|
||
----------------- Panteizm: Tasavvuf inancinda oldugu gibi herseyin yaratanin bir parçasi oldugu inancidir yani tabiat esittir tanri. -------------- Bir kere Cenabı Hak tektir parçası olmaz Sonra vahdeti vücüdu müşahade edenler Cenabı Hakkı hem tenzih ve hem de Teşbih ederler Yani tenzih ve teşbihin ortak noktasına tevhid derler onlar da tevhid ederler Panteizmciler ise yalnız teşbih ederler Nitekim bunların karşısında İslam Zahir Uleması ise yalnız tenzih ederler Muhakkiklerin müşahedeleri ise tenzih ve teşbihin ortak noktası olan Tevhiddir Kelimei tevhidin topladığı hakikatlerin tefsirinde Cenabı Gavs bu hakikati daha açık izah ile buyuruyorlar ki ‘’Nefis nefsin den bir parça parsellere ayırtın ki (Vera’) hasıl oldu Fakat bu ne senden kati suretle ayrıdır ne den katiyen vasfolunmuş bitişiktir Bu öyle bir karşıtlardır ki karşıtlar sırrıdır ki hakikatiyle anlaşılan kavranılan olması için Vasl ve firakı birbiri arkasından gelme arası kesilmeksizin devam etme sürmeden kurtarıp aynı anda mevcud görmek bununla beraber her iki tecellinin farkını kaybetmemek lazımdır Elbette bu derece Müşahade ve marifet gaye-i Kemalatı maneviyedir bunun aşağı derede emir itibari ile aşağıda olan ve mafevkinde pek çok kamil bulunur Lakin bu haletle zevk bulan tadan ekmeli Zevat her vakit azdır’’ İşte sofiye hazretlerinin vahdeti Vücude imanları Panteizm mezhebi ile hiçbir alakası yoktur Şimdi gelelim insan bu mevcudiyetini kendinden mi aldı kendinden aldı dersek vucud gerekli daima mevcut olmazı lazım gelirdi halbuki insanın görünüşü değişiyor bozuluyor ihtiyarlıyor bir gün seviniyor bir yeriniyor turdan tura geciyor daima bir şanda duramıyor o konuşan dil bir gün çene kemikleri arasında un ufak oluyor yine insan her şeyi yapar gibi görünüyor semalara kadar uzanıyor denizlerin dibine gidiyor dağları deliyor fakat ufacıcık bir anahtar deliğinden geçen rüzgara dikkat etmedi geçti deniliyor halbuki kendi kendini yapan her şeyi yapması lazım idi. yapamadı. Binaenaleyh bu varlığıda kendinden alamadı. muhitinden mi aldı ? tedkik edecek olursak muhiti ondan açiz !!!!!!!!! ![]() ilimde malum ya zincirlemede batıldır devirde batıldır Var da diyoruz Yokta diyoruz Şüphe içindeyiz Hak bu mevcudatı Var eyledi peki Kendi kendi? o biçim sula olmaz insanlığın Hakiki kurtarıcısı Cenabı Muhammet aleyhissalatü vesselam öyle demiş ‘’Allah var idi hiçbir şey yok idi’’ Zaman gelmiş ona muhatap olanlar bu mevzuu Cenabı Aliye sormuşlar El an kemakan demiş ‘’Şimdide Öyle’’ Hakikatte vücud yalnız ona aittir Hayır efendim Şimdide öyle olsun dersen Pekala inkar sahasındayken 100 sene evvel neredeydin dersem ne cevap verebilirsin Vücud yalnız ona aittir sonra mana ilmine mensub olmadan söyle nerde olduğunu manaya mensub olursan nerede olduğunu söylersin bizim dertimizde O anlatabildik mi acaba fakat sen inkar sahasındasın manaya gönül verdikten sonra nerede olduğunu bulursun fakat sen manayı kabul etmedin inkar sahasındayken söyle bakalım 50 sene evveli 40 yaşında bir insan kendini biliyormu idi ? manaya kabul eden bulur yerini bulur bulur bulur mesela derki latayun alemindeydim KÜN emrinin dairei merkezinde idim daha daha ilimi İlahide idim hulasa Alemde İman zevkinin üstünde bir zevk tasavvur edilmez YOKTUR. İmanın verdiği yemiş bambaşkadır çürümez çürümüyor Nasıl bunun aleyhinde bulunulabilir ilimde bir kaide her hadise diğer bir hadisenin vücudu ile kaim ahlakın aşk mertebesinde oraya salik olanda itikat her hadise Allahın vücudu ile Kaim fakat Hakkı kubul etmeyen bir adamla konuşuyoruz bize göre bu mevcudat Allah ile kaim onun muhabbetiyle daim sen şimdi kendi imanını