SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Sinan Oruçoğlu

Sayfa: [ 1 ]

19.05.2006 08:35:59
2001 yılında “Yaşar Nabi Nayır”, 2005 yılında “Arkadaş Z. Özger” şiir ödüllerini kazandı. İlk kitabı “çirkin ağacı”, yasak meyve Komşu Yayınları tarafından 2005’te yayınlandı. İzmir’de yaşıyor.


yol            

I
kendime başlamak farz oldu

uzun bir marazdan doğmuşum ben
annemin gözleri acınacak bir ağaçmış
babamın teni durulmaz bir rüzgar
yeryüzü serhoş etmiş içimi
yeryüzü tok içimli bir esrarmış

kucağa sığmaz bir urmuşum
herkesin saate baktığı vakitte
bir yıkıntı olmuşum kendime
taşımayla bitmeyecek bir yıkıntı
gömleğim zifiriymiş, boynum
dayanmazmış bu kire, geçermiş
o mevsim de benim geçtiklerimle

kendime başlamak farz oldu

uyku boşlukmuş uyanıklık ateş
çamların dibinde dururmuşum
ellerimde leylak, ateş ensemi kemirdikçe
giz budur, dermiş gece
sözcükler zehirli birer başlangıçmış kendime
onlarla kurulmuş yoldan geldim
buraya geldim zehirli sözcüklerle
uzun bir marazdan doğmuşum ben
dile gelince çirkinleşen, acımsı
bir tat bırakan tende

çocuklar yağarmış odaya yokluktan
harfler, alkol günleri, yıpratıcı zaman
yıkamakla geçmez karartıymış yüzüm
kendini kanat sanıp çırparmış
bütün halleri kalmak olan
dönüp durduğum bir labirentmiş ev
şiirler bahçeye çıkarmış

kendime başlamak farz oldu

aksi desem ağırıma gider, hasta!
gözlerimi kapayıp bakarmışım aynaya
yağmur benim sevincimi silmekmiş
yağmur ben yokken gelmekmiş...

 

II

kaldığım yeri unutmuşum
bilinen zamana geçmeli öyleyse...

anneme, benden artarsa bir sıkıntı
daha doğur dediydim, rahatlarsın!
utandı ve beni kendime fırlattı
dünyada bir sinek gibi gezindim
çorap yıkadım, ten ütüledim
çıkmaz evlere girdim ah !
ellerimi uçuşan şeylere buladım
içimde gizli bir görev vardı hep
ağaçların görünen yüzüne saklandım

kendime başlamak farz oldu

farzı kucağıma aldım, soyundum
velev ki ben baştan sona yanlışım
adımı koymanın anlamı ne
adıma dokunmanın, bu toprak beni
benden edecekse bu toprağın

sana yürümek yanılgısı ömrüm
asıl yanılgı yalnızca yürümek
rüzgarı hiç anlamadım suyu hiç
yollar sallandı bende

 

III

bavulumun içine adımı yazıyorum


------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kül

ateşi geçtim. etimde su kalmadı
heybemde yola gidecek niyet.
tümcem, bir bağbozumu
efendimin elleri pişmanlık...
ustam, susmak taraftarı
konuşmak diyor, şiirden eksiltir

kalmadı, kalmadı, kalmadı!

bir düş var ki
yalnız ona uyusam her şey bitecek,
ah! ağrılı gerçeklik.
seni de böyle bildim ne fark eder
varla yok arası, hiçle hiç!
odalar arasında hicran var, yol
yok. birinden ötekine geçit
mayınlarla süslenmiş.

dağlar hâlâ hayatta mı?

bunu bana bildir!

-------------------------------------------------------------------------------------------------


Buruşuk Mesel

yaz, kuşkulu bir başlangıç...
doğanın buhurdan alışkanlığı.

vardım ve pişmanım,
dönüp o büyük uzaklığa kapansam...

kirli bir labirent gibi kalbim
keçi yolları mı demişti biri. evet!
yürüdükçe inceliyor sesim
kırılacak ruh tende durmaz! çekip gider
sabaha karşı. yol mu dedim. evet!
sözcükler öpsün beni. aşkın yorduğu
sözcükler. cismimi, evet!

terin doğada karşılığı hiç.
işçiler, deliler, sokak itleri
büyük bir şaşkınlıkla akışan üç
yılgın ırmak sanki. sıkılgan ve şehla.
taşa dokununca taş, kalbe varınca
bıçak!

bunun için varız. sakınacak budak
bile karamsar. bununla avutuyoruz
gözlerimizi...

yaz, kuşkulu bir başlangıç...
soyunup durduğumuz aşk sancısı
odalar iğreti, sokaklar ulaşılmaz.
gidip ağlayalım o şehri...

