|
||
| (...) Gayb Ricalin gördüm selam ettiler bana... Edeb içinde divan durdular. Kulağıma Fethiye salâtın okudular... Kırklar sonra söylediler bana... Üçler, Yediler sonra Dörtler buz gibi su ikram ettiler bana... (...) Kırklar sofrasında bulundum... Bunlardan üç kişi ile halen haftada bir gece buluşurum... "Kırklardan mısın?" diye bana sorma... Ben o üç ile dört yaparım... Hiç ile Kırk oluruz... Üç kişi bir de ben, bir de hiç bir taife teşkil ederiz. Gezeriz... Hem Kırk'ız, hem Dörd'üz hem Hiç'iz biz... Bulunduğumuz yerde Kırk oluruz biz... Çünki biz Kırk'larız da ondan... Elini tutmak istediğimizde şükrün mukabili değil de Bahane ararız biz... Birinde bahane bulduğumuzda ben ile üç kişi ve Hiç görünürüz... Elini tuttuğumuzu içimize alırız heman Kırk oluruz ve İki görünürüz... Ondan sonra ister görünür ister görünmeyiz biz... Biz her yerdeyiz, her yer bizdedir... Gündüz cismani, gece ruhani işlerimizle meşgulüz biz... Bizi görürler... Bulamazlar... Zira gaflet ve şüphe bulutlarıyla örtülüyüzdür... Bin bir renkte görünmeğe mecburuz... Vazifemiz çok ağırdır... Âfatları bahane ile biz önleriz... Biz yer yüzünde bahane arayıcısıyız... Biz bahane ile Kırk kişi olduk... Bizi bazen Veli, bazen meczup, bazen zındık görürler... Bu hal bizim sükun ve huzurumuzu bozmamak için Allah'ın bir vergisidir... Bu kadar çeşit içinde sebat edip şüpheyi silen elinde bahane bulunan bizden faide görür... Bizden faide gören şükrün tadını bilir... (...) Kendi kendine itimad eden, şüpheleri kıran bahane aramağa başlar... Bahane habersiz yakalanır... Saklanır, günü geldiğinde senden o bahaneyi sorarlar, o zaman el tutulur... Bizim duamız bize yaramaz başkasına yarar... Çünki Biz Allah için dua ederiz nefsimiz için değil... Kıymet de buradadır... Onüç senedir Kırklardanım... Kırkların Yedinci, en genciyim... Türkiye'de üç kişi vardır Kırklardan... Üç Suriye, Üç Mısır, Dört Irak, Yedi Medine, Altı Mekke, iki İspanya, iki Hindistan, Bir Kafkasya, Bir Salamon adaları, Bir Cava, Bir Çin, Bir Güney Afrika, Bir Güney Amerika, Dört tanesinin de yeri söylenemez... Bunların yerleri icabında derhal değişir. Hali hazıra göre söylüyoruz... (...) Kırklar da görünür dünya ile, görünmez ruhani alemi yekdiğerine rapteden köprü gibidirler... Yekdiğerleriyle Kırklar izni ilahi ile kendi telsizleriyle her an konuşabilirler... Yekdiğerlerini her an görebilirler... Mekan, Lâmekanı setreden bir perdedir.... Perdeyi kaldırdığın zaman mesafeler yok olur... Çok tuhaf söylüyoruz; cidden tuhaftır... Bu kelime gafletin ta kendisidir. Size tuhaftır, fakat asıl hakikat budur... (...) Kendi kendine sual: "-Bu da Kırklardan olduğunu söylüyor doğru mu? Yok canım..." Cevap: Kırkları sen boynuzlu, kuyruklu veya başka türlü mü zannediyorsun?... O da kul.. Amma Kul... Şüphe yolundan çıkmayana birşey vermezler... Şüphe; inanmanın zelzelesidir. Hepsini yıkar yerle bir eder... Kırkları kaçırdın elinden. Allah'a ısmarladık... (...) Hakikati herkes anlarsa dünyada kul kalmaz... Dünyada o kadar Veli'ye ihtiyaç yok... Sen yine bildiğine devam et... Bizim sözlerimiz başka mıntıkanın lakırdılarıdır. (...) 