|
||
| bugün bir yazı okudum.. yine hasta ettiler beni.. yazıda erzincanlı bekçi sırrı ile robot çelik in diyalogları için: Alıntı Arçelik reklamı, postmodernizmin tüm karakteristik öğelerini içermektedir. diyordu. bahsi geçen yerPastiş, oyun, rastlantısallık, anarşi, yapı bozum, tutarsızlık, bulamaç, belagat, sansasyon, geyik, imaj, yüzeysellik, mutasyona uğramışlık, ‘çoklu dünyalar’ arasılık, gelip geçicilik, kayganlık, kaypaklık, uçarılık, seyirlik, röprodüksiyon (taklit), iki yüzlülük, “binbir surat”lık, yüzsüzlük, şizofreni, (nedensellik yerine) farklılık, belirsizlik, görecilik, eklektizm, esneklik, parçalanma, deregülasyon (kuralsızlaştırma). bu yazıyı yazan kelli felli adamların "biber acıdır hayatta acıdır o halde hayat biberdir" tarzı önermeler basitliği ile olaylara yaklaşmalarını aklım almıyor.. onları bu düşünceye iten gerekçeler şunlar olmalı: postmodernizm yerel değerleri ortaya çıkarır. -> bizim kro erzincanlı sırrı oluyor bu.. postmodernizm yerel değerlerle modern yaşamın objelerini buluşturur -> teknoloji harikası arçeliğin çeliği ile yerel kültür buluştu. bu ilintiler sebebiyle postmodernizme yukardaki hakarete varan yorumlar geliştirmek ablaklıktan başka bir şey değildir. ![]() |
||
|
||
| Sözkonusu pasajı okuyunca yazı hemen aklıma geldi; Devrimci Proletarya dergisinin yanlış hatırlamıyorsam ikinci sayısında yayınlanmıştı ve postmodernizmi de çok tutarlı bir şekilde eleştiriyor. Dergi yıllar önce arkadaşımda kalmıştı ve oradaki yazıları çok aradım, bir tanesine ulaşmama vesile olduğun için Deniz sana bir teşekkür borçluyum. not: Takım tutar gibi düşünce sahibi olursak ve marksist lugata ait bir terimle karşılaştığımız zaman öcüyle karşılaşmışcasına irite olursak ancak şekil 1a'daki gibi bir yorum getiririz; Alıntı bugün bir yazı okudum.. yine hasta ettiler beni.. yazıda erzincanlı bekçi sırrı ile robot çelik in diyalogları için: Alıntı Arçelik reklamı, postmodernizmin tüm karakteristik öğelerini içermektedir. Pastiş, oyun, rastlantısallık, anarşi, yapı bozum, tutarsızlık, bulamaç, belagat, sansasyon, geyik, imaj, yüzeysellik, mutasyona uğramışlık, ‘çoklu dünyalar’ arasılık, gelip geçicilik, kayganlık, kaypaklık, uçarılık, seyirlik, röprodüksiyon (taklit), iki yüzlülük, “binbir surat”lık, yüzsüzlük, şizofreni, (nedensellik yerine) farklılık, belirsizlik, görecilik, eklektizm, esneklik, parçalanma, deregülasyon (kuralsızlaştırma). diyordu. bahsi geçen yer bu yazıyı yazan kelli felli adamların "biber acıdır hayatta acıdır o halde hayat biberdir" tarzı önermeler basitliği ile olaylara yaklaşmalarını aklım almıyor.. onları bu düşünceye iten gerekçeler şunlar olmalı: postmodernizm yerel değerleri ortaya çıkarır. -> bizim kro erzincanlı sırrı oluyor bu.. postmodernizm yerel değerlerle modern yaşamın objelerini buluşturur -> teknoloji harikası arçeliğin çeliği ile yerel kültür buluştu. bu ilintiler sebebiyle postmodernizme yukardaki hakarete varan yorumlar geliştirmek ablaklıktan başka bir şey değildir. Eh ne de olsa sözkonusu forumda ilgili arkadaş bir cevap vermiş, hani bir düşünceye saldırmaya birşey diyemem çünkü ben de bunu az yapmadım, mesele saldırırken dahi tutarlı bir karşı düşünce öne sürebilmek... ki bunun anlamı "bunlar kaka" demek yerine daha derin, felsefi ve bilimsel birşeyler öne sürmek. Hele upuzun bir metni gözardı edip, bütünselliğinden koparık, tek başına belki de çok şey ifade etmeyecek bir paragrafı alıp holiganlık yaparak recm etmek de aynı futbolizm mantığına uygun. Eh bu durumda adama demezler mi "buyur baba formanı çıkart da masaya gel otur tartışmaya katıl da görelim o zaman seni" diye...? |
