|
||
| -David Hume- Negroların ve genel olarak tüm insan türlerinin (çünkü dört ya da beş ayrı tür vardır) doğal olarak beyazlardan aşağı olduklarından kuşku duyma eğilimindeyim. Hiçbir zaman beyazdan başka herhangi bir tende uygar bir ulus olmamış, n ede giderek eylemde ya da kuramsal düşüncede seçkin herhangi bir birey olmuştur. Aralarında hiçbir becerikli üretici yoktur, hiçbir sanat ve hiçbir bilim yoktur. Öte yandan, beyazların en kaba ve en barbar olanları bile, örneğin eski Germenler, şimdiki Tatarlar, henüz yiğitliklerinde, hükümet biçimlerinde ya da başka herhangi bir tikel özellikle seçkin bir şey taşırlar. Eğer doğa bu insan soyları arasında kökensel bir ayrım yapmamış olsaydı, böyle biçimdeş ve değişmez ayrımlar yüzyıllar ve çağlar boyunca yer alamazdı. Sömürgelerimizin sözünü etmesek bile, tüm Avrupa’ya dağılmış Negro köleler vardır ki aralarından hiç biri hiçbir zaman herhangi bir beceri belirtisi göstermemiştir, gerçi aramızdaki eğitimsiz aşağı insanlar işe koyulup kendilerini herhangi bir meslekte sivriltecek olsalar bile. Aslında Jamaika’da bir negrodan yetenekli ve bilgili bir insan olarak söz ederler; ama kendisine çok yetersiz başarılarından ötürü hayranlık duyuluyor olabilir, tıpkı birkaç sözcüğü açıkça konuşan bir papağan gibi. Afrikalı Negroların doğal olarak ahmaklığın üstüne çıkan hiçbir duyguları yoktur [:: Die Negers von Afrika haben von der Natur kein Gefühl, welches über das Läppische stiege. ] Mr. Mume herkese bir Negronun yetenekli olduğunu gösterecek tek bir örnek vermeleri için meydan okur, ve ülkelerinden başka yerlere götürülen yüzbinlerce kara derili arasında birçoğunun, özgür bırakılmalarına karşın, gene de sanatta ya da bilimde ya da övgüye değer herhangi bir başka nitelikte büyük herhangi bir şey sunduklarının görülmediğini ileri sürer. Bu iki insan ırkı arasındaki ayrım öylesine temeldir ki, ansal yetenekler açısından da renk açısından olduğu denli büyük görünür. Rahip Labat karılarına karşı mağrur davranışından ötürü kınadığı bir Negro marangozdan şu yanıtı aldığını anlatır: ‘Siz beyazlar gerçekten aptalsınız, çünkü ilkin karılarınıza büyük ödüller verirsiniz, ve sonra sizi çıldırttıklarında yakınırsınız.’ Ve bunda belki de üzerinde düşünmeyi hak eden birşey olabilir; ama, kısaca, bu varlık tepeden tırnağa kapkaraydı – söylediğinin aptalca olduğunun açık bir tanıtı [:: vom Kopf bis auf die Füße ganz schwarz, ein deutlicher Beweis, was er sagte, dumm war ]. |
||
|
||
İlkin felsefemde [aslında, ‘kuşkucu’, ‘görgöcü’, ‘göreci’ bakış açımda] içine düştüğüm o terkedilmişlik ve yalnızlıkla korkar ve şaşırırdım, ve kendimi topluma karışıp onunla birleşmeyi başaramayarak tüm insan ilişkilerinin dışına sürülmüş ve bütünüyle terkedilerek avunçsuz bırakılmış tuhaf ve kaba bir canavar olarak görürüm. Bir sığınak ve sıcaklık bulmak için kalabalığa koşmak isterim; ama böyle bir çirkinlikle karışabilmek için kalabalığa koşmak isterim; ama böyle bir çirkinlikle karışabilmek için kendime söz geçiremem. Onun dışında bir dostluk kurabilmek için bana katılmaları için başkalarına seslenirim; ama kimse sesime kulak asmaz. Herkes uzak durur, ve her yandan üzeriime vuran fırtınadan korkar. Tüm metafizikçilerin, mantıkçıların, matematikçilerin ve giderek tanrı-bilimcilerin bile düşmanlığını üzerime çektim; ve katlanmam gereken hareketlere hayret edebilir miyim? Dizgelerini onaylamadığımı bildirdim; ve dizgemden ve kişiliğimden duydukları nefreti anlatırlarsa şaşırabilir miyim? Dışarıya bakıtğımda, daha baştan her yanda tartışma, çelişki, öfke, iftira, ve kötüleme görürüm. Gözümü içeri çevirdiğimde, kuşku ve bilgisizlikten başka bir şey bulamam. Tüm dünya bana karşı çıkmak ve beni çürütmek için elbirliği yapar; ama öyle zayıfım ki, tüm görüşlerimin başkalarının onaylarıyla desteklenmedikleri zaman gevşeyip