SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Siyasi Portreler

Konu: Fethullah Gülen

Sayfa: [ 1 ] 2 3 4 5 6 7

29.08.2004 20:31:54
Fetullah'ın devrimci düşmanlığı ve
Fetullah'ın medyasının yalancılığı iflah olmaz!

24 Eylül tarihli Zaman Gazetesi'nde "Canlı bombayı, Sezer'in affettiği mahkûm eğitmiş" başlıklı, tümüyle düzmece bir haber yayınlandı.
Haber şöyle devam ediyor:
"Ankara Kızılay'da bir cafede eylem hazırlığı yaparken ölen canlı bomba Şengül Akkurt'un, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedilen DHKP-C'nin Ankara sorumlusu Mustafa G. tarafından 15 gün boyunca başkentte eğitildiği ortaya çıktı."
İşte size bir kontrgerilla yayıncılığı.
İşte size adaletten, haktan, hukuktan nasibini almamış bir gazetecilik örneği.

Bu bir kontrgerilla haberidir; çünkü Ankara'da "DHKP-C operasyonu" adı altında onlarca insanın gözaltına alınması, iktidarın KESK'in eylemini "terör demagojisi"yle gayri-meşru ilan etmesine malzeme yaratmak için yapılan bir operasyondu.
Gözaltına alınanlarla, savaşçımız Şengül Akkurt arasında hiç bir biçimde herhangi bir bağ yoktur.
Fakat "terör demagojisi"ni daha etkili kılabilmek için, feda savaşçımız Şengül Akkurt'un adı da Ankara polisinin "büyük DHKP-C operasyonu"na karıştırıldı.
Ve üstelik şimdi, düzenin sözcülerinin ve burjuva medyanın çok sevdiği bir deyişle "olay yargıya intikal etmiş"ken, gözaltılardan günler sonra, Zaman böyle bir haber yapıyor.

Bu haktan, hukuktan nasibini almamış bir gazeteciliktir; çünkü Zaman gazetesi, haberi "etmiş... ortaya çıktı" gibi kesin ifadelerle veriyor. Daha bu yönde kendi mahkemeleri bile bir karar almamış. Ortada sadece iddialar var. Fetullah'ın haklarını savunurken "mahkeme kararlarına" çok özen gösteren, Fetullah'ı eleştirenlerin karşısına "hani böyle bir mahkeme kararı var mı?" diye çıkan Zaman, sözkonusu olan devrimciler olunca, hakkı, hukuku unutuveriyor.

Fetullahçıların düzen içi hesaplarıyla devrimcilere düşmanlıkları bu haberde birleşmiştir. Fetullahçıların ve hemen tüm islamcı çevrelerin bu sıralar Sezer'e "gol atmak" için fırsat kolladıkları biliniyor. Sezer'in emperyalizmin ve oligarşinin planları doğrultusunda F tiplerine karşı direnişi kırmak için "serbest bırakma" yetkisini kullanması onlar için bulunmaz malzeme. Fetullahçı Zaman, bu haberle hem Sezer'e bir vuruş yapmış, hem de devrimcilere yönelik düşmanlığını kusmuş oluyor. Aferin, devam edin, ne kadar haktan, hukuktan yana olduğunuz, ne kadar "dürüst" gazeteci olduğunuzu kendiniz gösteriyorsunuz.
Açıklamamızın başlığına "İFLAH OLMAZ" hükmümüzü koyduk.
Bu anlamda, açıklamamız, Zaman gazetesinin kontra haberini düzeltmesi için değil, kamuoyuna bu haberin tümüyle düzmece bir kontra haber olduğunu duyurmak içindir.

DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ CEPHESİ

 

29.08.2004 23:23:22
Maalesef halkımız da bu haberlere körü körüne inanıyor...

07.10.2004 17:59:06

 Erbil Tuşalp    erbiltusalp@birgun.net  
 
 
Rus ruleti...
 -06/10/04-
Bilen bilir. Birbirine taban tabana zıt iki seçenekli bir siyasal ortamda yazı yazmak çok zordur bizim uğraşta. Hele hele küçük gazetelerde yazıyorsanız ilk kalıplara başka, son baskılara başka yazma olanağınız hiç yoktur. Bir tek yazı yazacaksınız ve doğruyu yakalayacaksınız. Özetle Rus ruleti oynayacaksınız.

6 Ekim sabahı ilk kahveler yudumlanırken "başladı ve başlamadı" sözcükleriyle anlatılabilecek iki seçenek vardı masanın üstünde.

Kimi "madem müzakereler başladı" sevinçiyle uyandı. Kimi "madem müzakereler başlayamadı" hüznüyle gözlerini açtı.

 

Madem müzakereler başladı. Bundan böyle herkes işine bakmalı. Koşulları, çekinceleri unutmalı.Kişisel çıkarlar kollanmalı..!

Madem müzakereler başlayamadı. Bundan böyle herkes elinden geleni yapmalı. Koşullar, çekinceler gözden geçirilmeli. Kişisel çıkarlar korunmalı..!

Her iki seçenekte de uyanık davranmalı.

Örneğin Avrupa Birliği'nin araştırma fonlarından birine çengel atmalı. Dinin Türkiye siyasasında son yıllarda kazandığı etkiliğin tarihi kökenlerini sorgulayacak projelerden söz etmeli..!

Örneğin, döne döne başı dönen arkadaşlarımızın önde gelenlerinden Türkiye'nin yüz akı demokratlarından sivil toplumcu, bilimadamı, gazeteci, yazar sayın Cüneyt Ülsever'in yazdığı gibi (Hürriyet- 2 Ekim 2004 ) bundan böyle "Türkiye'nin görevi Said-i Nursi'yi anlamak/ anlatmak" olmalı tezine "hayatiyet" banka hesaplarına "naktiyat" kazandırmalı!

"Oha oldum yani" dememeli! Soros Moros ayırmamalı..! Larus'u Marus'u unutmalı! Günün gerçekleri kavranmalı! Üçbeş kuruş kazanmalı!

 

Dilerseniz AB'yi es geçelim, Said-i Nursi Beyden başlayalım.

