|
||
![]() Kadın-erkek eşitliği Çala kalem: Konumuzun kadın-erkek eşitliği olduğunu vurgulayarak bu konuda ki kendi kişisel görüşümü belirterek başlamak istiyorum kişisel görüşüm; kadın ve erkek bir elmanın iki yarısı olup birbirlerinden hiç bir farklarının olmadığı kanaatını taşıyorum... Burada şunu da belirtmeden geçemem ki; bu gün toplumda oluşmuş olan farkların insanların kendilerince oluşturduklarından kaynaklandığını düşünüyorum. Her iki cins içinde doğduktan hemen sonra başlayan kalıplara sokma/sokulma çalışmaları ne yazık ki çok nadir bu kalıplara girmeyen insanlar olduğunu gözlemliyorum. Annesinden doğan bir insanın hemen önüne bakılıyor ve buna göre nasıl bir insan olması gerektiği, nerede durması, nerede yürümesi, nerede ve nasıl konuşması, hangi sporları yapması v.s. bunların hepsi bir bir önündekinden hareketle onun beynine; annesi, babası, hocası, kocası, karısı v.s. v.s. tarafından işleniyor ve bu dünyaya gelen bir insan toplumda kendisi için ölçülüp biçilmiş kalıplar çerçevesinde yaşamını sürdürmeye mecbur bırakılıyor... Denge: aslında bu kadın erkek hakları, kadın-erkek eşitliği gibi problemlerin altında yatan sebep güç dengesi problemi bu meseleyi tartışırken acaba erkek erkeğe eşit mi, kadın kadına eşit mi ya da güç kadının elindeyse erkeğini eşiti görebiliyor mu kadın... mesele gücün kötüye kullanılmasından başka bir şey değil tüm insanlara öğretilmesi gereken şey kadın erkek ayırmadan güç kontrolü sağlamayı öğretmek olmalı diye düşünüyorum ama tabi bu genel bir bakış açısı aslında avcılıkla geçinen toplumlarda kadın ve erkeğin eşit olduğu söylenir tarım toplumuyla beraber ortaya çıkan fazlası" kavramı baş gösterir ve bunu güç olarak erkek egemenliğine alır ve kadının sömürülme süreci başlar ve hala devam etmektedir tabi ki kadının bugün özelde konuşulması gereken çok mevzusu var ben biraz bunlara gireceğim sizlerinde fikirlerini bekliyorum ilk önce kadının annelik rolünü tartışmak lazım diye düşünüyorum ben kapitalist toplumlarda kadının annelik rolünün ötelenmeye çalışıldığını görüyorum bu bana göre insanlığa yapılan bir zulümdür kadın aslında sağlıklı toplumların oluşumu için emniyet kemeri vazifesi görür bu bağlamda özellikle 0-3 yaş çocuğu olan annelerin çalışmalarını uygun görmüyorum çocuğun o dönemde ihtiyaç duyduğu tek şey sevgidir ve bu yoğun sevgiyi ancak proloktin hormonuyla salgılanan merhamet duygusuyla ber4aber anne verebilir sevgiye doymayan bireyler yetişkin olduklarında sevgi üretemezler bu sebeple anneler üretime katkıda bulunmak yerine çocuğuna ve dolayısıyla topluma katkıda bulunmayı hedeflemelidirler ikinci mevzu çalışmaya başlayan kadının yaşadığı problemler eğer kadın ve erkeğin iş hayatında eşitlenmesi isteniyorsa kadın formatına uygun alternatifler geliştirilmeli yurtdışında olduğu gibi esnek çalışma saatleri ya da kreş geleneğinin arttırılması gibi şeyler ve erkek egemen iş hayatında kadının sömürülmesine engel olmak gerekiyor üçüncü mevzuda sosyal hayatta kadın eğitime girmek gerekiyor burada aslında geçen hafta konuştuk bunu tüm eğitim engellerinin ortadan kalkması gerek bugün belki sadece aileleri, tarafından okullara gönderilmeyen kız çocuklarından bahsedebiliriz tüm bunlar halledilmezse ne olur sonuç ortada aslında şimdi bir bilgi aktarıcam ; Kadınların %21.8i hiç okula gitmemiş veya ilkokul eğitimini tamamlayamamış, %53.7si de 5 yıllık ilkokul eğitim alırken, yüzde 7.4ü ortaokulu bitirememiş ve sadece %17si lise ile üniversiteyi bitirmiş. Kadınların işgücüne katılım oranı %27. Meclisteki 550 milletvekilinin %24ü kadın. Belediye başkanlarının sadece binde 5i kadın. Türkiye de 850 