|
||
| Özgürlük Nedir? Sınırları nelerdir? Özgürlüğün zıtları nelerdir? Mutlak özgürlük nedir? Kişisel özgürlük, toplumsal özgürlük, kültürel özgürlük nedir? Özgürlüğe götürecek süreçler nelerdir? Özgürlüğü amaçlamak ve bu uğurda mücade etmek te özgürlüğe engel değil midir? Fiziksel ihtiyaçlar, sevgi, nefes almak, ölmek, sex, ideolojik amaçlar, bilgi, ... özgrülük sınırlandırıcılar mıdır? Hangi felsefeler özgürlüğe destek olur, hangileri sınırlandırır Hangi idelojiler gerçek özgürlüğü getirebilme potansiyeline sahiptir, Kanunlar özgürlüğü sağlar mı kısıtlar mı? ... birini cevaplayayım: Varlık mevcudiyetini düzene, düzen ise kurallara borçludur. Bu yüzden mutlak özgürlük yokluk demektir. Mutlak özgürlük gördüğümüz evrende olamaz. |
||
|
||
| Varlık mevcudiyetini düzene, düzen ise kurallara borçludur. Bu yüzden mutlak özgürlük yokluk demektir. evet ama düzen olması için kural gerekmez. hata kural bile tek başına düzene yeterli olmaz. düzen olması için bilinç gerekir. |
||
|
||
| hmm ne demek istediğini anladım. Düzen için bir bilincin, dolayısıyla da yaratıcının olması gerektiği fikrindesin. yalnız düzen için bir bilinç (en azından insan bilinci) yetersizdir. zaten derdimiz düzeni sağlamak için insan bilincinden kurtulmayı sağlamak. sounlarımızın temeli düzeni sağlayacağız diye ortaya çıkan insan bilinçlerinin ürettiği zulümler. gerçek düzeni evrim yapar. yani tabiatın kendisi yani şartlar yapar yani kaos yapar. milyaryarlarca olasılıktan bir tanesi muhakkak sükunet ve düzeni temin eder ve ayakta kalır. böylece de sizin düzen dediğiniz olur. biraz daha düşündüm ve düzeni sağlamak için bilincin gerekliliği fikrinin anlamasızlığına karar verdim. yani bir bilinç (tanrı) müdahale ederek düzeni sağlamıyor. hatta şöyle bir teori de yürütülebilir: düzen fikrini üreten bilinçtir. belki herşey bir kaosun içinde ve bizler beyinlerimizde bu kaosun tek bir noktasını algıyarak ona bir format vererek düzen diye adlandırıyoruz. evet galiba düzen filan yok. kaos var. |
||
|
||
Alıntı Özgürlük nereye kadar? Senin Ozgurlugun Benim Ozgurlugumu Kisitlayana Kadar Vardir. Akibetinde Bosluktayiz. |
||
|
||
| ya da öyle evet. düzen ya da kaos bunlar kelimeden başka bişey değil. Kaos daha göreceli bir kelime. ama ben bilinçsizliği ve kargaşayı sadece uygar insanın yaşamında yaşamında görüyorum. ve düzeni yaratan bilinçtir. ve bir yaratıcı fikri ister istemez devreye giriyor. ama düzen ile kargaşa arasındaki seçimi yapan bizden başkası değil. yani eğer bir yaratıcı olacaksa bu kesinlikle içsel bir yaratıcı olurdu. |
||
|
||
| özgürlük: - özgür olduğunu sanmak demektir...! |
||
|
||
| evet güzel bir tespit zerdüşt. özgürlük değerlendirmesi bizim beklentilerimizle oluşuyor. kendimizi özgür hissetmediğimiz sürece değiliz demektir. bu kadar basit. kim ne derse desin. |
||
|
||
| ÖZGÜRLÜK NEDİR? Gerçekten, temel kavramalar-bir insanın şu ya da bu dış sınırlamadan kurtuluşundan söz ettiğimizde, kaçınılmaz olarak iki olguyla karşılaşırız. Bunlardan birincisi, özgürlüğe ulaşma çabasındaki insandır. İkincisi insanın kendisini kurtardığı (ya da kurtarması gerektiği) dışsal sınırlamalardır. Bu iki maddeden de özgürlüğün bir içerik taşıdığı anlaşılır.Yani kolay kazanılan özgürlük bir yanılsamadan ibarettir. Çünkü insan olmanın gerektirdiği eylem ve yaratıcılıktan yoksundur. Özgürlük, insanın özüne uyandır, insanın özgürlüğünü engelleyebilen her şey, onun özü ile doğrudan ya da dolaylı alarak bağıntılıdır. O zaman şöyle bir soru çıkar karşımıza: doğa insan özgürlüğünü sınırlar mı? Bu soruya verilecek cevap hayırdır. Çünkü insanın özgürlüğünü engellemek, dışsal alanını daraltmak için dış dünyadaki görüngülerin, insan faaliyetleriyle yeteri derecede yakın ilişkide bulunması gerekir. Bu durumda, özgürlüğün dışsal sınırlamaları, insan faaliyetine göre büyük ölçüde içseldir. İnsan özgürlüğü, onun