|
||
![]() Başörtüsü Meselesi Denge: İlk turda bunun din boyutunu irdeledikten sonra ikinci turda da siyasal boyutunu inceleyelim. Çünkü dindarlar için önemini anlamadan siaysal argümanları anlamak mümkünolmaz. Ben bu konuda foruma yazı yazdım, şimgi onu aktaracağım. Kuran’da örtünme ile ilgili minumum ölçü şöyle geçer; “Ey ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik” (Araf Suresi) Kadınlara özel giyinme ile ilgili ise Kuran’da 3 ayet vardır; Nur suresi 33 “Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz” Ben klasik yorumların dışında kalan görüşleri paylaşmak istiyorum sizlerle… Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup “örtü” manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Bu kelime ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söylenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır. Ayrıca ayette kapatılacak yerin yaka açığı(dekolte) olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen ‘cuub’ kelimesi bu ayetten başka Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer) Bir de bazı tercümeciler ayette geçen “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmişlerdir, böylece ayeti okuyan “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okuyacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran’da salsınlar, indirsinler manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanabilirdi. Ayette diğer dikkat etmemiz gereken nokta “süsler” kelimesi ile neyin kastedildiğidir. Bizim kanaatimize göre “süsler” kelimesi ile özellikle “göğüsler” kastedilmektedir. Çünkü ayetteki tüm noktalarla mantıklı bir şekilde göğüs bölgesinin uyum sağladığı kanaatindeyiz. Birincisi, ayette yaka açıklarının kapatılması geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür. İkincisi, ayette gizlenen süslerin belli edilmesi için ayakların yere vurulmaması geçiyor. Ayaklar yere vurulduğunda vücutta belli olacak yer özellikle göğüslerdir, ayakları yere vurunca hangi ziynet, takı eşyası belli olur? Ayrıca ayette süslerin kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran’daki diğer ayetlerden kadınların bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını emzirdiğini görüyoruz. Kadının, babası gibi yakınlarının yanında, çocuğu acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın özellikle bu konuda kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz. Tüm bu izahlara göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı için süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna varabiliriz. Süsler kelimesinden ziynet, takı gibi maddelerin anlaşılamayacağı ayetin bütünsel olarak ele alınmasıyla açığa çıkar. Çünkü ayette kadınların süslerini kendi kadınları yanında açabileceği geçiyor. Görüldüğü gibi mantıksal bir elemeyle gidildiğinde ayetin özellikle göğüs bölgesinin kapanmasını vurguladığı anlaşılır. Takılarla ilgili (ziynet) başka bir ayette geçen bir ifade vardır. Araf suresi 31’de ziynet eşyalarının mescid yanında giyilebileceğinin söylenmesi, takıların cami yanı gibi en kalabalık yerlerde de teşhir edilebildiğini, yani saklanmasına gerek olmadığını gösterir. Ahzab suresinin 59. Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle cilbablarını(elbiselerini) üzerlerine giysinler. Bilinip incitilmemeleri için bu daha uygundur. Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “cilbab”dır. “Cilbab” Arapça’da gömlek, elbise gibi üste giyilen giysileri ifade eden bir kelimedir. Fakat hiçbir şekilde cilbab; belli bir yerden belli bir yere kadar örten giysi manasına gelmez. Gelenekçi İslamcıların kimisi kadının yüzü de dahil vücudunun tümünün örtülmesinin farz olduğunu savunurlar bu ayetle. Oysa kadınların kapanmasıyla ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu iki ayetle sınırlıdır. Eğer Allah böyle katı sınırlar çizmek isteseydi, bir ayette “Cilbabla; yüzünüz ve elleriniz dışında her yerinizi örtün” şeklinde bir sınırla kapanmanın sınırlarını çizebilirdi. Örneğin abdest ile ilgili ayette Allah, yıkanacak yerleri tek tek saymış ve “Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın” gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur. Eğer Allah kapanmada da kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Bu açıklamanın olmaması, haşa Allah’ın unutmuş olmasından değil, bilakis bu tarzda kesin bir sınır koymak istememesindendir. Yukarıdaki 33Ahzab suresi 59. ayeti ele alırsak, ayette kesin hatları olmayan esnek bir ölçünün olduğunu görürüz. Ayetten, üzere alınan elbiseyle kadının bilineceğini, böylece incitilmeyeceğini anlarız. Kadın namuslu bilinirse, bilinmemeden dolayı bir incitilmeye uğramaz. Peygamber’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hakimiyetinden önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığı söylenir. Yani kısaca; 33Ahzab suresi 33. ayetten de İslam’dan önceki cahiliye döneminde kadınların süslerini açığa vurduğunu anlayabiliriz. Kendi dönemindeki ölçüyü ve fahişe kadınların açıklığının