SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Felsefe Sohbetleri

Konu: Modernizmin Evsizliği, Ailenin Gerekliliği

Sayfa: [ 1 ]

denge 25.05.2006 02:52:55


Modernizmin evsizliği ve ailenin gerekliliği


Denge: Aslında ev, yuva, aile gibi kavramlar modern/kapitalist görüşlerle geleneksel yaklaşımların gizli-açık sürekli çeliştiği kavramlardır. Tabi geleneksel çevrelerin bu kaygısını anlamak zor değil, çünkü "evsizlik" hissi "köksüzlük" hissinden çok da
bağımsızdeğil. hızlı gelişen bir süreç evsizlik, henüz belki bir kaç yıl önce "çekirdek aileler" yadırganırken, şimdiler de bireyselyaşamları bile kabullendik gibi gözüküyor. Toplumsal olarak bütünlükçü bakış açımız parçalanmaya dayalı bir çark içinde anlşamını yitirdi gibi gözüküyor, bu süreci tartışalım ilk önce…bir de sağlıklı nesiller yatiştirmek için ailelerin önemi olabilir,  dahası çocuğunsağlıklı ortamda yetişmesi için yetişmiş olan insanların kıyılmasını falan da konuşabiliriz, ters bir mantıkla bakacak olursak tabi. evlilik konuşulabilir ayrıca,kadın için evin anlamı erkek için evin anlamı gibi. atomize yaşamların kapitalizmle ilgisi konuşulabilir…Başlıkları beraber belirleyerek başlayalım isterseniz

Deniz: Evet çok fazla derin bir konu bu. Öncelikle olayları kapitalizm değil de modernizmpersfektifinden yorumlamak gerekir. kapitzalimz modern yaşamın ideolojleirnden biridir sadece. kapitalizm olmadığı başka sistemlerde de aile ile ilgili benzer gelişmelr yanşıyor. daha fazla bireyselliğin olduğu ailelerin çekirdeğe sonra da yok olmaya yüztuttuğu bir dünya…öncelike bunların sebeplerini anlmak lazım. bir de bizim bu gelişmeler karşı konumumuzun ne olacağını irdelemek gerekiyor. biresyellik oluyor çünkü.modern dünya bireyi artık kedni başına yaşayabilceke argümanlarla donatıyor, bu durumda birey başkalrının kahrını çekmeden kendi özgünlüğü ve özgürlüğü ile yaşabiliyor, modern hayat buna imkan tanıyor. diğer yandan modern yaşam da bireyin bireyselleşmesinden karlı çıkıyor, çünkü daha kolay işleyebildiği dirençsiz bir toplum, daha fazla tüketebildiği yaşamlar ve bireysel yaşamların sağladığı tüketim arzları…yani iki tarafta bu işetn karlı.  Dolayısıyla süreç bu yönde doğal olarak gelişiyor. ancak diğer tarafta ailenin yok olduğundan bahseden geleneksel değerlerin öncülleyen düşünceler de var. bunlara baktışımızda da onlar geleneksel değerlerin (din,devlet, milli kültür vs.) korunması çabası içinde. yani kendi ideolojilerinin derdinde…bireyin değil, bireyin ayakta tuttuğu aile varlığının peşinde. çünkü böylece yeni neseiller aile aracılığı ile kendi sistemlerini aşılanabilcekler. bu yüzden geleneçi muhafazakalr dikkat edilirse aile üzerinde ısrala durular. dengenin bahsettiği bir şeyde aile için bireyin heba edilmesi meselesi…bu da yine modern insanın egoist dünyasında pek hoşa gitmeyen bir durum ve gelenekçilerce sürekli baskı altında tutulması gereken bir çalışma alanı. Toparlarsam modern yaşamın bize verdiği bireysel yaşama imakanı kaçınılmayacak bir bireyselci yaşam formatı yaratıyor ve bunun önüne kimse geçemeyecek. bunun faydaları ve zararları üzerine konuşabiliriz

