|
||
| Los Angeles'tan çıkan trash devi hikayesinde herşeyi başlayan Kerry King'di. İşte bakın ki King, Tom Araya'yla zaten aynı grupta çalıyordu ama birbirlerinin farkında bile değillerdi. King müzik yapmak için kendisi gibi punk ile ilgilenen birini arıyordu ve aramaları sonucu Jeff Hannemann'a ulaştı. İki gitarın yanına bir baterist gerekiyordu. Gerekende Kerry'nin pizza ısmarlaması sonucu bulundu. Pizzayı getıren adam Heavy Metal'in en sağlam davulcularından Dave Lombardo idi. Ama hala eksik vardı, bass ve vokal. Jeff bir hastanede çalışan Şili kökenli göçmen Araya'ya teklifi götürdü. Araya teklifi kabul etti, diğer elemanları tanımamasına rağmen. İlk sahne alışları 1982'deydi. Başka gruplarla alt parçaları çalarak sahneye çıktılar tabi bunlar favori gruplarıydı : Judas Priest, Iron Maiden... Ama esas hareketlilik 1983'te başladı. Woodstock adlı bir barda çalarken, daha başka birçok grubu bulup ortaya çıkaran güzel insan, Brian Slagel gruba efsanevi Compilation kasetler olan "Metal Massacre" kasetlerinden birinde yer alma teklifini götürür. Grubun bir şartı vardır: Eğer Brian Slagel kendilerine bir albüm yapmayı kabul ederse parça hazırlayacaklardır. Anlaşırlar ve grup "Aggressive Perfector" u kaydeder. Bu arada Kerry King Megadeth'e bazı konserlerde yardımcı gitarist olarak eşlik eder. Anlaşma sonucu 1983 Aralık'ınde Show No Mercy'yi çıkartır. Albüm inanılmaz şekilde destek bulur. Kapağındaki şeytanı temsil eden keçi resmi ve ters pentagramın o zamana göre oldukça radikal çıkışlar olmasına rağmen grup Heavy Metal camiasından olumlu tepkiler almıştır, bir takım insanlar onlara gülse bile. Albümde çığlıklar, hızlı gitarlar ve bateri birbirine karışmıştır. Albüm müthiş bir hız taşımaktadır. Albümde daha sonra Slayer klasiği halina gelecek olan "Fligh Till Death", "Evil Has No Boundaries" gibi şarkılar yeralır. Albümün bir başka ilginç yönü de elemanların albümün arkasında yeralan fotoğraflarıdır. Elemanlar o zamanlar konserlere makyajlı çıkıyorlarmış (şimdiki kadar koyu olmasa bile satanist makyajıdır bunlar). Albüm Avrupa'da bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı 1984'te çıkar. Bu arada grup "Chemical Warfare", "Captor of SIN" ve "Haunting the Chapel" adlı Ep'yi 1984'te piyasaya sürerler. Eee, günler ilerler tabi ki ve sene 1985 olur ve elemanlar dayanamaz ve ikinci albümü çıkartırlar. Yapımcı gene Brian Slagel'dir. Albüm ilkine göre daha karanlık ve satanist bir konsept üzerine kurulmuştur. Daha albümün açılışında "Join us" sesleriyle satanist propaganda başlamıştır. Albüm çıkar çıkmaz Amerika'da 100.000 sipariş alınca büyük plak şirkerlerinin dikkatini çeker SLAYER. Grup biraz daha oturmuş yapısı ile dikkat çeker. İlk albümdeki hız mevcuttur ama grup artık yavaş ve oturaklı şarkılarada yer vermektedir. İlk iki albümün ilgi görmedisi üzerine prodüktör Rick Rubin grupla iletişime geçer. Adamın tek falsosu prodüktörlük yaptığı elemanların Run DMC, Beastie boys gibi adamlar olmasıdır. Slayer onun prodüktörlüğünü üstlendiği ilk heavy metal grubudur. Trash/Speed dünyasına esas darbeler bundan sonra indirilmiştir. Grubun Rick Rubin ilk yaptığı ilk albm, 1986 çıkışlı "Reign in Blood" Heavy Metal kitabının Trash/Speed Metal sayfasına adını altın harflerle yazdırmıştır. Albüm o güne kadar olan trash spped kavramını alt üst etmiştir. Albüm en sağlam metronomun bile dayanamayacağı hızıyla tam anlamıyla bir hız abidesidir. Albüme ayak uyduruğp head bang yapmaya kalkarsanız