|
||
| Tarikatlar gözlemleyebildiğim kadarıyla belli bir döneme kadar kendilerinin dışındaki modern dünya karşısında, dayanıksız ve eleştirirsiz bireyler yetiştirirp durdular. aslında modern toplum sürekli değişen ve yenilenen bir atmosferde.. Zamanla -özal dönemi bence milattır- alt sınıftan dini kimlikli insanların sermayeye ulaşması ile ile birlikte tarikatların potansiyel tabanında da farklılaşmalar başgöstermiştir. Tabi kitle iletişim araçlarının modern dilinden de nasiplerini almışlardır. Walla gördüğüm kadarıyla şu an tarikatlar, cemaatsel örgütlenmenin sağladığı dayanışmacı ruhu, ciddi anlamda ekonomik etkinliklere kanalize etmektedirler... Ve sonuç; sermaye birikmekte ve yaşam standartları değişmekte, eğlence ve tatil kültürlerinde "tasavvufi formasyon" dışlanarak burjuvatik niteliklere evirilmektedirler. Tasavvufun "züht" öğretisine rağmen Vakko ve Beymen giyinmekte, lüks villalarda ikamet etmektedirler... Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu... |
||
|
||
| bilinçsiz ve dini malzeme eden burjuva-din koalisyonu. sonuçları çok kötü oluyor ve olacak. |
||
|
||
| Modernizmin kaçınılmaz ve önlenemez yükselişi de diyebiliriz. Bir cenderede yoksullukla mücadele ederken sadece öteki dünyayı düşünerek yaşayan insanlar, paranın getirdiği nimetlerle tanışınca, "bizim onlardan neyimiz eksik" diyerek kendi dünyalarını da değiştirme zorunluluğu hissettiler. Bu durum aslında hem başkaları gibi olmaya öykünmek hem de dinin içinde bir çeşit modern başkaldırıyı başlatmak anlamına geliyor. Böylece bu tarikat mensupları kendisinden önceki kuşakların öteki dünyaya ilişkin korkularını yenerek dünya nimetlerinden yararlanma konusunda bir adım ileri gittiler ve laik geçinen insanlardan bir farkları olmadığını tüm insanlara kanıtlamak istediler. Kanımca iyi bir gelişme olarak nitelendirilebilir çünkü dinin dogmatik yapısının kırılması, aynı zamanda kentleşme ve kentsoylu olma yolunda atılacak adımlarla güçlenecek, böylece yoksul insanların elinde dininden başka şeyler de olacaktır. | ||
|
||
| torq burda bir şeyi atlıyorsun.. bu insanlar bir kere yaşadıkları dini kirletiyorlar. dinlerini dejenere ediyorlar. ikinci olarak da burjuva eğilimlerini körükleyerek yoz bir islami burjuva üretiyorlar. bu sınıf siyasal ve ekonomik güç elde ettikçe de kültürleri toplumun diğer katmanlarına da yayılıyor. geçmişte kapitalizmi yaratan hristiyan aristokrasi ve burjuvazının bir benzeri türkiyede türüyor. gelecek 50-60 yılda türkiye için kapitalizmin temel direği desteğini islamdan alan bu burjuva külütür olacak. sanıyorum amerikanın planları başarıyla yürüyor.. |
||
|
||
| deniz bence olaya başka bir açıdan bakmak gerekiyor; 1) İnsanların din diye düşündüklerinin gerçekte dinle ilgisi olmadığını düşünüyorum. Yani şekilci, dünyadan kopuk, öteki dünya korkusuyla yaşamları ev-cami arasında gidiş gelişten ibaret insanlar, hayatın bundan ibaret olmadığını anlamak zorundaydılar. Din diye yutturalan kavramın yeniden değerlendirilmesi gereği, başkalarının din hakkında söyledikleriyle değil, dindar insanların bir şeyleri farketmesiyle ortaya çıkıyor. 2) Modernizm dogmaların yıkılmasında önemli bir araç olarak kabul edilmekle birlikte bir gelişme belirtisi değildir. Bu ayırım genellikle gözden kaçar ve insanlar şalvar yerine pantolon giymeyi ilerleme sanırlar. Oysa bu değişimin kaçınılmaz sonucudur ve eski/yeni ikileminde yeniyi seçme zorunluluğundan kaynaklanır. 3) Diyalektik kuramındaki karşıtların birliği ilkesi, feodal toplumun sanayi toplumuna doğru evrileceğini, bu durumun da tüm kentleşme sürecini kapsayacağını söylüyor. Bu durumda köylü gibi düşünen ve giyinen insanların kentte bir araya gelerek modern bir köylü tarikatı oluşturması. Daha sonra burada bir çeşit kentliye dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. 4) Değişimin olumlu ya da olumsuz olmasının amerika planlarıyla bağlantısı olduğunu düşünmek komplo teorisi gibi algılanabilir. Oysa sonuçta hıristiyan toplumunun kendi devrimini kendi içinde yaparak dogmalarından kurtulmasını düşünürsen aynı durumun islam için de bir çeşit zorunluluk olduğunu, bunu bir ulus ya da kişinin başarmasının olası bulunmadığını anlarsın. Martin Luther protestanlığı açıkladığında onun gibi düşünenlerin sayısı fazla olmasaydı, afaroz edilmesine rağmen söylediklerinin arkasında duramazdı. 5) Dinin bir süre sonra işlevini yitirmesi ve toplumun gereksinimlerine yanıt verememesi durumunda, onun yerine bir başka bir şeyin alması kaçınılmazdır. Amerika'da Evangelistlerin bir din kadar büyümesi böyle bir sonuç olarak algılanabilir. Türkiye'de sünni islamın tıkanması, modernizmi reddetmesi karşısında başını örtüp blujin giyen genç kızların sayısının artmasını doğurmuştur ve bence bu durumu olumlu olarak değerlendirmek gerekir. |