şöyle bir bırak en uzunu kabul etmemiş insanla konuşuyoruz her hadise diğer bir hadisenin vücudu ile kaim mesela ben bir hadiseyim ben babamın vücudu ile kaimim demek ki ben yoktum yoka ne konur hesapta matematikte (0) sıfır dimi ya babamda bir hadise oda diğer bir hadisenin vücudu ile kaim demek babamda 100 sene evvel yoktu ona ne konur (0) sıfır dedemde bir hadise oda diğer bir hadisenin vücudu ile kaim babasının vücudu ile kaim dimi pekala o da (0) sıfır e kainatı sıfıra mı çıkaracaksın o onla kaim (0) sıfır o onla kaim (0) sıfır o onla kaim (0) sıfır e varız nasıl sıfıra çıkaracan hah dur buna kuvveti Ula derler İlleti ula derler varlığı kendinden olana biz HAK diyoruz şimdi biz burada bir sıfat ararız evet biz öyle bir hadiseyiz ki bizde görmek sıfatı var bize bu görmek sıfatı bir yerden olmazsa olur mu bizde Ben biliyorum benden iyi bilen bir menbah olmazsa bende bilgi olur mu ? işitiyorum elbette işitenden daha işiten olmazsa bende işitmek olur mu ? İşte Bu sıfatları koyduğun vakit buna HAK derler anlatabildik mi acaba zincirleme ilmen batıl devirde batıl devire misal Tavuk mu yumurtadan çıktı ? yumurta mı tavuktan ? tavuk yumurtadan.. yumurta tavuktan… tavuk yumurtadan yumurtada tavuktan batıldır bu kardeşim dayandırt bunu Oradan tecelli eyledi |
||
|
||
Alıntı varlığı kendinden olana biz HAK diyoruz peki varlığı kendinden olan 'kaos/evrim/evren' olamaz mı? |
||
|
||
| Teoriler com sitesinde bu yazının benzerini Objektif rumuzlu bir arkadaşa yazmıştık Şimdi amadeus sana biraz daha içerikle yazıyoruz ----------------------- Allahı Sıfatı Kemaliyyesi ile Beyan eden yegane din İslam dinidir Amadeus Kendinde bulanan vasıfların Kemali olmayan bir yerden tecelli ettiğini mi söylüyorsun ? Değilse bu müessir kimdir ve nerededir düşün ve olanı gör Allahsız Hürriyet ve irade olmaz Zira Kainatta Evrende Eşyada Madde de Hürriyet mevcut değildir Mevcut olmadığına göre İnsanda Mevcut olan Hürriyet nerden gelmiştir ? İşte beşer Vicdanını yoklar ((((vicdan demek bulmak demektir)))) Vicdanını yoklar Hürriyet fikrini düşündüğün andan itibaren Allahı inkar kapısı kapanır Zira İnsanda mevcut olan Hürriyeti eşyada Hürriyet mevcut olmadığına göre oradan gelmiş addedemeyiz (((Çünkü hiçbir şey kendinde olmayanı veremez))) ! Hürriyeti insanda ibda eden; Madde de olamaz Zira Madde de irade yoktur ((İrade bir şeyin husulünü istemek ve o isteyişini tasarruf edebildiğine itikat etmek demektir)) İnsana Hürriyet madde den nasıl gelebilir ? Manasız bir varlıktan insana nasıl İrade gelebilir? Binaenaleyh İnsana Hürriyet Allahdan gelir Allahdan ! Onun için Hürriyet; İnsana Allahın bir mevhibesidir ihsanıdır Bundan dolayı Her Kim ki Cenabı Hakkı tasdik etmezse; Kendi vicdanında mevcudiyetini hissettiği irade ve hürriyet için bir sebeb bir menbaa Bir asıl bulamaz ! Evet Hürriyeti de Vücudu Bari ile beraber inkar etmekten başka çare bulamaz ! Binaenaleyh hakiki hürriyet Hakkıyla Allahı Tasdik edende olur Zira Münkir kendisinde hissetmek istediği İrade ve Hürriyete bir asıl bir menba bulamaz ki Hür olabilsin Hulasa Allahsız hürriyet ve İrade olmaz; Kuvvetsiz maddeyi Tasavvur edemeyen insan Sebebsiz mevcut Allahsız İrade ve Hürriyeti de tasavvur edemez İşte Çok Mühim Dikkat ! Hürriyeti Mutlaka Fikri Ancak vahdeti Mutlaka da meşrudur ------------------- İnsan iki yere tapar o tapınanları orta yerden kaldır hulasa et İnsan İki yere tapar Ya Hakka tapar Ya kendine tapar Kendine tapan insana Hür denmez çünkü hayalinin Esiridir Ya Hakka esir olursun Ya da Hayalinin kölesi olursun Hakka esir olur oraya taparsan Cenabı hak senin Vicdanının bir Hürriyet bahşeder O zaman