İkinci Meşrutiyet'te İslamcılık hareketinin temsilcileri arasında yer aldığını , İttihadı Muhammediye Fırkası'nı kurduğunu, 31 Mart ayaklanmasına katıldığını, Şeyh Said ayaklanması nedeniyle mahkûm edildiğini, sürgün hayatı yaşadığını, Risale-i Nur adını taşıyan yapıtlarıyla çağdaş uygarlığın ve laikliğin karşısında yer aldığını, şeriata bağlı İslam birliğini savunduğunu unutalım ( Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi) Adnan Menderes'in tanımlamasıyla "bu pir-i faninin" vatan millet için yaptıklarına göz atalım.

 

Bir sabah cüppesi ve sarığı yollara düşen Said-i Nursi'nin ülkeyi dolaşıp genelde Nakşibendilik'e dayanan ve Nurculuk diye anılan dinsel-siyasal hareketin propagandasına başlayarak fikirlerini uygulamaya koymaktan başkaca bir suçu günahı olmadığını unutmayalım..!

O yemeden içmeden yaşayabilen, cezaevinde yatarken camide namaz kılabilen bir zat-ı muhteremdi. Kırk dakikada kitap yazıyordu, kapalı kapılardan geçiyordu. Varlığını duyumsayan bir yaşında bebekler koşup elini öpüyordu. Dilerse yağmur, isterse kar yağdırıyordu.

O ilk görevinin "Risale-i Nur'u bir program olarak neşir ve tatbik etmek" , ikincisinin "Şeriatın icraatı ve tatbikatı" olduğunu söylüyordu

"Bunları ben yazmıyorum yazdırılıyor" diyerek kendini "mehdi"; yazdıklarını "Kuran'ın en kutsi tefsiri" ilan eden Said-i Nursi'nin adının başına kendi elleriyle eklediği "Bediüzzaman" sıfatının "örneği ve benzeri olmayan; yaratan" anlamına geldiğini düşünelim..!

Ulusal Kurtuluşu "Garplılaşmak bahanesi altında şeairi İslamiye aleyhinde bir cereyan.." sayarak emperyalizme karşı çıkanların kendisi ve talebelerinin olduğu gerçeğini kabul edelim..!

Devletin resmi dini olmasını, devlet yönetiminin Müslüman din bilginlerine teslim edilmesini, hükümetin şeriatı korumasını, Kuran'ın Anayasa kabul edilmesini isteyen Said-i Nursi'nin izleyicisi olanların aslında demokratikleşmeden yana olduğunu bilelim..!

Elektrik ve meteor gibi fizik ve astronomik olayların pozitif bilimle açıklanmasını dine aykırı bulmasını "fizik kanunlarına göre açıklama yapmanın Kuran'ın kudretine, hikmetine aykırı düşeceğini" söylemesini bilime verdiği önemden kaynaklandığını anlayalım!

Yaşamının en büyük amacının Türkiye'de "Medreset'üz Zehra'yı" kurup burada "Lisani Arap vacip, Kürt caiz, Türk lazımdır" ilkesiyle öğretim yaptırmak isteyen Said-i Nursi'nin yıllar önce özel bir üniversite tasarımı olduğunu artık kavrayalım..!

 

İsterseniz bu kadarla yetinmeyelim 1950'li yıllarda bazı Doğu illeri valilerine gönderdiği imzalı mektuba yansıyan yurt sevgisini anımsayalım..!

"Şark mıntıkasında komünistliği 60 bin Nursinin sayesinde önlemekteyim… Mıntıkanızda Risalei Nurlar toplattırılmamalıdır…Şimdi de dağıttığımız bu Risalei Nurlarla komünizmle ve masonlukla savaşacağız. Müslüman Demokratların gösterecekleri yardıma inanıyorum. Bunda ötürü birkaç defa Ankara'ya gittim. Müslüman vekillerle görüştüm. Bilhassa Adnan Bey ve Tevfik İleri ve Namık Gedik'ten bu neticeyi tayin ettim"

 

Tarihin bize gösterdiği yol belli, yöntem belli. Akıllı olalım.

Madem ki müzakereler başladı. AB'ye üye bir ülkenin aydını olarak bir araştırma fonu ayarlayalım. Madem ki müzakereler başlamadı. AB'ye aday bir ülkenin aydını olarak bir araştırma fonu kafalayalım.

"Oha oldum yani" demeden AB gerçekleriyle kucaklaşalım. Ayarlayalım, kafalayalım, kırışalım, üç-beş kuruş kazanalım.
 

07.10.2004 18:10:31
Erbil Tuşalp    
erbiltusalp@birgun.net  
 
 
Darwin rafta
 -15/09/04-
Çok şükür yine çok önemli bir konuda, çok önemli bir geri adım daha attık. Bize ne mutlu ki, borsayı tepetaklak ters çevirecek çok önemli bir hatadan tam zamanında döndük. Kim ne derse desin zamanlama müthişti.
"Bundan böyle bizim ülkemizde de sizin ülkelerinizde olduğu gibi herkes zina yapabilecek. Yaşlı genç; kadın erkek herkes çayırda çimende gece gündüz sevişebilecek. Çarşaflısı türbanlısı; eteklisi pantolonlusu; dinlisi dinsizi; sağcısı solcusu eline beline diline sahip olma baskısından kurtulup birer özgür insan olacak. Yatağa yorgana sarılıp gönüllerince gece gündüz aşk yapacak. Türkiye Avrupa Birliği'ne girme yolunda böylece önemli bir engeli aşmış olacak."

Dışişleri Bakanlığı'ndan bir Avrupa Birliği heyeti bunları söylemek için olsa gerek dün Brüksel'e gitti. Arkalarından su döktüm. Hayır duaları okudum. Yolları açık olsun.

Sonra oturdum zavallı diplomatların düştükleri içler acısı durumu düşündüm. Şimdi onlara bu kaçıncı geri adım, kaçıncı hatadan dönme diye sormayacaklar mı? Normal insanlara önüne bak derler, siz neden hep geriye bakmak zorundasınız? Gerici misiniz nesiniz, demeyecekler mi? Türbanda, ormanda, imam hatipte, vergide, YÖK'te, dokunulmazlıkta geri adımları saklayacak dondurucunun nasıl bir şey olduğunu merak etmeyecekler mi? Rafa kaldırdığınız bunca işin, günü zamanı geldiğinde raftan indirileceğinden kuşku duymayacaklar mı?

Meraklanmayın, onlar merak etmezler,sormazlar, kuşku da duymazlar. Bizim gibi müstemlekelerin ulusal onuruna hiç mi hiç aldırmazlar.