-----------------------------------------------------------------------------------------------------


Çirkin Ağacı

sonra bir ağaç buldum
bunaldım ve bunaldım ve bir ağaç buldum
bir kadında dolaşmış gibi yoruldum
şarabın mantarı üzdü beni yaşamak ne kadar zor
uyudum sandıydım gece içimden geçmiş
benden ağır gölgemle doğruldum
yakındım toprağa toprağa yakındım
bu nasıl bir ağaç benden de çirkin
bu benim ellerim ne olacak bu benim
fotoğrafta uzun cıkıyor parmaklarım
insan ömründe kısa ne olacak

bunaldım ve bunaldım ve bir ağaç buldum
salıncakları biraz yüksek kurmuşlar
ayaklar yere değmiyor binenin boynu bükük
ömrümüz tehlikeli bir oyuncak
yağmur yağsa yağmur gibiyiz
göğe baksam yağmur yağacak
ne tuhaf

sonra bir ağaç buldum
ömrüme doğru büyüyen bir ağaç buldum
bizi getirip buraya bırakmışlar beni getirip
kışa girer gibi çirkin
her dalında bulanık bir ay büyüyor ağacımın
benim bu ellerim ne olacak

hiçbir şey ölmez her şey yaşar
ölümü söyleyen taşlar gibi
harfleri yan yana koyup
unutulur gibi deftere yazmışlar

---------------------------------------------------------------------------------------------------

küfür bilgisi

uyandım biraz rakı içtim
insan geceyi yanında  taşıyor bazen
evleri yanında taşıyor, bir adama
küfrettiğini, bir kadını çok sevdiğini
bir mektubu, birgün akşam olduğunu
yalnızlığı ve kurumuş kalabalığı
masadaki ya da kalbindeki tozu
insan bazen yanında taşıyor

dünyanın yönlerini unutuyor kimi insan
kedileri unutuyor, nerdeydik, kimin için
ağlıyorduk, damarlarımızda dolaşan
esrarengiz kan niçin böylesine koyu
köpekleri unutuyor kimi insan
bir anıya yerleşiyor, bir uzaklığa
inanmakla başlıyor hüsran

uyandım biraz rakı içtim
kendime kötü denilebilecek
sözcükler söyledim
bir şiire başladım sonra
bana benzeyen birkaç sözcük uğruna
gittikçe bir şiire benzedim.

------------------------------------------------------------------------------------------------------


che guevara


bunları, bunları söylemek zorundaydım
che guevara, mektup yazmak ilk kez kimin
fikriydi, orada kaldım nedensiz, mektup
kimi kime götürür, kimi kimden getirir
bilsem yazar mıydım yanlış yere
gideceğimi, yanlış yerden geleceğimi
kapılar vardı ya, o kapıları kapatıp
sana her şeyi anlatmaya karar verdim
che guevara, adın zikredildikçe inanç
taşıyor çekilen damarlarıma
ama sana mütevazı bir yalnızlıktan söz edeceğim
bunu söyleye söyleye belki yer kalmayacak
yalnızlığa, yüzyılın içinden geçeceğim

alnından öpeceğim yüzyılın, bize
kayıp giden bir yıldıza inanmayı
öğretiyor ne de olsa, che guevara
üzerine alınma dağların şehre indiğini!
o çok inandığın dağlar
şehre indi!

hâlâ ağrı... bizi sorarsan hâlâ aynı ağrıyla
inliyoruz, gönlümüz buruşuk
aklımız ermiyor dünya işlerine
sokaklar bolivya dağları
kalbimiz küba sanıyoruz kim bizi sevse
yırtılmış bir haritanın içinde geçiyor hayat
filistin, felluce, tikrit, bağdat ya da sivas
adları değil belki ama hepsinden göğe yayılan
ses ne kadar benziyor birbirine

nicedir akşam olsun diye bekliyoruz
akşam olsun, gidelim arınacak yerlerimize
sen varken de yalnızlık var mıydı che guevara
milyon kişinin yapayalnız kalması var mıydı
durmadan unutuyoruz şarkının sözlerini
akşam olursa her şeyi hatırlarız
her şeye bir çare buluruz akşam inince
biz çok iyi değiliz che guevara
ömür dedikleri bir şey geçiyor
ömür geçiyor
ölüme tahammül kalmadı lehçemizde!











Sayfa: [ 1 ]