anlarsın Hürriyeti Mutlaka Fikri Ancak vahdeti Mutlaka da meşrudur İrade Onun İradesidir Amadesu Lütfen Çok Dikkat et ---------- Ya hayaline taparsın Ya Hakka taparsın ------------------- şimdiden söyleyeceklerimizle bu yukarıdaki ‘’hayaline taparsın’’ ibaresi ile bağlatısını çok iyi kur başlıyoruz Bu din nefsini bilen ihtiraslarına ve infiallerine yani kızgınlıklarına düşmanlıklarına esir olmayan kimseye Hür der Onun için istenilen beğenilen Hürriyet ahlak ile mukayyet kılınmıştır Ahlakta vazifelere hürmeti amirdir (((Şu halde Hür olmanın ilk şartı İnsanın kendi ihtiraslarının esir ve mahkumu olmamasıdır))) ((evet gayrının başkasının hukuku ve hayrına riayet etmek için insanın kendi nefsine ve işlerine isteklerine hakim olması lazım gelir bu da ancak nefsine marifetle olur)) Dikkat işte ‘’hayalinin kolesi olma’’ şimdi bu daha iyi canlanacak Amadeus Bu din insana öyle bir karakter bahşeder ki ‘’Heveslerinizin nefislerinizin Esiri olmayın!! Zatı Kibriya dan başka hiçbir hadis ve sahte düzme uydurmanın hiçbir Fikr ü hayalin batılı hak suretinde gösteren hiçbir emel ve gayenin önünde baş eğmeyin’’ der Yani hulasa hayalinin kölesi olma Zira O hayal başkasının da hayalidir ona orada baş eğme Anlatabildik mi bilmem ? ya Hakka taparsın ya hayaline baş eğersin ----------------------- Bir kimse nefsini bilmezse hangi gayeye koştuğunu bilmez O bilinmedi mi de bar-ı hayat yani Allahın hayatı niçin taşınıldığı bilinmez (başka türlü elfaza girmiyor bu) onun için bu din sorar ‘’hayatın yükünü niçin taşıyorsun? Bir Saadete kavuşmak için değil mi ? O saadette ancak ebediyete iman ile olur onun için imansız hiçbir vakit mesut olamazlar Çünkü Onların hayatları sınırlıdır Ve İmanları da tersinedir ‘’sayılı nefes tükenince iş bitti’’ derler halbuki hakiki iş o vakit başlar O halde insanlar bu aleme yekdiğerine haksız eleştirilere sahte değersiz olarak göstermeye alay etmeye ikiyüzlülüğe ve fesada gelmemişlerdir Din ve insanlık düşmanlarının sözlerini iyi kabul etmeye de gelmemişlerdir Evet bu aleme gelmelerinden maksat yalnız cesetlerini beslemek değildir.. geçici bir nimete tapmak içinde gelmemişlerdir… Ruhları aç kalsın kalbleri kurusun vicdanları kör olsun hayattan toprak oldun emri aldıkları vakit pek biçare dönsünler diye de getirilmemişledir O halde niye getirilmişlerdir ? Yalnız Marifetullah için getirilmişlerdir İşte sebeb-i Hilkatin marifet olduğunu apaçık beyan eden bir dinin neresinde Sarsıntı düşünülebilir Sonra marifet dedikodudan ibaret bir bilgi de değildir bu dinin beyan ettiği marifet : Vesile-i Refahı saadet İşleri tertemiz pak bir fazilet Katıksız insanlık Marifetin sebebi vicdanın istirahatı Hakka yakınlıktır O marifet insanı Hak zevki ile doldurur… o zevk ile dolan gönül vahdetin sırrını duyar Amadeus çok dikkat Marifet Öyle bir haldir ki (((Sevgisizlik eseri olan boşluğu doldurur))) Cemiyette o boşluk doldu mu birleşme başlar çalışma başlar sevişme başlar teali ve terakki yolu da ancak budur… ‘’Saadet Müslümanlarındır’’ diye sayha eden bir dinde sarsıntı olamaz yalnız bende günümüz geri zekalı kaba sofu hacı hocaların şiddetle aleyhindeyim ve bizim hocalarımız ilmi satırlardan almazlar sadırlarından alırlar ve günümzüzde onlara talebe olanlar pek pek azdır sakın diğer aklına hayaline gelecek diğer azınlıklarla karşılaştırma hiç biri tutmaz o yüzden bazı söylediklerimizi hiçbir yerde bulamazsın konuşmamız buraya kadar |
||
|
||