 

Aslında biz de pek aldırmayız. Hukuk devletini guguk devletine çevirenleri avuçlarımız patlayıncaya kadar alkışlarız. Büyük millet meclisini küçük millet meclisi yapacak girişimlere gözlerimizi bir güzel kaparız. Gelene ağam giden paşam diyerek görmeden / duymadan / konuşmadan vergimizi öder / askere gider / oy verir vazifemizi yaparız. Sahte geri adımların, yapay hatadan dönmelerin, kurnaz rafa kaldırmaların arkasına takılır, dünü ve yarını unutur, gündelik küçük çıkarlarımızın peşine takılıp gideriz.

 

Örnek mi istiyorsunuz? Toprak münbit, iklim müsait. Öylesine çok ki.

Örneğin AKP iktidarınca Yetiş ailesine teslim edilen Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu'nu (TUBİTAK) anımsayan kaç kişi var çevrenizde? Çevrenizi bırakın, bir yurttaş olarak siz, siyasal iktidar tarafından ele geçirilmesi büyük tartışmalara neden olan TUBİTAK'ta yaşananları merak ediyor musunuz?

Prof. Nükhet Yetiş ve eşi Önder Yetiş yönetimine hayır diyerek görevlerinden istifa eden onurlu bilim adamlarını, Prof. Dr. Tuğrul Tankut'u, Prof. Dr. Türker Gürkan'ı, Prof. Dr. Turgut Tümer'i, Prof. Dr. Cemal Saydam'ı ve Naci Görür'ü anımsayan var mı içinizde?

Ankara 1. İdare Mahkemesi'nin, TÜBİTAK Bilim Kurulu'nun Namık Kemal Pak'ın yeniden kurum başkanlığına seçilmesine ilişkin kararını Cumhurbaşkanı'na göndermeyerek yerine Nüket Yetiş'i öneren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın işlemlerini hukuka aykırı bularak yürütmesini durdurduğunu anımsayan var mı?

Elbette yok. Meraklanmayın kurumun başında hukuk dışı atamayla gelen biri var ama TUBİTAK'ta işler tıkırında. Prof. Nükhet Hanım var gücüyle çalışıyor. Önce yemekhaneyi kapattı. Yemekhaneyi kapatıp işçileri sokağa atmadan önce devlet kesesinden milyarlar harcayarak yeni işleticisine pırıl pırıl bir yemekhane teslim etti. Yemekhaneyi kapatmak kesmedi. Kamu kurumları arasında yayınları en fazla olan kurumun matbaasını da zarar ediyor gerekçesiyle kapattı. Çıkarılan işçiler aç, ama kurum şükürler olsun zarardan kurtulmuş durumda.

Uluslararası Bilim Olimpiyatları seçme sınavının sorularını kim mi basacak? Kim olacak sınavı ÖSYM yapsa , soruları METEKSAN bassa kim / neyi / nasıl soracak? Fethullah Hoca'nın öğrencileri ilk sıraları alsa, Doğramacı Hoca'nın şirketleri para kazansa fena mı olacak?

Türkiye'nin önünü açacak bilimsel ve teknik araştırmalar mı dediniz? Elbette onlar devam ediyor.

Öyle sanıyorum ki,ülkenin seçkin bilim adamları, din adamları, hocaları imamları Darwin teorisini tersine çevirmek için var güçleriyle çalışıyor.

Sözün kısası, gönlünüz rahat olsun. Benim karamsarlığıma takılmayın. Böyle şeyleri dert etmeyin. Dışişleri Bakanlığı'ndan Avrupa Birliği heyeti yolda; türban da, orman da, imam hatip de, vergi de, YÖK de, dokunulmazlık da ,zina da ve hatta Nükhet hanım da, Darwin bey de rafta, buzlukta...
 
 

deniz 22.05.2005 22:43:55
Fethullah Gülen'e kimler şantaj yaptı?

Nuriye Akman'ın Zaman'da yayımlanan Fethullah Gülen röportajında ilk defa kendisine yapılan siyasi şantajları gündeme getiren Gülen, bunları ölümüne kadar açıklamak istemiyor. ' Telefon edip, şunları desteklemezseniz hazırladığımız komploda sizi linç yaparız' diyenler hangi siyasiler ve odaklar acaba? İnanın sabaha kadar gözüme uyku girmedi.

Fethullah Gülen, mürşidi Said Nursi gibi, ' siyasetden şeytandan kaçar gibi kaçan' ve takipçilerini kesinlikle siyasete sokmayan tek sivil ve dini toplum örgütü lideri Türkiye'de. Her seçim diöneminde bazı isimler gündeme yalan yanlış getirilir. Gülen, hiç bir zaman 'şuna oy verin' diye yönlendirme yapmayacak kadar demokratik, nezaket sahibi biri. Tüm siyasi parti liderleri kendisiyle bu beklenti ile görüştü, iskeleye yanaştı; ama sonuç alamadı. O, tüm halkımızı kucaklamak, siyasi tefrika yoluyla bölmek istemiyordu. Siyasilerle irtibatını sağlayan çok zengin ve yetkin bir iş adamı, Aralık 1995 seçiminde Gülen'in haberi olmadan DYP Lideri Tansu Çiller'e gidip 'beni İstanbul'dan birinci sıradan birinci aday yapacaksınız' diye girişimde bulunduğunda Çiller bile buna inanmamıştı. Çiller'in sordurmasıyla bunu öğrenen Gülen'in sinirlenerek bayıldığını ve 'bu zatla ilgimiz yoktur' diye Zaman gazetesine ilan verdiğini hatırlıyorum. Bu zat hatasını anlamış, iki gözü iki çeşme ağlıyordu. Bir ay huzuruna onu kabul etmedi Gülen. Bir hafta onun dergahında ağladı. Yüzüne dahi bakmadı. Affetme ufku geniş Gülen, nihayet onu bir daha Türkiye'ye dönmemek ve tüm servetini bu hizmetlerde sarfetmek kaydıyla Afrika'da hizmete göndermekle affetti. İşte Gülen budur.

