|
||
| Öğrendiğim zaman dehşete kapılmıştım (vallahi bizim hayatımız da böyle bir ülkede hep dehşete kapılmakla geçiyor galiba)... 19 Mayıs bayramı, 20 Haziran 1938 tarihli kanunla bayram olarak kabul edilmiş! Ondan önce yokmuş böyle bir bayram. Atatürk'ün ölümünden hepi topu dört buçuk ay önce. Kaynaklar, 23 Nisan bayramı için de aynı tarihi ve aynı kanunu gösteriyorlar, ben onu da 1935 sanıyordum; daha önce 'çocuk haftası' adıyla 'gayrıresmi' olarak kutlanıyor. 19 Mayıs da yalnızca Samsun'da 'Gazi günü' olarak kutlanırmış önceleri, hemen her kasabanın kutladığı 'Atatürk'ün bilmemnereye gelişi' gibilerden... Niçin bu kadar geç kalınmış? Cumhuriyetin on beşinci yılına kadar niçin beklenmiş acaba? Peki, insanlar diyelim 19 Mayıs 1937 ya da 19 Mayıs 1938 günü sıkıntıdan pis pis oturuyorlarmış da, kanun çıktıktan sonra ilk fırsatta, o da ancak ertesi yıl, 19 Mayıs 1939 günü mü birdenbire sevinç çığlıkları atmaya başlamışlar? Kimsenin çığlık mığlık attığı yok, o gün de, bugün de... Nasıl bazı 'itikadı zayıf' vatandaşlar dini bayramlara 'tatil fırsatı' gözüyle bakıyorlarsa, çoğunluk milli bayramları da 'dinlenme vesilesi' olarak görüyor. İşe gidilmeyen günler... Kimseyi kınamaya da gerek yok, her yıl 'periyodik' olarak aynı günlerde düğmeye basılmış gibi sevinmek herhalde IQ katsayısı düşük olanlara özgüdür. (Vatan hainliği yapmıyorum ulan salak, 'psiko-sosyolojik' bir özelliği vurguluyorum.) Milli bayramlar, resmi görevlilerin törenlere katıldıkları, katılmak zorunda oldukları günlerdir. 'Halk' o günlerde geç kalkar, evin içinde debelenir, sinemaya falan gider, hepten saftırık olan da tören izler. Her yıl hep aynı sözleri dinlemekten bıkmaz. Kimsenin 'mazoşist' keyfine karışamayız da, çocukları niçin 'şekle' sokuyorsunuz? Demokratik ülkelerde çocukların yavrukurt, kelebek, efe gibi şekillere girmeleri geleneği yoktur. Gençlerin kitle halinde spor gösterileri yapmaları geleneği de yoktur. (Kurdu kuzuyu bırakın bir yana, bazı ülkelerde çocuklara oyuncak tabanca vermek bile yasaktır, örneğin İsveç'te.) Bu uygulama, 1938 yılında, Hitler Almanyası, Mussolini İtalyası ve Stalin Rusyası'nda vardı! İspanya iç savaşı sürmekte olduğundan, General Franco da kendi egemenliği altında olan bölgelerde başlamıştı ufak ufak... İtalya'da daha sonra birleştirilecek olan 'Balilla' ve 'Figlio della Lupa', Almanya'da 'Hitlerjugend' ve 'Bund Deutscher Maedel', İspanya'da 'Flechas' ve 'Auxilio Social', Rusya'da daha sonra bütün komünist ülkelerde de uygulanacak olan 'Pioneer' ve 'Komsomol' örgütleri... Kurdun oğlu... Hitler gençliği... Alman kızları birliği... Şimşekli oklar... Öncüler... Genç komünistler... Önce çocuklar sonra gençler için iki ayrı kademe, birinden ötekine terfi ediliyor zamanı gelince, daha sonra da uygun görülenler 'tek partiye' üye kaydediliyorlar... Çekirdekten yetişmiş oluyorlar... Şu yavrukurt meselesinde de, Roma'yı kuran Romus ve Romulus'u emziren kurt öyküsüyle, bizi Ergenekon'dan çıkaran kurt öyküsü çakışmış, entellerin sevdiği deyimle 'örtüşmüştü' galiba!... (Zavallı Mussolini, tarihi gerçeği, yani o çocukları 'dişi kurt' yani 'lupa' namıyla maruf bir fahişenin emzirmiş, bakıp büyütmüş olduğunu öğrenseydi olmayan saçlarını yolmaya kalkar mıydı acaba?) Kimlerdir, Atatürk'ün ölüm döşeğinde, ölümüne dört ay kala, hastalığını fırsat bilip, yangından mal