kaymakamın sadece %17si kadın. Hakim ve Cumhuriyet savcısı sayısı içindeki kadın oranı %18. Din görevlilerinin sadece %3ü kadın. Aslında dünyada durum daha vahim… Uluslararası Af örgütü tarafından hazırlan "Gözaltındaki kadınlara yönelik cinsel şiddete son" başlıklı raporda ilginç istatistikler açıklanmış. Bu istatistiklere göre ABD 'de her 6 dakikada bir kadına tecavüz ediliyor. Rusya da her yıl 14 bin kadının aile içi şiddet nedeniyle ölüyor.Bu yıl Çin de 15 binden fazla kadın seks kölesi olarak satılacak Bangladeş'te 200 kadın reddedilen kocaları veya taliplerinin kezzapla yakması nedeniyle korkunç bir biçimde... Philosafftrick: elimizde iki durum var birisi eşit olan fakat eşit tutulmayan kişiliklerin güdüleme sonucu bir tarafa baskın olması diğeri ise kadınla erkeğin eşit olduğunu düşünen fakat baba iste iken annenin ilk 3 yılda çocuğunun yanında kalmasını dileyen bir mantık ikisine de katılıyorum fakat denge ablama soruyorum bir anne ilk 3 yasında bir fiil sonra tüm hayatı boyunca her zaman yanında olduğu bir çocuğu nasıl eşitsizlikle güdülüyor bu eşitliğe vurulmuş bir ket değil mi? Ya da denge : bu bizim gerçeğimiz şimdilik böyle philosafftrick : erkeklerle eşit olduğumuzu fakat empoze bakımından yanlış denge : ileride kadın annelik rolünden vazgeçerse durum değişir bunu hiç bir eğitimcide desteklemez ayrıca philosafftrick : eşitliğimizi düşünen çalakalem siz efendim hiç bir zaman eşinizi sizinle eşit görüp her durunda eşit davrandınız mı? denge : benim fikrim değil sadece erkekle bu anlamda eşit değiliz zaten rollerimiz bu anlamda farklı philosafftrick : ben anne işinden vazgeçsin demiyorum eşit isek ilk 3 yılda baba da çalışmamalı diyorum anne babadan farklı kadın erkekten farklı ilk fark zaten doğadan sunulmuş denge : babanın çocuğa olan etkisi anne gibi değildir philosafftrick : doğurgan dölleyen vücut farklılığı, denge : bu tabi tercih meselesi philosafftrick : tabi ki işte fark burada başlıyor biz erkeklerle eşit değiliz ben konuya bu acıdan bakıyorum bu yüzden tanrıda başlayan doğada devam eden bir farklılık var biz zaten istesek te bu farkı ortadan kaldıramayız bunun yanında avcı toplumlarda esıt olan kadınlarında çocukları var orda da kadın erkek esıt değil bu yüzden elimiz de güdülerle yönlendirilmiş bir fark değil anatomik olarak kanıtlanmış çok fark var ben elimizdeki farkların faydasından yanayım mm çünkü ne duygusal ne ruhsal nede fiziksel olarak hiç bir durumda esıt değiliz fakat sosyolojik acıdan bakalım sosyal statüsünü mükemmellikle yerine getiren anne sosyal statüsüne sadık baba sosyal acıdan devlet kademelerinde hak bakımından platonun devlet bahsinden yanı nerden bakarsanız bakın eşit fiziksel faklar bizi sosyal ayrımlara götürmesin anatomik farklarımız olabilir ama statüsünü yerine getiren bir insan olarak sosyolojik bakımdan hiç bir farkımız yok saygılar sorum vardı çalakalem cevaplarsanız sevinirim efendim beni dinlediğiniz için teşekkürler buyurun yorumlarınızı torq : ilk önce çalakalemin bir saptamasına karşı saftiriğin söylediğini doğru olarak kabul ettiğimi söylemek isterim. Kadın ve erkeğin anatomik olarak birbirine benzemesi söz konusu değil yani bir elmanın iki yarısı olmadığı gibi olsa olsa birisi elma öteki armut olabilir. Bu fiziksel ayrılığın getirdiği farklılıklar kadın ve erkeğin dünyaya bakış açısı ve içgüdülerinden kaynaklanan sonuçları, gerek bireysel gerekse toplumsal açıdan bizi eşitlik kavramından uzaklaştırır. Burada dengenin söylediği güç ve kullanımı kavramını gündeme getirmenin doğru olabileceği düşüncemi belirtmek isterim. Önemli ayrım fiziksel farklılığı olmasına karşın, erkek