10.11.1955 yazanın dogrulugunu bilmem ama yazdıklarının dogruluguından buraya aldım.. kaynaksız bilgimi nakledicem üzgünüm aradım kaynak bulamadım imam-ı gazali seriat ehli ulema dan o dönemlerde tasavvuf a sapkın yol gözüyle bakılıyor gazali yedi sene uzlet e çekilip yedi sene sonra geri döndügünde ulema ile tasavvuf ehlinin anlaşamadıgı konulara açıklık getiriyor ulema tasavvufu anlamadıgını kabullenerek bakışlarını degiştiriyorlar neden tasavvufcular bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymadılar? çünkü tasavvuf da birilerini ikna etmek ve bir şeyleri düzeltmek gibi bir düşünce olamaz çünkü onlar her şeyin iyi tarafını görürler ve faili mutlagı bilirler işine de karışmazlar onlar aleme sadece seyir için geldiklerini bilirler.. burada ki niyetim bir çok konuyu açmak ama üstü kapalı açmak ve sadece sorulana cevap vermek oldugu için imalı gitmeye karar verdim ve bunlar için kaynak olmayacak sadece benim görüşüm bakışım dogrultusunda olacak.. cevrenizde gördügünüz her şeyin aslında bir şey oldugu nu düşünmeniz sizi geliştirir ve her şeyde bir şeyi ararsanız çözemediginiz hiç bir şey kalmaz çünkü aslolan herşey bir şeydir bu bir şeyin adına inancınıza göre bir isim koya bilirsiniz sizi ulaştıracagı nokta önemlidir.. alemde var oldugunu gördügünüz herhangi bir şeyi kemali ile çözmeniz ve diger geride ne varsa olanlara onun aynıymış gibi düşünmeniz çözülemeyecek anlamsız hiç bir şeyin kalmadıgını göreceksiniz alem ile insanın yaradılışı ne kadar benzer oldugunu göreceksiniz bu bakış ile aslında herşeyin aynı yaradılş ile yaradıldıgını da göreceksiniz.. bunlara ulaşmanın yegane yolu bir çok dinde oldugu gibi isalmda da nefis terbiyesinden geçtigini unutmayın nefsin halleri şunlardır.. 1-nefsi emmare--emreden nefis 2-nefsi levvama--kendini kınayan nefis 3-nefsi mülhime--itaat ve isyan ilham eden nefis 4-nefsi mutmayine--huzura eren nefis 5-nefsi radiye--rabbinin rızasına nazarını diken nefis 6-nefsi marziye--allahu tealanın razı olduğu nefis 7-nefsi kamile--seçkin saf tertemiz nefis bu arada bunları yazarken de şunu belirteyim ben gurupculardan uzagım 1- nefsi emmare -- emreden nefis hiç kimseye en yakınınıza dahi emrivaki iş yaptırmamak rica ile dahi bir şey istememek aslı olan da bir şey istememek düşünün... bakkala bir şey almaya gideceksiniz ama isteyemeyeceksiniz evde ihtiyacınız olacak ama isteyemeyeceksiniz velhasıl hiç kimseden hiç bir şey istemeyeceksiniz burda nebinin şu sözünün anlamı ortaya cıkacak --istemeyin ihtiyacınıza ben kefilim-- bu da büyük sabır ile oluyor siz istemeden ihtiyacınız etrafınızdakilerce hissedilecek ve karşılanacak bir çogumuz yaşamışızdır aslında mesela evde çocugu olanlar bunu çok sık yaşar susamışsınızdır tam su isteyeceksiniz çocuk susadım der acıkmışsınızdır yemek yiyeceksiniz karnı tok oldugu halde çocukta sizinle yemek ister çünkü onların zihinleri o kadar temizdirki sizin açlıgınız onlara sirayet eder siz doymadan onlarda doymaz çocuklarda ben bunu izlemeye bayılıyorum hatta hayatta en zevk aldıgım şey bunu gözlemlemek burda yazacaklarım kesinlikle duyumdan ibaret degil bizatihi yaşadım ve o kokuyu aldım marifet ise bunun devamlılıgında.. bu marifet bende yok... |