Denge: “Kapitzalimz modern yaşamın ideolojleirnden biridir sadece” dedin deniz, ben de bu sebeple modern/kapitalist yaklaşım dedimiştim. ben olya tüketim boyutuyla bakıyordum yalnız .bu bireysel yaşamlar kapitalist yaklaşımların besleyip-büyütmesi gereken kavramlar.
bak tv de bir reklam var; “senin odan, senin hayatın” diyor. bilinçli bir destek var yani üreticiler tarafından uygulanan. ben şunu düşündüm bugün: ben ablamla ve abimle aynı odayı paylaştım, ama benim kızımı düşünüyorum, odasında kendine ait bir tv, bir dvd ve bir pc si var ve daha 8 yaşında..bu tüketim çılgınlığı…bu yönüyle kapitalizmle alakalı işte.

Deniz: Bu tüketim çılgınlığı değil, bireyselleşme için modern yaşmalrın imkan yaratması.çocuklar a bu imkanlar verilierek çok kısa zamanda üretken hale getiriyoruz,bu da üretimi arttıtıroyr, üretim artınca imkan artıyor. imkan demek yeni odalar yeni pc ler demek ama dediğim gibi kapitlizm sorunu değil. ben her sorunun temelini kapiatalizme bağklanamsına karşıyım bu bize sorunu yalnış algılama ve yeldeğerimenlerine karşı savaşa itiyor

Denge: Ben de zaten kahrolsun kapitalizm demiyorum ama mesela benim kızım hiç kendi tv sini izlemiyor ya da kendi dvd sinde izlemiyor filmini, demekki yanlış olan bişey var ortada bu da ayrı konu…

Torq: Teşekkürler güzel bir açılım oldu, şimdi sondan başlayarak başa doğru gidersek modernizm ve kapializm ikilisi yumurta tavuk benzetmesi kadar içi içe aslında
ama sosyolojik olarak bakıldığında özgürlüklerin zamana göre değişiklik geçirmesini de önemli bir başlık olarak kabul etmek gerekiyor ilk dönemlerden başlarsak kadın erkeğin bir arada yaşamasının iki önemli nedeni var. birincisi bireysel gereksinimlerini karşılama ve çocuğun güvende olmasını sağlama, ikincisi bir arada yaşamanın getirdiği aile , klan, kabile oluşumu..bir afrika kabilesinde aileler bir arada yaşarlar ve erkekler bir hayvanı avlayıp birlikte kabileye getirirler hayvanı parçalara ayırıp birlikte yedikleri için dayanışma ile yaşamaya devam ederler. bu dayanışma düşüncesi geriledikçe bireysel gereksinimler öne çıkar ve başkaları gereksiz hale gelir. bilimin ve aydınlanma çağının getirisi olan teknoloji, kaptilalizmin ivme kazanmasını, hızı arttırdığından daha fazla üretim insanların daha fazla tüketmesini zorunlu kılmış, ancak bu arada belirli ülkelerde birey başına düşen para artmıştır. böylece bireysel harcama ile birlikte yalnız yaşama özgürlüğü gündeme gelmiş, bir arada yaşama zorunlulğu ile başkasının kahrını çekmek istemeyen insan kendi bireysel kazanımı ile
mutlu olmaya çalışma aşamasına gelmiştir örneğin bizler eğer eşlerimizden ayrı yaşamış olsaydık, 3 yerine 6 eve yerleşmemiz, 6 ev eşyası almamız vb gerekecek ve tüketimimiz iki katına çıkacaktı. Ancak biz aynı evde yaşayarak eşlerimizin beğenmediğimiz yanlarına katlanıp daha az harcamayı tercih etmiş oluyoruz. eğer işin ekonomik yanına bakarsanız evlilikleri ayakta tutan eşlerin tek başına ekonomik güçlerinin olmaması ya da tek yaşamanın (özellikle kadınlar) sıkıntılarına katlanmak istememeleridir. ancak bireyselleşmenin özgürlükler açısından ne getirdiğini de iyi irdelemek gerekir. Yani özgür olduğunuzu sandığınızda yalnızlığın sıkıntılarına düşmüş oluyorsunuz aynı zamanda. kendi başınıza yapacaklarınız sizi mutlu eder mi sorunu, kendi başına kalan kişinin tek gecelik mutluluk arayışları ve benzeri sorunları da tartışmak gerekir diye düşünüyorum.