kafanızın kopma ihtimali yüksek. Kesinlikle speed/trash dalında yapilabilecek en hızlı albümdür ve bu katagoride onları yakalayabilne henüz rastlanamamıştır. Albüm baş döndürücü bir hızla açılmakta ve her şarkıyla insanı bu metal girdabının içine biraz daha çekmektedir. Albümün açılışını yapan "Angel of Death" ise aynı anda Heavy Metal klasikleri yerini almıştır. Auschwitz Nazi kampında insanlar üzerinde vahşi deneyler yapan Nazi doktoru Joseph Mengele'den bahseden şarkıları yüzünden başta grubun yaratıcısı Hannemann olmak üzere grup Nazi olmakla suçlanır. Aslında bunda biraz Slayer'ın da suçu vardar: Grup logo olarak tıpkı Naziler gibi bir kartal kullanmaktadır ve fan clublarının adı da "Slaytanic Wehrmact"tır. (Wehrmacht II. Dünya Savaşında Alman ordularına verilen isimdir). Sözler ise sadece satanizmle ilgili değildir. Albümdeki bütün şarkılar birer Slayer klasiği sayılmaktadır. 30 dakika gibi kısa bir süreye sahip olan albüm Avrupada 1987'de yayınlanır. Albüm kısa sürede Amerika'da 500.000 gibi yüksek bir satış rakamına ulaşır, hem de hic promosyon, konser ve reklam olmadan. Grup daha sonra çıktığı turmede büyük ilgi görür ve hiçbir büyük grup Slayer'ı alt grup olarak kadroya dahil etmek isteme; korkuları ise Slayer'in performansı yanında kendi performanslarının sönük kalacağı inancıdır. Slayer gerçek bir "ilahi efsane grup" olma yönünde en önemli adımı atmıştır. Grup bu albümle bir altın plak kazanır. Bu albüm daha sonra piyasaya çıkacak olan birçok death ve trash grubu için en büyük etkilenmelerden biri olmuştur. Dörtlü aynı yıl "Less Than Zero" için bir Iron Butterfly klasiği olan "In a Gadda Da Vidda"'yı kaydeder. Grup o ana kadar yaptığı işlerle piyasadaki gruplardan çok farklı bir yolda ilerlediğini herkese hissettirmiştir. Çok farklı bir felsefe üzerine kuruludur Slayer'ın müziği. Esas amaç gibi görünen satanizm propagandası altında grup hızı, bu müziğin ne kadar hızlı olabileceğini ve hızın güç olduğunu göstermek için kullanılmıştır. Bunuda müziği salak bir hız gösterisi haline getirmeden yapmışlardır. Müzik vereceği mesajla, hızlı riffleri ve kandaki adrenalin seviyesini artıran haliyle tam bir Metal abidesine çevrilmiştir. Slayer'in o güne kadar gösterdiği başarılı ve uyumlu görünümün altında problemler filizlenmektedir. Slayer aslında bir cephe halindedir: bir cephede tek başına Lombardo ve diğer cephede King, Hanneman, Araya. Problemler o kadar artar ki Lombardo grubu turne esnasında terkeder. Hemen yerine Whiplash'ten Tonny Soaglione getirilir. Ama grup Lombardo'suz yapamayacağını anlayınca Lombardo geri cağrılır ve 1987 senesi turnelerle geçer. Bir de "Lombardo geri dönmeseydi yerine Sacred Reich'ten Gregg Hall gelecekti" diye bir dedikodu ortaya atılmıştır. 1988 senesinde Slayer'ın barlarımızda en çok çalınan şarkısıyla aynı adı taşıyan "South of Heaven" albümü piyasaya çıkar. Albümdeki müzikler genelikle King'den daha yavaş şarkılar yazan bir besteci olan Hannemann tarafından yazılmıştır. Bunun sonucu albüm ilk çıktığında yavaş temposuyla Slayer fanları tarafından beyenilmez. Ama insanlar albümün içine iyice girdiğinde albümün bu yavaşlığın taviz değl de yeni bir tarz denemesi olduğunu görerler ve albümü kabullenirler. Albümdeki parçalar Slayer'ın o ana kadar serğilediği hızlı tarzıyla, yeni, ağır, oturaklı tarzı arasında bir geçiştir. Albümde ayrıca dörtlü ilahlarından Judas Priest'in "Dissident Agressor" unu yorumlarlar. "Slient Scream", "Mandatory Suicide" ve "South