||
|
||
| oradaki yazı bu arçelik reklamı üzerine bina edilmiş. hakaret dediğim sıfatlar, kendi öznel anlamından çıkarılıp gerçek 'hakaret' anlamı ile kullanılmış. yazının tamamını cümle cümle yorumlamak mümkün değil. ancak varsa tartışacak birisi tek tek orada ele alınan durumlara yapılan hatalı yorumları tartışabilirim. ... öncelikle tartışma yöntemini öğrenmemiz gerekiyor.. orada postmodernizme yönelik ağır bir eleştir var. ben de aynı ağırlıkta bir yanıt verdim. sert bir holiganik üslupla başlatılan bir tartışma aynı diyalektikle devam ettiriliyor. şimdi çıkıp da buna holiganca yanıt verme şeklinde bir eleştiri ile gelmek yerine benim söylediklerime yanıt vermeyi deneyin. |
||
|
||
Alıntı şimdi çıkıp da buna holiganca yanıt verme şeklinde bir eleştiri ile gelmek yerine benim söylediklerime yanıt vermeyi deneyin. Deniz birşey demiyorsun ki bir yanıt alabilesin, sorun da burada. O yazıda postmodernizmin sosyal, psikolojik, ekonomik, siyasi vs... boyutlarına değinilerek inceleniyor, ve sen bu fikirleri "postmodernizm yerel kültürü alıp modern değerlerle harmanlıyor" tarzında basit bir söylemle çürüttüğünü savunuyor ve ayrıca bir yanıt bekliyorsun... Hiç farkında değil misin yazdıklarının hiçbir şekilde bir anti-tez oluşturmadığını, bu sorduklarının cevabının da o eleştirdiğin makalenin içerisinde olduğunu? Neyse çok yazdım ben, hadi eyvallah.
|
||
|
||
| oraya yazdığım yanıt: öncelikle üslup konusunda çok beklersiniz. herkesin hakedilen saygı sınırları içinde fikirlerini ifade etme özgürlüğü olmalı. eğer sorun ablaklık lafı üzerine ise bu bir durumun ifadesidir. ablaklık yapılırsa buna ablaklık denir. bu durumda da bu lafı kullanmaktan kaçınmam. .. yazıya eleştirimin ve sert uslubumun temel sebebi tartışmanın şu cümle ile başlıyor olmasıdır: Alıntı “Arçelik reklamı, postmodernizmin tüm karakteristik öğelerini içermektedir. Pastiş, oyun, rastlantısallık, anarşi, yapı bozum, tutarsızlık, bulamaç, belagat, sansasyon, geyik, imaj, yüzeysellik, mutasyona uğramışlık, ‘çoklu dünyalar’ arasılık, gelip geçicilik, kayganlık, kaypaklık, uçarılık, seyirlik, röprodüksiyon (taklit), iki yüzlülük, “binbir surat”lık, yüzsüzlük, şizofreni, (nedensellik yerine) farklılık, belirsizlik, görecilik, eklektizm, esneklik, parçalanma, deregülasyon (kuralsızlaştırma).” bu sıfatlar -doğrudur- postmodernizme aittir. ancak bunlar gerçek bağlamından koparılarak vahşi bir marksist saldırıya zemin olması için demagojik yöntemlerle çarpıtılmıştır. … verilen örneklerin hiç biri postmodern felsefe ürünü değil. çelik-sırrı, ibo vs. gibi örneklerde yerel kültürel motifler bulunması onları postmodern yapmaz. burada yerel değerlerin reklam aracı olarak sömürülmesi olayına şahit oluyoruz. modernizme ezdirilen (çelik) kültürel motifler (sırrı) bunlar..halbuki postmodernizm yerel değerlerin tüketilmesine değil modern hayatta tutunabilmesi için desteklenmesine çabalar. … bi ton yazı yazıp eleştiri yapmak kimseyi alleme yapmaz. yazıyı yazan arkadaş üslup konusunda yazmak yerine bu dediklerime cevap versin bakalım. |