||
|
||
| mevlüt kandılı haftaında hz muhammedın sosyal yasamını anlatan bır kıtap okudum ve kıtabın bır bolumunde peygamber efendıızın hıc kımseden bısey ıstemedıgını her ısını kendı yaptıgını sıradan oldugunu alcakgonulluluk altında ıslemıslerdı cok hosuma gıtmıstı ve ben bunun nefsi emmare ye karsı oldugunu bılıyordum fakat o zaman hatırlayamamıstım bunu bıze hatırlettıgın ıcın cok tesekkur ederımmm yaaa adnan abııtasavvuf yazını okudum gercekten kulak verılmesı gereken bır konu aynı ısanın avarılerı gıbı dort bı yana dagılmıslar allah yolunda felsefe yapıorlar ıı hosda sonunda bır soz gecıyor ona aklım takıldı "Hakikati herkes anlarsa dünyada kul kalmaz... Dünyada o kadar Veli'ye ihtiyaç yok... Sen yine bildiğine devam et... Bizim sözlerimiz başka mıntıkanın lakırdılarıdır. "" hakıkatın mukemmelı dunyanın yapılma nedenı tum bu nımetlerın layıkı peygamber efendımız ınsanı kamıl ustu bır varlık olarak kendını hıc bır zaman kulukdan cıkarmamısta bu dunyayı saran suphe denızde elıne ıkı cop gecen velı efendılermıı kullukan cıkacaklar hakıkat bızı kuluktan almaz mukemmel kul yaparrrr rabbımde bunu sadece bır gule nasıp etmıs oylede kalacaktırr saygılar |
||
|
||
| Bizim sözlerimiz başka mıntıkanın lakırdılarıdır. "" tasavvuf da kul kalmaz kulun varlıgı olmaz tarikatta buna fena fişşeh deniyordu galiba tam hatırlamadım.. varlıgını heba edip tek var olanı bulmak nebi nin hitabından ve hatta kurandan iki anlam çıkarılır 1- avama göre 2-havasa göre 3-havasül havasa göre avam havasül havasın lisanını anlayamaz bunun örnegi hallaç cı mansuru anlamadıkları için red ettiler mevlananın bir sözü var mesnevinin ya başlarında yada sonlarında ben sözümü söyledim sözüm yanlış anlaşılırsa ben sözümden de uzagım yanlış anlayandanda üç ler kırklar yediler in lisanından konuşan bizatihi haktır o lisan bize dogal olarak ters gelir konuşanın fikri zannederiz tasavvufun en üst seviyesinde varlık kulluk kalmaz orda kulluk bile yük olur orda sadece ALLAH vardır....... |
||
|
||
| fena fillah dı sanırım ole hatırlyorum saolun ben bır an sadece ıslam cercevesınden pbaktım ozur dılerım sanırım haklısınız mesnevıde ouuklarım gecı bırden gozumun onunden ve utandım saoun ılgınız ıcın teskekkur ederımmm " bu arada ogun annem kadının sesı programını ızlıyordu orda bı kadın ben evlenmek ıstıyorum ama tasavvuf ıle ılgılenen bırı olmalı dedı cok sasırdımkadın 45 yasında neyse bı adam aradı 68 ysında 70 sayfaık bır asavvuf kıtabı yazmıs fenafıllaha erısmıs falan fılan dedııı sonra konusmaları ılrledı ve adam basladı ben bır tarıkata uyuyım ustaddan bana evleneılırsınız sozu geldı dedı ve anlayacagınız kadın bunları dınlemedı ve evlenmeyı kabul ettıı """" bu ne perhız bu ne lahana tursusu tasavvufda tarıkatın yerı nedır bıde adam tasassufdan uzuktan yakından alakası olmayan bır tarıkat ısmı verdı bı zahmet ılgınızeeeee |