kaçırır gibi Türkiye'ye faşist ve/veya komünist törenlerini ithal edenler? Kimlerdir? Sakın, şu yarın bilmem kaç milyon dolara akıllı parti genel merkezi binası açılışı yapacak olanların ağababaları olmasın? Peki, Eskişehir belediye sınırları dışında kimseciklerin tanımadığı Yılmaz Büyükerşen adında bir adamdan 'solu birleştirme' mededi umacak kadar zavallılaşan, 'Yılmaz Büyükerşen başbakan, Deniz Baykal cumhurbaşkanı' gibi kargaların bile gülmeyeceği hayaller kuran sosyaldemokrat mütefekkirlerimiz niçin eleştirmezler bunları, niçin karşı çıkmazlar bu faşist ve/veya komünist kalıntısı törenlere, bu totaliter ve/veya otoriter tek parti eğlencelerine, niçin? Bazıları İsveç'te 'okumuşlardı' da hani, o bakımdan sordum. Engin ARDIÇ/Akşam .................... yaşayan efsane, büyük üstad, küfürbazlar şahı.. hemide "ne olacak bu sosyal demokrat fenerlilerin hali" diyerek bi büyük rakıyı görürecek kadar hisli.. kısacası matbuat aleminde tek geçilesi böyyük bir şahsiyet.. sahi siz izlediniz mi bugün törenleri.. |
||
|
||
tören izlemek istesem kızıl ordu törenlerini izlerdim ![]() bizimkiler amatörce ve anı kotarmak için yapılmış göstermelik sıkıntılar.. bayram mı yoksa resmi ideolojinin iman tazelediği günler mi anlamıyorum
|
||
|
||
| benım hala umudum var ısyan etsemde ıstedıgım kadar ınat etsemde bırakmazlar sahıbımmm varrrrrr benım de hala bu ulke ve yasayanlarında umuum varrr ama sahıplerımızın sahıplenemedıklerııı benı ve benım gıblerınııı yakarrrrrrrrr |
||
|
||
tören izlemek istesem kızıl ordu törenlerini izlerdim ka-lin![]() bizimkiler amatörce ve anı kotarmak için yapılmış göstermelik sıkıntılar.. bayram mı yoksa resmi ideolojinin iman tazelediği günler mi anlamıyorum ![]() kaka-lin kaka-lin ka-ma-ya satolya, dramalin, dramalin dramaya bende hastasiyimdir kizil ordunun showlarinin. benım hala umudum var umudun var, cunku baska caren yok.
ısyan etsemde ıstedıgım kadar ınat etsemde bırakmazlar sahıbımmm varrrrrr benım de hala bu ulke ve yasayanlarında umuum varrr ama sahıplerımızın sahıplenemedıklerııı benı ve benım gıblerınııı yakarrrrrrrrr |
||
|
||
| Geçtiğimiz cuma Hitler'in 118. doğumgünüydü. Bu lanetli gün yıllardır Avrupa'daki ırkçılar tarafından azınlıklara ve yabancılara düzenlenen saldırılarla kutlanıyor. Her 20 Nisan'da Almanya'nın caddelerinde polis ve neonaziler arasında çatışmalar yaşanıyor. Halklar unutmak için elinden geleni yapsa da Alman diktatörün sureti bir şekilde karşımıza çıkıyor. Hatta Türkiye'de bile. Geçen yıl Hitler'in "Kavgam" adlı kitabı, Ankara ve İstanbul'da satış rekorları kırmış, reklam yaparak satışları daha da artımak isteyen yayıncının bastırdığı gamalı haçlı afişler, hem şaşkınlık hem de panik yaratmıştı. Son aylarda hükümet ve muhalefet arasında da bir Hitler tartışmasıdır gidiyor. Geçtiğimiz haftalarda Deniz Baykal, Başbakan Erdoğan'ı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini kastederek, “Hitler de böyle iktidara gelmişti” buyurdu. Hitler'in nasıl iktidara geldiği siyaset bilimcilere kalsın, biz tarihçilerin alanına girelim. Bir zamanlar hem devlet ricalinde hem de aydınlar, sanatçılar ve gazeteciler arasında Hitler hayranlığı alıp yürümüştü. Tek partili yılların Türkiyesi, daha gettolar kurulmadan, gaz odalarının bacası tütmeye başlamadan önce, Alman propagandasıyla tanıştırılmıştı. Türkiye'deki Hitler