi; azad edilerek nikahlanmış cariyelerdir. Bunlara haseki sultan veya kadın efendi denirdi. Bunların içinde padişahtan çocuk doğuranlara haseki ünvanı verilirdi. Sayıları yediye kadar çıkardı. Konumlarına göre baş kadın ikinci kadın diye sıralanırlardı. İkincisi ise; padişahın nikahsız olarak yaşadığı cariyelerdir. Bunlara ilkbal, gözde ve peykler denir. Kadın efendi olabilecek ilk dört cariyeye gözde, ikbal adayı olabilecek cariyelere de peyk denirdi. Padişahların en fazla dört ikballeri, dört gözdeleri ve dört tane peykleri olabilirdi.Yani ikbal, gözde ve peyklerin toplam sayısı onikiyi geçmezdi. Fatih'ten itibaren padişahlar genellikle azadlı cariyelerle evlenmişlerdir. Ahmed Akgündüz padişahların cariyelerle evlenmeyi tercih etme nedenini;bacanak, kayınpeder, sır saklama, akraba tasallutu gibi olumsuz yönleri berteraf etmek amaçlı olabileceğini belirtir. Fatih döneminde kurulan harem, cariyelik kurumunun oluşmasında ve gelişmesinde ve revaç bulmasında büyük etken olmuştur. Cariyelik kurumunun oluşması ve gelişmesiyle padişahlar Türk kızlarıyla evlenme geleneğini terk ettiler. Kanuni'nin Hürrem Sultan İle evlenmesiyle başlayan cariyelerle evlenme geleneği ikinci Osman tarafından kaldırılmaya çalışılmışsa da daha sonraki padişahlar cariyelerle evlenmeye devam etmişlerdir. .................. Osmanlı Devletinde kölenin diğer kaynağı ticaret yoluyla elde edilen kölelerdi. Ticaret yoluyla kölelik üç şekilde karşımıza çıkar: Kaçırma yoluyla, hediye yoluyla ve ailelerin satışıyla köleleştirme. Kaçırma yoluyla kölelik hukuken yasak olmasına rağmen,insanlar kaçırılarak esir pazarlarında satılırlardı.Kaçırma yoluyla köleleştirmenin cezası ölüm olmasına rağmen bu olayın önüne geçilememiştir. Kaçırılma yoluyla kölenin kaynağını başlıca üç bölge oluşturuyordu. 1)Macaristan,Eflak,Boğdan,Rusya,Polonya ve Ukrayna. 2)Kafkasya. 3)Afrika. Hediye yoluyla kölelik çok yaygın değildi. Güçsüz devletlerin, devlete bağlandıkları padişah ve devletin ileri gelenlerine hediye olarak gönderdikleri köle ve cariyeler bu tür kölelerin kaynağını oluşturur. “Komutanlar ele geçirdikleri esirler arasında bulunan müstesna güzelliğe sahip kız ve oğlanları satmaz, fidyeyle serbest bırakmaz, genellikle padişah veya vezirlere hediye olarak sunarlardı. Osmanlı Devleti de elçiler aracılığıyla İslam ülkelerine köle ve cariyeleri hediye olarak göndermişlerdir. http://lidya.hacettepe.edu.tr/~b0152631/adem.htm |
||
|
||
| Ann CHAMBERLIN safıye sultan kıtabını okumustum oryantalıst sozlerle karsılasmam cok uzun zaman almıstı yıne karsılastım ne olursa olsun harem ve selam dıye bır kultur var onun etrafında toplanan bır ımparatorluk ve o ımparatorlugun gızlı yonetıcılerın haremın bas kadınları yadsınamaz dedgımız seylere orneklerden bırı bu konu topkapı sarayına gıttıgımıde ılk hareme gıderım kızsal bır ıcgudu fakat her gıttıgımde farklı bısey goruurum ve hayret ederım yanı harem sadece padısahların mahremlerı degıl bır yasam tarzı kardeslerı ve kızlarıda burada yetısırdı unutmayalımmmmmmmm 19. Yüzyıl Avrupa'sında Harem Kültürü'ne Duyulan İlgi 