Kim bu şantajcılar? Tek tek inceleyelim. Necmeddin Erbkanla ilk yüzyüze buluşmam 1989 belediye başkanlığı seçimleri öncesine rastlar. 20 yaşında Alanya'da genç bir esnaftım; gazeteci değildim. 30 yıldır Erbakan'den medet uman, emekli asker olan babamı Erbakan Alanya belediye başkanlığı adaylığı için düşünüyordu. Dar daireli bir ev toplantısında Erbakan, ' Özal ve Fethullah Gülen, CIA'nın ajanlarıdır. Bir numaralı düşmanımız Zaman gazetesi ve Gülen Grubudur' dediğini bu kulaklarımla duymasam inanmazdım. Erbakan'a göre kendi partisine oy verenler müslümandı; vermeyenler' patates din'indendi. Bu olayı birkaç yıl sonra Gülen'e bir talabesi vasıtasıyla ulaştırdığımda Gülen'in ' Susma, yorum yapmama hakkımı kullanıyorum' dediğini ibretle öğrendim.

1994 belediye başkanlığı seçimlerinde RP'nin başarısını tüm hezeyanlarına rağmen sevinmiştim. Aralık 1995 seçimlerinde Gülen'in ne düşündüğünü öğrenmek için sohbetine girmek istemiştim. Yurt dışında olduğum için o zamana kadar hiç oy kullanmamıştım, ilk defa yurtdışına giderken hava alanında oy kullanacaktım. Gülen, yanlış anlaşılır düşüncesiyle kimseyle görüşmüyordu. Küçük bir imasınını bile yanlış yorumlayanlar oluyordu. Sürekli onla görüşenler bile yanına giremiyordu. Bu kafa karışıklığıyla hayatmının en büyük hatasını yaptım ve RP'ne oy attım. Bu dönemde Gülen Grubu'na ciddi baskı sözkonusu olmadığı için şantajın bu dönemde gerçekleştiğini sanmıyorum.

1996'da REFAHYOL hükümetinin başbakanı Erbakan çok şımarmıştı. Gülen'i siyasi rakip olarak görüyordu. Bazı odaklar, bu sıralarda Gülen ile Erbakan'ı karşı karşıya getirmek için ince oyunlar oynadılar. Gülen'i onaylar gibi gözüktüler. Gülen, bu devreyi lehine iyi kullanarak hoşgörü ve diyalog girişimleri başlattı, medyanın her çeşitinde boy göstererek derdini çok iyi anlattı, zenginler kulubü patronları ile iftarlarda buluştu. Cumhurbaşkanı Demirel, onun elinden hoşgörü ödülü aldı, sanat dünyası ve entellektüel kesim onu keşfetti, açtırdığı okulları gezdi. Daha sonra Hava Kuvvetleri Komutanı olan MGK Genel Sekreteri Orgenaral İrfan Kılıç, Selanik'te Atatürk'in adına bir okul açtırması konusunda Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak vasıtasıyla Gülen'e mesaj gönderdi. MİT, Afganistan ve Kuzey Irak'taki Türk okullarının açılımında arada referans olarak meşhur statükocu İhsan Doğramacı'nın olması nedeniyle destek verdi. Bazıları semerlerini yediler; Gülen'i avlamak isterken avlanmışlardı.

Bunun üzerine Erbakan'a akılalmaz bir iş yaptırdılar veya kendisi bunu seve seve yaptı. Başbakanlık Müfettişi Kutlu Savaş'ın hazırladığı Susurluk raporunda 58 isim üzerinde duruluyordu. Erbakan, başbakanlığa gelen rapora 59. isim olarak hiç ilgisi olmadığı halde Fethullah Gülen'in ismini ekletti. Bununla kalmadı. İstihbarat örgütlerimizin hızlı ' 007 James Bond'u kod adı ' Yeşil' olan Mahmut Yıldırımla ilgisi olduğu ortaya atıldı. Zaman gazetesi, Yeşil'in cep telefonuyla kimlerle görüştiğine ilişkin bir listeyi sekiz sütuna manşet verdi. Sesleri kısıldı. Yeşil, MİT'den JİTEM'e kadar tüm istihbarat örgütlerimize çalışan başbakandan bakanlara, üst düzey askerlerimize kadar herkesle pervasızca telefonla görüşen derin bir adamdı. İlgisi olamayacağı Gülen'le irtibatlandırma, kamuoyundaki olumlu imajını yıkmaya yönelikti. Erbakan'ın toplumu geren kunuşmalarını Gülen ustaca yatıştırdı.

28 Şubat sürecine gelinmesi, başörtüsü krizi Erbakan'in belkide bilinçli ahmak politikalarının sonucudur. Bu dönemde Allah'a, peygambere küfredecek kadar din düşmanı olan bir azınlık gemiyi azıya aldı. Eski Cumhurbaşkanı Demirel'in hükümeti kurma görevini, ekibini tasfiye ettiği için kızgın olduğu Çiller'e değilde azılı rakip partisi ANAP'in başındaki Mesut Yılmaz'a vermesi düşündürücüdür. Bu talep askerlerden gelmişti. 6 defa gidip 7 defa gelen Demirel koltuğa sıkı sıkı yapışmıştı, artık gitmek istemiyordu. Çiller'in yakıştırmasıyla ' 28 Şubat'ın Onbaşısı' olmayı içine sindiren Mesut Yılmaz, siyasi kariyerini bitiren biçimde 'post modern darbecilerle-kolkola' görüntüsüni çekinmeden verdi. 1998 Eylül'ünde Zaman gazetesinde köşe yazmaya başlayan sürgün yazar Mehmet Barlas, henüz 22. yazısını yazmıştı ki, birden ayrılmak zorunda kaldı. Demirel ve Yılmaz'ın azılı düşmanı Barlas'a Zaman'ın kapı açması üzerine Mesut Yılmaz, Zaman gazetesini Barlas'ın ifadesiyle tehdit etti ve şantaj yaptı. Bugün başka bir partide faaliyet gösteren genel başkan yardımcısı telefonla arayarak' Barlas'a yazdırmaya devam ederseniz. Okullarınızı kapatırız.' şeklinde bir şantaj savurdu. Ben buraya kadarını biliyorum. Anlaşılan şantajın boyutu daha büyüktü. DGM savcısının hazırladığı komplo iddianameye destek verilmeside sözkonusuydu.