||
|
||
| gelen yanıtlar: Alıntı soareye yazıyor: Nisan 23, 2006 saat: 10:48 pm ben de deniz e bazı noktalarda katılıyorum. ne postmodernizmi bir tek harvey ile anlamak mümkün, (postmodernizmin ağababası lyotard an eser yok, üstelik lyotard ı anlamanın da o kadar kolay olmadığını düşünüyorum, postmodernizmi olduğu gibi) ne de onu bir terk marx la eleştirebilmek. bir de tekrarlarla biraz fazla bir uzunluğa sahip olduğunu düşünüyorum yazının. dönbabadönelim aynı şeyler anlatılmış. ama postmodernizmin felsefi içeriğine dair tek bir şey yok. yine de bu yazının da anlamlı olduğunu düşünüyorum. o da ayrı bir konu. Alıntı #
doly yazıyor: Nisan 24, 2006 saat: 3:24 pm Genel olarak iki eleştiri noktam olacak bunlardan birincisi belli bazı kavramların doğru kullanılması üzerine ve belli bazı jargonların bilinmesi üzerine. Bİr diğeri ise ‘deniz’ arkadaşın yazdığı eleşti üzerine olacak. İlk olarak; “Postmodern sosyolojinin jargonuyla, merkez mi-çevre mi? ” sorusuyla postmodern sosyoloji kavramının içine (ki bu da postmodern bir kavramdır) merkez-çevre sorunsalı sokulmuştur. Merkez-çevre anlayışı “yapısalcılığın” bir kavramsallaştırmasıdır. İkincisi bu kavramlara itiraz olarak postyapısalcılık öner sürülemez çünkü yapısalcılığın postmodernizmin temel problematiği üzerinde yeri yoktur. Dolayısıyla sözde post modern sosyoloji, merkez-çevre ilişkisi üzerine düşünmez salt varolan tüm epistemolojik ve kuramsal aynı zamanda yaşamsal kavramları parçalayıp yerine hiçlik koyar ve kendiliğindencilik bu boşluğu doldurur. “Post-modern kriz teorileri, krizi “az gelişmiş” ülke halklarının “aşırı beklentilerinin” devlet tarafından taşınamaz olması nedeniyle baş gösteren hayal kırıklığına bağlar! Yeniden yapılandırmayı meşrulaştırıcı karşıdevrimci kriz teorileri, “geleneksel kültürün Batı’dan transfer edilen siyasal kültürle çatışması sonucu” meşruluk krizi, “merkezi hükümetin toplum-ulus çapında politikalar uygulama krizi”, “devletin kapasite yetersizliğine karşın artan kitle taleplerini karşılayacak katılımcı kurumların (şirketler, STK’lar) eksikliğinde ortaya çıkan katılım” krizi, “çeşitli bölücü grupların ve popülist önderlerin aşırı beklentileri körüklemesi” krizi vb. diye uzar gider. Tabii tüm bu yeniden yapılandırmacı uyduruk kriz teorilerinin altından asıl, sınıf ilişkilerinin krizi, sınıf kutuplaşması sırıttığıyla kalır!” Bu paragraf yazının tümünde eksik olan temel noktalardan birine sadece ucundan değinmiş. Postmodernizm bu gün varolan tüm kulliyatı ve kavramsallaştırmaları ile gerçeğin sadece bir yönünü yansıtır. Bu gerçek yön toplumsal yaşamın içinde saklıdır. Fakat bir de postmodern teorilerin çeşitli burjuva ideologlarla bilinçli olarak suni bir biçimde yaratıldığı yönü vardır. Nitekim bu yön çeşitli film ve dizi senaryolarında, reklam formatlarında, stk ve ngo larda kullanılır.Genel