derecesini bilen kadınlar, elbiselerini ona göre ayarlayıp bu tacizden kurtulurlar. Tabi şunu da unutmamak lazım;toplumda kadın nasıl giyinirse giyinsin taciz edecek adamlar da olabilir. Ayet namuslu bilinmemeden dolayı oluşan tacizi önlüyor ve bunu önlerken “daha uygundur” tarzında yumuşak ifadeler kullanıyor. Yoksa bazı erkeklerin beğendiği bir kadını terbiyesizce taciz etmesi bu ayetin konusu değildir. Ayetin esnek ve şartlara göre ayarlanacak ifadesinden anlaşılmaktadır ki kadın cilbabını (elbisesini) öyle giyecektir ki; çıplaklığıyla fahişe mesajı verenlerden ayrılacak, tanınacak ve böylece tacizden korunup, daha uygun bir hareket tarzında bulunacaktır. Kıyafet nasıl olmalıdır sorusu görüldüğü gibi ayetin içinde gizlidir; kıyafet ayetin amacına uygun olmalıdır. Eğer ki amaç yerine sınırlar önemli olsaydı ve bunda katılık gerekseydi, Allah ayeti ona göre indirirdi. Kapanmayı temel olarak bu iki ayet tarif etmektedir. Kapanmayı tarif etmemesine rağmen, kadınların giyimine değinen son ayetse 24Nur suresi 60. ayettir: Nikah arzuları kalmamış, adetten kesilen kadınların süslerini göstermeye çalışmadan siyablarını (giysilerini) çıkarmalarında kendilerine bir günah yoktur. Sakınmak için iffetli davranmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah İşitendir, Bilendir. Bu ayetten, belli bir yaşa gelmiş kadınların, kıyafetlerine daha az dikkat edebileceğini anlıyoruz |
||
|
||
| Çalakalem: İçerisinde incelikler barındıran bir yazı Torq:benim asıl merak ettiğim kurandan önce durum neydi? yani örtünmenin sümerlerden geldiğine ilişkin bir tez var, bu durumda bir kadının örtünmesinin toplumsal ya da bireysel olma durumunu konuşmak gerektiğini düşünüyorum yani bir kadın emzirme ve öteki erkeklerin kendisini rahatsız etmesi gibi haklı ve sosyolojik nedenlerle örtünürse bundan yola çıkılarak rahatsız olmayan örtünmeyebilir diyebilir miyiz? ya da bu bir dinsel emir sayılmaz isteyen örtünür istemeyen örtünmek demek mi gerekir? Denge: Din de böyle şeyler olmaz,bir emir ya herkes için geçerlidir, ya da hiç kimse için değildir…Ya da ya vardır ya yoktur. yoksa Denge:durum hristiyanlıkta olduğu gibi sadece dindar olanlara mal edilir, rahibelerin kapalılığı gibi…bu yanlış kuran da ilginç olan şudur, allah isteseydi kesin sınırlarla ölçüyü belirtirdi, abdestle ilgili ayette “başınızı mesh edin” derken özel olarak res yani baş kelimesini kullanıyor, tesettür gibi yıllardır konuşalun bir mevzuyuda açıklığa kavuşturabilirdi, buradaki hikmet bence toplumdan topluma tesettürün yani örtünmenin değişebileceği…sınırlar çok yumuşak çizilmiş farkettiyseniz Çalakalem: öncelikle baş örtüsünün islamdan öncede olduğunda hemfikir olduğunuzu gördüm ve de kuranın tabirinin örtülerinizi zinetleriniz üzerine salın demeklede mevcut düşünüşün tam tersi olarak başlarınıza örttüğünüz örtülerinizi salın, çıkarın yani demek istenmiş oluyor gibime geldi benim şahsen, bu belki absürt bir düşünüş ama belirli bir literatür izlendiğinde bu da düşünülmesi veya olaya katılması gereken bir bakış açısı kanısındayım yani sonuç olarak başınızı örtmeyin demek istenmiş olamaz mı? Deniz: islamiyet yeni hiç bir şey getirmemiştir, var olanı kendi formatıana göre dönüşmtürmüştür. bu anlamda da başörtüsü de var olan bir gelenek olarak islamda da yer aldı ama daha önce olduğu gibi dinsel amaçla değil sosyal sebeplerle kullanılıyordu. Çalakalem: başörtüsü sosyal olarak vardı ve islam da bunun devamına karar verdi diyorsunuz yani yoksa yanlış mı anladım Deniz: devamına kara verdi değil, zaten varolan bir uygulama idi. O dönemde islam olsun olmasın hür kadınlar örtünürdü bu bir sınıf simgesi, ayrıca kadının zina açısından engellenmesi için islamın ekstra gayreti olduğundan birde bu yönden bir ilgisi oldu örtünmeye yönelik,olay otorite ile ilgili. erkek egemen bir kültürde kadınlar ezilirler, baskı altınsda tutulur, arap külütürü de erkek egemen bir külütrüdü. Ayrıca bir erkeğin 5-10 tanekarısı olurdu her biri ayrı evlerde yaşardı, bunların kontrol altında tutulması ve takibi otorite olan erkek açısından hem zordu hem de paranoyaya müsait bir surum yaratıyordu, erkek sahibi olduğu kadınlar üzerinde sahipliğini şüphesiz sürdürmek için bir takım yollar deniyor olmalı. günümüzün tek eşli evlilklerinde ihanet daha kolay tespi edilebilr ve kadın dahaçok tatmin dilir. ama o dönemde bir kadın kocasının kendisi ile ilgilenmesi içn diğer kadınaldan yani diğer eşlerden daha güzel ve albeni olmalıydı eğer bu mümkün değilse -zaten mümkün değil- yada matematiksel olarak ilgi bir iki kadına yönelecek ve geri kalan 6-7 kadın ilgisiz bir hayat sürecekler. bu da kadınları farklı arayışlara iter. o döenmde bu nedenlerle zina denecek şeytlerin daha yoğun yaşanma ihtimali var Torq: eğer öncesinde var olan örtünme daha iyi hale getirilip yeni bir din olarak sunulmuşsa, ki ben de öyle düşünüyorum bu durumda örtünmenin bir çeşit ahlaki korunma olarak değerlendirilmesi söz konusu olabilir. bu düşünceye göre gidersek, ihtiyaçların