SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: Kadın Nedir

Sayfa: 1 2 3 4 [ 5 ] 6 7 8 9

son tango 13.03.2007 01:45:57
özen sadece hikaye kısmı,bende bi çiçek vardı,onu en ii ışık aldığı yere fırlattım,mutluluktan nasıl yeşerdi,nasıl çiçekler açtı,sorma Wink

data_grrr 13.03.2007 09:09:22
bir adam bir ormanda konuşuyorsa ve onu duyan bir kadın yoksa, yine de yanlış mıdır?

medusa 13.03.2007 09:13:39
eğer kadın ağaçsa adamın kelımelerıde baltaysa...

asaf 13.03.2007 21:57:55
genelde bize ağaç derler ama... Wink

dasein 06.04.2007 00:55:07
daha başlığıyla benim için kaybetmiş bir konu..''kadın nedir?'' sorusu kadını obje kılan bir zihniyet ürünü değil midir??keşke ''kadın kimdir?'' gibi bir şey olsaydı ve baştan kimlik sahibi olsaydı kadın..

data_grrr 06.04.2007 05:47:34
yine kunduzun kitabından basitçe
fizyolojik olarak kadın denen yaratık dölyatağından başka bir şey değildir.

ve sanırım çoğalma işine vurgu yapıo burda..

ve ekleyerek tek hücrelilerin bölünmesinden bahsedio.. onlarda bir başkası yok dio..
yani 'kadın nedir' sorusunda bence bir mahzur da yok
simone de beauvoir bile sormuş bu şekilde kitabında.. burada 'kadın' kavramından bahsediyoruz yani bi kadın kişisinden değil.. tabi ki nedir diye sorulacak..

kitaptan biraz rasgele bşeler nakledeyim dedim... yanlış anlaşılmasın yazar, erkek üstündür derken mevcut durumun tesbitini yapıyor gbi geldi bana..(feminist olduğuna göre olmalıdır demio heralde Smiley ) çok ilginç şeyler varda psikanalitik, mitolojik nedenler vs.. yazmaya üşendim..
...
:: Feminizmin erkeklere özenen bir tarafı 'varsa' bunda erkeklerin bir payı olabilir mi? (iki noktalar benim sorularım)::
Bir çok aile erkek ve kız çocukları arasında bazı ayrılıklar yaratır. Kız çocuklarına gizli ya da açık olarak erkek çocukların üstünlüğünü kabul ettirirler. <<Sen kızsın bunu yapamazsın, şunu yapamazsın>> <<a.. bu hiç sana yakışır mı? Sen erkek misin ki?>> Sözlerini duymaktan bıkan kız çocuğu, yaradılışını inkar etme arzusunu duymaya, erkekliğe özenmeye başlar. Böylece kız çocuğu cinsiyet bakımından gerektiği gibi gelişemez ve kadınlık özelliklerini benimseyemez.

::Yine kendi kitabında, kocasının (Sartre) kadınlar hakkında ne düşündüğünü yazmış::
Sartre'a, Heidegerr'e Ponty'e göre kadın erkekten her bakımdan zayıftır. O kuvvetsizdir, al yuvarları erkeğinkinden daha azdır. Erkekle hiçbir sahada boy ölçüşemez. Kadın kararsızdır, duygularını kontrol edemez. O narin yapılı bir yaratıktır. Erkek dünyayı avucunun içinde bulundurabildiği halde kadın, böyle bir şeyi yapmaktan çok uzaktır. Erkek, her olaya göğüs gerebilir, kadın ise en önemsiz olaylar karşısında bile nasıl hareket edeceğini kestiremez, şaşırır, heyecanlarını belli eder. Fakat erkeğin bütün bu üstün özelliklerine rağmen toplum içinde kadın ve erkeği birbirinin karşıtı olarak düşünemeyiz. Çünkü onlar ancak birbirinin tamamlayıcılarıdır... Erkek tohum taşırken, kadın tarla görevini görür.