ve kadının fırsatlar karşısında eşit olması, haklar ve özgürlükler ile tanımlanan hukuk devleti kurallarına uyulması açısından önem kazanır. Ancak bir ülkede tüm yasalar cinsiyet ayırımını yasaklasa da kadının erkek tarafından sömürülmesi konusu efendi-köle zihniyetinin bir sonucudur. Bu durumda kadınların erkeklerle birlikte yeni bir saf oluşturması ve feminist yaklaşımlar yerine erkeklere karşı olmayan bir argüman geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. HadeS : Yalnızca geri kalmış toplumlarda aksi ortaya çıkabilir.Eşitlikten kasıt vasıflar değil, haktır. Örneğin 100 farklı özellik olsun kadın bunlardan 50 sine erkek de diğer 50 sine sahip olsun.Bu durumda vasıflar birbirinden farklı, fakat miktar bakımından eşit olacaklardır. Farklı özelliklere eşit miktarda sahip olunarak gerçekleştirilmesini sağlayan ana unsur ise, türlerin aynı olmasıdır.Güzel bir sarı elma veya güzel bir kırmızı elma gibi. Deniz : Yeryüzünde hiç bir şey eşit değildir ne kadınlar kendi aralarında ne erkekler ne de birbirleriyle. üstünlük kavaramı da niteliğe göre belirlenebilir nitelikte bir şey diğerinden üstündür hele kadın ve erkek konuşulduğunda bırakın elmanın iki yarısını elma armut karşılaştırmasından bile uzak olabilir çünkü en azından elma ve armut ikisi de meyvedir ve ağaçta yetişir :roll: ancak kadın erkek eşitliği konuşulduğunda aslında konuşulmaya çalışılan imkanlar ve haklardır. torq un ve dengenin üzerinde durduğu gibi olay iki türün sahip olduğu güçleri kendi menfaatleri için kullanıp kullanmayacağı sorunudur yani benim elimde güç ve makam varsa kadını kullanırım ve ezerim bu durumda yapılabilecek iki şey vardır. ya benim elimden bu imkanı alacaksınız yada kadınlara da güç vereceksiniz modern dünya gelişen hukuk sistemleri ile aslında kadına oldukça güç verdi eskiden kadınlar haklarını hiç bir şekilde arayamazken şimdi mağduriyetlerini dile getirip haklarını arayabiliyorlar tabii bu olayın hukukun ulaşabildiği boyutu diğer taraftan hukukun elinin ulaşmadığı dengenin biraz bahsettiği iş dünyasındaki erkek egemen kültürün kadınlara şans tanımaması kadının cinsiyetinden kaynaklanan anne olma, ev kadını olma gibi dezavantajlarının olması gibi bazı konular hala kadınlar için sorun olmaktan kurtarılamıyor. bizim burada ne yapabileceğimiz konusunu bence sohbetin sonlarına doğru konuşalım. HadeS : yine görüyoruz ki alt kavramların tanımları kesinlik taşıyamadığından üzerine konuşulan yeni kavramlar sağlam olmuyor kadın erkek eşitliğinden önce eşitlik kavramı irdeleniyor bunun anlamı nedir? Halbuki eşitlik kavramının kabulü sağlandıktan sonra kadın ve erkek en eski kavram eşitlikleride öyle bence alt kavramların tanımsızlığı donemle alakalı ortamla çevre ile kadın erkek eşitliği konusu tartışmaya sunulmalıdır. yani benim kastım ilerleyişin hep duraksaması birinci adım atıldıktan sonra ikinci adıma geçilmekte haliyle ikinci adıma varıldığında birinci adımdan şüphe edilmekte şüpheden kasıt üzerine düşünmek biraz konuyla alakasız olmuş olabilir kusura bakmayın. philosafftrick : anlam burada başlıyor yoksa sosyal stratussunu yerine getirmiş bir bireyi sosyal devlet eş tutar yeni olan cevre kültür belki de devlet anlayışı. Çalakalem : Şimdi ben bir şüphede kaldım şöyle ki; birinci olarak ortada bir güç var ve bu güç kötü kişiler tarafından, kötüye kullanılıyor ve bu da erkekler. Hem karalama var hem de kabullenmeme. Ortada bir fark var deniyor ve bu da kadınlar tarafından daha çok dile getiriliyor. Ben burada bir art niyet olduğunu çıkarımsıyorum ve diyorum ki; bütün bu karmaşanın içerisinde aslında kadınlar erkekleri sömürüyor. Çevreme