hayranlığı, İsmet İnönü'nün muhtemel bir dünya savaşına bulaşmamak için herkese göz kırpan politikasıyla birleşince devletin temsilcileri ve bazı gazeteciler soluğu "Führer"in 50. yaşgünü partisinde almıştı. SAMİMİ HASBIHALLER 1939 senesinin 20 Nisan sabahı Berlin sokaklarında telaşlı bir koşuşturmaca vardı. Potsdamer, Platz gibi yıllar sonra müttefik bombalarıyla yerle bir olacak meydanlar, baştan başa gamalı bayraklarla donatılmıştı. Hitler'in ikamet ettiği sarayın pencerelerinde mızıkalar çalınırken, Zafer Takı'nın altından yürüyen 50 bin asker, resmi geçidini tamamlamak üzereydi. Hitler'in 50. doğumgünü tüm Almanya'da coşkuyla kutlanıyordu. Hitler, uluslararası sistemin o yıl kendisine sunduğu doğumgünü hediyeleri olan Varşova ve Prag'ı teslim almaya hazırlanırken, yeni hediye paketleri olmaktan korkan Doğu Avrupa ülkelerinin temsilcileri de “Führer”in yaşgününü tebrik etmek üzere Berlin'e gelmeye başlamışlardı. 50. yaşgününde Hitler'in Türkiye'den de çok özel konukları vardı. CHP ve aynı zamanda hükümet yönetimi “Führer”in doğum gününe bir heyetle katılmayı kararlaştırmış, heyette, Cumhuriyet gazatesinin sahibi ve başredaktörü Yunus Nadi, dönemin Nafıa Vekili General Ali Fuat Cebesoy, Yazar ve Ankara Mebus'u Falih Rıfkı Atay, Dışişleri Vekili Necmettin Sadak, General Pertev Demirhan ve Orgeneral Asım Gündüz yer almışlardı. 18 Nisan'da Sirkeci Garı'ndan Doğu Ekspresi'yle yola çıkan heyet, 20 Nisan sabahı Berlin'e varmıştı. Heyet'in yola çıkışını ve “Führer”in yaşgünü kutlamalarını manşetten duyuran Cumhuriyet gazetesi, 21 Nisan 1939 tarihli sayısında heyetin Berlin'de Hitler tarafından büyük “hüsnü kabul” gördüğünü ve Alman Ricali ile de samimi hasbıhallerde bulunduğunu halka müjdeledi. HİTLER'LE BEŞ ÇAYI Hitler'in doğumgünü programı oldukça yoğundu. Saat 9.00'da ordu ve polis kuvvetlerinin resmi merasimi tamamlanmış. 9.45'te “Führer”, makanında tebrikleri kabul etmeye başlamıştı. Papa Monsenyör Cesare Orsonico ve İtalyan Faşist Milisleri'nin Erkanıharbiye Reisi General Russo ilk tebrik edenler arasındaydı. Cumhuriyet gazetesi, Türk heyetinin tebrik merasimindeki sırasından bahsetmemiş ancak, Hitler'in gelen heyetler onuruna Hariciye Nezareti'nde verdiği beş çayını detaylarıyla anlatmış. “Öğleden sonra saat 17.00'da Hariciye Nezareti'nde mükelef bir çay ziyafeti verilmiştir. 23 devletin murahhasları Berlin'deki elçiler ve yüksek Alman ricali ziyafette hazır bulunmuşlardır. Türkiye Nafıa vekili General Ali Fuad'ın riyasetindeki murahhas heyet de Hitler'e takdim edilmiştir. Almanya Devlet reisi (Hitler) Türk heyet-i azasının teker teker ellerini sıkmış ve kendilerine iltifatta bulunmuştur. Türk murahhasları diğer Alman ricali tarafından da büyük hüsnü kabul görmüştür. Mareşal Göring bu münasebetle kısa bir hitabede bulunarak Hitler'in Alman tarihinde tesadüf edilen en büyük adam olduğunu söylemiştir.” Cumhuriyet 21 Nisan 1939 MAVİ GÖZLÜ HİTLER ELLERİMİZİ SIKTI Heyette yer alan Falih Rıfkı Atay, Almanya'dan döndükten sonra Hitler'in doğumgünü kutlamalarını ve beş çayını şöyle anlatmıştı: “Hitler'in ellinci yıldönümü şenliklerine Türkiye de davetliydi. General Ali Fuat Cebesoy'un reisliği altındaki heyetle birlikte Berlin'e gidenler arasında ben de vardım. Şehir sırma, silah ve kibir kadar koyu bir gurur içindeydi. Harbin yüzümüze soluduğunu hissediyorduk. Başbakanlık