|
||
| 2001 yılında “Yaşar Nabi Nayır”, 2005 yılında “Arkadaş Z. Özger” şiir ödüllerini kazandı. İlk kitabı “çirkin ağacı”, yasak meyve Komşu Yayınları tarafından 2005’te yayınlandı. İzmir’de yaşıyor. yol I kendime başlamak farz oldu uzun bir marazdan doğmuşum ben annemin gözleri acınacak bir ağaçmış babamın teni durulmaz bir rüzgar yeryüzü serhoş etmiş içimi yeryüzü tok içimli bir esrarmış kucağa sığmaz bir urmuşum herkesin saate baktığı vakitte bir yıkıntı olmuşum kendime taşımayla bitmeyecek bir yıkıntı gömleğim zifiriymiş, boynum dayanmazmış bu kire, geçermiş o mevsim de benim geçtiklerimle kendime başlamak farz oldu uyku boşlukmuş uyanıklık ateş çamların dibinde dururmuşum ellerimde leylak, ateş ensemi kemirdikçe giz budur, dermiş gece sözcükler zehirli birer başlangıçmış kendime onlarla kurulmuş yoldan geldim buraya geldim zehirli sözcüklerle uzun bir marazdan doğmuşum ben dile gelince çirkinleşen, acımsı bir tat bırakan tende çocuklar yağarmış odaya yokluktan harfler, alkol günleri, yıpratıcı zaman yıkamakla geçmez karartıymış yüzüm kendini kanat sanıp çırparmış bütün halleri kalmak olan dönüp durduğum bir labirentmiş ev şiirler bahçeye çıkarmış kendime başlamak farz oldu aksi desem ağırıma gider, hasta! gözlerimi kapayıp bakarmışım aynaya yağmur benim sevincimi silmekmiş yağmur ben yokken gelmekmiş... II kaldığım yeri unutmuşum bilinen zamana geçmeli öyleyse... anneme, benden artarsa bir sıkıntı daha doğur dediydim, rahatlarsın! utandı ve beni kendime fırlattı dünyada bir sinek gibi gezindim çorap yıkadım, ten ütüledim çıkmaz evlere girdim ah ! ellerimi uçuşan şeylere buladım içimde gizli bir görev vardı hep ağaçların görünen yüzüne saklandım kendime başlamak farz oldu farzı kucağıma aldım, soyundum velev ki ben baştan sona yanlışım adımı koymanın anlamı ne adıma dokunmanın, bu toprak beni benden edecekse bu toprağın sana yürümek yanılgısı ömrüm asıl yanılgı yalnızca yürümek rüzgarı hiç anlamadım suyu hiç yollar sallandı bende III bavulumun içine adımı yazıyorum ------------------------------------------------------------------------------------------------------ Kül ateşi geçtim. etimde su kalmadı heybemde yola gidecek niyet. tümcem, bir bağbozumu efendimin elleri pişmanlık... ustam, susmak taraftarı konuşmak diyor, şiirden eksiltir kalmadı, kalmadı, kalmadı! bir düş var ki yalnız ona uyusam her şey bitecek, ah! ağrılı gerçeklik. seni de böyle bildim ne fark eder varla yok arası, hiçle hiç! odalar arasında hicran var, yol yok. birinden ötekine geçit mayınlarla süslenmiş. dağlar hâlâ hayatta mı? bunu bana bildir! ------------------------------------------------------------------------------------------------- Buruşuk Mesel yaz, kuşkulu bir başlangıç... doğanın buhurdan alışkanlığı. vardım ve pişmanım, dönüp o büyük uzaklığa kapansam... kirli bir labirent gibi kalbim keçi yolları mı demişti biri. evet! yürüdükçe inceliyor sesim kırılacak ruh tende durmaz! çekip gider sabaha karşı. yol mu dedim. evet! sözcükler öpsün beni. aşkın yorduğu sözcükler. cismimi, evet! terin doğada karşılığı hiç. işçiler, deliler, sokak itleri büyük bir şaşkınlıkla akışan üç yılgın ırmak sanki. sıkılgan ve şehla. taşa dokununca taş, kalbe varınca bıçak! bunun için varız. sakınacak budak bile karamsar. bununla avutuyoruz gözlerimizi... yaz, kuşkulu bir başlangıç... soyunup durduğumuz aşk sancısı odalar iğreti, sokaklar