1998 Mart MGK'sında Fethullah Gülen dosyası masaya yatırılmıştı. Dışişleri ve İçişleri'nden gelen olumlu raporların karşısına MİT masaya, eski Ankara Emniyet İstihbarat Bölümü'nden telekulak skandalı nedeniyle tasfiye edilen Osman Ak ekibinin raporunu koydu. Başbakan Ecevit'in Gülen'i savunan açıklaması oy avcılığı için değildi. Ecevit, 1992'de Gülenle iki defa görüşmüş onun samimiyetine inanmıştı. Gülen taraftarlarının DSP'ye oy verdiğini sanmıyorum. Gülen'i bitirmek için çalışan ekip pes etmemişti. Geçen sene öldürülen Necip Hablemitoğlu ve ekibine, Gülen'le ilgili yalanda olsa raporlar hazırlamasını, Orta Asya ve Azerbaycan'da imajının sarsılması için destek verdiler. Hablemitoğlu başarılı olamadı. Ekibin genel koordinatörü Başbakanlık başdanışmanı ünvanını taşıyan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya idi. Erkaya, Rus Liderlerle görüşüp, 'Gülen'in okullarını kapatırsanız sizden silah alırız, helikopter ihalesini size veririz' diyecek kadar şantajı ve yemlemeyi bilen biriydi. O sırada Allah, Üzeyir Garih'i Gülen'in yardımına gönderdi ve Rus liderleri ikna eden Garih, Erkaya'nın akılalmaz oyununu bozdu. Erkaya eceliyle öldü, ancak Garih'i kimin öldürttüğünü arayanların daha derin araştırma yapmasını tavsiye ederim.

Karanlık odaklar Gülen'in idam fermanını 1999 başında imzaladı. Suikastla öldürülmesi, İBDA-C adlı sözde ' İslami terör örgütü'ne ihale edildi. Gülen'in derhal ülkeyi terketmesi, aksi halde öldürüleceğini haber veren isim Ecevit'in o dönemdeki ' kara kutusu' yardımcısı Hüsameddin Özkandı. Gülen 22 Mart 1999'da ülkeyi terketmeseydi öldürülecekti. 1999 genel seçimi öncesi tablo böyleydi. Gülen takipçilerinin bu karanlık tabloda kime oy verdiğini bilemiyorum. Ancak büyük oranda MHP'ye kaydığı söylenebilir. Oysa MHP, bu partiden ayrılarak BBP'ni kuran Muhsin Yazıcıoğlu'nun aklını Gülen'i çeldiğini düşünerek ona kin biliyordu. Halbuki böyle bir durum sözkonusu değildi. Yazıcıoğlu'nun Gülen'e olan sevgisi bu iddialara neden olmuştu. Azerbaycan ve Orta Asya'da Gülen Grubu'nun önünü kesmek için rahmetli başbuğ Alparslan Türkeş talimatlar vermiş ve Azeri lider Elçibey'in aklı 1992-1993 periyodunda çelinmişti. Kullandıkları iftirayı hep gizledim. ' Bunlar kene gibidir, kanınız emerler' demişlerdi saf Elçibey'e.( Kendi ağzından duydum) 1995'de günah çıkartan Türkeş, Gülenden özür dilemiş ve onun hizmetlerini takdir etmişti. Bu açılımdan sonra MHP'nin 28 Şubat süreci sırasında Gülen'e şantaj yapacağını sanmıyorum. MHP'de böyle 'şerefsiz' bir siyasetçi göremiyorum.

1999 seçiminde hüsrana uğrayan ANAP ve DYP, Gülen Grubu'undan oy alamadığı için kızgındı. Gülen'e herzaman kibar davranmış, aslında hırçın biri olmayan CHP Lideri Deniz Baykal, zaten oy beklemediği için Gülen'e şantaj yapan parti ve lideri olamaz. Tansu Çiller, Asya Finans'ın açılış törenine katılmış ve Gülenle aynı ortamı paylaşarak hizmetlerinden dolayı teşekkür etmişti. Bu dönem Gülen'i herkesin alkışladığı bir dönemdi. Asıl yiğitlik onun hakkında asılsız iddialar, iftiralar atıldığı 1999 Haziran fırtınasında onu savunabilmekti. Çiller bu cesareti gösteremedi. Ne Yılmaz, ne Çiller, ne Bahçeli, ne Demieral iki çify olumlu laf etti. Sadece Muhsin Yazıcıoğlu, Hasan Celal Güzel ve Ecevit. Daha önce Gülen Grubu'nun önünü Azerbaycan ve Orta Asya'da açmak için defalarca referans mektupları yazan, elinden ödül alan Demirel'de inanılmaz bir ikiyüzlük gösterdi. TRT'de kartlaşmış bir dinazorun karşısına geçip, ' Madem Gülen devleti ele geçirecek, parti kursun' diyecek kadar saçmaladı. Demirel, cumhurbaşkanlığının sonuna kadar darbecilerin sözlerini dinleyen, bunca yıldır kendisini desteklemiş seçmenini aldatan bir profil çizdi.

Çevik Bir ve ekibi, 28 Şubat sürecinde inanılmaz şantaj, tehdit üsullerine başvurdular. 1998 Mart MGKsında Gülen'in ipinin çekilememesinin başsebebi Dışişleri Raportörü Bakanlık Müsteşar Yardımcısı, bugün Washington büyükelçimiz olan Faruk Loğoğlu idi. Bir ve ekibi Loğoğlu'nun evine giderek olumlu raporunu değiştirmesi için şantaj yaptı ve cesur yürek Loğoğlu'ndan ' yanlış biliyorsunuz' nasihatı dinledi. Bir ekibinin Nisan 1999 MGK'sına sunduğu ve kısmen kabul ettirdiği 8 sayfalık iriticaya karşı yaptırımlar konulu politika önerileri elimde. 28 Şubat kararlarından daha dehşetlisi olan bu rapora göre, Gülen'in okullarına el koyup, başlarına Milli Eğitim'den müdürler tayin edilmesi, yurtlarının tasfiyesini ögörmüştü. Ecevit'in ' iç savaş çıkar' diye itiraz etmesine kızan Bir, bunun üzerine Gülen'le ilgili DGM sürecinin başlatılması ve grubunun tahakküm altına alınması için senaryolar üretti, medyayı top gibi kullandı. Ancak emekli edildikten sonra medya sözünü dinlememeye başladı. Hele cumhurbaşkanı adaylığı fiyaskosu ile iyice gözden düştü. 2000 yazında medyada yeniden fırtına kopartılmak istensede ilk fırtınadaki ' Düğmeci Ali Paşa' evinin asasöründe 24 saat ' düğmeye basmayın' diye bağırdığı için sesi kısılmıştı; tekrar düğmeye basan bulunamadı. Cumhuriyet gazetesinin nefesi yetmedi. Tek yol kalmıştı. Asker nefesi. Devrin Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun ' Gülen devletin altını oyuyor' işaretini alan DGM savcısının ertesi gün 2000 Eylül'ünde açtığı davanın beraatle sonuçlanacağı 80 sayfalık iddianamedeki saçmalıklardan belliydi. Dava, Gülen'in deyimiyle' Ne cennet, ne cehennem' şeklinde zımmi beraat ile sonuçlandı.