19. yy. öncesine kadar doğuya topografik resimler yapmak veya doğunun kıyafetlerini ve mimarisini Batıya tanıtmak amacıyla hazırlanan albümler yerini ve konusunu direkt doğu coğrafyası, hikayeleri ve yaşamından alan resimlere bırakmıştır. Böylece 19. yüzyıla kadar Batının doğuya olan egzotizm merakı 19. yüzyılda Oryantalizmin her alanda kurumsallaşmasıyla beraber ve bu dönemde Avrupa'da görülen Romantizm akımının da büyük etkisiyle, doğuyu resmine konu edinen Batılı ressamların sayısı artmıştır (Germaner ve İnankur 1989:18, 19). 18. yüzyılda ise Romantik düşünceyi besleyen en önemli etkenlerden birisi ne politika ne de ticaretle ilgisi olan, peri masalları anlatan bir kitaptır. 1704 yılında Antoine Galland adlı bir uzman Alf Laila Wa Laila/Thousand Nights/Arabian Nights adlarıyla bilinen Binbir Gece Masalları'nı kendi diline çevirir. Kitaptaki masallar Büyük halife Harun el Reşid'in krallığı üzerine kuruludur. Enterasan sultanların, hadımların, odalıkların, cinlerin, devlerin ve uçan atların bulunduğu bir krallıktır kitapta anlatılan. Karısının kendisini aldattığını öğrenen Sultan Şehriyar onu öldürür ve tüm kadınların günahkar olduğunu ilan eder. Her sabah, ertesi sabaha öldürmek üzere yeni bir kadınla evlenir. Bu kadınları da Sultan'a Başvezir getirmektedir. Bir gün Başvezirin kızı Şehrazat bir plan yapar ve babasını kendisini Sultan'a yeni eş olarak götürmesi konusunda ikna eder. Şehrazat, Sultan'ın huzuruna çıktığında ondan kız kardeşi Dinarzade'nin gece yanında kalmasını rica eder. Gün doğmadan önce kız kardeş, ablasından son kez bir masal dinlemek istediğini söyler, çünkü bu onu son görüşü olacaktır. Şehrazat da Sultan'dan izin alarak masalına başlar. Sultan, Şehrazat'ın anlattığı masaldan öylesine büyülenir ki, daha fazla anlatmasını ister. Böylelikle Şehrazat her gece birbirinden ilginç masallar anlatarak Sultan'ın ilgisini ayakta tutmayı başarır ve ölümden döner. Binbir Gece Masalları, Avrupa'ya hikaye anlatımında yeni bir tarzı tanıtmakla birlikte, gösterişi seven sosyete için de teatral bir alan yaratmıştır. 18. yy.'da kadın ve erkekler Binbir Gece Masalları'ndan arketip karakterler yaratmış ve onlar gibi giyinmeyi moda haline getirmişlerdir. Aynı yıllarda Paris'te Turquerie modası tiyatro, opera, resim, romantik yazın, kostüm ve iç mekan tasarımı gibi alanlarda kendini göstermeye başlamıştır (Croutier 1989:176). Bu dönemde harem giysileri, saten terlikler, sarık benzeri başlıklar klas bir moda anlayışının göstergesi haline gelmiştir. Liotard, Vergennes ve eşi Mme. Vergennes, Paris'te Türk giysileriyle ilgi çekmektedirler (Germaner 1996:60). Asil insanlar paşalar, odalıklar, sultanlar gibi giyinir, popüler ressamlara Türk kostümleriyle resimlerini yaptırırlar[9]. Dönemin kadınları çevresindekilere Şehrazat gibi öyküler anlatmayı çok severlerdi. Nargile, divan, mücevher kakmalı kılıçlar sosyete evlerinin vazgeçilmezi haline gelmişti. Konsept olarak "keyf" popüler bir yaşam felsefesi haline gelmişti. Afyon içmek, romantik düşünüşü ve hayalgücünü genişletmek için girilen estetik ve ruhani bir arayışa dönüşmüştü.