örtünme ile bağı azaldıkça örtünmeye olan ilgi ve beklentinin azalmasını doğal karşılamak gerekir. bugün gelinen noktada gerek hristiyan gerekse islam dünyasında örtünenlerin dinlerine daha sıkı bağlı, örtünmeyenlerin dinsel bağlarını koparmış kişilerden oluştuğunu görüyoruz. Burada kişinin kendi seçimiyle içinde bulunduğu küçük toplumun yapısı arasında bir ayırım yapmak gerektiğini düşünüyorum. eğer kişi kendi dogmalarıyla uğraşıyor, örtünmenin bir çeşit sıkıntı verici kavram olarak değerlendirilebileceğini düşünmeye başlıyorsa bu konunun önemi kalmadığını düşünmeye başlayabiliyor, ancak bunu yapsa bile kendi yetiştiği çevrenin baskısı ya da varolma nedeni ile düşüncelerini açıklamakta zorlanıyor. bu durum tersinden de okunabilir yani kişi başını örtmek istese de çevresinin baskısıyla örtmeyebilir. sonuçta kişinin örtünmeyi bir dinsel emir olarak algılayıp algılamadığı yani bunu uygulamazsa cehennemde yanacağı düşüncesinden kurtulup kurtulmadığı konusunun önemli olduğunu bu korkunun aşılmasından sonra bireysel bilinç ve bilgiyle isterse örtünmeyi seçebileeğini ancak örtünmenin kişinin kendi içgüdüleri ve zayıflıklarını durduramayacağını söylemek isterim Denge:Aslında saptamalar güzel, örtünme özgür iradeyle seçildiği zaman ortada bi problem kalmıyor zaten. şimdi bunları aştığımıza göre biraz daha siyasi boyutuna girelim. aslında dünden bugüne büyük bir sıkıntı başörtüsü: siyasal olarak ideal vatandaş dışında kalır başörtülüler. çünkü tc vatandaşı “türk ve laik” olmalıdır. Bir ermeni bir kürt nasıl ideal vatandaşlık sınırlarını zorlarsa başörtüsü için de aynı şey geçerlidir. bugün bunu "kamusal alan" denilen devletin "kutsal mabet" ine örtülülerin alınmaması güzel açıklar Başörtüsü meselesi osm ya kadar dayanır; II. mahmut döneminde batılılaşma hareketiyle… Daha sonra II. abdülhamit te ciddi ciddi avrupa tarzından etkileniriz. Cumhuriyetle birlikte modernleşmenin lokomotifi haline gelir açık olmak. o dönemde açık bir kadın bir fabrika ya da bir traktör kadar modernleşmeyi temsil ediyordu. batı karşısında ezilmişliğin sebebi olarak gösterilen başörtüsü çağdaşlığın simgesi olarak kodlandırıldı zihinlerimize. Cumhuriyet döneminde bir sürü kadının devletine küserek ömürleri boyunca evlerinden dışarı çıkmadıklarını biliyorum. bu durum 1950 lere kadar sürdü. demokrat parti döneminde baskı azaldı ve ilk defa kamusal alanda başörtülüler belirdi, ilk başörtülü doktor hümeyra ökten ilk kamusal alanda çalışan ilk başörtülü oldu. sonra ilk öğrenci belirdi; gülsen atasever…cerrahpaşada ilk kapalı öğr oldu, böyle devem etti o dönem…taki 1968 e kadar…eşide öğretim görevlisi olan hatice babacan görevinden alındı, ilk ceza uygulaması uygulama budur, üstelik devlet başarılarından dolayı onu yurt dışına göndermiş ve geldiğinde de bu muamekleyle karşılaşmıştır. hatice babacan bir sonraki yıl tekrar sınavlara girerek dil tarih coğ. okur ve mezun olur buda bu yasağın ne kadar keyfi uygulandığının göstergesidir aslında. ve son nokta hatice hn sonunda okulunu bitiri ama ardından yasak ivme kazandı…iktisat fak öğr görvlisi olan sevgi kurtuluş ilk kurban olarak başörtüsü mücadelesi tarihine geçer ve hala bu zulüm devam etmektedir, kısacası süreç böle… aslında Deniz: benim öğrencilik zamanlarımın yani 1990 larda okullara çarşaflı bile gelinirdi ve yasak değildi, tüm üniversitlerde bu böyleydi. ilk kez 1990 ların sonlarına doğru önce istanbul ün. lokal olarak yasaklama olayları oldu ve büyük tepki çekti. tepkilere rağpmen diğer ünv lerde bu uygulamyı yaygınlaştırıdlar. Dahasonra askeri gizli darbe ile tüm ünv.lerde tamamen yasaklanadı ki biz o zamanda böle bir şeyin oalbilceğini aklımınzın ucundan bile geçirmezdik çünkü ün. lerde başörötsü çok doğaldı. bugün nasıl sokakta başörütüsü yasaklanamaz gibi gelirse bizim için o dönemde öyleydi. bu derece radikal bir dönüşüm direkt gizli darbe ile ilgilidir. askeri darbe yani başörütüs yasakları tamamen diktatörce bir sürecin sonucudur toplumsal bir mutabakat ile veya iyasal bir sürecin sonucu veya dinsel bir dönüşüm değil, bu da olaya bence önemli bir özellik katıyor. hiç kimse asker kaynaklı bu toplumsal da-rbenin varlığından şikayetçi değil aksine herkes bir şekildie başörütüsü yasaklarını savunuyor. sağcı ve dinci partiler bile sessiz tavırlarıyla buna destek veriyorlar bir bakıma. halbuki tüm demoktrat güçlerin darbe kaynaklı süreçlere sessiz kalmaması gerekirdi. |
||
|
||