||
|
||
| 2- nefsi levvame--kendini kınayan nefis her ne halde olursa olsun kendini savunmayan övgü kabul etmeyen yergiye eyvallah diyen nefis iftira dahi atılsa bir ilahi taktir arayan hikmetini bulan nefis tarikat taki kurallar kesinlikle dogru ama şu an bu kuralları uygulayan hiç bir tarikat yok en azından ben böyle biliyorum gördüklerim çevizin kabugunu yiyenler içini kırıpta insana gıda olan tarafına ulaşan yok hakikat bilgisi olanın herhangi bir gurupla işi olmaz gurupculuk ayak bagıdır biraz kaba olacak özür ama söylemeliyim bizim köyde kapıya köpekleri baglarlar ben bir kapıya köpeklik yapacaksam bu kapı sadece hakkın kapısı olur kimsede beni ben hakkın kapısıyım diye kandıramaz.. fena fillah tan sonra fena fişşeh gelir bunun tam anlamını bulup yazıcam daha sonra tv de seyrettigin şey sadece komedi tasavvuf ehli bir bayan veya erkek eşini rabbinden diler rabbide icabet eder tarikat anlamını kabul etmiyorum islamda bölünme olmaz hatta nebinin bu konuda uyarısı var ümmetim fıkralara bölünecek..diye zamanında işaret etmiş bir taraftan tevhit yani birleme bir yandanda guruplara hiziplere ayırma zaten mantıga ters birde lütfen yazdıkların da bir yanlışlık olsa dahi özür dileme benden.. ve yazdıklarında bir hata yok hem ben teşekkür ederim konuya katkın için yuh bana ya herkezden özür diliyorum.. benim aklıma bile yerleştirmişler saçma fikirlerini fena fişeyh yani önce şeyh te fena olmak sonra nebi de fena olmak sonrada ALLAH ta fena olmak tabi bu ilki uydurma diger ikisi dogru... Nefsin mertebeleri diye biliriz yedi mertebeyi... Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmaine, Radiye, Mardiye ve Safiye!. Bu konuyu “KENDİNİ TANI” kitabında da detaylı anlatmıştık... Nefs kelimesiyle anlatılmak istenen esas itibariyle bilinçtir. Bilinç ilk oluştuğunda, veri tabanının getirisi sonucu, kendini beden olarak kabullendiği için, bedeninin tüm isteklerini kendi istekleri olarak benimser; tamamen bedenselliğe dönük ihtiyaç ve zevklere dönük yaşar. Bundan dolayı da “emmare nefs” olarak tanımlanır. Yani bilincin, kendini beden olarak kabulü söz konusudur bu anlayış düzeyinde. Kendini beden olarak kabullenen ancak bedenin kullanılmaz hâle gelmesiyle yaşamın son bulmayıp bir şekilde devam edeceğini, dünyada yaptıklarının sonucunu bu yeni yaşam boyutunda göreceğini düşünerek, geleceğe dönük olarak yaptığı yanlışlardan pişmanlık duyması levm etmesi olarak nitelendirilir. Görüldüğü üzere her iki mertebedeki nefs yani bilinç hâli de bedene dönük ve bedenle alakalıdır. Yani arz ile!.... Bilinç henüz semâsının farkında değildir!. Dünyası arzdır!... Bedendir! Sevinci üzüntüsü kavgası hep arzı yani bedeni ile alâkalıdır! Bilinci, kendisinin beden olmadığını, evrensel tekilliğin bir yansıtıcısı veya evrensel tekilliğin özelliğini kapasitesince açığa çıkartıcısı olduğunu fark ederse; bu farkediş ilham yollu olacağı için tanımlama bâbında “mülhime nefs” denir, “ilham alan” anlamına. Bu anlayış mertebesinde bilinç artık kendini beden kabullenmekten arınmaya başlar. Kâh