Bütün bunları bugüne nasıl gelindiği bilinsin diye yazıyorum. Seçmen, zaten kime oy vereceğini iyi biliyor. Gülen'e kimin şantaj yapmış olabileceğini umarım anlatabildim. Yazdıklarımın belgeleriyle ispatını Gülen başka bahara ertelemiş; kusura bakmayın dostlar, ben yazmazsam uyuyamıyorum.

alıntı

deniz 22.05.2005 22:50:09
alınıtıların yapıldığı yer fethullah gülen'e sempati ile yaklaşmış. bu yüzden bir komplo teorisinden ziyade methiye niteliğinde. ancak sizlerin güven taraftarlarının bakış açısını görmeniz için yayınlıyorum  (plastik)

İzmirde, İstanbul'da, Ankara?da değil, bu sefer gurbet elde Gülen'i 9 yıl aradan sonra tekrar yakinen temaşa edip, ağzından dökülen billur, altın sözleri dinleyince kendimi seyri sülüke çıkmış, kainatı soyut bir mekandan kuşbakışı çıplak gözle seyreder buldum. Bu kısa seyahatta,Yunus Emre'nin neden ' Cennet, cennet dedikleri, Bir kaç köşk ile birkaç huri, İsteyenlere ver onları, Bana Seni gerek Seni ' dediğini; Gülen'in, aslında halimize sürekli ağlayan zıpkın gibi kalbimize işleyen sohbetinden anladım. Bu yazıyı okuduktan sonra bilmem belki sizinde, misal alemine vasıl olup Marifetullah kapısından Muhabbetullah'a girene ' Cennet'in neden kafi gelmediği ' konusunda kafanızdaki sorular kalkar. Mevlana'dan Yunus'dan ötesini dinleyin şimdi.

Gülen'in ifadesiyle, ' Din-i Mübin'i yaymak, Allah'ı anlatmak gayeyi hedef değilse, bu dünyada yaşamanın ne anlamı var ? ' 40 yıllık arkadaşım dediği bir sırdaşının nakliyle; Gülen bir rüyasında kendini cennetde görür. Huriler, gılmanlar, köşkler, altından bal, şarap, süt akan ırmaklar kendisine tahsis edilmiştir. Ama Gülen'in canı sıkılmaktadır. Çünkü orada Allah'ı başkalarına anlatmaya, Din-i Mübin'i yaymaya ihtiyaç kalmamıştır. Gülen, elinin tersiyle cennetin eşsiz nimetlerini iterken, uykudan uyanır. Oh ! der. Hala yaşıyorum; Allah'ı birilerine anlatabileceğim. Allah'ı anlatmadan bir yaşam cennetde bile olsa onun rüyasına giremiyor. ' Alemi İslam'ın, Türk milletinin imanını selametde görürsem cehennemde yanmaya razıyım' diyen asrın söz üstadının samimiyeti ile Gülen'in ki adeta denk. Hayatını, imana, Kuran'a, İslama vakfetmiş erenlerin tüm hücrelerine işlemiş bu ulvi gaye bundan güzel resmedilemezdi. İşte Yunus'da ' Yalnız Seni isterim ' derken bu ulvi gayenin pişirdiği ali ruhuyla dilinden ' cenneti istememe ' dökülüyordu. Marifetullah ve Muhabbetullah'ın zirvesine çıkanlar; yalnızca O'nu ister, O'nu sever, O'nun rızasını tahsil ve Din-i Mübin'i için ömür sermayesini kullanır; mal, mülk, kadın, makam, mansıp ve hertürlü dünyevi meta, hatta uhrevi kazanç gözünden silinir, sadece O vardır, gerisi birer atlama taşı, imtihan aracıdır, gaye değil.

Hz. Davud'da kendisine verilmiş tacı, tahtı, gücü, mülkü bir kenara koyarak dağların yolunu tuttuğu zaman aynı duygu ve düşünce içindeydi. Davudi ezanıyla dağları titretip O'nu arıyordu. Kuran'da Rab, bildiği halde meleklerine Davud'a ne aradığını sormalarını ister. Davud (AS) da ' Seni gerek Seni ' der. Ya Yusuf (AS) ! Kardeşlerinin ihaneti, ismet sıfatı ile müberra iken uğradığı iftira, hapiste geçen çileli günler ve tırmanma şeridinde Mısır'a Aziz oluşu, kardeşlerine, ağlayıp gözsün kalan babası Yakup (AS)'a kavuşması, tam nimetler zirvede iken yine aynı ses: Bana Seni gerek Seni. Ölüm istenmez ama O'na kavuşmak için Yusuf'un yaptığı ismi azam dua çıkıyor karşımıza Kuranda. Belada istenmez, ama Allah verirse sabredilir. Allah bazen sağmak için sıkar, sıkıntı verir. Yusuf'a aşık iken dünyanın bütün servetlerini vermeye hazır, O'nu bulduktan sonra mecazi aşkını ilahi aşka çeviren Züleyha'ya ne demeli ! Kadın için aşk şiiri yazanlar ne kadar zavallı; O'nu bulanlar ise ne kadar şanslı. Aşk arayanlara duyurulur !