baktığımda çalışan olsun, çalışmayan olsun tüm kadınlar ikinci planda kalmak durumunda bırakılıyormuş görüntüsü altında aslında ikinci planda imiş süsü vererek kendi konumlarını böylece sürdürmeye razı gibi geliyor ki bunun altından da bence tembellik çıkıyor. Fakat bunun böyle olmasına da başta bahsetmiş olduğum gibi dünyaya gelen bir insan toplumda kendisi için ölçülüp biçilmiş kalıplara sokuluyor ve yaşamını bu şekilde sürdürmeye mecbur bırakılıyor... Burada fiziksel farklılık açısından da bakar isek, hayata gelmiş bir kız çocuğu hep pasif ortamlarda bırakılıyor. Hayata katılımları hep bir adım geriden oluyor. Bilemiyorum ama bu fiziksel farklılık bir zaman sonra da gerçek farklılıkmış gibi ortaya çıkıyor. Aslında hiç bir fiziksel farklılık olmadığı halde kız çocuklarının toplumlar tarafından yetiştirilme farklılığından kaynaklanıyor. Konuşmamın başında vermiş olduğum bir elmanın iki yarısı örneği tamamen gerçek ki; sadece bir farkla elmanın sapı erkek tarafında kalmış o kadar philosaftriğin dölleme örneği de tam bir falso ki dölleme hiç bir zaman tek taraflı değildir philosafftrick : bir şey söyleyebilirmiyim? ben doğurganlık ve dölleme diye verdim örnek olarak. Yani fiziksel olarak anatomik. Torq : Şimdi eşitlik kavramını biraz açmak gerekir diye düşünüyorum eşitliğin denizin dediği gibi varoluştan bağımsız ve farklı olduğunu kabul ederek tanımlamak gerektiğini kabul etme zorunluluğu var. Yani buradaki eşitliği hakla ve özgürlükler karşısında bir adil davranış olarak algılamak gerekir. Zaten işin özünde insanın adalet arayışı olduğu, bu anlamda ister zencilerin ezilmesinin engellenmesi ister kadının erkek tarafından sömürülmesi olarak değerlendirin güçlünün zayıf tarafından yok edilmesinin ortadan kaldırılması şeklinde kabul etmek gerektiğini bilmek gerekir. Ancak kadın ve erkeğin farklılığından kaynaklanan bir takım sorunları aşmak sıkıntısını da ortaya koymak gerekir. Örneğin kadının koruma ve annelik içgüdüsü ile hareket etmesi ya da yumurtlama döneminde yaşadığı sıkıntılar, erkek karşısında gerilemesine neden olmaktadır. Öte yandan erkek egemen toplumda kuralları koyanlar, uygulayanlar, düzeni istediği gibi şekillendirenler erkek olduğundan kadınlar burada bir kısır döngü içinde kalmaktadırlar. Güce karşı mücadele edenler ezilenlerin örneği emperyalizm mücadelesi gibi bir güç oluşturmak, her platformda bu gücü arttırmak için donanımları arttırmak zorundadırlar. Ben bir erkek olarak kadın hareketine destek vermenin, zencilerin ezilmeleri karşısında mücadeleye katkıda bulunmaktan farklı olmadığını düşünüyorum. Çünkü ezilen kadın toplumun ezilen yeni kadınları ve yeni adaletsizlikleri demektir. Bu da tüm toplumun geriye gitmesi, başka toplumlardaki ilerleme ve modernleşmenin gerisinde kalması anlamına gelir. Buradan varılacak bir başka sonuç da ezilen kadın olduğu sürece başörtüsü sorunu da devam edecektir diye düşünüyorum. HadeS : Baş örtü sorununun devam etmesi bu eşitsizliğin bir simgesi midir? bu daha çok bir simge olarak gözükmekte yani kadının ezilmesi sonucunda baş örtüsü takması ortada bir baskı olduğu anlamına gelir ve baskı da din tarafından değil erkekler tarafından yapıldığı anlaşılır erkekler devam ettirici olduğundan bu sıfatla bağdaştırılsa da çıkış kaynağı dindir domino etkisi gibi bu torq un son cümlesine hitaben yazılmıştır. Torq : burada konuya yanlış yerden bakmamak gerek başörtüsü konusunda kadınlar, dindar olduğunu söyleyen erkekler tarafından kullanılmıştır O kızlara siz gidip üniversite önünde gösteri yapın, gerekirse cahil kalın biz sizi koruyacağız, iş yerlerimizde sizi çalıştıracağız diyerek sömürdüler. Ancak