politik arenada argüman olarak desteklenir. Bu ikinci yön gerçek dışını gerçek yapmaya çalışmanın çabası içindedir. Nitekim sizin de tahmin edeceğiniz gibi asıl işte bu ikinci yön siyasal ve iktidar içerimlidir. Onlarla kopmaz bağları vardır. Bu yüzden yazıda sözü geçen postmodernizmin dayanıldığı nokta bu ikinci suni yöndür. Dayatılmaya çalışılan yöndür. Fakat şu anda gerçek tam olarak böyle değil. İşte gerçeğin postmodern içerimli argümanlarının bulunup çıkartılması siyasal erk ve toplum arasındaki ilişkiye bakılarak çıkartılabilir.Velhasıl bu uzun çalışmalar gerektirir. Daha açık söylemek gerekirse bu suni yönün dışında gerçekleri bulmanın asıl anahtarı egemnlik ilişkileri ver toplumsal sınıfların duruduğu yöndür. Bu, yazıda salt ajitatif şekillerde kullanılmış Şimdi deniz arkadaşın uslup ve yazıya yönelik eleştirilerine ve silsileli uslubuna gelelim.”Ablak” bir sıfattır ve kelime anlamı:Yayvan ve dolgun yüz. (sıfat) Yüzü böyle olan (kimse).Örnek: Şarap kızılı vurmuş ablak yüzüyle öfkeli girdi içeri. (O. Kemal) , Kökeni: Arapça olup; ~ Ar eblaq siyahlı beyazlı (at), yassı ve yuvarlak yüzlü (insan). Dolayısıyla herhangi bir felsefi formasyon içeren bir anlamı yoktur. Velhasıl arkadaşın dediği gibi:”ablaklık yapılırsa buna ablaklık denir.” sözü ve durumu geçersizdir. Halk dilinde de bu sıfat çeşitli mecazi anlamlarda kullanılır ama bu bilimsel jargonda mümkün değildir. Nitekim öncelikli olarak bilim insanları kavramlarla düşünür ve tartışır. Ve maalesef ki bu sözün kullanılıyor olması “postmodern halleri” temsil eder. Yani içerikten yoksun anlam kargaşası söz konusudur. İkinci olarak deniz arkadaşın yazısı bazı savları içeriyor fakat temel argümanlardan ve bilimsel nitelikten yoksunluk söz konusu. Üçüncü ve son olarak; “ancak bunlar gerçek bağlamından koparılarak vahşi bir marksist saldırıya zemin olması için demagojik yöntemlerle çarpıtılmıştır.”, “halbuki postmodernizm yerel değerlerin tüketilmesine değil modern hayatta tutunabilmesi için desteklenmesine çabalar.” gibi savlar için söylenebilecek iki farklı şey var. Birincisi burada herhangi bir savaş yok o yüzden marksistler postmodernizme saldırmazlar sadece eleştirirler ve bunları da “saygı ve ifade özgürlüğü” kapsamında düşünerek kendi usluplarıyla yaparlar. İkincisi postmodernizmin yerel kültürlerin hayatta kalmasına dönük bir anlayışı olduğu söyleniyor. Bu sorunlu bir sav çünkü başta G8 ülkeleri olmak üzere siyasal erk sahipleri ve egemen kültür formasyonları içinde bulunduğumuz küresel dünyada girdikleri hiç bir yerde kültür bırakmamışlardır. Ve ancak kültür ve etnisite gibi yerel nitelikli kavramlar ‘politics’ in konusu olmuştur. Siyasal düzlemde sadece ‘kullanılırlar’.Ben deniz arkadaşa Harvey’i, Derida’ yı başka bir arkadaşın bahsettiği Lyotard’ı daha iyi okumasını öneririm. Eğer isterse postmodernizm okuması için bir kitap listesi de yollayabilirim. Öte yandan memnuniyetsizlik söz konusu ise bana 2-3 ay verirse postmodernizm hakında kendisini bu tartışmalar minvalinde aydınlatabilirim. Son söz oalrak ’soare’ arkadaşın bahsettiği Lyotard postmodernizmin ağababası olma noktasında şüphelidir. Nitekim postmodernizmde ağababası olamaz çünkü çok kutuplu bir bilimsel gelişim seyri izler. Parçalıdır.Kime göre? ve Neye göre? diye sorduğumuzda Lyotard da ortada kalmaz. |