[10] Gerard de Nerval, Eugéne Fromentin, Théophile Gautier, Charles Baudelaire gibi yazarlar Hotel Pimadon'da 'Club des Haschichins' adı altında toplanarak buradaki gizli bir salonda afyon içmeyi adet haline getirmişlerdir (Croutier 1989:177). Aynı yıllarda doğuya özgü öyküler sosyal hicivlere adapte edilmeye başlanmıştır.[11] Alışılmamış, şaşırtıcı bir durum karşısında, "sanki Binbir Gece Masalları'ndan bir sahne gibiydi!" yorumunu yapmak tam bir klişe haline gelmiştir. Geçmişe oranla düzelen gezi koşullarının yanı sıra rehber kitapların çıkması da doğuya ilgiyi arttırmıştır. Örneğin Murray'in Guide to Turkey kitabının 1854 baskısı gezginler için İstanbul'a giderken seçilebilecek yollara dair detaylı bilgi vermektedir (Germaner ve İnankur 1989:20). Bu dönemde Avrupalılar, doğuya olan ilgiyi canlı tutmak amacıyla doğuluların da katılabileceği klüpler açmışlar, doğuya gezi yapmanın saptanabilecek tarihini, koşullarını bildirmişlerdir (Germaner ve İnankur 2002:46). 1716-18 yılları arasında İngiliz Büyükelçisi Edward Wortley Montagu'nun eşi sıfatıyla Türkiye'de bulunan Lady Mary Montagu, Alexander Pope'a İstanbul'dan yazdığı mektupta buradaki kadınların, İngiltere'dekilerden oldukça farklı olduğunu, doğal fakat çok miskin bir yaşantı sürdüklerini bildirmiştir. (Resim 8) Lady'nin Türkiye elçilik mektupları belki de doğu deneyimlerinin en otantik ve direkt ifadesi olmuştur. İslam dünyasının en yasaklı yeri olan harem'e girmeyi başarmış sayılı kişilerden birisidir. Lady çok iyi bir gözlemcidir fakat kendi kültürel kimliğinden ödün vermemiştir. Bir keresinde hamamdaki kadınlara katılmak ister ve onların anadan doğma çıplak olduklarını görür: "…giysilerimi çıkardığımda korsemi gördüler. Şaşırdılar ama hoşlarına da gitti. Yüz ifadelerinden korseyi, kocamın beni içinde kilitli tuttuğu, benim açmaya iznimin olmadığı bir nesne olarak gördüklerini hissettim…" (Croutier 1989:178). Lady İngiltere'ye döndüğünde, Türkiye'de gördüğü şekilde çocuklarına çiçek aşısı yapıyor, ki bu Dr. Edward Jenner'in İngiltere'ye 'aşı' denilen tedavi yöntemini tanıtmasından yaklaşık 70 yıl önce gerçekleşiyor. Voltaire de Lady'nin deneyimlerine dayanarak, aşının kökenini haremde oldukça itibarlı olan Çerkez kadınlara dayandırıyor. Olasılıkla bu kadınların yüzlerinde çiçek izi olmasından sakındıkları için bu aşıyı geliştirdikleri |
||
|
||
ekmek elden,su gölden harika olurdu ama saçmalamaya ya; hakkaten kendimi mal gibi hissederdim. Padişaha aşık olursam olabilirdi fakat diğer kadınlardan kıskanırdım... saçmalamayın yaw, ne biçim anket bu ![]() ay neden hepsini içeren bi şık yok ki
|
||
|
||