Alıntı Hürriyeti Mutlaka Fikri Güzel bir yazı. Daha anlaşılır bir dil kullandığın ve anlamamızı sağladığın için teşekkürler..Ancak vahdeti Mutlaka da meşrudur İman kardeş öyle zannediyorum ki seninle farklı düşünmüyoruz. Sen zaten vahdet-i vücudu savunmakla herşeyin allah'dan olduğunu söylüyorsun. Yani tüm varlığın var olmasına sebep Allah'tır, dolayısıyla da Allah varsa herşey var demektire geliyoruz (yada varlık varsa Allah'da vardır) Peki seninle şu noktada buluşamıyor muyuz? Senin dilinde varlığın oluşumuna sebep allah, benim lisanımda -ulaşabilceğimiz bir bilgi bulma gayretiyle- kaos/evrim/evrene dönüşüyor. Sen Allah tüm kainattır diyorsun, ben de varlığı yaratanın tüm varlıklar arasındaki olagelen ilişkilerin kaotik düzeninin kainatı yarattığını söylüyorum. Sen "Hürriyeti Mutlaka Fikri, Ancak vahdeti Mutlaka da meşrudur" diyorsun ben "mutlak özgürlük mutlak kaosta mümkündür diyorum" Sen "insana özgürlü allah'tan gelir" diyorsun ben "insanın kaos ve sisteme teslim olmasıyla/uyum göstermesiyle" özgür olabileceğini söylüyorum. Sen "Allah dan başkasına itaatin (buna kendi nefsin de dahil) özgülükten uzaklşatıracağını söylüyorsun" ben "tabiatımıza uygun ve evrene katılımcı bir bilinç gelişirip tüm iktidarları reddetmekle özgürlüğe ulaşılabilceğini söylüyorum" Allah'ı nasıl bulacağız.. |
||
|
||
| (yada varlık varsa Allah'da vardır) evet Sen Varsın Allah var yahut en tatlısı ben Yokum Allah var (Allahı nasıl bulacağız) haşa Allah gayb mı ki arayalım Haktan daha belli nesne yok gözsüzlere perde inmiş demişler Demişsin ki -------------------------- Sen "Hürriyeti Mutlaka Fikri, Ancak vahdeti Mutlaka da meşrudur" diyorsun ben "mutlak özgürlük mutlak kaosta mümkündür diyorum" Sen "insana özgürlü allah'tan gelir" diyorsun ben "insanın kaos ve sisteme teslim olmasıyla/uyum göstermesiyle" özgür olabileceğini söylüyorum. Sen "Allah dan başkasına itaatin (buna kendi nefsin de dahil) özgülükten uzaklşatıracağını söylüyorsun" ben "tabiatımıza uygun ve evrene katılımcı bir bilinç gelişirip tüm iktidarları reddetmekle özgürlüğe ulaşılabilceğini söylüyorum" -------------------------------------- Şimdi siz meseleyi iyi anlayamamışsınız tekrar edelim ve bir misal verelim Amadeus kardeşim Kendi vicdanında mevcudiyetini hissettiğin irade ve hürriyet için bir sebeb bir menbaa Bir asıl bulabil din mi ki Özgürlükten bahsetmeni dengelilik olarak kabul edelim vicdanında hissettiğin irade ve Hürriyete bir asıl bir menbaa bulabildim mi ki hür olabilesin nerden geldi bu vicdanında mevcudiyetini Hissettiğin irade ve Hürriyet Kainattan mı ? evrenden mi ? Eşyadan mı ? Maddeden mi ? nerden geldi ? Tetkik edecek olursak bu saydığımız şeyler senden aciz sen bunlardan en sonra geldiğin için bunların hepsini nefsinde toplayansın sen onları tasarruf edebiliyorsun Tedbir kuvvetin karşısında tutunamıyorlar maddeyi başkalaştırıyor değiştiriyorsun cesedin iki metre uzunluğunda bir çukura sığıyor fakat idrakinin azameti ilmen ve fikren Kainatı Muhit insan her bir şahısta sereyan eden bir mefhumdur cesedin iki metre uzunluğunda boynunun aldığı bir çukura sığsa da Amadeus şöyle anlatmaya çalışalım bu gün müspet ilimlerde Evrim kaidesi vardır Bu kaideyi tekamüle nazaran İnsan; cemad nebat ve Hayvan mertebelerinin hepsinden sonra geldiği için Nefsinde bunların hepsine toplayandır zahirinde ve batınında bunların hepsini içine alınmış olandır Demek oluyor ki evrime kaidesine göre İnsan Büyük alem kainat küçük alemdir yani Alem İnsanın tafsilatlı uzun uzadıya anlatılan bir kitabıdır Fakat Kainatta Evrende Eşyada Madde de Hürriyet mevcut değildir Mevcut olmadığına göre İnsanda Mevcut olan Hürriyet nerden gelmiştir ? İşte Her Kim ki Cenabı Hakkı tasdik etmezse; Kendi vicdanında mevcudiyetini hissettiği irade ve hürriyet için bir sebeb bir menbaa Bir asıl bulamaz ! Evet Hürriyeti