:: Burada da erkeğin üstünlüğünün mevcut durumda kabul edildiğini söylüyor::
Kadının çocukluğundan erginlik çağına kadar geçirdiği devreler bir çok psikoanalisti birbirine düşürmüştür. Kadın her zaman <<erkeklik>> <<kadınlık>> özellikleri arasında bocalar durur. Bir devir de erkekliğe özenir, babası gibi olmak ister, penisi olmamasından dolayı ızdırap çeker, sonra yavaş yavaş kendini erkekten aşağı görmeye başlar ve daha sonra bir aşık ya da bir koca bulur. Bir aşık ya da koca bulması yine kendini ikinci bir yaratık olarak hissetmesinden ve kendini erkekten aşağı görmesinden doğar.
...: Psikanalitik bir muamma da var
Psikanalistlere göre altbenin çocuk hayatındaki rolü derindir. Erkek çocuk kendini bir başkasında (altben) gördüğü için benliğini kabullenir. Oysa genç kız vücudunun hiçbir kısmında kendini gerçekleştiremez. Buna karşılık altbenin yerini tutması için ona yabancı bir nesne, bir bebek verirler. Erkek çocuk kendini bağımsız bir BEN olarak peniste ararken, kız çocuğu bebeğiyle oynayacak, onu kendini süsler gibi süslemeye çalışacaktır.
...
Psikanalistler her yönden inceledikleri kadının neden BAŞKASI adını aldığını tam olarak aydınlatamamışlardır. Ortada erkeğin kadına göre bir üstünlük durumu var ama bu nasıl kazanılmıştır? Neden böyle bir üstünlük davasına lüzum görülmüştür? Bunlar aydınlanamayan bir takım karanlık noktalardır. Stekel'e göre kadın, acı çekmek, gebe kalmak, doğurmak, erkeğin zevk maddesi ve esiri olmak için dünyaya gelmiştir. Bu, onun değişmez kaderidir. Boyun eğmek zorundadır. Kadın ne kadar kendine erkekçe pozlar vermeye çalışırsa çalışsın yine de kendinden başkasını aldatamaz. Böylece kadın hayatı boyunca NESNE ve BAŞKASI olmak zorundadır. Hatta toplum içinde kadının dürüstlüğünden söz edildiği zaman şu ünlü atasözü kullanılır <<erkek gbi kadın>> erkekleri aşağı vurmak için de << amma da korkaksın kadın gibi>> demekki insanoğlu çoğu zaman nedenlerini bilmeden gerçekleri kabul etmek zorundadır. Günlük konuşmalarımızda bile önemli yer almış olan bu deyimlerden de anlaşılacağı üzere erkeğin üstünlüğü herkes tarafından kabul edilmiş bir gerçektir.