yaşam faaliyetinin bağımlı olduğu şey ile kısıtlanmaktadır. İnsanın bütün eylemleri amaçlı olduğu için özgürlüğü de amaçlıdır ve özgürlüğünü ne için kullanacağını iyi bilir. Marx’ın söylediği gibi; insanların doğa ile madde değişimini ayarladıkları koşullar, onların insan doğasına en uygun koşulları olabilir. Bunun tersi de olanaklıdır; yani söz konusu koşullar, insana göre en az uygun biçimde de ortaya çıkabilir. İdealist felsefeye göre, insanın özü ideal doğaya sahiptir ve özgürlük de bu ideal doğanın, bireyin ideal özünün yaratıcı gelişmesinde belirmektedir. Buradaki bakış açısı oldukça dardır, çünkü insan özgürlüğü idealize edilerek soyutlanmıstır ve bu nedenle tek taraflı ele alınarak tanrısal güce yakın, evrensel ve kozmik güç olarak düşünülür. Böylesi bir ele alışta idealist felsefenin herşeyi düşünsel anlamda ortaya koyması doğru gibi görünür. Fakat Engels’in dediği gibi, insanı harekete geçiren her şeyin onun kafasından geçmek zorunda olması kaçınılmazdır. Bu sırada yine insanın kafasında motiflerin tümü bilgi edinmenin farklı biçimleriyle değişikliğe uğrar. Bu motifler ait olunan sınıfa, toplumsal duruma göre değişir. Marx’ında belirttiği gibi insan yaşadığı toplumdan kopuk bir bilince sahip olamaz. Özgürlük de toplumsal bilincin ürünü ve bu bilinci (yanlış bilinç) dönüştürücü güce sahiptir. İdeal özgürlük, gerçekte zorunluluğun yadsınmasıdır. O, insanın maddi koşullar ve çelişkiler tarafından köleleştirilmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Alman düşünürleri gerçek özgürlüğe sahip olmadıkları bir dönemde, kendilerini en çok, sayısız ‘özgürlük felsefeleri’, özgürlük sistemleri ve özgürlük anlayışları yaratmaya vermişlerdir. Oysa o dönemde toplum zincire vurulmuştu ve görev bu zincirleri görmekti. Ama Alman filozoflarından hiçbiri bu görevi yerine getirmemişti. Hepsi genel yanılsamayı paylaşmıştı; onlara göre ideal özgürlük, idealliğini yitirmeden ve bambaşka özgürlüğe dönüşmeden gerçek özgürlük olabilirdi. Maddi özgürlük ise, zorunluluktan gerçek toplumsal değişime olan önü alınmaz gereksinimden doğan bir özgürlüktür. Bu düşünürlerin ardından Alman felsefesinde başka tip düşünürler ortaya çıkar ve insana pozitif özgürlük isteminde bulunurlar. Pozitif özgürlükten kastettikleri şey de insanın maddi köleliğinin düşünsel yansımasından başka bir şey değildir. Birinci dönem Alman filozoflarının özgürlük anlayışları, özgürlüğü insan kafasına hapsetmektir. Bu ise özgürlük fikrinin insan kafasında yer edinebilmesi bir açıdan olumludur. Çünkü insanları başka yaşam isteyecek düzeye ve arayışlara getirmiştir. Ama, değişimi yaratacak, yani yeni (istenilen) yaşamı gerçeğe dönüştürecek toplumsal güçleri yaratamamıştır. Bu durum insanlara kanat vermeden uçmayı öğretmek gibidir. Böylelikle insanların gerçekte olduklarıyla, ideallerinde olan arasındaki uçurumu büyütmüştür. İkinci tip düşünürler insanın kendisini; reel, üzerinde fikir yürütülebilen, sert, gözle görülen, tarihsel eylemde yalnızca ideal ve ruhsal olarak değil, bütün insan olarak göstermesini isterler. Açık bir ifadeyle bu düşünürler felsefelerini toplumsal insanın sınırlı durumuna, onun dış çevreye olan bağımlılığına kaydırmışlardır. İnsanın bunun dışında biçim veren ve yaratıcı olma durumu boş bir sözden ileri gitmemiştir. Özgürlüğün kaynağı; insanın biyolojik yasalardan, doğanın etkisinden kurtuluş tarihinin çözümlenmesidir. İnsanı doğallığından (hayvanlığından) ayıran temel özne ürettiği emeğidir. İnsanları, bilinciyle, diniyle ya da istenilen herhangi birşeyle hayvanlardan ayırmak olanaklıdır.