| Denge: önce şunu irdelemek lazım, niçin sağ iktidarlar döneminde bu zulumartmış? ilk belirgin yasak anap dönemimde yaşanmış, daha sonra refah-yol hükümetinde… bugün akp 3 yıl içinde bunu halledeceğiz demişti ama şimdi 2 yıl bitti, “biz öle bir söz vermedik” diyor milli eğitim bakanı. sağ partiler ciddi bir biçimde bunu komkleks yapıyor biir, ikincisi iktidarlarının tehdit edileceğinden korkuyorlar. ben şöyle düşünüyorum; bu gidişle yasak koyucular sağ partilere "yasak artık kalktı" dese bile, bu partiler içselleştirdikleri korku ve kompleks nedeniyle terapi falan almak zorunda kalacaklar uygulamaya koymak için . ben bu problemi "eşitlik" ilkesine dayalı bir sol partinin çözeceğini sanıyorum, farklı açılardan olaya yaklaşmayı becerebilirlerse tabi. ikinci mevzuda şu; niçin kadın üzerinde oynanıyor bu oyun? hatice babacanın notları eşinden daha yüksek,merve kavakçı ile tayyip arasında bir fark yok, ama kadın bedeni yine burada kullanılıyor, kızlar meydanlarda perişan olurken erkekler sakallarını kesip eğitimlerine devam ediyor, bunu hazmedemiyorum. devlet bu ikisini ayırt edemiyor mu? sakıncalıysa bunun erkeği de sakıncalı,ben geçen hafta yazmaya cesaret edememiştim şimdi yazayım pasif direniş falan demiştik ya,….kadınlar okul önlerinde topluca başlarını açmalılar konuya sahip çıkmayan erkeklere inat, o zaman belki mevzuyu sahiplenir dindar erkekler Nicom: denge erkeklere de uygulanan soz de bir takım kısıtlamalar var. ama elbette kadınlar kadar dikkat cekici deil. ornegin unvler bu konuların en buyuk kriz noktaları. kılık kıyafet sac sakal..sozde sembolik kısıtlamalar olarak nitelendiriyorum. bakın ben bu konuyu cok derin ama konustukca da yuzeysellesen bir konu olarak goruyorum. basortusu dendimi akla ilk gelen ünv ler, bu hak ellerinden alındı cunku...sembolize edilmis tonlarca yukleme var o ortuye...mesela nilüfer goleyi bilirsiniz.basortuyu konu alan bi arastırma yaptı odtulu kız ogrencilerle, kendiside zaten ogretim gorevlisi.yani turkiyenin onde gelen bir unv.de kendi basortulu ogrencileriyle..ve vardıgı sonuc bu kızların belkide bir cok kafa acıktan daha modern goruslu oldukları..simdi golenin hatası var..oncelikle ayrımları tanımlayarak onları dahada keskinlestirirsiniz.. ve onun basortulu olarak sonuclara vardıkları insanlar odtulu ogrenciler.. ancak neden hersey bu kadar sorunsuzdu,neden bu gencler basortulerinden oldurlar..cunku 2 kesim var.cok basit sizlerinde bildigi gibi..zamanında cok sey yuklendi bu ortulere..ve devlet tehdit olarak algıladı..simdi kafadaki her turban zamanında ici doldurulmus sembollerin devlet kurumlarında tekrar edilmesi anlamına geliyor kurumlarda. burda dejenere olan tek sey gercekten saf ve koklu dini inancları ugruna basortusunu takan ancak bunu acıp derse giren kızlar.. Denge: ama nicom bu yasaklar taa osmanlıya kadar uzanıyor Nicom: zaten az once soyle dedim denge..zamanında yuklenen anlamlar.. gecmisten getirilmis tonlarca veri...simdi bu hakları yada haksılıgı olusturuyor.. Denge: Ama burada şunu netleştirmek lazım, başörtüsü tehlike olarak algılanmadan önce kompleks oldu batılılaşma karşısında. Nicom: yani 2 guruptan sadece birinin hakkına hem dini olarak saygısızlık edilmis oluyor hemde ozgurlukleri kısıtlanıyor..aslında osmanlı dedin ya, batılılasmayı zamanında destekleyen grup herzaman sag olmustur. bugunku sag sol kavramlarımız 69 a donup baktıgımzda cok farklı. simdi turban takmayan gruba neden turban takıyorsun diye sormuyoruz unvlerde..cunku dinsel bir acıklamaları var. ama yarın oburgun unvlerde turban yasagı kalkarsa turbansızlara neden turban takmıyorsun sorusu gelebilir..bak artık yasak yok neden takmıyorsun ? bu soruda magdur olmayan gruptan gelir.. saf dini inanclara baglı olup turban takanlardan degil. Torq: şimdi anlaşılamayan bir konuyu açıklama gereğini duydum. dengenin tarihsel açıklamalarına bir yaklaşımla girersek konuya, modernleşme aynı zamanda bir dayatmadır diyebiliriz. bu anlamda tepeden inme gelen yasaklar, toplumun tabanında feodal kuralların ortadan kaldırılmasına neden olduğundan tepkiyle karşılanmış, namus kavramıyla örtünmeyi eşdeğerde tutan köylü toplumu cumhuriyet ve onun değerlerini kabul etmeyerek kendi içine çekilmiştir. ancak bu durumun demokrat parti dönemine kadar sürmesinin nedeni yeşil kuşak hareketinin 1950 lerde batılılar tarafından zorla kabul ettirilmesine kadar gider, antikomünist bir blok yaratmak için her ülkenin Türkiye, İran, Pakistan içinde birer milliyetçi-dinci örgütlenme modeli seçilmiş, işin savaşçı bölümü ülkücülere, teorik bölümü dincilere verilmiştir. bu şekilde imam hatiplerin sayısı arttırılmış ve dinsel açıdan bir rahatlama dönemine girilmiştir. Ancak Sovyetler Birliğinin çöküşü ile 90 lardan sonra savaşlar hıristiyan/müslüman çatışmasına dönüşmüş, medeniyetler denilen dinler savaşında müslümanlık ve simgeleri hedef seçilmiştir. bu bağlamda avrupa insan hakları mahkemesinin başörtüsü ile ilgili verdiği mantık dışı kararlar, muhammed ile ilgili karikatürler örnek olarak gösterilebilir.aslında kişisel görüşüm modernizmin kaçınılmaz olarak tüm insanları bir şekilde etkileyeceği gerçeğini kabul etmemiz gerektiğidir. ancak bu gerçek toplumun tüm bireylerini aynı şekilde ve zamanda etkilemediği için bazılarımız çarşaflı, bazılarımız pardesülü, bazılarımız başörtülü, bazılarımız mini etekli olabiliyoruz. kadının neden hedef seçildiği sorusunun yanıtı iki şekildedir, birincisi kadınların büyük böümü okutulmadığı, bilinçlendirilmediği için her söyleneni doğru kabul etmek, yalanlara