||
|
||
| yanıtlar için teşekkür ederim.. doly den birkaç cümle ve çelişkiler: Alıntı “Ben deniz arkadaşa Harvey’i, Derida’ yı başka bir arkadaşın bahsettiği Lyotard’ı daha iyi okumasını öneririm” ” ’soare’ arkadaşın bahsettiği Lyotard postmodernizmin ağababası olma noktasında şüphelidir. Nitekim postmodernizmde ağababası olamaz çünkü çok kutuplu bir bilimsel gelişim seyri izler.” “deniz arkadaşın yazısı bazı savları içeriyor fakat temel argümanlardan ve bilimsel nitelikten yoksunluk söz konusu.” “Nitekim postmodernizmde ağababası olamaz çünkü çok kutuplu bir bilimsel gelişim seyri izler. Parçalıdır.Kime göre? ve Neye göre? diye sorduğumuzda Lyotard da ortada kalmaz.” sosyal konularda mutlak bilgi olmaz. bilimsellik konunun işlenişinde ancak bir yöntem olarak yer alabilir. yöntemler konusunda ise farklı yollar takip edilebilir. postmodernizm konusunda hem bir muğlaklıktan bahsedip sonra da git bilimsel yazılar oku ve onları buraya getir demek mantık dışı olsa gerek. … postmodernizm kabaca bir mimari ekol olarak kavramsallaşmış ve burdan esinlenerek siyasetten, sosyolojiye, sanattan bilime hemen her tür aktiviteye bu yaklaşım esin kaynağı olmuştur. Postmodernizm tamamen farklı çok sayıda tanımı var. Bunlardan birisi aşağıdaki alıntıdaki gibidir: Alıntı Akbar S. Ahmet ise postmodernizmi -mimari, felsefi, edebi- kökenlerini kabul etmekte birlikte bu kavramı sosyolojik olarak ele almıştır. Yazara göre postmodernizm temel özellikleri şunlardır; …1. Postmodernist çağın kavranması, modernlik tasarımının sorgulanışı ve modernliğe duyulan inancın yitirilmiş olmasını, bir çoğulculuk ruhunun var olduğunu, geleneksel bağnazlıklara karşı kuşkuculuğun arttığını ve nihayet dünyayı evrensel bir bütünlük olarak algılayan ve kesin çözümlerle, sorulara tam yanıtlar bekleyen bakış açısının reddini öngörmektedir. Postmodernizmi açabilmek için anlam berraklığından çok, anlam zenginliğini aramak; siyah-beyaz ayrımından kaçınıp, “ya biri ya öteki” yerine, “hem biri hem öteki”ni kabul etmek; birkaç düzeyde anlam ve birkaç odak noktasının birleşimini ortaya çıkarmak; kendini, kendi hakkında bilgi sahibi olarak keşfetmek gerekmektedir. Postmodernizm durum, kendisini temsil eden fikir ve imajların ironik, tabuları yıkan, serbest kolajının karşıtlığıdır. Evrenseldir, en yüksek düzeyi de, en alt düzeyi de, ciddiyeti de, dalgacılığı da aynı hevesle kucaklar. 2. Postmodernizm, medya çağıyla aynı zamanda ve birlikte vardır, medya, birçok bakımdan postmodernizmin merkezindeki dinamiği, Zeitgeist’ını, tanımlayıcı özelliğini oluşturmaktadır. 3. Postmodernizm ile etnik-dinsel köklere dönüş ya da köktencilik (fundamentalizm), sosyal ve siyasal bilimciler tarafından araştırılması gereken bir olgudur. Kutsal bir şeyin kalmadığı yerde, her inanç gözden geçirilebilir. 4. Geçmişle bağların koparılmaması, sürdürülmesi, postmodern ağırlıklı özelliklerinden biri olmaya devam etmektedir. 