iş başa düşünce ne kızlara destek verdiler ne de işe aldılar. İşe almak için başvuranlara da metres olma tekliflerinde bulundular. Görüldüğü gibi olayın dinsel boyutundan söz etmedim ve etmek de yanlış olacaktır. Sorun sömürme sömürülme sorunudur ve bu konuda biz inancı ne olursa olsun sömürülenden yana olmak zorundayız. HadeS : burada ortaya çıkan sorunu da düzletecek olan nedir ? hukuk... güçlü – güçsüz fiziksel bakımdan ormandaki hayvanlar içindir insanlar için değil erkeğin baskısını kadının ezilişini terazini kefelerine konulduğunda her nasıl yapılacaksa yapılsın kefeler aynı doğrultuda olmalıdır gibi bir şeyler. Çalakalem: sömürülmeye izin verenler oldukça sömürenler de her zaman olacaktır. burada sorun sömürenlerde olduğu kadar sömürülenlerde de... bu ister kadın tarafı için olsun isterse de erkek tarafı için böyle... HadeS : peki ya mecburiyettense ? Çalakalem : mecburiyet nedir hades, sofra artıklarına razı olmaktır...sofra artıklarına razı olan için her şey mecburiyettir. sen neye hazır isen o senin için vardır HadeS : eğer sen açsan artıkları yemeyince de öleceksen mecburen onu yersin ve yaşarsın Çalakalem : örnek çok uç noktadan seçilirse diyecek bir şey kalmaz... hiç bir şey armut piş ağzıma düş mantığıyla halledilmez... HadeS : eylemsiz kalalım demiyorum tutarlı şeyler söyleyelim diyorum kabul edilmesi gerekenler kabul edilmedikçe bir yere varılamaz Calakalem: Kabul edilmesi gerekenler senin doğru olarak kabul ettiğin şeyler olmayabilir bunu da gözardı etmemelisin... Ben bu gün için ezilen tarafın da kadınlar olduğu konusunda sizinle hemfikir değilim, bu gün Türkiye de istisnalar hariç kadınlar erkekleri sömürmekte her ne kadar erkekler sömürülüyor gibi görünse de... bir kez Türk kadını tembel cahil diyemeyeceğim çünkü okuma oranları da hiç bir üniversitede öyle afaki farklı değil... burada şunu söylemek istiyorum ki kadınların çoğu ortada bir eşitsizlik olduğuna inanç mesafesinde kani değiller... sofra artıklarına razı olanların aynı zamanda rahatlarından ödün vermeyenler olduğunu söylemek istiyorum... dillendirilenler hep kadınlara sağlanan imkanların çalışma hayatında iyileştirilmesi ama şu da bir gerçek ki Türkiye şartlarında erkekler göz önüne alındığında durum sanki çok mu farklı... kadınlar tarafına bakarsak da eğer ki erkekler lehine bir durum var ise bu birazda kadınlardan kaynaklanıyor... Deniz : kadın erkek eşitsizliği kavramını ben güç ve çıkar ilişkisi bağlamında değerlendirdiğim için kadınların hatta çalakalemin de dediği gibi egemen gücün tükettiği erkeklerin de sorunu olarak gücü elinde tutan insanların bunları menfaatleri için kullanmasını işin temeli olarak görmek lazım eğer buradan hareket edersek sorunu anlama ve çözüm bulma konusunda bir hareket noktamız olur. sorunu gidermek için iki seçenekten başkası görünmüyor. gücü elinde tutanlardan iktidar olma kabiliyetini almak güçsüzlere güçlülerin çıkarlarıyla mücadele etmek için güç takviyesi yapmak bunun yapılabilmesi için. 1. her iki tarafın bilinçsel dönüşümünü sağlamak: bunun için devlete ve sivil toplum kuruluşlarına iş düşer 2.hukukun daha etkin kullanımı sağlamak 3. kadınlara veya kısmen erkeklere zayıf kaldıkları alanlarda pozitif ayrımcılık yaparak destek olmak 4. kültürümüzde kain veya erkeği sömürmeye yönelik motifleri ve temelleri bulup açığa çıkarmak ve onlarla mücadele etmek yani kısacası kadın-erkek ilişkileri genel master-slave ilişkisinden bağımsız düşünülmeden genel aydınlanma çalışması içinde yorumlanmalıdır aksi durumda feminizm veya antifeminizm tarzı yersiz kamplaşmalar ve kadın-erkek ayrımcılığı gibi sonuçlara varırız. |
||