de Allahı ile beraber inkar etmekten başka çare bulamaz ! Allahsız Hürriyet ve irade olmaz İradeye bir misal vereyim İrade bir şeyin husulünü istemek ve o isteyişini tasarruf edebildiğine itikat etmek demektir Şimdi yüksekçe bir yerden aşağıya bir Taşın üzerine Kaynar su dökelim -Taş yerinden kımıldar mı ? kımıldamaz dimi ya bir hayvan olsa şöyle biraz irkilir kenara çekilir bir insan olsa nasıl bir tepki verir daha bu kaynar su arkası gelecek mi diyerekten şekiller düşünür tedbirler alır işte İnsana Bu İrade ve Hürriyet nerden gelmiştir Allahsız Hürriyet ve İrade olmaz Ayetin Manası : Allah emaneti dağlara Mevcudata arz etti onu yüklenmekten çekintiler Onu insan yüklendi Çünkü insan Çok zalim ve Çok cahil idi İnsanın kabul edip taşıdığı Emanet hakkında bir çok manalar tahsil edilmiştir Manalar tahsil olunduktan sonra (Hürriyet) manası da tahsil edilir (Senin dilinde varlığın oluşumuna sebep allah, benim lisanımda -ulaşabilceğimiz bir bilgi bulma gayretiyle- kaos/evrim/evrene dönüşüyor) Amadeus kardeşim Cenabı Hakın bu aleme yaratmasının nedeni Esmasının ve sıfatın zuhurudur Cenabı Allahın Zatı ve sıfatı hudutsan münezzehtir Beşer Cenabı Hakkın esma ve sıfatının tenezzülatı Süphaniyyesindeki Tecellilerinin Beli başlı olma mertebelerinden bir şeyler bile bilir Yoksa Zatı Ehadiyet karşısında dilsiz kalır bir kaç sayfa atlıyorum İslam Alemin başlangıçı olmayacak kadar eski olasının hükmü ezeli ve ebedi daima faal bir zata nisbeti ve Alemin hakikati emirden İbaret olması itibariyledir Allahın iradeleri ve vasıfları zamana muhtaç değildir iradeleri mahluk değildir Cenabı hak bu alemi yaratmak Muradı var idi Madem ki var idi Alemin aslı eşkal ü çeşit çeşit renkleri yani sıfatların mevcudiyeti Bu murat bu Maksud bu irade bu Emirden ibaret olduğundan Bu emir ise amiri gibi ezeli ve ebedi bulunduğundan Alemin hakikatinin hudusunu iddia sıfatı ilahinin hudusunu iddia demek olur işte görülüyor ki alemin aslı yokluk olmayıp Emrullah ve İradetullahtır Emrullah ve İradetullah Zatullahtan gayrı ve ayrılmış infilak etmiş sökülmüş olmadığından Hakikati Alemin başlangıçı olmayacak kadar eski olması ile beraber vahdeti vücudiyesi de sabit olur sonra Vücudu mutlakı Hak tenezzülat teayyünat ve mertebeler ile bilinir Mesela her şey bu gördüğümüz kadar mıdır? hayır Vücudun ikinci mertebesinden bahsedelim ve bilimle karşılaştıralım İkinci alem alemi ceberuttur Bu alem nurdur nuranidir yanlış anlaşılmasın nur ve nuranilikten maksat ziya manasına değildir maddenin yoğunluğunun hakikatte aslı tarifte zıddı olan Latif bir mevcudiyettir Alemi ceberut beli başlı olama makamında evvel bir makam olup Nuranirdir Nurdan maksat insan fikrinin son derece ince tahlil ile bulabileceği inci bir mevcudiyettir Yani bir milyon kere bir milyon yani trilyon tek parçaların bir araya toplanmasıyla en kuvvetli mikroskoplarla görülebilen bir atom meydana getiren bu kadar ince bir şey olduğu tezahür edilen ince bir mevcudiyettir Yanılmıyorsam buna bilim (foton) diyor (Senin dilinde varlığın oluşumuna sebep allah, benim lisanımda -ulaşabilceğimiz bir bilgi bulma gayretiyle- kaos/evrim/evrene dönüşüyor) bu sözüne şöyle cevap veriyorum yani Beşer Cenabı Hakkın esma ve sıfatının tenezzülatı Süphaniyyesindeki Tecellilerinin Beli başlı olma mertebelerinden bir şeyler bile bilir Yoksa Zatı Ehadiyet karşısında dilsiz kalır |
||
|
||