Misal alemine vasıl olamayan metafiziki tanımayan fizikci veya insan ne kadar deha olursa olsun dünyanın misal alemindeki aksini anlayamaz. Bu dünyanın misal aleminde yaşayan bir boyutu var; zaten kainatda zerre olmasına rağmen dünyayı değerli kılan eşrefi mahlukat olarak yaratılan insanın misal alemindeki yansımaları, hakeza kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Resulu Ekremdir. Dünyanın misal alemindeki yansımasını bazı alimler balık ve öküz ile resmetmişler; eğer misal perdeleri kalksa belkide elinde kamçısıyla güneşi hareket ettirmeye sevkedilen meleği göreceğiz. Dünya, beraberinde mazi, halihazır ve istikbaldeki cennet ve ve cehennemlikleri taşıdığı için misal aleminde ona değer atfedilir, yoksa fiziken maddi konumuna göre değil. Bir insanın misal alemine yansıyan aksi iman kuvveti nisbetine göre büyür. Allah'ı ne kadar bilmiş ne kadar sevmiş iman etmişse misal aleminde o denli büyük neticeye sahip olur ve melekleri geçer. Buna göre peygamberimizin misal alemindeki aksi sedası zirvede olduğu için aynı anda pek çok yerde görünebilir. Işık hızı, zaman gibi kavramların izafi olduğunu misal alemine duhul etmeden anlayamayız.

Rüyalar, misal aleminin habercileri, bilinçaltındakilerin misale dönüşümüdür. Gülen, ' Bu fakirle birlikte Asya'da 20 yerde- Türk okulunda- Resullah'ın yakazeten ve rüya aleminde görünmesi misal alemindeki efendimizin ne denli güçlü yansımasına sahip olduğuna delildir ' derken ümit solukluyordu. Gün boyu kararan bulutlar elle tutulacak kadar yakınlaşmış iken birden boşalan yağmur karanlığı ışığa inkilap ettirmişti Pennsylvania'da Gülen bunları anlatırken. Müslümanların üzerine boca eden kara bulutlar artık zirveye ulaştı, bunun arkası boşalan yağmur ve aydınlık diyerek umut pompaladı hava durumundan. Allah'ın vaadi, yeryüzünü salihlere varis kılması üzerinedir.

Allah, her millete kavime peygamberler göndermişti. Mevzu iki hadise göre sayıları 124 bin veya 224 bin. İmam Rabbani, Hint kültüründe yüzlerce peygamberin izlerini keşfen bulduğunu söyler. Tarihin bilinen kısımlarını tahrip ederek tüm medeniyetlerin oluşmasında hizmetleri bulunan peygamberleri yok sayan tarihçiler, bilinmiyen yılları nasıl izah etsin. Allah'ın birliğini savunan Grek medeniyetinin öncülerinden Sokrates belki de peygamberdi; Çin ve Hint'e ahlaki öğretileri sunarak ortaya çıkan Buda ve Brahma'da belki mürseldi. Her medeniyetde peygamberlerin izleri bulunabilirdi, eğer arkasından bıraktıkları tercüme edilirken tahrip edilmese idi. Tercümede bir kelimede yapılan yanlışlık gerçekleri silebiliyor. Kuran'ın bildirdikleri dışındakilere peygamber demek caiz olmadığı için tedenni ile ' belki' diyoruz. Onların hepsi Allah'ın rızasından başkasını gaye yapmadılar. Ama ne acı ki, yaşadıkları dönemde değil öldükten sonra değerleri anlaşıldı. Gülen'in, ' Biliyorum hoşunuza gitmeyecek ama ölümüm yaşamamdan daha fazla hizmet edecek ' demesini Said Nursi'nin öldükten sonra milyonlarca talebeye ulaşıp eserlerinin pek çok dile çevrilmesi ile yorumlayın. İnsanlar ölünce herhalde devleti ele geçirme ihtimalinin fiziken kalmadığı sanan misal aleminden habersiz gafiller önyargılarını kaldırıyor. Kalp gözü bağlı olanlar, kalbinde mühür, kilit bulunanlar, gözlerinin önündeki perdeden dolayı görüp işitemeyenler her devirde var oldu.

Mevlana'nın devrin evliyası, üstadı olan babası Bahaeddin Veled Belh'den çıkartan, devleti ele geçirecek fitnesine kanan, sonra özür dileyen Müslüman-Türk hükümdarı Muhammed Harzemşah değilmiydi? Üstad özürü kabul etti, ama orada artık duramazdı ve Anadoluya İslamı taşıyan erenlerden oldu, Mevlana'yı bize kazandırdı. Devletlerinin ülkenin en sevilen, hürmet duyulan alimi tarafından ele geçirilmesinden korkan hükümdar kısa süre sonra tacını kaybetti, o beldeyi ise Moğol istilası yıktı, kavurdu. Üstadlar affetsede Allah'ın gayretullahına dokunursa, O affetmiyor. Allah'ın merhameti gazabının önündedir. Ama mazlumun, muzdaribin duasınıda ihmal etmez. Bir binanın tepesinden düşerken yere çakılana kadar yaptığınız dua makbuldur- hala hayatta iseniz- Çünkü sebebler aleminde yapacak bir şeyiniz kalmamıştır, mazlumun duası bu nedenle arşı alayı inletir. Merhamet kahramanı üstadlar hep bundan korkmuştur. Gördükleri zulme rağmen beddua etmeyip, bilakis dua etmeleri, içimdeki kini söndürüyor, müsbet harakete çeviriyor.

Doğu, Batı'ya tarih boyu kalbini boşalttı, iman ve medeniyet üfledi. Batının kurduğu medeniyetde doğunun payı vardır. Kuran'da dört yerde Mesihin gelişinden bahsedilir. Hiristiyanlar, Museviler, Müslümanlar herkes Mesih'i bekliyor; tıpkı işaretleri bilinen peygamberimizin beklendiği fetret asrı gibi. Mesih, asrın sultanının yorumuyla Hiristiyanlığı tashih edip müslümanlarla birlikte inançsızlığa karşı mücadele etmek için gelir. Tüm Hiristiyanlar sekaratta Allah'ın bir olduğunu Hz İsa'nın onun oğlu olmadığını görür, tövbe ederek göçer; ama iman etmiş sayılmaz. Bu durum Hz Musa'nın peşinden Kızıldeniz'e geçerken tövbe edip secde etmesine rağmen imanı kabul edilmeyen firavunun hali gibidir. Kuran'da Allah Hz İsa'ya sorar: Sen mi söyledin onlara şirk koşmalarını. Hz. İsa, ' ben içlerinde iken onları hali böyle değildi, sonradan değiştirdiler' der. İşte beklenen Mesih, Hiristiyan aleminden Allah'ın birliğini yeniden tesis için çalışır ve ölmeden buna muvaffak olduğunu görür. La ilahe illallah'ı bulan Hiristiyanların, Allah'ın rahmet ve inayetiyle ehli necat olma ihtimali olsa bile Mesih'in irşadı ve Muhammedi kokuyu taşıyan alperenlerin temsil görevlerini bilhakkın ifa etmeleriyle kelime-i tevhidi tamamlamaları beklenir.' Ümmetimin başı ve sonu hayırlıdır' diyen Resul-u Ekrem'i doğrulamak için Mesih gelmelidir ki, müslümanların 300 yılı aşkın süredir devam eden Ashab-ı Kehf uykusu bitsin, leylden sonra nehar gelsin.