Çalışma; tüm olarak insanlığa, özgürlüğü sağlayan tek ve asıl öğedir. Marx, doğanın bir tür yeniden döküme uğramasını, insan emeği potasına giderek artan biçimde çekilmesini doğanın beşerileştirilmesi diye adlandırılmaktadır. Bu arada, doğanın çalışma ile böylesine beşerileştirilmesi Marxizmin kurucuları için onun idealize edilmesi ya da özneleştirilmesi anlamına gelmez. Çünkü Marx’ın da ifade ettiği gibi; dış doğanın üstün olma durumu hala sürmektedir. Bir gerçek vardır; insan doğayı giderek artan biçimde değiştirmektedir, onu beşerileştirmektedir ama bunları yaparken de kendi doğasını da değiştirmektedir. Sonuç olarak türünün temsilcisi olarak insan hayvandan farklı olarak özgürdür. İnsan yaşamını idame ettirebilmek için, maddi üretimde bulunmak zorundadır. Bu her toplumsal sistemde geçerli tek ön koşuldur, kaçınılmazdır. Kapitalist üretimin günümüzde ulaştığı düzeyde bireyin kendisine ve yaptığı işe yabancılaşması bir zorunluluktur. Toplumsal güç,-yani farklı bireylerin iş bölümüyle belirlenmiş, birlikte çalışması sayesinde ortaya çıkan çoğaltılmış üretim gücü- kendisini bireylere birleşik olarak değil; yabancı ve onların dışında bir zor olarak gösterir. Çünkü birlikte çalışmak gönüllü olmayıp doğa gereğidir. Bu zor insanların isteminden ve hareketinden bağımsız, özeldir. İşte bu Marx’ın formüle ettği yabancılaşmadır. Aslında Marx yabancılaşmayı, emeğin yabancılaşmasını, elden çıkmasını salt ulusal, ekonomik olarak saptamaktadır. Bu saptama ekonomik trajedi ve mantıksal bir paradoks biçimindedir. İşçi ne kadar zenginlik üretirse, üretimin gücü ve kapsamı ne kadar çok artarsa o kadar çok fakirleşir ve işçi ne kadar çok meta yaratırsa o kadar ucuz meta durumuna düşer. Yabancılaşma bireyi, kendi bireysel yalnızlığına iter ve burada bireyin özneleşmesi kaçınılmazdır. Böylece birey kendini dar bir alana hapsetmiş olur, bunun tam tersi bireyin özgürlüğüdür. Özgürlük, her sınıftan ve ideolojiden insanın ağzında dolaşan bir kavramdır. Birbirinden ayrı tanımları vardır. Çünkü kimileri avaz avaz “ben özgürüm” diyor kimileri de "Sonsuz Özgürlük Harekat"larıyla dünyaya özgürlük (!) saçıyor. Bütün bunlar da bize gösteriyor ki özgürlük sorunu iktidar sorunu ile birlikte ele alınmalıdır. Çünkü bu sözcük felsefi ve siyasal bir kavramdır. Bu soruna yaklaşımımız sınıfsal bir bakış açısı gerektirir. Bu yüzden de özgürlük sorunu, sınıflı toplumlarda çözülemez. Tüm insanlık için bir özgürlükten bahsetmemiz ancak sınıfsız, buna bağlı olarak da sömürüsüz bir düzende yani komunizmde mümkün olur. |
||
|
||
| özgür olmamak yapmak isteyip de yapamamakdır. ama bu dünyada yapılamayacak olan bişey varmı? imkansız denen herşey eninde sonunda birisi yapıyo. birey olarak da düşündüğümüzde. 10 senelik bir süre içinde birinin gerçekleştiremeyeceği bişey var mı? olimpiyat şampiyonu olmak? hadepin başına geçmek? zengin bir işadamı olmak? ferari sahibi olmak? amerikada yaşamak? palmela andersonla çıkmak? 10 senelik bir çalışmanın sonunda bi adamın yapmak isteyip de yapamayacağı nedir? |
||
|
||
Aradiginiz özgürlük nasil bir özgürlük. Bu forumun amaci ne? ôzgürlük yok mu? Müzik ve bilgisayar forumlarda on binlerce kullanici var- Burda neden 30 aktif kullaniciyi asamiyoruz? Millet ne istiyor? Istedigi kendini özgürce ifade etmek degil mi? ôyle ise insanlar istedikleri özgürlügü bulmuslarki, burda kendini özgürce ifade etmek imkianindan yararlanmak istemiyorlar. Özgürlük sadece baskalari karsi cikinca tatli oluyor. Belkide sorunumuz o
|
||
|
||
| Özgurluk bu iste herkez istedgi yerde geziniyor. | ||
|
||
| bence böyle daha iyi. yahoo chatte her an online olarak 200-300 kişi var ama boş laf. 3-5 kişi bi yerde toplanıp felsefe tartışabiliyosa şükr et. | ||
|
||
| Özgurluk ile Terbiyesizligi ayiralim. | ||
|
||
| Özgürlüğü çoğu kişi 'Başkalarına zarar vermeden istediğini yapabilmek...' olarak tanımlar.Bence özgürlük başkalarına ve kendine zarar vermeden istediğini yapabilmektir.Çünkü her insan toplumun bir parçasıdır.Şu halde herkes istediğini yapabilmekte özgür müdür? | ||
|
||
| benim kendime zarar vermem seni ilgilendirmez filozof..o sadece benim sorunum | ||