ulaşılmaz. gidip ağlayalım o şehri... ----------------------------------------------------------------------------------------------------- Çirkin Ağacı sonra bir ağaç buldum bunaldım ve bunaldım ve bir ağaç buldum bir kadında dolaşmış gibi yoruldum şarabın mantarı üzdü beni yaşamak ne kadar zor uyudum sandıydım gece içimden geçmiş benden ağır gölgemle doğruldum yakındım toprağa toprağa yakındım bu nasıl bir ağaç benden de çirkin bu benim ellerim ne olacak bu benim fotoğrafta uzun cıkıyor parmaklarım insan ömründe kısa ne olacak bunaldım ve bunaldım ve bir ağaç buldum salıncakları biraz yüksek kurmuşlar ayaklar yere değmiyor binenin boynu bükük ömrümüz tehlikeli bir oyuncak yağmur yağsa yağmur gibiyiz göğe baksam yağmur yağacak ne tuhaf sonra bir ağaç buldum ömrüme doğru büyüyen bir ağaç buldum bizi getirip buraya bırakmışlar beni getirip kışa girer gibi çirkin her dalında bulanık bir ay büyüyor ağacımın benim bu ellerim ne olacak hiçbir şey ölmez her şey yaşar ölümü söyleyen taşlar gibi harfleri yan yana koyup unutulur gibi deftere yazmışlar --------------------------------------------------------------------------------------------------- küfür bilgisi uyandım biraz rakı içtim insan geceyi yanında taşıyor bazen evleri yanında taşıyor, bir adama küfrettiğini, bir kadını çok sevdiğini bir mektubu, birgün akşam olduğunu yalnızlığı ve kurumuş kalabalığı masadaki ya da kalbindeki tozu insan bazen yanında taşıyor dünyanın yönlerini unutuyor kimi insan kedileri unutuyor, nerdeydik, kimin için ağlıyorduk, damarlarımızda dolaşan esrarengiz kan niçin böylesine koyu köpekleri unutuyor kimi insan bir anıya yerleşiyor, bir uzaklığa inanmakla başlıyor hüsran uyandım biraz rakı içtim kendime kötü denilebilecek sözcükler söyledim bir şiire başladım sonra bana benzeyen birkaç sözcük uğruna gittikçe bir şiire benzedim. ------------------------------------------------------------------------------------------------------ che guevara bunları, bunları söylemek zorundaydım che guevara, mektup yazmak ilk kez kimin fikriydi, orada kaldım nedensiz, mektup kimi kime götürür, kimi kimden getirir bilsem yazar mıydım yanlış yere gideceğimi, yanlış yerden geleceğimi kapılar vardı ya, o kapıları kapatıp sana her şeyi anlatmaya karar verdim che guevara, adın zikredildikçe inanç taşıyor çekilen damarlarıma ama sana mütevazı bir yalnızlıktan söz edeceğim bunu söyleye söyleye belki yer kalmayacak yalnızlığa, yüzyılın içinden geçeceğim alnından öpeceğim yüzyılın, bize kayıp giden bir yıldıza inanmayı öğretiyor ne de olsa, che guevara üzerine alınma dağların şehre indiğini! o çok inandığın dağlar şehre indi! hâlâ ağrı... bizi sorarsan hâlâ aynı ağrıyla inliyoruz, gönlümüz buruşuk aklımız ermiyor dünya işlerine sokaklar bolivya dağları kalbimiz küba sanıyoruz kim bizi sevse yırtılmış bir haritanın içinde geçiyor hayat filistin, felluce, tikrit, bağdat ya da sivas adları değil belki ama hepsinden göğe yayılan ses ne kadar benziyor birbirine nicedir akşam olsun diye bekliyoruz akşam olsun, gidelim arınacak yerlerimize sen varken de yalnızlık var mıydı che guevara milyon kişinin yapayalnız kalması var mıydı durmadan unutuyoruz şarkının sözlerini akşam olursa her şeyi hatırlarız her şeye bir çare buluruz akşam inince biz çok iyi değiliz che guevara ömür dedikleri bir şey geçiyor ömür geçiyor ölüme tahammül kalmadı lehçemizde! |
||