inananmak gibi bir özelliğe sahipler. Bunları kullanmak en kolayı, ikincisi, kadınlar erkeklere göre daha az tepki veren, boyun eğen, erkeğin sözünü dinleyen, savaşmayı sevmeyen yapıdalar. erkeklere yasak getirilirse hemen silahı çekip vurma olasılıkları var, bu yüzden tehlikeyi göze almamak için kadınlar kullanılıyor Denge: "medeniyetler denilen dinler savaşında müslümanlık ve simgeleri hedef seçilmiştir" dedin ya taner abi, pratik olara bir örnek vermek istiyorum buna. gerçekten bugün başörtüsü bırakın siyasal düşünceyi ifade etmeyi, ciddi anlamda islam medeniyetinin en güçlü sembolü olmuştur. bunun en güzel örneği afganistanın işgalinde yaşanmıştı, işgalden sonra newyork times da “hoşgeldin günışığı” diye bir kapak yapılmıştı. burada “burka”sını çıkaran bir kadın resmi vardı, sonra o kadının aslında bir muhabir olduğu ortaya çıktı, mahkemeye verildi falan…ve amerika afganistana bir prezarvatif soktu, adı; "bukra" geleneksel örtüleri yani…bunlar bilinçli yapılan şeyler tabi yine iranda şah rızanın en büyük mücadelelerinden biri “çador” olmuştur, arap yarımadasında cilbab, afrikada “hayık” modernleşmeye karşı engel olarak görülor bunlar… ama en azından türkiye için şunu söyliyebilirim ki, eğitim hakları ellerinden alınan kadınlar toplum için daha tehlikeli, çünkü asıl eğitimsizlik modernizme darbe vuracak ve başörtüsünden daha büyük bir tehlike oluşturacak. bir de şu konu var tabi, %70 oranında başörtülü kadın var, devlet bu gücü yok sayarak ne kadar ilerlemeyi düşünyor acaba zaten bizim ihtiyacımız olan şey eğitilmiş insan gücü değil mi? bu insanların tepkiselleşmesi de nicomun dediği gibi cabası, sonra da bunlardan iyi vatandaş olmaları bekleniyor,hata üstüne hata yani… Çalakalem: her iki kesim içinde kullanmış olduğu bu bez parçası aslında, bir hiç… bunun ne bir dini boyutu ne de gerçekçi bir kültür derinliği var, tamamen insanların bir ikilem içerisinde bocalamalarının sağlandığı bir şey. bush allah adını kullanarak birşeyler yapıyor, saddam da allah adını kullanarak… olan kime oluyor maalesef sürü psikolojisiyle eğitilmiş insanlara oluyor... türkiyede 10 milyon işsiz varken açlık sınırının altında insanlar varken 70 milyon insanın eline bir bez parçası verilmiş… birazı sağa birazı sola çekerek oyalanıyor, asıl sorunlar ise dağ gibi ortalıkta duruyor... Deniz: başörtüsü erkek egemen toplumda otorite olan erkeğin talepleri ile yaratılımı ve kemikleştirilmiş bir uygulamadır İslami söylemlerde erkeğin çıkarına çalışmıştır. erkeğin otorite gereksinmileri sonucu başörtüsü yaygınlaştırılımış ve din ile buluşturularak legalleştilrimiştir. Neden kadın böyle bir sıkınıtı ile karşı karışaya bırakılıyor, öte yandan yine başötürü nedeniyle sıkınıtuı çeken kadınlar bir diğer otorite tarafından (devlet vs.) bir kez daha vurularak kadın açmaz içinde bırakılıyor, yine bir şey daha toplumun başörütülü kadına bakışı: başörtüsü takan kadın toplumda ikinci planda kalır, cahil, toplumdan uzak vs. Mesela bir bankada başörtülü bir müdür olmaz ama çaycı olur, bir devlet dairesinde başörtülü temizlikçi çalışabilir ama öğrtemen çalışamaz. tüm bunlar toplum bilincinde başörütlüere ikinci suınıf insan uygualama sebebi olur, başörtülü bir aydın bir kadın bir topluma girdiğinde eksi ile başlar, öncelikle insanların başörtüsünden kaynaklanan ön yargılarını yıkmak zorundadır. Bu gerçekleşemezse başörtlü kabuğuna çekilir, her nekadar aydın ve üretken olsada toplumdan uzaklaşır yada kendi gibi ola insanlarla kapalı bir hayata dalar. bu da toplum içinde farklılaşmalrın ve düşmenlıkların kaynağıdır. Sonuçta erkek efendi - siyasi otorite ve toplum arasında sıkışan kadına yine din ve toplum baskısı ile başörtüsü giymesi dayatılır. tüm bunlar önemle işlenmesi gereken bir zulüm sahnesi ve çözüm için bizleri Torq: bütün kadınların ne düşündüğünü ve hangi koşullarda örtündüğünü bilmek bu konuda yorum yapmak kolay değil, örtünenlerin bir bölümü sadece geleneksel bir bakış açısıyla başını bağlıyor, bunlar genelde bulundukları toplum öyle istediği için başlarını örtenler… devlet bunların başlarını bağlamalarını siyasal simge olarak görmüyor, ancak eğitilmiş olanların ya da kentleşme sürecine girip modernleşmeyi kabul edenlerin durumu biraz daha farklı bu kadınlar örneğin bluejean giymeyi ya da sadece bir gömlekle dolaşmayı örtünme ile bağdaştırarak kendilerini farklı bir biçimde ifade edebiliyorlar. ben bu durumu bir çeşit geçiş dönemi olarak kabul ediyorum yani böyle giyinen kadınların bana verdiği mesaj şudur; ben aslında dinsel açıdan örtünmeyi kabul eden ya da zorlayan bir çevrede doğdum, ama bu çevrenin kurallarını aşamıyorum. Yasakları delmenin bir yolu başımı kapatıp gerisini dilediğim gibi açmak şeklindedir. Sorulduğunda herkese başı kapalıyım diyorum böylece üzerimdeki baskıyı hafifletmiş oluyorum. Sosyolojik olarak bundan sonraki aşama, o kadının çocuğunun tümüyle başörtüsü konusunu aşmış olması olacaktır. burada laik görüşteki bağnazların da bir süreçten geçmesi