Heaven" herkesin bildiği ve konserlerin vazgeçilmezlerinden şarkılardır. Grup albüm için turneye çıkar ve bazı konserlerde polisle seyirciler arasında tartışmalar çıkar. Bu albümden sonra Slayer'in "dört büyükler" olarak adlandırılan ekipte, hemen hemen hepsi ile aynı dönemde ortaya çıktığı gruplar olan Metallica, Anthrax, Megadeath'in yanında yerini alır ve en az onlar kadar saygı değer bir grup olarak kabul ettirir kendini. Sene 1990'a geldiğinde Slayer'in melodik altyapı açısından en güçlü albümü olan Decade of Aggression piyasaya çıkar. Yeni tarzları ile eski hızlı tarzlarının çok başarılı bir şekilde bir araya getirmiş ve Slayer'in en kaliteli yapıtını oluşturmuştur. "War Emsemble" başdöndürücü hızı ile, "Skeletons of Society" ağır, basit, sert ritmiyle, "Seasons in ABYSS" otantik bir takım etkiler taşıyan havasıyla albüme çok farklı tadlar veren çalışmalardır. Albümde sözler de iyice farklılık göstermeye başlamıştır. "Spirit in Black", "Skeletons of Society" fantastik sözleriyle, "Dead Skin Mask" Araya'nin yazdığı, bir seri katili anlatan sözleriyle albüme çeşitlik kazandırmıştır. Albüm harika bir albümdür ve hem heavy metal basını hemde fanlar tarafından büyük bir beğeni ile karşılanır. Albüm platin plak kazanır, bu da demektir ki albüm Amerika'da 1.000.000 satış yapmıştır. Albümde "War Ememble"'a Donnington konserinden alınan görüntülerle, "Seasons In The ABYSS"E Mısır'da birer klip hazırlanır. Aynı yıl grup adını sıkça duyduğumuz bir turneye çıkar, Clash of The Titans. Turnenin Avrupa ayağında Slayer'a Testament, Suicidal Tendencies ve Megadeath, Amerika ayağında Alive In Chains, Anthrax ve Megadeath eşlik eder. Turnenin galibi ve esas yıldızı müthiş performansıyla gene SLAYER'dır. Onuncu yılına giren grup bunu bir double-live cd ile seyircileriyle paylaşır. Albüm en iyi canlı kayırlardan birisidir. Albüm Slayer'in konser performansı hakkında şüphe duyanların kılaklarında bir daha şüphe duyanların kulaklarında bir daha şüpheye yer bırakmayacak şekilde yer eder. Bu albümün de yıldızı gene "Angel ıf Death" şarkısıdır. Konserde de yeterince hızlı ve ateşlidir şarkı. Bu adamlara bunu canlı çalabildikleri için saygı duymak lazım. Bu turneden sonra problemler tekrar ortaya çıkar. Dave Lombardo'nun gruptan atıldığı haberi şok etkisi yapar herkeste. Grubun geri kalanın bunun için gösterdiği sebep de Lombardo'nun grupla yeteri kadar zaman geçirmediği ve çalışmaları aksatmasıdır. Lombardo ise buna karşılık olarak kendisinin deliler gibi çalışırken diğerlerinin bira içip tv'de maç seyretmeleri ve tam bitap ve harap düşmüşken onların çalışma istemeleri sebebini göstermiştir. Hemen baterist aramalarına başlanır. O sırada, grubu Forbidden'ı bırakmış olan Paul Bostaph ile iletişime geçilir. Bostaph 3 hafta sonra belli Slayer şarkıları ile denenerek gruba dahil edilir. Slayer Bostaph ile Donnington konserine katılır. (Iron Maiden, Wasp ve Skid Row ile). Sonra bir süre Slayer'dan ses seda çıkmaz, 1993'te "Judgtment Night" filminin soundtrack'ı için Ice-T ile doldurdukları "Disorder"' a kadar. Bundan sonra da Slayer'in yeni albümüne dair haberler çıkar ve nihayet 1994'de "Divine Intervention" çıkar. Bu Bostaph'ın grupla yaptığı ilk albümdür ve Bostaph bir anlamda vitrine çıkar: Slayer fanlarının beğenisine sunulur. Albüm grubun albüm öncesi söylediği gibide hızlıdır. Ama müzikte birşeyler eksiktir sanki. Bostaph'un bu albümdeki Performansı iyidir ama bence orjinallikten uzaktır. Bostaph sanki daha çok Lombardo gibi bir devin yerini doldurma heyecanıyla ve bu işte iyi olabilme endişesiyle biraz Lombardo stiliyle çalmayı denemiştir. Bunda yer yer başarılı olsa da onun bu çabası kulağa pekte hoş gelmez. Ama albümde çok sıkı parçalar vardır: Fictional Rality, Dittohead, 213 oldukça iyidir. 