Gülen gibi demeye var mısınız : Din-i Mübin'i yaymak, Allah'ı anlatmak hayatımın gayesi değilse, bu dünyada yaşamamın ne anlamı var ?

alıntı

keje 16.10.2006 14:50:09
Bu insan kim,neyin nesi gerçekten merak ediyorum?Etrafımda o kadar insan var ki bu insana bağlanmış,nurcuların hizmetine girmiş..Bazen konuşuyoruz.tartışıyoruz arkadaşlarla bu konuda gerçekten yansız ,belgelere dayanan bilgilere sahipseniz ve beni aydınlatırsanız mutlu olacağım..Etrafımdaki bu kadar insan bu grubun hizmetindeyken eğer yanlış birşeyler yapılıyorsa buna göz yummamak bizim görevimiz..

deniz 05.01.2007 11:41:34
fethullah gülen hakkında cemaat içinden nurettin veren le yapılan söyleşi:

http://youtube.com/watch?v=2sbLTn2L8uQ

http://youtube.com/watch?v=EqZvFsKxS6I

hepsi: http://youtube.com/results?search_query=nurettin+veren


fethullahçılar sol düşüncenin en öteki ucunda duran insan kitlesini oluşturuyor.

amerika ve türkiyeli oyuncakçıların en güzel üretimi

05.01.2007 11:52:52
fethullahçılar din üzerine yoğunlaşmış
dinimiz için ne yalıbileceği hakkında güzel bir örnek

Sapiens 05.01.2007 12:08:02
sol düşüncenin en öteki ucu ne demek yani fettullah hoca ve cemaati sizce sol bir yapılanmamı?


pek çok sevmeyenide sağcı diye itham eder halbuki

bazıları şeriatcı der

bazıları şeriat düşmanı hatta liboş (ibda tandanslı dergielre bakarsanız)bile demişlerdir

işin anlıyamadığım yanı

Ben eskiden hocaya kızardım şimdi de kkzıyorum ama belli etmiyorum niyemi

hoca karşıtı olan abzı kişilerle kazara aynı parantez içinde yer alamktan çekindiğim için

çünkü hocakarşıtları  daha çok kızılacak kişiler

mesela sayın Prof.Haydar Baş hoca,Mesela sayın Doğu perinçek,mesela sayın Türkan saylan   vs vs de vs vs


onlarla hoca arsındaki fark zararları aynı ama hocanın faydalrı var enazından (türk okulları ile alakalı bir araştırma yaparsanız  [bu faydaları kendi açımdan değil Türkiye cumhuriyeti açıısndan fayda görüdğüm iöçin sayıyroum yoksa  yiğidi öldürelim hakkını yemeyelim] onların faydasıda yok


05.01.2007 21:10:53
Sanırım en öteki ucu derken sağın en ucu kastedilmiş, yani ben öyle anladım.
Aslında nur cemaatinin sağla solla pek işi yok. Din ekseninde bakıyorlar her olaya.
Neyse bu arada DHKP-c denilen terör örgütü devrimciyse ben de İngiltere kraliçesiyim. DHKP-c terör örgütüdür, yaptıkları terör eylemleridir. Devrim halkı öldürerek yapılmaz, halkla birlikte yapılır.

deniz 05.01.2007 21:41:10
Aslında nur cemaatinin sağla solla pek işi yok. Din ekseninde bakıyorlar her olaya.

kesinlikle böyle değil. hatta bana dinden başka herşeyle ilgililer gibi geliyor Smiley
muhafazakarlık, ticaret, faşizm, din sömürüsü, ajanlık, emperyalizme alet olmak, dini deforme etmek vs.

06.01.2007 00:56:42
muhafazakarlık, ticaret, faşizm, din sömürüsü, ajanlık, emperyalizme alet olmak, dini deforme etmek vs.
Şimdi ben bu adamların yaptıkları hiçbir şey onaylamıyorum ve bu adamlardan tiksiniyorum. Bunu açık açık söyleyeyim.
Şimdi faşizm dersek biraz abartı olmaz mı? Ateistleri toplayıp asmıyorlar ya? Bu fetocuların astığı kestiği dürttüğü bir adam geliyor mu aklınıza?
Saydıklarınızın hepsini din ekseninde yapıyorlar sonuç olarak. Dinden başka bir şeyle ilgilenmemeden kastım oydu. Yani gerçekten dinden başka bir şeyle ilgilenmemeleri için bu adamların gerçekten nur yüzlü ak sakallı iyi insanlar olmaları lazımdı.
Fakat adamların yaptığı din sömürüsü. Din ekseninde yapıyorlar bunu.
Yani sanırım aynı şeyleri söylüyoruz ama ifade ediş biçimimiz farklı. Sizin efemine dediğinize ben gay diyorum gibi bir durum var sanırım.

deniz 06.01.2007 07:52:14
öğrenci evlerindeki "abi" lerin haricinde yüzlerce biçimde fethullahçı profili var.

ev kadını, sanayici, medya sahibi, otelci, polis, hakim, milletvekili, mitçi, asker, bilim insanı, vs. vs.

bunlar kendi alanlarında türk-islam sentezi teorileri ile örgütlü bir biçimde çalışmaktadırlar.

asaf 06.01.2007 13:27:36
Futbolun içinde çok vardır bu 'abi'lerden.. Bir Galatasaray taraftarı olarak üzülerek söylüyorum ki: Galatasaraylı futbolcuların çoğu Fethullahçıdır. Zaten bilinmeyen bişeyi de söylemiyorum.


Sayfa: [ 1 ] 2 3 4 5 6 7