Denge: Derin mevzular bunlar, tabi bir çok eş ekonomik özgürlüğü olmadığı için evliliğe katlanıyor yani herşey buna bağlanmış vaziyette. evlilik kurumunun içi boşaltılmış vaziyette. burada kişi tercihini yapmak zorunda; ya özgürlüğünü seçecek, ya da rahat ve kaygısız yaşamı…kadının eve ve evliliğe bakış açısı erkeğinkinden farklı tabi. bir yazı okumuştum; amerikada yapılan bir araştırmaydı. bir çok kadında agorafobi olduğu yazıyordu ki bunlar batılı-modern kadınlar sonuçta. sebep olarakta şunu yazmışlar, hala "sokak" erkek kavramı yani onların hakimiyetinde. kadın bu bağlamda hala ürkmekte dışdünyadan ve bu fobisini yenmeden ev ve evlilik kurumuna sağlıklı bir bakış açısıyla bakması mümkün değil. kadın için ev "güvenlik üssü" çıkarları sözkonusu aslında. erkek için ev ise "dinlenme tesisi" ya da sadece barınak işte. erkeğin neyi nasıl düzeltmesi gerektiğini bilmiyom doğrusu. kadınınkini anlattım işte.kadın kölelerin zincirlerinin çözüldüğü bu çağda kendi ev ortamını adeta çağdaş bir hapishaneye çevirmekte ve kendini edilgen, körelmiş ve farkında olmasalarda sınırlandırılmış bir hale sokmakta. diyorumya belki de bu kadının de erkeğinde işine geliyor o da ayrı bir konu.

Deniz: Ben torqun kaldığı yerden devam etmek istiyorum.bireyselleşmiş hayatların yaşadığı sıkınıtılar…bu konuda yaşanan sıkınıtıalrın aile nin yok olmaya başladığı ve bireyselliğin öğrenilmeye başlandığı tamamen bireysel yaşamlara geçiş dönemi için bir ara dönem olmanın sorunları ile ilgisi var. yani biz henüz yıkılmış aile ve oturmuş bir bireysellik ile karşı karşıya değiliz.şu an her iki durum için farklı faydalarımız var. melze bir çağı yaşıyoruz, bu nedenle hem aile olmanın sıkınıtısını, hem de bireysel olamnın sıkınıtılarını yaşıyoruz. ama ileriki 50 yılda çok şeyu değişecek ve insanlar biresyeliik için daha çok imkan ve neden saibi olcakalr. hala kırsal yaşmalar var yer yüzünde ve bunlar aile yapısınıa gereksinim duyuroalr ve aileyi sorgulamak akıllarından bişle geçmiyor ve bu rakam bizim gibi şehirlilerle kıyaslandığında çok büyük bir oran. bu nedenle yalnızca bir seçim değil yaşadığımız külütürün de bizi aile içinde tuttuğunu kimse inkar edemez yani imkanımız olsa da bunun tam anlamı ile yaşanması mümkün değil diğer taraftan, ruhsal gelişimimizde birseysel yaşamlara henüz tam olarak hazır değil. Şehirlerde tek başına yaşayan bir sürü insana var mesela benim arkadaşlarımdan bir sürüsü kız-erkek bireyselolarak yaşarlardı. ama şimdi bakıyorum da hepsi yine de evlenmeyi seçiyorlar, ancak 35 lerine kadar dayanabiliyorlar. bireysel yaşama ve sonra yine de evleniyorlar, diycecğim o ki biz ne kadar desek de aile kötüdsür vs. bundan şimdilik kaçış yok gibi