213 parçasında Araya'nın seri katillerle ne kadar ilgilendiğini görürüz ki bu şarkının adı homoseksüel seri katil Jeffrey Dahmer'ın kapı numarasından alınmıştır. Slayer bu albüm için Machine Head ve Biohazard ile turneye çıkar. Bu turnede elde edilen görüntüler kullanılarak Live Intrusion videosu piyasaya çıkarıldı. Video vücudunda SLAYER yazısı kazıyan bir fanın görüntüsüyle başlar. Ve 1992'den sonra ikinci kez Donnington Festivali'nde yeralır grup. Slayer bundan sonra punk coverlarından olulan bir albüm yapacağını açıklar ve yapar. Herkes buna şaşırır ama Slayer'ın punk hayranı olduğunu bilenler için bu pek şaşırtıcı olmaz. Albümde D.R.I, Verbal Abuse gibi grupların parçalarının yanı sıra 3 tane de yenı Slayer şarkısı vardır: "Gemini, "Cant Stant You", ve "Drunk Drivers Aganist Mad Mothers" bunlardan "Gemini" çok beyenilir, diğer ikisi de Hannemann'ın 1984'te bir punk projesi için yaptığı şarkılarıdır. Bu albümün kayıdından sonra baterist Bostaph gruptan ayrılır. Sebebi ise Heavy Metal'den uzaklaşmasıdır. "The Truth About Seafood" adlı bir grupta çalmaya başlar. Hemen yerine Testament bateristi Jon Dette alınır. Bundan sonra Slayer zamanını turneyle geçirir. Bu arada grup Avrupa'da Dynama ve Roskilde'de fetivallere katılır. Ve birde bokluk yaparak (Metallica ile beraber) "Spawn" adlı filmin soundtrack albümü için Atari Teenage Riot adli bir grupla techno şarkı kaydederler. Bu arada Dette gruptan ayrılır ve grup, yeni grubunu terkeden Bostaph'a geri dönmesi için teklif götürür (Bostaph pişman olmuş ve daha sert müziğe geri dönmek için grupbundan ayrılmıştır). Bostaph teklifi kabul eder etmez yeni albüm için çalışmalara başlanır. 1998 Haziraninda Slayer'in beklenen albümü çıkar, böyle diyorum çünkü albüm öncesi soundla ilgili bir çok söylenti dolastı. Bunlardan biri ve en ürkütücüsü soundun yeni gruplardan Coal Chamber'a benzeyeceğiydi. Neyseki bu olmadı ama osund gene de biraz değişmişti. Açılış parcası "Bitter Peace" oldukça güçlü bir çalışma ama albümde hardcore etkisi taşıyan, aksak ritmli şarkılarda mevcut. Bu Slayer'dan beklenmeyen bir şey olabilir ama grubun punk sevgisini ve son zamanlarda Amerika'da beraber turneye çıktığı gruplara bakıldığında bunun sebebi anlaşılıyor. Albüm klasik tunuları da taşımaktadır. "In The Name of God", "Point", "Perversions of Pain" sağlam şarkılardan. Slayer davulda yaşadığı bitmez problemlere, değişen ortamlara, sound un eski hızını kaybetmesine, zamanın ilerlemesine bağlı olarak eskisi kadar üretken olamamalarına rağmen hala trash-speed in zirvesinde olduğu yadsınamaz bir gerçek. Kaynak: http://www.angelfire.com/yt/slayeroz/tarihce.html |
||
|
||
| bateristi manyak olan grup... dave lombardo idi galiba ismi birçok videosu var bende o herifin.. |
||
|
||
| Evet lombardo gelmiş geçmiş en iyilerden ama ne yazıkki Slayer dan kovuldu vakti zamanında.. | ||
|
||
| bak bunu bilmiyodum..yazıyı da okumamıştım... | ||
|
||
| slayer ın türkçesi ne demekti_? | ||
|
||
| angel of death Monarch to the kingdom of the dead Infamous butcher, sonunda nasıl çıldırır ama encıl of deoüaooüuth |
||
|
||
| Gittiğim en iyi konser bunların ki idi - gelirlerse kaçırmayın.. | ||