sarayının somaki sütunları arasında mavi gözlü Hitler ellerimizi sıktı. Sonra hep beraber şeref salonuna geçtik. Heyet reislerini birer birer karşısına götürdüler. Kimine tatlı kimine acı baktı. Balkan memleketlerinden birinin dış bakanına çıkıştığını bile gördük. Osmanlı padişahlarının Yedikule günlerini hatıra getiren korkulu bir hava idi. Ali Fuad Cebesoy hepsinden talihli çıktı. Hitler onunla konuştuğu sırada güler yüzünü ve sıcak bakışını takındı… Onlar Hitler'e hayrandı Yazar Solmaz Kamuran son romanı “Çanakkale Rüzgarı”nda Hitler'in 50. yaşgünü kutlamalarına yer vermişti. Kamuran, sözkonusu doğumgünü kutlamasına Türkiye'den heyet gittiğini öğrendiğinde şok olduğunu söylüyor. Çanakkale Rüzgarı Atatürk'ün ölümünden sonra çalkalanan Türkiye'de, Almanya'yla paralel bir biçimde yükselen ırkçılığı, Varlık Vergisi'ni, Alman işgali altındaki ülkelerde toplama kamplarını anlatıyor. “O doğumgünü partisi Türkiye'nin Nazilerle ne denli flört ettiğinin somut bir ispatı” diyen Kamuran, romanını ve o yılların Türkiye'sindeki Hitler hayranlarını anlattı. Azınlıklara çöpçü üniforması Bu ekip hükümet tarafından görevlendirilmişti. Hadi, Yunus Nadi de gazeteci olarak gitti diyelim. Ama durum tam olarak böyle değil onlar Hitler'e hayrandılar. Türkiye'nin ikinci savaşta ilginç bir politikası vardı. Bir yandan Fransa ve İngiltere'ye göz kırparken diğer yandan Almanlarla saldırmazlık anlaşmaları yapıyordu. Türkiye'de pek konuşulmayan iki konuyu romanıma aldım. Bunlar başta da bahsettiğim Hitler'in 50. doğumgünü partisi ve tam da o yıllara denk gelen Trakya olayları ve 20 Kura olayı. Bu olayda Türkiye'deki azınlıklar aynen Almanların yaptığı gibi baskı altına alınmıştı. 20 ile 44 yaş arasındaki Yahudi, Ermeni ve Rumlar askerliklerini yapmış olsalar da silah altına alınıp toplama kampı benzeri yerlerde çalıştırılmışlardı. Bu askerlere silah verilmediği gibi ordu üniforması da verilmemişti. Yunanistan'dan alındığı söylenen çöpçü üniforması benzeri kahvrengi bir giysi giydirilmişti. Bunlar daha Varlık Vergisi öncesi uygulamalar. Vitali Hakko o dönemde zorla orduya alınıp bu uygulamaları yaşayan azınlıklardan biriydi örneğin. Faşizmden ucuz kurtulduk Bugünden bakınca Türkiye faşizmden ucuz kurtulmuş diye düşünüyorum. Çünkü tek parti döneminde Hitler hayranlığı Türkiye'de sanatçıları bile etkisi altına almıştı. Tarih ve Toplum dergisinde Ressam Aliye Berger'in mektupları yayınlandı. Bu mektuplara bakarsanız Nazilerden nasıl hayranlıkla bahsettiğini görürsünüz. Kocasıyla birlikte Almanya'da katıldığı balolarda Nazi subaylarıyla nasıl dans ettiğini anlatır. Birinci Dünya Savaşı'ndaki ilişkilerin bu yakınlıkta büyük payı var. Ayrıca o dönemki uluslaşma Almanya'yı örnek almış. Irkçı temelli Türkçü akımlar Hitler'i model alarak örgütlenmiş. Yalnızca Hitler'in doğumgününe gitmeleri değil. Benim romanda konu ettiğim Trakya olayları var. Bütün azınlıkların özellikle de Musevilerin Trakya'yı terk etmesine neden olacak çok ciddi olaylar yaşanıyor o dönemde. Atmosfer tamamen Alman faşizmini andırıyordu. Almanya'yla yakın ticari ilişkiler vardı. Zaten tek başına doğum günü kutlamasına gidilmesi bile büyük bir yakınlık belirtisi değil mi? Türkiye bu tarihle mutlaka yüzleşmelidir. Eğer bir toplum kendi gerçeğiyle yüzleşmezse duvara çarpar. http://www.yenisafak.com.tr/pazar |
||