ve korkularından kurtulması gerektiğini söylemeye gerek yok. ama bu korkuların yenilebilmesi de dengenin dediği gibi sol bir partinin kendi yandaşlarına" korkmayın bir şey olmayacak" demesi gerekiyor. Çalakalem: bana biraz önce nicom 'un bahsettiği baş örtüsü serbest olduğunda tebliğ-irşat-cihat isimleri altında bir zorlamanın olmayacağını kim garanti edebilir? birde şu var: deniyor ki kadınlar başörtüsünden dolayı okuyamıyor, çalışamıyor v.s.bir tanede iş kadını çıksın ona kim ne diyor ne bileyim bir özel atılım sahibi çıksın Denge:bugün büyük şirketler sekreter olarak bile almıyor kapalı kızları hatta şirketleri bırak iyi bir markette kasiyer olarak bile çalışamıyorlar. Deniz: Çalakalem, senin önerin anladığım kadarıyla bütün kapalı kadınlar iş kursnlar, devletin onları yasakladıklarından uzak durunlar yani ekmek bulmıyorsanız pasta yiyin mantığı öylemi? islami bir devlet kurduklarında tüm başları açıklara gidin umumhanelerde çalışabilirsiniz diyebilirler Çalakalem: yani her şey mi ellerinden alınmış bunların diyorum. bir atılım, bir özel girişim var mı?: Denge: ben sana daha acı bir şey söyliyim, diyelimki kapalı bir kadın kamuya açık yerde değil de diyelimki İslami bir okulda öğretmenlik yapıyor, iki kuruşa çalıştırıyorlar…başka şansları olmadıljkalrı için Deniz: evet öyle bir durumda var Çalakalem: kapalılar da kendisi oluştursun imkanlarını, hak verilmez alınır. bitti |
||
|
||
| bu tartışma ortamından şeçme yazıları ali kırca nın siyaset meydanı programına göndermeyi düşündünüzmü.. bence düşünün.. sıfırın reklamı nasıl yapılır diye düşünmeyin işte size güzel bir reklam.. |
||
|
||
| bu sohbetlerde dengenin sohbet öncesi ciddi hazırlıkları oluyor. bize de hazırlıklaırının özetini geçiyor... dolayısyla hakikaten ciddi derinklikte işlenmiş olan konulara sahibiz. katılan arkadaşlara teşekkür ederim. |
||
|
||
| Gerçekten çok kaliteli bir tartışma olmuş, yazıyı yazarken ya da o anda düşünürken çıkarılan sonuçları anlamak olanağı bulunmuyor. Ancak daha sonra okuyunca çok nitelikli ve dolu bir tartışma süreci yaşandığını görüyorum. Katılan arkadaşlara ben de teşekkür ediyor, tüm sıfırcıları bundan sonraki toplantılarda görmek umuduyla bekliyorum. |
||
|
||
| AHU PARLAR Bundan üç yıl önce kütüphanemi toparlarken üniversite dördüncü sınıftan kalma ders notlarım geçmişti elime. Orada kütüphanenin önünde yere çöküp soluk soluğa okumuştum: "Doğu Etnosentrizmi ve Harem Algısı." Leila Ahmed'in nefis bir makalesi... Doğu, kadınlık, örtünme... Ahmed, makalede kadınların başörtüsü ile olan ilişkisini tarihsel bir perspektife oturtuyor ve bu ilişkinin aslında İslam öncesine dayanan temellerini ele alıyor. Özetle de "Örtü kadına yaşam alanı yaratır" diyor. ......... Kadın başını örterek, belki de evinin hanımı olduğuna, sadık ve iyi olduğuna, eskiden de uslu bir kız çocuğu olduğuna, saçlarını iki yandan örüp annesine sofrayı kaldırmada yardımcı olduğuna, güzel yemek pişirdiğine, sökük çorapları güzelce tamir ettiğine "işaret eder". Ya da belki de gösterecek bir şeyleri olduğuna, gizemli olduğuna, ziynetlerinin varlığına, havanın sıcaklığına... Kim bilir! Kadın aklı bu. İnceltilmiş bir entrika zekası vardır. Babasının koyduğu yasakları onun ruhuna bile duyurmadan nasıl alt edeceğini öğrenir zamanla... Gizli geçitleri, perde ardına saklanıp konuşmaları dinlemenin inceliklerini, pot kırmadan imâ etmeyi bilir. Çünkü o kadar çok "hayır", "yasak", "olmaz" denmiştir ki ona, kendine yaşam alanı yaratmak için örtülere sığınmıştır. Örtülerin ardına, yanına, üzerine... Dekolte bir bluz giydiğinde göğüslerine kayan erkek bakışları fark etmiştir elbette. Ya da etekliğinin altından uzanan bacaklarına takılıveren gözleri. Ve bunların hemen ardından babasının çatık kaşlarını. Ağabeylerinin burunlarından solumalarını... Sevgilisinin onu sinirle çekiştirmesini de fark etmiştir. O da en güzel "işaret etme" yolunu bulmuştur: Örtmek! Örtünmek! Çünkü büyük usta John Berger'in de söylediği gibi "kadın görünür". Kadının varlığını böyle yayar. Su gibi, kadın da yolunu bulur. ........... http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=5821 |
||
|
||
| Çok güzel bi tartışma olmuş,okudum ve faydalandığımı düşünüyorum.Katılanlara verdiği bilgiler için teşekkürler.. | ||
|
||