:: neden süslenme?
Kadınlar, erkekleri büyülemek için ellerinden geldiği kadar süse ve giyime değer verirler. Oysa bilmezler ki erkek denen yaratık birbiriyle çelişen iki fikrin etkisinden kendini kurtaramamaktadır. Kadını hem çırılçıplak hem giyinik olarak gözünde canlandırır, yine kadının hem fahişe hem de namuslu bir dişi olmasını ister.
:: acı gerçek Smiley
Erkekler dünyaya kadınlara acı çektirmek için gelmişlerdir. Kadının kaderi ızdırap içinde kıvranmak, çeşitli sorumlulukları taşımaktır. Kadın, ne kadar erkeğin üstünlüğünden kaçarsa kaçsın elbet birgün yine ona yakalanacaktır. Evlenmeyi göze alan kadın erkeğin boyunduruğu altına girmiştir demektir. Balzac <<Evlilik Felsefesi>> adlı eserinde şöyle diyor: <<Kadınların söylenmelerine, ağlamalarına çektikleri acılara hiç aldırmayın; tabiat, onları bizim için yaratmış. Böylece herşeyimize katlanmak zorundalar; Erkeklerin verdiği çocuklara, ızdıraplara sancılara. Erkekler, sakın kendinizi duygusuzlukla suçlamayın. Bütün medeni milletlerde kanunları erkekler yapar. Ve bu kanunlar, kadınların kaderini çizer. 'Kadınlara acı çektirelim' deyimi de erkeklerin izinde yürüdükleri bir kuraldır.>>
::
Hizmet etmek bir efendiye kul olmak demektir. Gerek fahişelerin varlığı gerekse evliliğin yapısı bunu ispatlar. Kadın kendini verir. Erkek bunu karşılıksız bırakmaz ve onu elde eder. Erkeğin aşağı yaratıkları elde etmesini, onları emri altına almasını hiçbir şey engelleyemez. Aşk kavramı savaş kavramından ayrılamaz. Erkeğin saldırıcılığında bir kahramanlık vardır. Bu dünyada erkek üstündür. Üstünlüğünün belirtisi olarak, arzularının şiddetli olması istenilir.
::
Erkekler, kadına hayallerindeki istedikleri şekilleri vermek, kendi ihtiyaçlarından kaçmak için çeşitli efsaneler yaratmışlardır. Erkekler yaptıkları kanunlarla, din kurallarıyla, uydurdukları masallarla besteledikleri şarkılarla kadınları avuçları içine alacaklarını sanmışlardır. Laforgue <<Hayal! Hayal! diye haykırır. <<Eğer kadınları idaremiz altına alamıyorsak, onları sakinleştiremiyorsak, onları istediğimiz kılığa sokamıyorsak öldürelim. Kadınları aciz duruma düşürdüğümüz, esir olarak kullandığımız silahlarını ellerinden aldığımız zaman ancak o 'dişi'liğine bürünecektir... Kadınlar, erkekler için yaratılmıştır. Bu unutulmamalıdır... Fakat bütün bu görüşler yanlıştır... Ne yazık ki kadın milleti ile bugüne kadar taş bebekle oynar gibi oynadık. Ama artık oyun bitti.>>
::
Bugünün kadını kaderini değiştirmek için çırpınmaktadır. Sadece kadın olmak görevini bilmek yeterli değildir. Önemli olan onun BAŞKASI olduğunu kabul etmesidir. Bugünün erkeği kadını, arkadaşı, tamamlayıcısı olarak kabul ettiği gibi onu kendinle aynı görür. Fakat kadın yine de bir toplum içinde değer kazanabilmek, rahat yaşamak için erkeğe dayanmak ister.
:: kadın erkek dost olabilir mi sorunu yine sonuçta...
Bugünün kadını için bir yandan bağımsızlığını kabul etmek, bir yandan kaderine boyun eğmek çok güçtür. Laforgue kadınlara şöyle seslenmektedir: "Ey genç kadınlar, ne zaman bizim erkek kardeşlerimiz olacaksınız? Ne zaman bizlere samimiyetle davranacaksınız? Ne zaman en içten duygularla birbirimizin elini sıkacağız?"

medusa 06.04.2007 06:21:01
kafam karışık.sanırım biz ortada kalan bir ülke olmanın dezavantajı olarak bunu yaşıyoruz.dogu ve batı.doğudan teslimiyeti öğreniyoruz.karnımızdan sıpa sırtımızdan sopa.batıdan da birey olmaya cagrılıyoruz ve aklımız karısıyor bir yandan erkeğimizi sevmek ve ona hizmet etmek gibi bir duyguya sahibiz bir yandanda kendi varlıgımızı kabulettirme ve kendımıze hızmet etme gibi duygularla bogusuyoruz farkında olmadan.buda bizde en azından bende tutarsızlıga sebep oluyor.hem erkeğimiz bize baksın bizi korusun istiyoruz hemde rahat olsun ,özgürlüğümüze destek olsun istiyoruz.uymayınca 'maço' yada uymayınca 'yaa cok kılıbık' diyoruz.doğunun; sahiplenici, ne olursa olsun yanlız bırakmayan yönünü, batının ;birey olarak değerli olma yönünü seviyoruz.bir çok kadın özgur olmak ıstıyorum,beni rahat bırak vesaire deyıp sevgilisi onu aramadagında yada ılgılenmedıgınde de 'nasıl bır erkek bu kadar ozgur olmama ızın verırkı ya sevmıyor yada baska bırı var diyor.hatta bır cok kadının batı fılmlerınden ogrendıgı cılvelerı sevgılısının yanında dıger erkeklere yaparak ,hem sevgılısını kıskandırmak hemde ne kadar sahıplenıldıgını anlamak ıcın yaptıgı şeyler var.bence bızım kadınlarımızın kafası karısık.ve bundada coğrafi konumun etkisi çok buyuk.şöyle maldivlerde yaşasaydık böylemi olurdu Smiley neyse sabahın körü,bu konuda dertliyim daha sonra daha iyi anlatmaya çalışırım kendimi.