5. Nüfusun büyük bölümünün kentsel alanlarda yaşaması ve daha da büyük bir bölümünün bu alanlardan kaynaklanan fikirlerin etkisi altında kalması dolayısıyla, metropol, postmodernizm merkezine yerleşmektedir(Eco; 1986, Harvey; 1989, Jencks; 1984, Raban; 1974, Sennet;1991, Wilson;1991). Postmodernizm durum kentin gelişmesine, daha doğrusu son onyılların çarpıcı biçimde kentleşmesine bağlıdır. 6. Postmodernizm bir sınıf öğesi vardır ve demokrasi bir önkoşuldur. Mimarlar, sahne sanatçıları, sosyal bilimciler, yazarlar hatta yuppiler, modern kentin dinamiğini sağlayan, postmodernizmin çekirdeğini oluşturmaktadırlar. Postmodernizm tamamen olmasa da, temelde bir orta sınıf olgusu olarak görülebilir. 7. Postmodernizm, değişik tartışmaların yan yana konmasına nasıl uygun gelirse öyle seçme ve derleme yapılmasına (eklektisizm) ve farklı imajların karıştırılmasına izin vermekte, hatta bunu teşvik etmektedir . Eklektizm çağdaş genel kültürün sıfır derecesini oluşturuyor. Reggea dinleniyor, western seyrediliyor, öğlen McDonald’da yeniliyor, akşam yerek mutfakların tadına bakılyor. Tokyo’da parizyen parfümleri kullanıyor. Hong kong’da retro giyiniliyor. 8. Basit ve yalın ifade düşüncesi, bazen tüm anlaşılabilirlik iddialarına rağmen, postmodernist ustaların aklından çıkmaktadır. Postmodernizm düşüncenin hem entelektüel içeriği, hem de belirli bir gruba hitap eden, anlaşılması zor üslubu, bu ekolün bıraktığı entellik izlenimini güçlendirmektedir. Alıntı “Dolayısıyla sözde post modern sosyoloji, merkez-çevre ilişkisi üzerine düşünmez salt varolan tüm epistemolojik ve kuramsal aynı zamanda yaşamsal kavramları parçalayıp yerine hiçlik koyar ve kendiliğindencilik bu boşluğu doldurur.” “Postmodernizm bu gün varolan tüm kulliyatı ve kavramsallaştırmaları ile gerçeğin sadece bir yönünü yansıtır. Bu gerçek yön toplumsal yaşamın içinde saklıdır. Fakat bir de postmodern teorilerin çeşitli burjuva ideologlarla bilinçli olarak suni bir biçimde yaratıldığı yönü vardır.” giriş yazısında ve doly nin yanıtında postmodernizm için kapitalizmin bir oyunu olduğuna yönelik bir gizli/açık vurguvar. halbuki postmodernizme yönelik muhalif yazılardaki tarifler bile dikkatlice incelendiğinde kapitalizmi ifade etmez. kapitalizm kutsallaştırılan egoların sermaye gücü ile tüketime koşullanarak her şeyin üzerine oturtulmasıyla ortaya çıkar. halbuki postmodernizm anarşizme geçişte soft bir duraktır. çünkü kapitalizmi vareden anlamların içi boşaltılır, kültürlere ve insana değer verilir, ilgiyi sermyaden bilgi, kültür ve sanata yöneltir, sorgulama ve şüphe bilinci yaratır, tüm bunlar olurken de insan konforunu gözetir. tabii bu yeni ve devrimsel yaklaşımın geleneksel bilimsel kalıplara, yöntemlere ve ideolojik yaklaşımlara hapsolmuş bilinçlerce algılanabilmesi oldukça güç oluyor. işin içine bir de bir de art niyet karışınca hakaret gerektiren durumlar ortaya çıkıyor. ibrahim tatlısesin postmodern olarak yorumlanması düşünmeye çalışan kitleyi yanıltmak ve burdan marksist savlara taraftar kazanmak için bir art niyettir. “ablak” kelimesi aslında çok yumuşatılmış bir sıfat oldu. aslında düzenbazlık demem gereken bir durum için ben kibarlık ve iyiniyet gösterip “şapşallık”anlamına gelebilcek bu kelimeyi kullanmıştım.. keşke düzenbazlık deseydim
|
||