Denge: Allah(cc) kadına örtünme mecburiyeti yüklememiş sadece boyun kısmını açıkta bırakmamasını emretmiştir, ben bu parçadan bunu çıkardım yanlış isem beni düzeltin. Kuran’da örtünme ile ilgili minumum ölçü şöyle geçer; “Ey ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik” (Araf Suresi) Kadınlara özel giyinme ile ilgili ise Kuran’da 3 ayet vardır; Nur suresi 33 “Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz” Ben klasik yorumların dışında kalan görüşleri paylaşmak istiyorum sizlerle… Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup “örtü” manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Bu kelime ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söylenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır. Ayrıca ayette kapatılacak yerin yaka açığı(dekolte) olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen ‘cuub’ kelimesi bu ayetten başka Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer) Bir de bazı tercümeciler ayette geçen “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmişlerdir, böylece ayeti okuyan “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okuyacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran’da salsınlar, indirsinler manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanabilirdi. Ya da: Elde etmiş olduğunuz bu bilginin kaynağını paylaşır mısınız? Ve ayrıca siz bu görüşlere ne kadar itimat ediyorsunuz? |
||
|
||
| Bayanlar doğal görünümleriyle erkeğin cinsel duygularını daha çabuk uyandırdığından erkeğe nispetle örtünmeleri daha fazla olmalıdır. Hemcinslerimin, yolda yürüyen bayanlara bakarken neler düşündüklerini burada açık açık yazacak değilim ve onları da suçlamıyorum.Bakışlardan rahatsız olan bayanlar olduğu gibi açık saçık giyinerek erkekleri kışkırtan bayanlardan da rahatsız olan erkekler vardır. Bir bayan vucut hatlarını ortaya çıkararak bir erkeğin gözlerini neden kendine esir ederki? Ben şahsen bu duruma isyan ediyorum. Bir erkeğin dikkatini üzerine çekerek onun konsantrasyonunu bozmaya hiçbir bayanın hakkı yoktur. Dekolte giyen ve kişiliği yerine dişilliğini önplana çıkarıp dikkatleri bu şekilde üzerine toplamak isteyen bir bayan,bu haliyle erkeğin ruhuna atılan bir bombadır. Erkekler, cinselliğini önplana çıkaran böyle vitrinlik bir kadına ister istemez bakmak zorunda kalırlar. Ülkeler fetheden krallar bile kadının güzelliği karşısında kolayca yenilgiye uğramışlardır. Kadın kendi güzelliğini sevdiği insana göstermeli ve güzelliğini sevdiği insana özgülemelidir. sizce bayanlar neden birbirilerini çok kıskanırlar çünkü aralarında gizli bir savaş vardır,hangi bayan yanındaki erkeğin başka bir bayana bakmasını isterki? İşte kişiliği yerine dişiliğini önplana çıkarır tarzda giyinmeleri sonucunda yenilgiye uğrayan bayanlar,erkeklerini başka dişilere kaptırırlar. sonrada erkeklerini başkalarına kaptırdıklarından dolayı erkeklerin kendilerini aldatmasından şikayet ederler. Aldatma hususunda erkekleri temize çıkarmıyorum ama zavallı erkekler de irade diye birşey mi bırakıldı. Bayanlar TANRI'ının tesettür emrine uymayınca kendi aralarında güzellik savaşına girip birbirilerini kıskanarak acı çekerler ve erkeklerinin gözlerinin hep başka bayanlarda olmasını sağlarlar. Dolayısıyla Tanrının emri olan tesettüre uymamanın cezasını kendileri çekerler. Netice olarak şunu söyleyebilirim: Erkekler, dişiliğini önplana çıkaran bayanlara,kasap vitrini önündeki aç kedinin açgözlü iştahı gibi doyurulmamış bir cinsel güdüyle bakarlar. Kadınlar da bedenlerindeki cinsel çekiciliği vitrinleyerek erkeklerin nazarına sunarlar. Sonra da göz zinaları,aldatmalar,vefasızlıklar,aşkın yozlaşması ve bu benzeri yapılan şikayetler. |
||
|
||
Erkekler, dişiliğini önplana çıkaran bayanlara,kasap vitrini önündeki aç kedinin açgözlü iştahı gibi doyurulmamış bir cinsel güdüyle bakarlar. Kadınlar da bedenlerindeki cinsel çekiciliği vitrinleyerek erkeklerin nazarına sunarlar. Sonra da göz zinaları,aldatmalar,vefasızlıklar,aşkın yozlaşması ve bu benzeri yapılan şikayetler. kesinlikle katılıyorum |
||
|
||
| Elime "Amargi" adında Feminist Teori ve Politika'yı hedefleyen bir dergi geçti. Üç ayda bir yayınlanacak olan derginin elimdeki de henüz ilk sayısı, öncelikle uzun soluklu bir dergi olmasını temenni ederek dergiden birkaç alıntı yapmak istiyorum. Dergi ilk sayısını başörtüsü meselesine ayırmış, bir çok feminist yazarın görüşleri var dergide. Ben de okudukça feminist hareketin bu mesele karşısındaki duruşunu öğrenmiş oldum... Daha önce yaptığımız tartışmamızı tamamlayan türde yazılar... ZEYNEP DİREK ... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi türbanın Türkiye'de üniversitelerden dışlanmasının insan haklarına aykırı olmadığını savundu. Bu yasağın neden yalnızca Türkiye'de geçerli olduğunu sormayı becerecek kadar eleştirel düşünsel yetilerimiz felce uğramış sanki. Başörtüsü yasağı gündelik varoluşumuzda doğallaşmakta direniyor, fakat bir türlü bu fenomenin anlamı gerektiği gibi düşünülemiyor. Eğer dinin gereği sayılan bazı pratikler insanın profan alanındaki varoluşunun sınırlarını ihlal ediyorsa, insan hakları ihlali olarak görülürler. Örneğin recm, bir insan hakkı ihlalidir. Yani insan hakları söylemi kültürel veye dinsel bir pratiğe saygı duymaz. İnsanın profan varoluşunun sınırlarının zaman zaman kültürel ve kutsal olana müdahale etmek suretiyle korunması fikrine öncelik tanır. Buna karşın başörtülü kadınlar kamusal yaşama çıkarak, üniversitelerde okuyarak kimsenin profan varoluşunun sınırlarını ihlal etmiş değillerdir. Gelecek bir tehdide karşı önlem almak adına onları profanın alanından dışlamak, Amerikan İngilizcesinin güncel politik bir terimini kullanarak