bedenmiş gibi hisseder kendini bilinç, kâh da ondan ayrı bir şeymiş gibi... Ama bedenden ayrı olan bu hâlinin yapısının ne olduğu da henüz belirginleşmemiştir... Ayrıca bu, bilgi yollu yaşanır bir olay da değildir. Bilincin bu anlayış evresi yaşamın en zorlu devresidir. Bilinç sayısız çelişkiler içine düşer!. Kâh kendini kul görür kâh kendini Hak görür; bu hissedişlerinin bunların değişik sonuçlarını yaşar!. Burayı aşmak ancak ender kişilere mahsustur!. Bu düzeyde kendini Hak olarak gören kişi, zaman zaman velâyete bile tenezzül etmez(!)!. Tüm değerleri boşlayıp, tam bir bedenselliği yaşama düzeyine bile inebilir. “OKU”mak bu bilinç düzeyinde başlar tahkik ehli için!. Sünnetullah denilen SİSTEMİ OKUMAK başlayınca da bu bilinçte, Rasûlün neyi niye getirdiğini hakkel yakîn yaşamaya başlar... Burada Hanif olur!... Burada “Allah adıyla işaret edilene” iman eder... Burada “keşfi zulmanî”den arınıp, “keşfi nuranî” sahibi olur!. Burada kıyâmete kadar geçerli olan Kur’ân’ın sırlarını fark etmeye başlar... Ârif derler bu hâli yaşayana... Ama henüz velâyet oluşmamıştır!. Halkın yani taklit ehlinin veli sandığı hatta gavslık, kutupluk payesi yakıştırdığı kişilerin neredeyse tamamına yakını hep bu alandaki bilinçlerdir. Onlar da bazen kendilerini bu mertebelerin ehli sanırlar içinde bulundukları idrak dolayısıyla... Halbuki velayet pınarından akan suların birikintisinden başka bir şey değillerdir henüz! Velâyet ile aralarında okyanuslar vardır!.. ahmet hulusi İlm, üstündür irfandan; çünkü ilm sıfattandır, tenezzülen gelir… İrfan ise, kuldan zuhûr edendir urûca yarar!. O yüzden de, sıfatları arasında “irfan” sıfatı yoktur O’nun; “Alîm” isminin işaret ettiği “ilim” sıfatı vardır. ÇOKLUK GÖRÜNTÜSÜNÜN ARDINDAKİ TEK’İN İRFANI “MÜLHİME NEFS” MERTEBESİNDE BAŞLAR Madde dünyasında, fiiller boyutunda, yapılması gereken çalışmaları yaptıktan sonra bir kişi, kendisinde meydana gelen uyanıklık ile konunun derinliklerini araştırma gereğini duyar. Varlığın aslını, özünü, hakikatı, kendisinin ve gördüklerinin neden, nasıl ve hangi gaye ile meydana geldiğini araştırarak yukarıda bahsedildiği üzere tarîkat çalışmalarına başlar. Ve böylece “Melekût âlemi”nin inceliklerine sırlarına nüfuz eder. Melekût âlemi’ne nüfuz eden kişi burada müşahede etmeye başlar ki, pek çok varlıktan oluşan bu âlemde fâili hakiki TEK'tir! Her bir varlık, gerçekte O TEK varlığın isteğine uygun bir şekilde, O'nun irade ve kudretiyle kâim ve görev yapmaktadır. Gerçekte o varlıkların asla bağımsız birer vücutları yoktur! İşte bu seyre tarîkat seyri denilir ve nihâyeti Ceberût âlemi’ne varır. Müşahedesinde çokluk kavramı kaybolur, çokluk görüntüsünün ardındaki TEK'in irfanı başlar! Kişi bu durumda Nefs mertebeleri diye anlatılan sıralamada 3. basamakta yer alan "Mülhime nefs" seviyesindedir! Ancak burada çok önemli bir nokta var ki, eğer burayı anlamadan geçersek, daha ilerideki merhalelerde çok büyük yanılmalar oluşur. "Mülhime Bahsi" ve "Bilincin arınışı" isimli söyleşi kasetlerimiz de ve "TEK'İN SEYRİ" ismli kitabımızda çok geniş