kendiliklerinden düştüklerini duyarım. Her adımı duraksayarak atarım, ve her yeni düşünce beni uslamlamamda bir yanılgı ve saçmalık korkusuna düşürür. … [T]üm inanç ve uslamlamayı yadsımaya hazırım ve hiçbir görüşe giderek başkasından daha olası ya da olabilir diye bile bakmıyorum. Neredeyim, ya da neyim? Varoluşumu hangi nedenlerden türetirim, ve hangi duruma geri döneceğim? Kimin iyiliğini elde etmeye çalışayım, ve kimin öfkesinden korkmalıyım? Kimin iyiliğini elde etmeye çalışayım, ve kimin öfkesinden korkmalıyım? Hangi varlıklar kuşatır beni, ve kimin benim üzerimde etkisi ve benim kimin üzerinde etkim vardır? Tüm bu sorularla kafam karıştı, ve kendimi imgelendirebilecek en acıklı durumda, en koyu karanlık tarafından kuşatılmış ve her örgen ve yetinin kullanımından bütünüyle yoksun bırakılmış duymaya başlıyorum. Ne mutlu ki, ‘us’ bu bulutları dağıtmaya yeteneksizken, ‘doğanın kendisi’ bu amaç için yeterlidir, ve ya bu kafa eğilimini gevşeterek ya da küçük bir oyalanmayla ve duyularımın tüm bu kuruntuları gideren diri izlenimiyle beni bu felsefi [aslında, ‘kuşkucu’] melankoli ve sabuklamadan kurtarır. Yemek yerim, bir tavla oynarım, söyleşilere katılırım, ve dostlarımla mutluyumdur; ve üç dört saatlik eğlencelerden sonra, bu [‘kuşkucu’] kurgulara geri döndüğüm zaman bunlar öylesine soğuk, gergin ve saçma görünürler ki içimden onlara daha öte girmek gelmez. |
||
|
||
| insan insan oglunu nasıll ınceler hep merak etmısımdır ne kadar objectıf olur yada ne kadar yaratıcı yadaaaa ne kadar acımasızzz hayvanları bıtkılerı ınceledıgımız gıbı kesınlıkle ınceleyemeyızzz kııııı cunkuuu ınsan bencıl ve zekıdır aklı olan bırsey kendını her zaman esrefı mahlukat sayarrrrr nıtekımde oledır fakat ıncelemeye gelınce ıs tahlılde kalırrrrrrr fazlası yapılamazzzzz |
||
|
||
| Kuşkucu David Hume’u bir Sokrates’in, bir Platon’un ya da bir Hegel’in yanında düşünebilir miyiz? Bilgelik sevgisini bilgelik nefretinin yanında? David’e göre, Yaşam salt bir budalalıktır – bilgeliğin tam karşıtı. Onun kilolu bedeni ile tam bir karşıtlık yaratan minimini bilincinde, insan Varoluşu bir kuşku tininin cisimselleşmesinden başka bir şey değildir. Evren ya da Doğa salt bir kuşku imgesidir. Ve insan bir kuşku, bir yanılgı, evrenin bir kaprisidir. Budalalık budalalığın kendisi tarafından algılanabilir mi? Doğal bilincin sözde kuramsal vargıları dünya tininin bu eylemlerine koşuttur: Türenin göreliliği, duyuncun göreliliği, değerlerin göreliliği, bilimin göreliliği, güzelin göreliliği vb. kısaca tümünün yokluğu. Yalnızca algılananın varolduğu, evrenin öznel/ekinsel bir yapıntı olduğu, bilimin bir alışkanlık yapısı ya da bir güç ilişkileri sorunu olduğu, iyi ve kötünün göreli olduğu, yararlı olanın kendinde gerçek ve güzel olduğu – tüm bu saçmalıklar anahatları David tarafından özenle işlenen görgücülüğün mantıksal vargılarıdır. Görgücü kuram ve kılgı arasında uğursuz bir birlik vardır. İnsanlığa değer vermeyi henüz başaramayan bilinç insanlığı eşit ölçüde kolayca gözden çıkarır. |
||
|
||
Alıntı Mr. Mume herkese bir Negronun yetenekli olduğunu gösterecek tek bir örnek vermeleri için meydan okur, ve ülkelerinden başka yerlere götürülen yüzbinlerce kara derili arasında birçoğunun, özgür bırakılmalarına karşın, gene de sanatta ya da bilimde ya da övgüye değer herhangi bir başka nitelikte büyük herhangi bir şey sunduklarının görülmediğini ileri sürer. Bu iki insan ırkı arasındaki ayrım öylesine temeldir ki, ansal yetenekler açısından da renk açısından olduğu denli büyük görünür. kendi toprağından kopartılan bir çiçeğin başka bir iklimde diğer çiçeklerle yarışmasını beklemek çok saçma.. bir beyazı bu negroların arasına bıraksalardı acaba onları negro sanatları konusudna aşması mümkün olabilir miydi.. mesela caz ı zencilerden daha iyi yapan bir beyaz var mı ? |
||