Denge: Şimdi de aileyi kurarken bu kurumun içi nasıl doldurulur onu konuşalım isterseniz. neyi niçin yaptığımızın farkındalığı önemli.Hatta asıl konumuz bu olabilr yada devam ettirmeye çalışırken. yoksa olay çok vahim, bir çok insan mecbur olduğu için evli kalmakta. kiminle konuşursam konuşayım bir anlamsızlık yaşamakta. sakat olan aile değil yani.bunu açalım
Paylaşılan odalardan değil, paylaşılmayan hayatlardan konuşalım biraz da.

Torq: olay çok önemli bir noktaya geldi. bir seçim yapmak zorunda kalsak neyi seçerdik? kişilikler devreye girer burada, yalnızlığın sıkıntılarını evliliği kötüleyerek çözemeyeceğimiz gibi, birlikteliğin alışkanlıklarını yücelterek evliliği kurtaramayacağımız gerçeği. evlilik çok yönlü bir kurum aslında. öncelikle sosyal bir statü vermesi sizi bir çeşit ayrıcalıklı kişi durumuna sokuyor. evli erkeğin bekar erkekten daha fazla saygı görmesi, bir ev halkını geçindirecek parayı kazandığını göstergesi, öte yandan aile babası olmak sosyal açıdan sorumluluğu kabullenmek, çocukların geleceğini garanti altına alma sözünü vermek anlamına geldiğinden toplum neslin devamını garanti altına almış oluyor. öte yandan bir savunmasız ve zavallı kadını ! koruma altına alarak onun başka erkekler tarafından harcanması ya da örselenmesine engel olması söz konusu. devlet de kendi devamı için evliliğin devamından bir çıkar sağlıyor vergi veren bir adam, aynı zamanda askere giden ve gerektiğinde ölmeye hazır biri. kadın açısından bakıldığından babasının baskısından kurtulma hayali ve yeniden başka bir baskı ortamına giriş. ancak çocukların yetişmesi için güvenli bir ortam, ayrıca yüzüğün parmağında olduğunu gören erkeklere yaklaşmayın ! uyarısı. ayrıca bir erkek tarafından beğenilme, üretkenliğin devamı, kadın olmayı hissetme gibi öznel kavramların gelişimi ancak aile neslin devamı açısından bakıldığında çocuğun 18-20 yaşına gelmesiyle işlevini yitirir. Yani vahşi bir hayvanın yavrusuna avlanmayı öğrettikten sonra işinin bitmesi gibi, aslında evliliğin de böyle bir sıkıntısı oluyor.Yapılacak bir şey kalmayınca kişiler kendi hayatlarını gözden geçirmeye, geride ne kaldı, hayatımızı boşa mı geçirdik demeye başlıyorlar.Bu nedenle 40 yaşından sonra erkekler arayışlara giriyorlar ve kendilerini kanıtlama, hala yaşadıklarını ve işlerinin bitmediği mesajını vermeye çalışıyorlar. ancak kadınlar denge nin de dediği gibi henüz bireyselleşemedikleri için, aile içinde birey haline gelseler, kendilerini yetiştirseler bile, vahşi ormana tek başlarına çıkamıyorlar. benim bir müvekkilem vardı boşandı, bir işyerinde çamışmaya başladı. Geçenlerde eski eşiyle bir sorunu olduğu için beni aradı. eski eşi işyerine gelip onunla konuşmakla tehdit ediyormuş, kadın da dul olduğunu söylemediği için artık orada rahat çalışamam işimden olurum diye korkusunu dile getirdi. Yani boşandığı halde tek başına yaşamasının ne kadar olduğunu anlattı. ancak yine de kadın erkek ilişkilerinin zamanla değişeceğini düşünüyorum.