Osmanlı' da Seks![]() Zekerin başına şırak şırak vurarak gele, şeklindeki Osmalı metinleri, bize erkeklik organının nereye kadar uzandığını açıklıyor. Tabii terminolojik olarak, namı üç kıtaya yayılan Osmanlı' nın sadece at üstünde ülkeler fethettiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bugün saray aleminin arka bahçelerinde dönen dolapların pek çoğunun cinsellikle ilişkisi olduğunu kestirebiliyoruz. Genlerimizde kıpraşan delikanlılık ruhunu atalarımızın malum konulara olan eğilimiyle açıklamak mümkün. Pornografinin böylesi "Avratın dört nesnesi kara gerek: saçı, kaşı, kirpiği, ve gözünün karası. Avradın dört nesnesi kızıl gerek: dili, dudağı, yanakları, avurdları (yanak boşluğu). Avradın dört nesnesi yuvarlak gerek: yüzü, gözü, topukları ve bilekleri. Avradın dört nesnesi uzun gerek: boynu, burnu, kaşı ve parmakları. Avradın dört nesnesi hoş kokulu gerek: burnu, azası (cinsel organı), koltuk altları ve ayakları. Avradın dört nesnesi geniş gerek: alnı, gözleri, göğsü, ve butları ve dahi avradın başı ne büyük ve ne küçük ola, eti dahi değirmi (yuvarlak) ola ve yürüdüğü zaman, kalçasının etleri deprene. " 13. yüzyılda yaşayan Nasüriddin Tusi' nin "bahnamesi" ndeki ideal kadın tanımı böylece uzayıp gidiyor. Farsça adı ile "Bahname" yani şehvet kitabı olarak anılan kaynakların varlığı 700 yıl öncesine dayanıyor. Şehvet kitaplarından Osmanlı da nasibini alıyor elbettei. Kitaplar 4. Murat döneminde toplu bir kıyıma uğrayıp yaktırılmış olsalar bile günümüze ulaşanlar bulunuyor. Seksi tasvir eden pek çok minyatürü, erotizm konulu resimleri ve cinsel gücü arttırıcı doğal formülleri içeren şehvet kitaplarının bazılarında zamanın padişahını cinsel ilişki sırasında gösteren gravürlere bile rastlanırdı. Açıkçası günümüzün pornografik yayınlarının tam karşılığı sayılan bahnamelerdeki fıkralar geçmişin sırlarını da önümüze seriyor. Ünlü zıbıkçıbaşı bunlara bir örnek oluşturuyor: Harem' de sıranın kendisine gelmesini beklemekten sıkılan cariye soluğu Kapalıçarşı' daki zıbık dükkanında alıyor. Zıbıkçı efendi işveli hatuna nasıl bir tercihi olduğunu soruyor. Kız şaşkınlıkla mamüllerin çeşit çeşit olduğunu öğreniyor. Uzun olan Arap, kalın olan kürt, latif yani hoş olan Türk tipi. İştahı kabaran cariye üçü bir arada (Nestle sitayıl) bir zıbık olup olmadığını sorunca, zıbıkçıbaşı cevabı yapıştırıyor: "Öylesini bulsam kendim kullanırım kızım." Fıkra bize günümüzden 300 yıl önce bile o günlerde zıbık olarak anılan vibratörlerin olduğunu açıklıyor. Seksin Mabedi Harem. Arapça' da yasak ve gizli anlamına gelen "harem" kökünü haramdan alıyor. Kime yasak harem? Babadan oğula geçen saltanatın koltuğuna kaykılan dışındaki herkese. Fetihten fetihe koşan Osmanlı padişahı, ganimet toplamak dışındaki zamanını azgın bakirelerin talebini karşılamaya ayırıyordu. Harem bir umman, bir gizli dünya... Mekanda afyon alemlerinin kralında savrulmak, şarabın dibine vurmak ve toplu seks denilen kitlesel sanatın tüm hünerlerini ortaya koymak serbest. Harem cennet bahçesi, üstelik girebilene ne yasak ne de kovulmak var. Hal böyle olunca dönemin 'vakanüvis' diye adlandırılan tarih bilimcilerine malzeme üstüne malzeme çıkıyor. Peki bu malzemeyi kim taşıyor tarihçilere? Tabii ki kızları sultana hazırlayan, pek çok karmaşık ilişkiyi düzenleyen ve cinsel gücü arttırıcı ilaçlar hazırlayan iğdiş edilmiş hadımağaları. Eşcinsel Eğilimler "Yaz olunca avratlar, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk vücudu kurutur". Bazı metinler Osmanlı' nın