Alıntı bu gün müspet ilimlerde Evrim kaidesi vardır Bu kaideyi tekamüle nazaran İnsan; cemad nebat ve Hayvan mertebelerinin hepsinden sonra geldiği için işte görülüyor ki alemin aslı yokluk olmayıp Emrullah ve İradetullahtır Emrullah ve İradetullah Zatullahtan gayrı ve ayrılmış infilak etmiş sökülmüş olmadığından Hakikati Alemin başlangıçı olmayacak kadar eski olması ile beraber vahdeti vücudiyesi de sabit olur sonra Vücudu mutlakı Hak tenezzülat teayyünat ve mertebeler ile bilinir Mesela her şey bu gördüğümüz kadar mıdır? hayır Vücudun ikinci mertebesinden bahsedelim ve bilimle karşılaştıralım İkinci alem alemi ceberuttur Bu alem nurdur nuranidir yanlış anlaşılmasın nur ve nuranilikten maksat ziya manasına değildir maddenin yoğunluğunun hakikatte aslı tarifte zıddı olan Latif bir mevcudiyettir Alemi ceberut beli başlı olama makamında evvel bir makam olup Nuranirdir Nurdan maksat insan fikrinin son derece ince tahlil ile bulabileceği inci bir mevcudiyettir Yani bir milyon kere bir milyon yani trilyon tek parçaların bir araya toplanmasıyla en kuvvetli mikroskoplarla görülebilen bir atom meydana getiren bu kadar ince bir şey olduğu tezahür edilen ince bir mevcudiyettir Yanılmıyorsam buna bilim (foton) diyor (Senin dilinde varlığın oluşumuna sebep allah, benim lisanımda -ulaşabilceğimiz bir bilgi bulma gayretiyle- kaos/evrim/evrene dönüşüyor) bu sözüne şöyle cevap veriyorum yani Beşer Cenabı Hakkın esma ve sıfatının tenezzülatı Süphaniyyesindeki Tecellilerinin Beli başlı olma mertebelerinden bir şeyler bile bilir Yoksa Zatı Ehadiyet karşısında dilsiz kalır bediüzzaman ya fortladı yada kardeşi sıfıra üye olmuş :blink: bence anlattıkları o kadar kolpaki süslü ve ağdalı bir dille anlatarak kafa karıştırıp ,tamam abi inandım tamam!! dememizi istiyorlar ![]() |
||
|
||
gate sana tamamen katılıyorum.Ama yine de İman kardeşimizden yararlanmamız lazım ![]() .... İman, ben konuyu vahdeti vücud olarak ayrı bir konu haline getirdim. Senden rica etsem geleneksel ve senin vahdeti vücut düşünceni türkçe ve bizim anlayacağımız şekilde özetler misin? biz de ona göre katılalım... |
||
|
||
| iman reno dimi .... güzel yazi ama,zorluyo gercekten .... zorlastirmayin ey reno , kolaylastirin ... |
||
|
||
reno nerelerde bilen varsa,insaniyet namIna bi haber versin .... adam mücahit falan oldu diye korkuyom ...
|
||
|
||
| VAHDET-İ VÜCÛD MESELELERİ - Vahdet-i vücûd ilkesinin ilk savunucusu sayılan Hallac-ı Mansûr şeriat mahkemelerince yargılanmış ve idamına karar verilmiş. Tasavvuf şeriatın üstünde midir ki, tasavvufcular bu şahsı savunuyorlar? - Önce vahdet-i vücûdun ne demek olduğunu belirterek sorunun cevabını verelim. İslam tevhid dînidir. Tasavvuf da bu tevhid dîninin ruh eğitimidir. Tasavvufî eğitim, tevhid merkezli olduğu için ilk devir sûfîlerinden itibaren tevhid, tasavvufî düşüncenin odak noktasını oluşturmuştur. İlk tasavvuf klasiklerinde gençlikle marifet ve tevhid konusu birlikte işlenmiştir. Elinizdeki kitabın (Ebu Nasr Serrac Tusi "el-Lüma'" İslam Tasavvufu) ilk bölümlerinde de ma'rifet ve tevhid konusunun işlendiği görülmektedir. Buradaki ibarelerde ilm-i kelam ve akaid anlamında tevhid anlayışı kadar, daha sonra vahdet-i vücûd adıyla anılacak bir tevhîdî anlayış da dikkat çekmektedir. Vahdet-i vücûd her ne kadar kavram olarak belki İbn Arabi'den sonra ortaya çıkmışsa da muhtevası itibarıyla ilk devirlerden beri bilinmektedir. el-Lüma' tercemesinde ilgili bölüme bir nazar atfetmek bu konuda bir fikir verecektir. Vahdet-i vücûd: Gerçek varlık birdir. O da Hakk'ın varlığıdır. O'ndan başka hakiki vücûd sahibi bir varlık, O'ndan başka "kâim bi-nefsihî" bir vücûd mevcûd değildir. Diğer varlıkların vücudu O'nun vücuduna nisbetle yok hükmündedir. Çünkü onların varlıkları O'nun varlığına bağlıdır. Bu kevn alemindeki eşya O'nun mazharı; yani zuhur mahallidir. Dolayısıyla eşyanın varlığı, gölgenin