Denge: Bu kadının kendi kurgusu değil mi? yani belki de bilinse de dul olduğu düşündüğü şeyleri yaşamayacak yani bu onların kendilerini içine soktukları bir psikoloji gibi me geliyor. şimdi benim de yakınımda böle biri var; mesela bir benzinciye girip benzin almaz, arabaysını yıkatmaya kendi götürmez falan,  sebep kendini içine soktuğu bu dulluk psikolojisi..yani bunlar nasıl aşılabilir gibi me geliyor. biz katolik değiliz. evlilik kadar boşanmak da normal olmalı, zamanla olacak tabi dediğiniz gibi

Torq:Bir genç kız geldi bana kocası serseri, bir kızı var 7 yaşında.adam eve para getirmiyor, sürekli dışarda eve kadın tekstilde çalışarak bakıyor. sonunda boşanmaya karar vermişler, neyse boşanma davası bitti. bittikten sonra akşam 22 gibi beni ağlayarak aradı. abi ben boşanmaktan vazgeçtim ne olur yeniden evli kalayım diyor. çalıştığı yerde bir adama (babası yaşındaymış) boşanma davasının bittiğini söylemiş. adam çıkışta bir yere götürmeyi önermiş, bunun üzerine beni aramış bu tip örnekler az değil ama bireysel yetkinlik ve bilgi arttıkça sorunlar azalacaktır.

Denge: Bu mantıklımı sence, yani o evde yetişen çocuğu düşün. kadın öğrenir, siz hiç dert etmeyin:) o kocayı çekebilen kadın toplumsal baskıya direnmeyi de öğrenir

Deniz: Burda bekar kadınlar konuşsa daha sağlıklı olurdu Smiley

Denge: Ben çocukların yaşamak zorunda bırakıldıkları sağlıksız aile ortamlarına çok üzülüyorum bir anne olarak. Hem bekara karı boşamak daha kolaydır derler, saf olma Smiley

Torq: Eğer evliliin sağlıkıl olması konusuna gelirsek yani eşlerin birbirlerine karşı nasıl davranmaları gerektiği. evliğin sürdürülebilir olmasını sağlayan etkenler üzerinde konuşabiliriz.

Denge: Eşleri en büyük hatası karşı tarafın davranışını değiştirmeye çalışmak. oysa yapmaları gereken kendi davranışlarını değiştirmek olmalı. yıllar geçer hala şikayet aynıdır;  50 yıldır hiç değişmedi, en ufak ilerleme yok. bu yöntemin denenmiş ve tutmamış olduğu ortada…kendi davranışlarımıza odaklanmamız lazım, bu da ayrıca bir efor gerektirmekte ayrıca emek ve özveri de…kişiliğinde bencillik olan bireyler zaten buna ihtiyaç duymuyorlar
bir şekilde başka şeylerle mutlu olmaya çalışarak ilişkilerini rolantiye alıyorlar. ezilen taraf çabalıyor çabalıyor ama tek başına ilişkiler yürürmüyor ve böylesi sağlıksız ortamlarda çocuk yetiştirmek için birarada kalınıyor ve senin de dediğin gibi çocuk büyüdüğü zaman geriye, geçirilen zamanın anlamsızlığı kalıyor ve çocuk zaten hiçbir zaman seninle tatmin olmuyor hiçbir çocuk ana babasından memnun değildir. İnsanoğlu  çok nankör tabi. kendimden biliyom:) bir çocuk için ailelrin feda edilmesi fikrine tahammül edemiyorum;yetişen için yetişmiş olanı harcamak…onlarda aynı şeyi yapacaklar. bir kısır döngü…aile için erkek ve kadını oturup üzerinde kafa patlatmaları lazım. şu forumda düşündüğümüz konular kadar kendi ailemiz için neler yapabiliriz diye kafa patlattığımızı sanmıyorum. Bu da özeleştrimiz olsun