eşcinselliğe ne denli hoşgörüyle yaklaştığı konsunda net fikirler veriyor. Hangi mevisimde kiminle sevişmenin daha uygun olduğunu aktaran 'Kabusname' adlı eserde bu höşgörüye örnek. Küçük yaşta yaşanan homoseksüel ilişkilere kanunnamelerde rastlamak mümkün. Özellikle yeniçeri kışlasında eşcinsel ilişkilerin yaşandığı biliniyor. Kıdemli askerlerin yanlarında peçeyle gezdirdikleri 'civelek' adı verilen yeni yetmeler için sık sık kavgaya tutuştukları tarihin dip notları arasında belirtiliyor. Sarayda bir o yana bir bu yana savrulan 'iç oğlan'ların öncelikli amaçlarının ne olduğu ise malum. Hamam mı? Güçlü kuvvetli Osmanlı erkeğinin uğrak yeri. Yıkanmak..Evet eski dönem hamamalarının temizlenmek amacı güden işlevleri de vardı. Lezbiyen İlişkiler 1759-1810 yılları arasında yaşayan eşcinsel yazar Fazıl eşcinsel ilişkilerin yanısıra Osmanlı Dönemi' ndeki lezbiyen ilişkilere de ışık tutuyor. Fazıl 'Hubanname' isimli kitabındaki 'Zenanname' bölümü ile kadınlar ayrı bir paragraf açmakta ve İstanbullu kadınları; namazında-abdestinde olanlar, hafif işlevliler; fahişeler ve lezbiyenler olarak dörde ayırmaktadır. Fazıl, İstanbullu lezbiyenler için şöyle yazmıştır: "Ey sevgili, eski zaman kadınları arasından olmayan, "sevici zümresi" denilen yeni bir bölük çıktı ortaya. Birbirlerine gönül verip aşık olurlar. İlişki vaktinde bile hile yaparlar; hileleri, zekeri (erkeğin cinsel organı) taklit ederek yapılmış bir alettir" Osmanlı üst yöneticilerinin cinsel hayatı oldukça renkli sayılırdı. Özellikle sarayda dönen dolaplar, oyunlar, cinsel arzular uğruna harcanmış zaman ve paralar Osmanlı üst yöneticileri için önemli bir yer tutar. Birden fazla kadınla evlenme izin veren İslam inancı Osmanlı yöneticileri için bulunmaz bir nimet olmuştur. İslam dininin vermiş olduğu bu rahatlık sonucu devletin üst kademesini işgal eden kişiler kendilerini cinselliğe olabileceğinden daha uzun kaptırmışlardır. Sarayda cinsellik adeta bir sektör haline gelmiştir. Sarayın cinsel politikasını yönlendiren, saraya cariye bulan, padişaha cinsel taktikler veren, saraydaki cariyeleri giydiren, cariyeleri padişaha sunan ve benzer bir sürü uzman çalışıyordu. Padişahın gününün çoğu hareminde cariyelerinin arasında geçiyordu. Bir padişahın sayısı yüzleri bulan cariyeleri olabiliyordu. Devletin üst kademesini işgal eden çoğu kişi için de durum buna benziyordu. Osmanlı Devleti’nde üst düzey yöneticilerde cinsel sapıklık denen anlayış olabildiğince artmıştı. Özellikle oğlancılık ayyuka çıkmıştı. Oğlancılığın gizlenmesi dahi lüzum görülmeksizin çok açık bir şekilde cinsel tercihleri arasında kabul ediliyordu. Sarayda bir dizi oğlan vardı. Oğlancılık öyle boyutlara ulaşmıştı ki bir Osmanlı paşası padişahın özel oğlanına dahi göz koyabilmekte, onun için şiirler yazabilmekteydi. Padişaha, paşalara hediye vermek isteyenler hediyelerinde oğlan vermeyi de ihmal etmiyorlardı. Oğlancılık öyle boyutlara ulaşmıştı ki padişahın annesi bir fiil oğluna oğlan buluyordu. Padişahlar halktan birinin oğlunu güzel görürse onu saraya almak istiyorlardı. Böylece o çocuğu oğlan