varlığı gibidir. Nasıl eşya olmadan gölge olmazsa, O'nun varlığı olmadan eşyanın varlığı düşünülemez. O'nun vücudu yanında eşyanın varlığı yok hükmündedir. Vahdet-i vücûd anlayışında "birlik", bilgi ve düşüncededir. Salik gerçek varlığın bir tane olduğunu, onun da Hakk ve Hakk'ın tecellîlerinden ibaret olduğunu bilir. Hakk'ın dışında hiçbir şeyin hakiki bir varlığı olmadığına inanır. Ancak bu bilgi ve inanış, bir nazariye ve aklî istidlallerle elde edilen bir sonuç olmayıp riyazat ve manevî yükseliş sayesinde ruhî tecribe île elde edilen neticedir. Vahdet-i vücud, kalbin manevî seyri sırasında meyd'ana gelir. Kaynağı ibadetin çokluğudur. Mücahede, dünyaya rağbeti terk, zikre devam gibi sebeplerle kalbde meydana gelen aşk ve sevgidir. Hallac'ın şeriat mahkemelerinde yargılanması ve idama mahkum edilmesi, şeriatın değil, o gün şeriat mahkemelerini temsil eden kişilerin hükmüdür. Bu itibarla Hallaç'ı savunup bu hükme karşı çıkanlar, aslında oradaki tarafgir tavra karşı çıkmaktadırlar. Yoksa şeriatın bir hükmüne karşı çıkmış değillerdir. Kaldı ki, şeriat mahkemelerini temsil edenlerden de Hallaç'ı haklı bulanlar vardır. - "Ene'l-Hak" ibaresi şirk midir? Hallac-ı Mansûr bu sözle kafir olmuş mudur? Hallac-ı Mansûr ve diğer mutasavvıflardan neden "Ene'l-Hak" lafzı sadır olmuş da "Enellah" lafzı sadır olmamıştır? - Kalbin masivadan arınarak Hakk'ın esma, sıfat ve zılâl nûrlarına ayna olması sonucu meydana gelen şiddetli sevgi ve aşk sebebiyle salik, akis ve gölgeleri Hakk'ın kendisi zanneder. Hallac'ın "Ene'l-Hakk" dediği makam burasıdır. Elini ateşe sokan kişinin yandığında can havliyle: "Yandım, ateş oldum." demesi nasıl mecazi bir hakikati ifade ediyorsa ve bu söz; söyleyenin gerçekten ateş olduğunu göstermiyorsa "Enel-Hak" sözü de böyle bir mecazi idraktir. Kulun kendi fiil ve davranışlarını görmez olup kendisinde olan fillerin Allah'a aid olduğunu idrak etmesidir. Sen çekilince aradan- Kalır seni Yaradan bu anlamda söylenmiştir. Bu anlamda söylenmiş bir söz, elbette küfür değildir. Ancak iltibasa müsaid olduğundan bu tür sözleri, sadece beşerî sıfatlardan soyutlanıp ilahî sıfatlarla muttasıf olanlar söyleyebilir. "Ene'l-Hakk" sözünün söylendiği makam Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarıyla idrak olunduğu makamdır. "Hakk" ismi, esma ve sıfat tecellîsidir. Bu yüzden sûfîlerden "Ene'l-Hakk" diyenler çıktığı halde "Enallah" diyenler çıkmamıştır. - Vahdet-i vücûd, İbn Arabi'nin fikri midir, yoksa ölümünden sonra talebelerinin onun fikirlerini yorumlamaları sonucu mu ortaya çıkmıştır? İbn Arabi ile ilgili bir takım problemler var. Bunları nasıl yorumlayacağız? - Vahdet-i vücûd, özü Kur'an ve sünnetten alınan, ilk devir sûfilerince tevhid olarak geliştirilen ve İbn Arabî tarafından sistemleştirilen bir anlayıştır. Ancak adının daha sonraki dönemlerde ortaya çıktığı, ilk defa Sadreddin Konevi ve onun talebeleri tarafından kullanıldığı kaydedilmektedir. Vahdet-i vücudun en önemli problemi "vahdet-i mevcûd" denilen "Panteizm" ile karıştırılmasıdır. Panteizm anlayışına göre Allah ile alem aynı şeydir. Allah mevcûd olan şeylerin tamamından ibarettir. Tabîat bir nev'i hayal sahibi bir vahdettir ve ona ibadet edilir. Hegel, Didero, Spinoza, Dekart, Revakıyyûn ve İskenderiye mektebi filozofları genellikle panteisttirler. Ogüst Kant, panteizmi pozitivizm adı altında geliştirmiş ve "Allahsız kainat, ruhsuz insan, ve cevhersiz eşya" tarzında özetlemiştir. Panteistler Cenab-ı Hakk'ı alemin mecmûu sayar. O'nu îcab ve zarürete tabi, irade ve şuurdan mahrum olarak görürler. İbn Arabî ile ilgili problemlerin başında vahdet-i vücûd meselesi