Deniz:  Dengenin önemli bir sözü var; nesillerin devamı için topluma sağlıklı yani, ailenin gerekliliği. toplum bizden çocuk yetiştirmemiz bekliyor biz de çocukllar adına çatlasak da patlasak da evliliklerimiz onlar için sürdürüyoruz. halbuki insanlar bir arada hatta çok yakın bir arada yaşabilmeleri iççn sevgi ve ilgi sahibi olmalılar ve bu ölene kadar sürmesi bekelen bir beraberlik yani biriyle bir sebepten evleniyorsun ve bu herhangi biri ölene kadar sürüyor
tabi bu durum sevgi ilgini bittiği birlikteliklerde işkence den başka bir şey değil. bu durumda
olması gereken nedir ? çocuklar feda edilebilmi? benim şahsi kanaatim edilemmeli. bunun yerine evlillliklerin formatları daha özgür ve kişilerin dileklerine uygun olmalı yani eğer evliliğin sebebi çocuklar ise bu evlililk çocuklar için var demek ki diğer şeyleri zorlamanın ne anlamı olur ki…dolayısıyla evlikliklerde taraflar birbrleinin özgürlüklerine daha çok imkan yaratmalıdır eğer ortak mutabık olunan konularda bir sorun yoksa evililk anlaşmasında bir sorun demektir gerisi eşlerin tercihlerine kalmalı

Denge: Bu ortam sağlandıkatan sonra geriye problem kalmıyo ki…Evliliğ, çekirdek aileyi geç
bütün sülalemle birarada yaşayabilirim bu şartlarda. burada önemli olan işte bu özgürlüklerin sağlanabilmesi

Torq: Ben senin ve dengenin bazı düşüncelerine katılıyorum, bazılarına katılmıyorum. denizin son sözünden alırsak kısıtlamanın kabul edilme zorunlulğu var. yani sen ailenle yaşamayı düşünsen bile bir süre sonra kendi evime çıkayım da rahat hareket edeyim demeye başlayabilirsin ya da ailesiyle geçinemeyen biri için zaten böyle bir olasılık hiç bir zaman olamaz. ancak çocukların durumu ile ilgili bir şeyler söylemek istiyorum, denizin aile konusundaki düşüncesi doğru. Bizim varomuş nedenimiz çocukların tıpkı bir aslan yavrusunu yetiştirmesi gibi donanımlı olarak hayata hazırlamak ve kendi ayakları üzerinde durmasını
sağlayarak ormana salmak. Ondan sonra işimiz bitiyor ve artık çocuk bizden nefret etse de etmese de yapılacak bir şey yok. böylece doğanın gerektirdği bizden sonra gelecek kuşakların garanti altına alınması sağlanmış olduğundan rahatça ölebiliriz.

Ancak dengenin haklı olduğu nokta da, bir ailede senin dediğin gibi bir davranış biçimi geliştirilmediği ortamlarda yetişen çocukların ruhsal durumu bu nedenle toplumda sağlıksız kişilerin başkalarını rahatsız etmesi, sağlıksız kuşakların yetişmesi. sürekli olarak şiddet gören bir annenin yanında yetişen çocukların ya da şiddetten nasibini alan çocukların bir baba kavramı olabilir mi ? Böyle bir babanın çocuklar açısından bir model olmasını bırak, bir figür olması bile söz konusu olamaz. bu duruma gelmiş evliliklerin sona erdirilmesi, çocukların huzurlu ve güvenil bir ortamda yetiştirilmesi zorunlulğu var. senin dediğin aile içinde bireylerin kendi başlarına özgür ortamlar yaratarak karşılıklı sevgi ve saygı ile sürdürülmesi kavramı en gelişmiş ve yetkin kişilerin bile başaramadığı bir iş. Yapılan araştırmalarda yüksek okul mezunlarının bir bölümünün de eşine şiddet kullandığı bulunmuş. kişinin kendisini eğitmesi ve kontrol etmesi kolay değil. özellikle bizim gibi azgelişmiş ülkelerde çalışan erkekler üzerinde çok büyük baskı olması evlerdeki sıkıntıyı arttıran önemli bir etken