||
|
||
| üstad ben sana katılamayacağım.. anladığım kadarıyla senin düşüncene göre din temelli bu kitleler bu tür gelişmelerle modern hayata çekilecek ve böylece dinin fundementalist yüzünden kurtulacağız. benim düşünceme göre ise dinin bildik köktenci yapısından uzaklaşması zaten olacak bir şey.. ama esas tehlike bu bilinçsiz, devletçi ve sünni kitlenin kapitalizme çok kolay malzeme olacak bir kaynağa dönüşme ihtimalidir. zaten olacak evrimleşme elinden tutulup doğru yere kanalize edilmeli yoksa kapitalizm kendine çok güçlü bir kale edinecek. |
||
|
||
| Burada insan gereksinimleriyle siyaseti birbirinden ayırma zorunluluğu bulunduğunu düşünüyorum. Yani gereksinimleri değiştirmek ya da yönlendirmek ile değişimin aynı şey olmadığını, siyasetin de bir çeşit gereksinimler yönetimi olduğunu düşünüyorum. Yani gücün kullanımı da aslında içgüdüsel olarak yok olmamaya çalışmak, kendisini güvende hissetmekle ilgilidir. Senin yukarıdaki sözünde " dinin bildik köktenci yapısından uzaklaşması zaten olacak bir şey " demenin altında yatan gerçek nedir ? Yani hiç bir şey nedensiz değişmeyeceğine göre köktenciliğin en büyük düşmanı olan düşünmenin önündeki engeller nasıl aşılacak ? Değişimin şekilsel değişimiyle doğal olarak. Düşünmeyen insanlar düşünerek değiştiremediklerini modernleşmeyle değiştirirler. Yani yukarıdaki örnekten yola çıkarsak başkalarına öykünerek, onlar gibi olmaya çalışarak. Oysa düşünenler için örneğin giysinin ya da ibadetin bir anlamı kalmamıştır çünkü o aşamayı düşünerek geçmişlerdir. Aynı şey dine bağlı ibadet edenlerle, tasavvufa bağlı insanlar arasında da geçerlidir. Senin "zaten olacak evrimleşme" deyişinin nasıl olacağı üzerinde durmak gerekiyor. Kapitalizm varolmadan önce de evrim olduğuna göre yönlendirmenin kolay olmadığını düşünüyorum. Ancak yönlendirme şu şekilde olabilir; örneğin sen inançların gereği Amerikan içecekleri ve yiyecekleri yemiyorsundur. Bir gün birisi bir kutunun üzerine kırmızı zemin üzerine ay yıldız koyar ve Türk içeceği ürettiğini söyler, sen de bunu hiç düşünmeden alıp içersin. Böylece düşünemeyen insanların kullanılma zincirinde bir halka olarak yerini alırsın. Yönlendirme budur ama pantolon yerine bluejean giyilmesi bu anlamda bir yönlendirme gibi algınamaz çünkü bir süre sonra onun yerini de başka bir şey alacaktır. Modernizmin özelliği budur ve durdurulması şimdilik imkansız gibi görünüyor tıpkı globalizm gibi. Kapitalizme de çok kafayı takmamak gerektiğini düşünüyorum çünkü o da daha önceki liberalizm gibi hangi aşamalardan geçtiyse yeniden evrilerek başka şeylere dönüşecektir. |
||
|
||
| Peygamber efendimiz elleriyle yemek yerdi deyip ayni sekilde yerde yiyen, televizyonu seytan seklinde nitelendiren, faiz'e kar payi adini veren, ama devenin mevcudiyetine ragmen makam arabasi kilikli mercedes'lerde, matrix tarzi gozluklerle gezen insan toplulugunun mantigini cozebilmis degilim. |
||
|
||
| hacı dizisini izler miydiniz? | ||
|
||
hacı dizisini izler miydiniz? evet izlemiştim depresiff |
||
|
||
| Nisan başta olmak üzere analizlerde çelişkiyi öne çıkaranları kutlarım. Bakalım: Bir Hindu için bir ineği kesip yemesi, bir dul Brahmanın kocasının yakılmasına kendisini de atması gibi kutsal yerellik üzerinde düşünmek gerekiyor. Evrensellikten anladıkları bizim tarikatların da içinde olduğu bir Batı taklitçiliğidir. Bu yüzden herkes matrix gözlük takıyor ve gülünç oluyor. Batı bir gün İslam'a aykırı ne varsa yasakladığında şaşkınlıktan dona kalacaklar. Çünkü Batılı gibi yaşamak demek, bütün kültürlerin özgüllüğünü inkar etmek demektir. Tarikatların iddiası, saf İslam değil miydi? Nereye kadar kendileri kalabildiler ve bu taklitçiliği nasıl sindirebildiler? Hem saf İslami yaşam diyip hem jet-sikiye bin, bu perhis bu lahana turşusu bu kadar olur. |
||