gelmektedir. Vahdet-i vücudun problem olması, panteizmle karıştırılmaktan kaynaklanmaktadır. Sûfiler İbn Arabî'ye aid sözler hakkında genelde meskût geçmeyi salim yol olarak görmüşlerdir. O'nun arif bir velî olduğunda şüphe yoktur. Anlaşılması zor, şeriatın zahiri ile çelişir görünen sözleri ise şerh ve yoruma muhtacdır. İbn Teymiye gibi müteşeddıd bir takım alimler ona şiddetle karşı çıkarken, Kemalpaşazade gibi onun fikirlerinin isabetli olduğunu söyleyerek savunanlar da vardır. Savunma ve itham arasında sükutu tercih edenler de azımsanamayacak sayıdadır. Bu duruma göre İbn Arabi'nin sözlerini yorumlamak, anlayamadıklanmız hakkında sükut etmek en uygun yoldur. http://www.kevser.org/icerik/Tasavvuf/Tasavvuf_Sorular/840.htm Vahdet-i vücud: Sûfilere göre bizatihi kâim (kendiliğinden var olan) vücûd yani varlık birdir o da Hakk Teâlâ'nın vücûdudur. Bu vücûd kadim ve ezelîdir, çoğalma, bölünme, değişme, yenilenme ve bölünme kabul etmez. Ancak Hak zatı itibariyle değil sıfat ve fiilleri itibariyle bütün suret ve şahıslarda mutlak olmaktan çıkmaksızın ve asla değişikliğe uğramaksızın tezâhür ve tecellî etmektedir. İçinde farklılıklar, değişme barındıran tüm evren ve içindeki canlı ve cansız her unsur, ancak O'nun varlığı ile ayakta durmaktadır. Vahdet-i vücûd Panteizm'deki gibi tek hakikatin parçalandığını ve sadece içkinliğini savunmaz. Materyalist panteizm veya monizm gibi ilk ilke ile evrendeki her şey arasında maddi bir bütünlüğü tasavvur etmez ve savunmaz. kaynak: wikipedia |
||
|
||
Ebru sanatıyla hoş bir hikaye anlatımı Vahdet i vücud ile ilişkili olduğu için buraya aldım
|
||
|
||
| gerçekte evren sonsuz sınırsız dalgaboylarından olusmus bir yapıyken bizim algıladıgımız kesit buna kıyasla ne kadar yer kaplar acaba? eger bizim algı kapasitemiz dalga boylu olabilseydi var yada yok kavramlarımız ne ölçüde değişirdi?madde den başlayıp taa kuarklara kadar bir yolculuk yapabilseydik karsımıza acaba ne cıkardı..acaba tek bir yapıdan baska bisey algılamak mümkün olurmuydu..evrensel enerji bilinc teklik ne dersek diyelim zaman kavramının olmadıgı manada kendi sistemini kendisi istedigi gibi sürdürmekteyken maddeye dogru geldiğimize ayrı yapıları olusturan onların gercekten ayrı yapılar olusumudur yoksa bizim izafiyetimiz midir..kainati 5 duyumuzun algıladıgı boyutun dısında ötesinde görememek olay ufkunun darlıgından kaynaklanıyo olma olasılıgı yüksek olmaz mı? madde ötesi dediğimiz boyut bizim algı kapasitemize göre sekilleniyor peki made otesi boyuttan bakıılınca bizim yasadıgımız madde boyut nasıl algılanır ? yine madde otesi boyut olarak.bir mikrobun bilinc olarak bizim varlıgımızdan haberdar olmamsı bizim de üst bilinclerden haberdar olmamız sonucunu dogurmaz mı?bilinc maddeden mi olusmustur yoksa o evrensel orjinden mi?evrensel enerjnin beynde olusturdugu alt yada üst formlara göre algıladıklarımız değişmez mi acaba? bütün bu soruların cevabı düsünsel ufkumuzun boyutsal degisimiyle mumkundur.her seyi maddede aramak bir yanılgı olsa gerek..bu soruların cevaplarını bulabildiğimiz ölcüde vahdet -i vucud u anlayabiliriz.malumun ilme tabi oldugunu kabul etmek mümkün değil..böyle kabul etsek dna daki bilgileri neyle izah edecez..maddenin bilinç üretmesi teorisi kaosu cıkmaza sokuyor ne yazık ki. | ||
|
||
| Entropi görüşlerini sık sık yazmanı dilerim.Çok teşekkürler. "bir mikrobun bilinç olarak bizim varlığımızdan haberdar olmaması, bizim de üst bilinçlerden haberdar olmamamız sonucunu dogurmaz mı ?" ilginç ve üstüne düşünülmesi gereken bir soru olmuş. |
||
|
||
| insandan daha üstün bir yaratılmıs ( yaratılmıs izafi) yoktur.. | ||