olarak kullanmak istiyorlardı. Bir padişahın bu şekilde halka gitmesi tabiî ki halkta oldukça kötü bir izlenim yaratıyordu. Sarayın harem dairesinde bulunan yüzlere varan cariye ise bir tek erkeğe muhtaç kalmanın rahatsızlığı ile çeşitli sapıklıklara başvuruyorlardı. Savaşlarda esir alınan kızların en güzelleri padişahlara ve paşalara hediye edilirlerdi. Bu yetmezmiş gibi padişahların pezevenkbaşları ülke ülke dolaşarak padişahlara kadın, kız ararlardı. Padişahlar öldükten sonra cariyeleri ya devletin ileri gelenlerine hediye olarak verilir ya da fazladan cariye kalmışsa onlarda sıradan kişilerle evlendirilerek o kişiye devlet kademelerinde mevki verilir ve böylece ödüllendirilirlerdi. Padişahın cinsel ilişkileri sonucu onlarca hatta bazen yüzü bulan çocuk, yüzü bulan cariyeler ve padişahın hizmetindeki kişilerle saraydaki cinsel teşkilat önemli sayıda bir nüfus oluşturuyordu. Tabi cinselliğin padişahın üzerine yansıdığı oranda etkileri devlet yönetimlerini de etkiliyordu. Bu kadar çeşitli ve karışık cinsel bir dünyanın içinde tek kişi olarak yaşayan padişah gerçek dünya ile ilgilenmek istemiyordu. Savaşta askerlerin savaş alanını bırakıp kaçmamaları için padişahlar savaşa ordunun başında gitmek durumunda kaldıkları zaman dahi cariyelerden seçilenler savaş meydanlarında padişahın cinsel emirlerini yerine getirmek için götürülüyorlardı. Sonuç olarak Osmanlı’da saray ayrı bir dünya yaşıyordu. Halkın yaşamına çok yabancılaşmışlardı. Arada uçurumlar bulunan iki dünya söz konusuydu. Halkın sorunları padişahın sorunları olmaktan çoktan çıkmıştı. ______________alıntı http://www.urban5.com/node/30402 _________________________________________________ _____________ |
||
|
||
| Osmalı sadece savaş devletiydi. Gider işgal eder, işgal ettiği yerdeki insanların inancına toprağına karışmaz, vergi ve cizye alırdı sadece. Hatta balkanlarda insanlar cizye ödememek için müslüman olmaya başlamışlar, devleti aliye devletin gelirleri düşecek diye, insanların müslüman olmamamısı için tedbirler dahi almıştır. Hilafette ciddi bir güçtü. Alınması için sefere çıkılmadımı? Müslümanlar müslümanları öldürmedimi? Yani islam hiç alakasız osamanlı ve sünni inanışıyla. Saygı duyarım ayrı bişe. |
||
|
||
| Eskiye dair her zaman bi özentim olmuştur.Belki tepkilere yol açıcak ama yinede söylemeyi isterim,bende sadece harem kültürüne değil Geyşalarada özel bi ilgi var.Japon olsaydım kesinlikle o kültürle yoğrulmak isterdim..Zaten Geyşa japonyada Sanatçı anlamına geliyor.Ve sanıldığının aksine bi kültür. | ||
|
||
| ilginç bir kültür harem kültürü türk olan kadın sayısı da az haremde ve kadının değerini düşürüyor diye düşünüyorum haremde olmak. güzelsin beğeniiyorsun hareme satın alınıyorsun parayla altınla orda işvelicilveli bir hatun olmayı öğreniyorsun ve hep bekliyorsun hep bekliyorsun padişah görecek seni beğenecek falan filan yav çok kötü başkadın yapacak seni diye padişah bir de birsürü entrika |
||
|
||
| Osmanlı Kokuşmuşdur 17 Kardeşini Katlederek Padişan Olan Kişilerin Ülkesinde Hoşgörü Hikayeleriyle Milleti Uyutmayın... |
||