bir şekilde izah ettiğimiz gibi, bu geçiş basamağı son derece önemli bir yükseliş bölümüdür. Eğer "Mülhime nefs" mertebesi iyi tanınmazsa, kişi yanlış değerlendirmesi yüzünden "küfr"e veya "gizli şirke" çok rahatlıkla düşebilir! Kişi kendisini görürken, vehmî benliği ortadan kalkmamışken, Hakk'ın dışında varlıklar görme hâli devam ederken ben Hakk'ım" demesi "küfr"ü yani hakikati inkârı, gerçeği örtme hâlini meydana getirdiği gibi; Tek'lik yanısıra, çokluk isbatı dolayısıyla gizli şirke düşme hâlini dahi yaşayabilir. "Mülhime", ilham alan anlamınadır. Yani bu düzeye gelen kişi kendisinin üstünde olan çeşitli mertebelerden gelen ilhamları almağa başlar; arınması, nefsini tezkiye etmesi nispetinde. Bu sebeple de ilhamın geldiği mertebenin özelliğine göre hâller yaşamaya başlar! ahmet hulusi |
||
|
||
| ahmet hulusııı bılıncın arınısı ve evrensel sırlar kıtaplarını okumustummm ıı hos yazıyo ama ben bazennnn onu marksıst buluyorum yanılıyormuyummmm |
||
|
||
| tasavvuf düşüncenin marksist düşünce ile benzerlik noktası çok.. birey ilişkilerinde ve birey haklarında bu çok daha net gözükür... |
||
|
||
| teyıt meselesı olemııı cok tesekkurler dunyanın en zıt ıkı kawramı nasılda kesısıyor demı bu evrende asımptotlukkkkk yok hersey bıseyle mutlak kesısıyorrr |
||
|
||
| @philosafftrick ve @adnan kardeşim Ahmet hulusi yapmacıktır yap-ma-cık bir şey yok orta yerde dedikoducu
|
||
|
||
ahmet hulusııı bılıncın arınısı ve evrensel sırlar kıtaplarını okumustummm ıı hos yazıyo ama ben bazennnn onu marksıst buluyorum yanılıyormuyummmm ben onun marksist yanını görmedim teyit derken marksist oldugunu değil islamın birey haklarında marksist düşünce ile benzerligini kastettim.. |
||
|
||
| her cins birbirini çeker adnan abi bana yazdıkları önemli değil bana halen ne verebilir kocaman Bir SIFIR Hiiiiççç zaten versede ben onu almam talip değilim burada Ahmet huslusiden konuşuyorsunuz yazdıklarına söylediklerine baktıktan sonra görüşümü söylemek dedikodu mu görüşüm şudur ki bu adam yap-ma-cık şimdi görüşümü söylemek dedikodu olur mu yoksa Vahdeti Vücüd meselesinde zihin aleminde dolaşmak mı dedikodu Ahmet hulusi işte zihin aleminde dolaşıyor Muhammed Şems-Üd-Din Yeşil Efendi den kıymetli söz Seyrim-i Allah Hiddet-i fikir ile el-de e-dil-mez nasıl ki bir adam uyuyor rüyasıdan dostu ile konuşuyor geziyor dolaşıyor ve birde bas bas bağırıyor sende onun uyuyan adamın yanındasın onu duyabilirmisin İşte Aşıığında sedası böyuledir yanındakilerin hepsi gafildir okumak lazım elbette adam bir şey yazmışsa okumak ne diyor diye bakmak lazım adam televizyonada çıktı konuştu dinlenildi bende notumu verdim bu adam yapmacıktır |
||
|
||
| renault&ferrarii gercekten cok hos yaklasmıssın konua okumak lazım ama ıster alırıs ıster almayız bız okumayı ssavunduk baska bısey yok senı ve tavrını tebık edıyorum cok hos bır uslup saygılarrrr |
||
|
||