asya 06.04.2007 10:01:31
ah medusa'm, uykusuzluğunla bile güzel düşünürsün sen. ne güzel anlatmışsın işte kafa karışıklığımızı.

evet medusacım, hepimizin kafası karışık. kolay mı asırlarca üstümüzde tuttuğumuz ve çıkarılmasına izin verilmeyen bize giydirilenleri soyunmamız. tenimizle bütünleşmiş artık; onlardan arınmamız acılı oluyor. ama birey olarak varolabilmemiz için yırtıp çıkaracağız, başka çaremiz yok! bu süreçte hep bocalayacağız, ikircikli davranacağız, bu da kaçınılmaz. sihirli değnekle olmuyor ki bu  işler. Wink

bizler daha yumurtanın içinden çıkamadık, içeriden kabuğu çatlatıyor, küçük kırıklar oluşturmayı başarıyoruz, ama bir türlü kabuğumuzu kırıp dışarı çıkamıyoruz.

erkeklerin ardısıra gitmek işlenmişken beyinlerimize, küçük dirsek darbeleriyle ön saflara geçmeye çalışıyoruz, ki bu kolay değil. içinden sıyrılmaya çalıştıklarımız bizi eteklerimizden çekiştirirken, aralarına girmeye çalıştıklarımızda direnç görüyoruz bize karşı. sıkılaşmış saflarda gedikler buldukça, güç topladıkça bir adım daha atabiliyoruz. yorulduğumuzda bazen geride kalmak istiyoruz, orada rahatız çünkü. ama içimizdeki uyanış bizi zorluyor, tekrar hamle yapıyoruz.

dinsel ögeler başta olmak üzere, bunda sanırım en çok, insanın evrim süreci ve güçlünün kazanması ilkesi etkin rol oynuyor. gücü elinde bulunduranların alanına girmeye çalışırken en azından şu anda eşit güçte olmadığımızı biliyoruz...ben umutluyum, evriliyoruz, evrim yaşadıkça da güçler dengelenecek ve ben de varım diyeceğiz.

torq 06.04.2007 10:03:23
medusa son zamanlardaki yazıların kendini aştığını gösteriyor ve bu yazın da onların son örneği. Kendine eleştirel bir bakışla konuyu çok güzel özetlemişsin. Bu tür yazılarının devamını diliyorum.

Kadına gelirsek, Maldivlerdeki kadınla senin aranda bu açıdan çok farklı bir durum olduğunu sanmıyorum, sadece koşullar, ekonomik durum ve sosyolojik kavramlar farklılık yaratacaktır. Ancak kadının çelişkisi hem anne hem sevgili olmak zorunluluğundan kaynaklanıyor kanımca.

Bir kadının ilk ve öncelikli görevi bir erkek bulup ondan çocuk sahibi olmaktır. Bu amaçla önce kendisini erkeğe beğendirmesi ve onun gözünde çekici olması gerekiyor. Bunun için de güzelleştirme, başkalarının önüne geçme yani cazibe merkezi durumuna gelme zorunluluğu doğuyor. Başkalarından güzel olmaya çalışmak, başka kadınların kıskançlığı ve rekabeti demektir ki bu durum erkeğe oranla kadına "on kaplan" gücü katıyor. Çünkü kadının yapısı gereği hormonları, duyguları ve sezgilerini öne çıkaracak şekilde fazla mesai yapıyor.