söylersek bir "pre-emptive strike" (Önce sen vur) değil de nedir? Dinler hakkındaki kültürel önyargıların insan hakları savunusunu kuran argümantasyonun öncüllerini oluşturmasına ve ya belirlemesine karşı eleştirel aklın sesini yükseltmesi gerekmez mi? Kamusal alanı kutsaldan arındırmak isteyenlerin, kutsalı müminin iç dünyasıyla ve özel yaşamıyla sınırlandırabilmeleri ve bu sınırı sabit tutabilmeleri mümkün değildir. Kutsaldan özerk bir kamusal alan zaten hiçbir yerde yok ve belki de hiçbir pekinlikte, hiçbir zaman bulaşmadan muaf bir tarzda olmadı. Varoluşlarının kutsala aidetlerini olumlayan ama profan dünya üstündeki haklarından da vazgeçmek istemeyen kadınlarımızı kamusal alandan okuyabilecekleri ve çalışabilecekleri alanlardan dışlamak için büyük bir mücadele veriiyor bu ülkede. O kadar çok başörtülü kadının hayatı bu dışlama yüzünden karardı, maddi olanakları yok edildi ve özgürleşme ufukalrı daraltıldı ki, bu kıyım her feministin içini yakmalıydı. Var oluşumuz, insan olmamız dolayısıyla hem profan dünyaya hem de kutsal dünyaya aitse her iki alanda yollarını eleştirel bir biçimde açmak için uğraşmak, feminist sorgulamanın görevidir. Feminist bilinç aydınlanmanın sınırlarını, ondan yalnızca pozitif bilimlerle inanç arasındaki çatışmayı anlayacak kadar daraltmadığında, başörtüsüde karanlığa dönmenin, aklın ilerlemesine karşı bir yaşam biçiminin sembolü olmaktan çıkacaktır. Başörtülü kızlarımızı üniversiteden atmaki benim gözümde aydınlanma hareketinin önünü kesmektir. Ayrıca kadının bedenine uygulanan şiddettir. Sınava girmek için başını açan kızlar kendilerini çıplak gibi hissetmektedirler, çünkü başörtüsü onların yaşayan bedeninin bir parçası olmuştur. aslına bakarsanız İslamı başörtülü öğrenciler ve çalışan kadınlar modernleştirmektedirler. Onlar ne kadar desteklelenirse erkek değerlerinin egemen olduğu bir İslam anlayışı da gelecekte o kadar sorgulanacaktır. Onlar İran'da ya da Afganistan'da yaşamak istemiyorlar, iman edenin örtünebildiği,okuyabildiği, çalışabildiği ve dışlanmadığı bir Türkiya'de yaşamak istiyorlar... |
||
|
||
| Çok iyi bir yazı gerçekten, benim düşüncelerimi de özetlemiş bir yerde. AİHM konusunda daha önce de yazdığım yazılarda, kararların çifte standart içerdiğini, politik duruma göre değiştiğini anlatmıştım. Örneğin PKK ve yandaşlarının açtğı davalarda Türkiye mahküm edilirken, başörtüsü nedeniyle açılan davalar reddedilmekte, bu durumun yol açtığı sıkıntılar görmezden gelinmekte, her konuda yorum yapan yabancı ülke gazetecileri bu konuda suskunluklarını sürdürmektedirler. Geçmiş dönemde antikomünist bloğun birinci ayağı olarak müslümanları kullanan batılılar, tehlikenin ortadan kalkmasından sonra islam ve onun savunucularına ihtiyaçları kalmadığı için tasfiye kararı aldılar. İlk amaçları bu olmasa da ikinci düşünceleri islamın tasfiyesi olduğu için Afganistan'a girdiler, Irak'ta "yeni bir düzen" getirdiler. Türkiye'de en çok İmam Hatip Lisesinin açıldığı dönem 12 Eylül sonrası olması bir rastlantı değildir ve başörtüsü ile ilgili AİHM kararları 1990 sonrası verilmeye başlanmıştır. Daha önce bu konu sorun olarak Türkiye gündeminde bulunmazken son dönemde "simge" haline getirimeye çalışılması, başörtüsü kullanılarak radikal islamın tehlikesine dikkat çekilme çabası olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Türk toplumu sürekli olarak korkularla yönlendirildiği için "şeriat gelecek, Türkiye İran gibi olacak " korkusuyla bu kez ırk temelinde kızıl elma ittifakı oluşturulmuş sağ ve sol güçler -ortada böyle bir tehlike olmasa da- radikal islama karşı birleştirilmiştir. |
||
|
||
| Aksu Bora (Amargi) ... Türkiye'de en güçlü kimlik işareti herhalde türbandır. "Yaşam tarzı" denilen o belirsiz mefhuma da işaret eder. "Türbanlı" diye bir katagori bir kez oluştuğunda, siz artık ağzınızla kuş tutsanız, farketmez, türbanlısınızdır. Oysa bütün katagoriler gibi "türbanlı" katagorisi de yanıltıcıdır. Ayrıca örtünen kadınlar da tıpkı örtünmeyen kadınlar gibi, birbirlerinden çok farklıdırlar. Alt sınıftan, üst sınıftan, taşradan, büyük kentten... gelirler. Ama maalesef örtüyü sadece alt sınıfa ait gibi bir imge gibi göstermek istemektedirler. Hani hepimizin babaannesinin başı örtülülü olduğunu söylemek gibi, bu kabul edilebilir... Ama hem üniversite de okumak, meslek sahibi olmak, hem de başını örtmek... O zaman işler karışır ve bir haddini aşma problemiyle başbaşa kalınır. Çünkü "Geleneksel"lik işareti olan örtüyle "modern" kamusal alana girme teşebbüsünde bulunmaktadırlar yani aşağıdan yukarıya, kenardan merkeze doğru hareket etmektedirler... Oysa ki onlar "Beyaz Türk" değillerdir ve "bu hamamböceği kılıklılar da okuyacaksa üniversitelerin ne değeri kalır?". ( Bu incitici sözü kulaklarmla duymamış olsaydım, hayal bile edemezdim diyor yazar) |
||
|
||
| tabii ki türban takanlar farklıdır,ama farklı olmadıklaı bir nokta var,o da türbanı ideologic olarak kullanmaları,yanıltıcı yazılar kafamızı karıştırmasın !! | ||