| gayem senin gibi bir dost ile tartışmak degil.. ama ikimizede faydası olur ümidiyle bir şeyler yazmak istiyorum.. gönlünde hakkın muhabbeti olan için kafirde konuşsa o ilmi ile onu hakikata çevirir meyhanede ders gördünmü sen git otur içmeden bir nidalarını dinle bak ne konuşuyorlar çevrene bir bak ne konuşuyor insanlar ama ayrım yapma şimdi.. hakikat duyan kulaktamı marifet yoksa konuşandamı konuşanda ise bırak o marifet onun sana fayda yok dinleyen kulakta ise işte o erecek murat edilene.. tasavvufun erbabı bir başka dinler konuşanı ona göre herkez haktan bahseder ona zaten gayrı bir şey yok mesneviden bir kıssa anlatayım ama sende deki adnan abi ibret maksadı ile anlattı.. derviş hana ugrar gece konaklamak için orda bulunan yolcular diretirler gel bir sohpet ver diye sohpete başlar efendi ama aklıda binegi olan eşşektedir hancıya ikide bir hatırlatır yemini suyunu ver altını temizle diye hancı la havle çeker durmadan sabah olur kervan yola çıkar herkez yol alırken dervişin eşşek halsiz perişan tökezleyerek gider derviş duruma vakıf bilir sebebini ee ne olacak der gece yemi yiyecegi la havle olan eşşek gündüz yolda secdeye kapanır benim bu eşşegim la havle yemedi, milletin soğuk yeline karşı durmadı, haktan başka bir konuşanda duymadı. |
||
|
||
| efendi hazretleri dinleyende değildir hüner söyleyendedir demiştir Efendi hazrterlerin her cümlesi Vahdeti vücuda uygun konuşur böyle öyle iman etmişim dinleyende değildir hüner söyleyendedir dediğine göre bunun üzerinde bir dur ben meyhanedeki adamları ayrım yapmıyorum .... adnan abi her mesleğin sahtecisi vardır Mevlana mesnevide söyler zaten o misali ben Efendi Hazretlerinin açıklamasıyla okudum biliyorum fakat uzun zaman oldu orada incelikleri şimdi hatırlamıyorum yalnız orada şu var her mesleğin sahtecisi vardır o la havle çeken sahtedir sen ona bakma hariçte la havle çekiyor ama işte yapmacık sahte çarpılma bil bul ol dinleyende değildir hüner söyleyendedir İnsanda sen de dinleyenle ben konuşanın mecmuuna denir yahut bende konuşanla sende dinleyenin mecmuuna denir yani Ahmet hulusinin söylediklerinin hiç bir tutmadı zaten malı ariyettir taklittir ariyet malın hayrı olmaz hakiki bir düşünce oldu mu muhakkak bir hayır meydana gelir Muhakkak ( haktan türemiş bir kelime yanılmıyorsam) tabirlere dikkat etmek lazım İşte efendi hazretleri böyle konuşur Hulusi tabirlerin hiç biriyle alkası yoktur taklit konuşur ve sadece konuşur ben onu dinledim gördümde hemen anladım ki bu adam yapmacık ve bir çok hatalarıda var bazı şeyleri yapmacık ya işte bilim peşinden gidiyor diyor ki bilinc veritabanıdır filan nerde veritabanı işte dna mısın filan şeyi bırak kardeşim bunu bırak sayfa numarasını söyle bana sayfa numarasını bakayım bende ama işte yapmacık ya |
||
|
||
| kulagını aç da iyi dinle insanları kalıba koyma herkeze bir elbise giydirirsen kendince görürsün fikirleri çok şey kaçırırsın şimdi.. sen bir kalıba koymussun hulusiyi önce o kalıbtan kurtaralım ne iddia ettide tutmadı? ![]() ahmet hulusinin hiç bir iddiasını duymadım.. meslegin sahtesine gelince musade ette az çok anlarım .uruc etmişligimiz var yeşil hoca ile ahmedi aynı mihenk taşına vurmuştum yaw yoksam bendeki mihenk taşımı bozuk? ?
|
||