Denge: Daha önce foruma yazdığım bir yazı aklıma geldi onu hatırlatmak istiyorum kısaca; feminist yazar Brogger'dan bir alıntı idi, yazar çekirdek aileleri eleştiriyordu
annesi ve babasının mutsuzluklarından hatta tüm arkadaşlarının ailelerindeki mutsuzluklardan…"bu güne kadar hiç bir erkek de, evine ayak basınca, işte ait olduğum yer" dememiştir falan diyodu ve feminist olmuş sonunda işte..fakat sonra bu kadın evleniyor ve tam tersi şeylerden bahsediyor. özgürlük tutkusu yüzünden herşeye tepkisel davrandığını anlatıyordu, önemli olanın özgürlüğün niteliği olmalı falan diye şeyler yazmıştı… hatta çocuk sahibi falan olunca çok tepki almış, sonuçta şu noktaya varmış ailenin sağladığı ortamın henüz modern dünyada alternatifi yok. İlginç gelmişti bana, bu kadın danimarkada yaşıyor
belki bu konuştuklarımızı bağlar diye yazdım.

Torq: Dengenin sözü bana demokrasiyi hatırlattı. Demokrasi çok iyi bir yönetim biçimi değil ama daha iyisi bulunamadığından onunla yetinmek zorundayız. evlilik de böyle bir şey sanırım ama evlilik konusunu ayrıca tartışmak gerekebilir

Denge: Yani  sonuç; modernizmin evsizliğine karşı evli olmaya devam diyoruz 

Torq: Öyle görünüyor

Deniz: Evlilikler kaçınılmaz diyorum ben ama daha özgürleştirlmiş bir şekilde…



denge 30.05.2006 15:21:22

Bu tartışmadan sonra şöyle bir sonuç ortaya çıkmıştı; nesillerin sağlıklı devam edebilmesi için aile ortamı -çiftler artık aile olmaktan zevk almasalar bile- korunmalı ve birey aile içinde yetiştirilmeli gibi şeyler işte... Şunu unutuyorlar ama, ormanda filler kavga ettiklerinde en çok zararı karıncalar görür... Şimdi diyeceksiniz ki o boyuta gelmişse zaten ilişki bitirilmelidir. Ama bunu boyutunu kim belirleyecek... Gerçekten çocuğun zarar görüp görmediği yıllar sonra yetişkin olduğunda taşıdığı izlerle ortaya çıkabilir ancak...

30.05.2006 19:26:58
ailenin gerekliliği başlığına takıldım ben..gereklilik zorunlulukla eş değer bir kavramsa eğer ve ailenin tanımında ana baba ve çocuk üçlüsü varsa  ki.. bu da en küçük toplum olarak tanımlanır genellikle..  zaten her insanın zorunlu olarak bir ailesi yok mu..öyleyse daha çok bireyin aileye gerekliliği diil de ailesine neden   gerekli olduğu konusu tartışılsa sanki daha bi manalı olacak  bu etkinlik ..ya da  yerleşik birey ve göçebe bireylerden bahsedilebilir mi:)) ..aile nedir.... aralarında sadece kan bağı olan bireyleri mi kapsar.. çocuk sahibi olmayan ve aralarında hiç bir kan bağı olmayan bireyler aile olarak tanımlanabilir mi..böylesi bir durumda devletin  aileyi korumaya yönelik yasal düzenlemelerinde ki amaç nedir..bi soru daha.. sağlıklı olmayan aile bireylerince sağlıklı bir aile bireyi yetiştirilebilme olasılığı var mıdır:)


Sayfa: [ 1 ]