Bir erkek bulup o erkekten çocuk sahibi olmak istemesi, kadının erkeği belirli bir süre kendisine bağlamasını gerektiriyor. Bu süre içinde de erkeğin istediklerini yapması, onunla birlikteyken kendisini güzel göstermeye devam etmesi ve çocuğun güvenli bir ortamda doğumu için çalışması bir zorunluluk çünkü çocuğun başına bir şey gelmemesi, kendi ayakları üzerinde durması sürecini tamamlaması gerekiyor. Burada maço bir erkek özlemi söz konusu olabilir. Çocuğun doğumundan sonra kadın kendi kurallarını koyup çocuğun sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşaması için erkeğe baskı yapmaya başlıyor çünkü iyi beslenemezlerse hem anne hem de çocuğun ölmesi söz konusu olacak, neslin devamı tehlikeye girecektir. Bu durumda kılıbık erkek isteme durumu söz konusu olabilir. Kadın erkeğin çalışıp eve para getirmesini ister ve bu durumda erkeğin fazla bir seçim şansı yoktur.

Bu anatomik değerlendirmeden sonra kadının çelişkilerine başka bir bakış açısıyla yaklaşalım;
Kadının farkı kişilik özellikleri göstermesinin nedeni, hormonal değişikliğin kişiliğindeki yansıması. Örneğin regl döneminde kadın başka bir şeye dönüşüyor, sevgilisi varken başka, yalnızken başka. Anne ve babasıyla birlikteyken, kardeşiyle ya da yabancı birisiyleyken başka, hamileyken, çocuğu doğururken, doğurduktan sonra yine başka bir karakter oluyor. Kadınlar arasında farklı, erkekler arasında farklı bir kişiliğe bürünüyor.

Bu durum kadının değişkenliği ve çoğu zaman da kendisini bile tanıyamaması anlamına geliyor. Ancak doğal yapısı gereği duyguları öne çıkarılan kadın, erkeğe göre çok karışık ve kompleks bir yapıya sahip olduğunun farkında değil. Doğurmak kadına verilen bir armağan aslında ama aynı zamanda bir sıkıntı kaynağı. Doğada doğurgan olanların her şeyi kontrol ettiğini gördüğünüzde, erkeklerin kadınlarla birlikte olmak için kul köle olmaya hazır olmalarını daha iyi anlıyorsunuz.

denge 06.04.2007 15:08:57
Bence de kadın her yerde aynı çelişkileri yaşıyor. Anne misin, kadın mısın??? Birisini ön plana çıkarınca diğeri herzaman eksik kalıyor...

Ama çelişki zaten hayatın temelini oluşturmuyor mu?

Denizin medd ve ceziri var, ayın yarımlığı tamlığı var, zamanın yazı var kışı var... ahh ahh, muhahaha muhahha, aaaaah aaaah, he he bakın nasıl da çelişiyorum. Tongue

asaf 06.04.2007 16:03:27
"ben bir çok erkekten daha erkeğim... " bir kadın bunu bir meziyet gibi söylüyorsa eğer...

medusa 06.04.2007 17:07:13
valla asaf ben musluman olmadıgım halde bırcok muslumandan daha muslumanım dıyorum.bunuda mezıyet gıbı soyluyorsam yıne 3 noktamı

asaf 06.04.2007 17:08:03
sen biraz daha düşün, al bi üç nokta daha sana: ... Smiley

son tango 07.04.2007 02:27:46
evet ya,anneler kadın olamaz diye bi masal vardı..

asya 07.04.2007 12:59:25
tango seninle aynı düşüncede değilim.

tam anlamıyla kadın olmamız için anne olmamız, o duyguyu ve anneliğin getirdiği artı'ları da yaşamamız lazım.


Sayfa: 1 2 3 4 [ 5 ] 6 7 8 9