|
||
| İnsan, tanrı tarafından önce özü düşünülmüş, sonra bu öze göre yaratılmış değildir.İnsanın kendisinden önce gelen ve onu belirleyen bir özü yoktur.Herhangi bir alet yapacak olsak, önce bu aletin nasıl olacağını tasarlarız; alet, bu tasarıma uygun olarak ortaya konurarak gerçekleştirilir.Ama insanda durum böyle değildir. Jean Paul Sartre |
||
|
||
| bu konu biraz zor bir konu.. insanı yaratanın önceklikle ne olduğuna bakmak lazım.. ayrıca öz nedir ? özün de olsa olsa genetikle bir alakası olabilr. yoksa gökten zembille inmesi beklenemz. sonuçta herşey başka bir varoluşun ürünü. |
||
|
||
| Dogru demiş Sartre amcamız bu lafına daha öncedende katılıyordum amma başlıga takıldım.. "İnsanın kendisinden önce gelen ve onu belirleyen bir özü yoktur" demek insanda öz varoluştan sonra gelir demek degilmidir ! Yoksa Kafammı karışmış uykusuzluktan.. |
||
|
||
| alet bir bilincin ürünü olarak yaratılır.. tabiattaki varoluş ise güç ve gereksinim ilişikilieriyle ortaya çıkar. insan ve tüm diğer canlılar tasarlanım sonucu değil varoluşlarına sebep olan etkenlerin rastlantısal sonucudur. ---- yukardaki sözlerle başlık tenakuz (zıtlık) içinde. tanrının bir aletin yapımında olduğu gibi öncül bir tasarım ile harekete geçtiği fikri, bir özün yaratılıp daha sonra biçimin bu öze uygun geliştirildiği düşüncesine ters düşer. |
||
|
||
| Felsefesini özellikle "L'etre et le Neant" (Varlık ve Hiçlik) adlı yapıtında açıklayan Sartre'a göre, varoluş olgusundan başka olgu yoktur Varlık'ı bu varoluş olgusu oluşturur; bu varlık'a temel alan herhangi başka bir varlık'ın varolduğunu düşünemeyiz. Sartre'a göre olgu, varoluşsal gerçekliği içinde, zihinsel sezgiye açılan şeydir. Filozof, böylece, somutun alanını felsefi araştırmanın alanı olarak belirlemiş, dolayısıyla tam anlamında gerçekçi bir tutum almıştır. Onda bütün orunlara işte bu temel anlayışa göre çözüm getirilir varoluşsal varlık her şeyi kucaklayacak biçimde her yerdedir. Tektir ve her şey kapsar. "Buna göre, o hiç bir şeyden gelmez; ne kendinden gelir, çünkü böyle bir şey apaçık saçma olurdu, ne de yaratılma yoluyla Tanrı'dan gelir, çünkü kendi dışında hiç bir şey yoktur " (F. - J. Thonnard, Precis d'Histoire de la Philosophie) . Bu varoluşsal varlık insana bulantı duygusu verir; bulantı duygusu, varlık'ı bir "kendinde şey" olarak sezmemizi sağlar. Böylece, varoluşsal varlık'ı bir "kendinde şey" olarak belirleyen Sartre, insan bilincini de bir "kendi için şey" olarak belirler. Düşünen özne ya da bilinç, özüne, varlık'ın karşıtı olan hiçlik'le ortaya konur. Bilinçlenmek demek, tanımak demektir, bilen'i (özne) bilinen'den (nesne) ayırmak demektir. Bilinç, bir boşlukla ayrılır nesneden. Bu anlamda o, olmadığı şeydir, hiçlik’tir, kendi kendinin hiçlik’idir. Sartre'a göre, insan, bu dünyada, başkalarıyla, zor da olsa, ilişki içindedir. Her şeyden önce, bir bedenimizin olması, dış dünyayla ilişkimizi olanaklı kılar. Başkası'yla ilişki; en yetkin biçimde, "başkasının bakışı"yla, . başkasının bakışının bize verdiği "utanma" duygusuyla kurulur. Tek başına olmak dingin durumda olmaktır. Başkasının varlığı, daha doğrusu başkasının bakışı bizi nesneye indirgemeye.çalışır. Biz de başkasının bakışı karşısında nesneye indirgenmemeye bakarız. "Cehennemdir başkaları" der Sartre. |
||
|
||
| sartre işte adam biliyor ya herşei ... üzerine söyleyecek söz yok zaten... insanın özü diye bir şey yoktur.. ancan insanın özü - düşünceleri olabilir belki... öz = geçmiş ise, öz yoktur.... öz = düşünce ise öz vardır... neye göre ÖZ NEDİR? soru bu sanırım |
||
|
||
| "Felsefe terimleri ile anlatmak istersek, diyebiliriz ki, her nesnenin bir varoluşu ve bir de özü vardır. Öz, bir nesnenin özelliklerinin değişmez bir bütünüdür; varoluşu ise evrenin içinde gerçek olarak bulunuşudur. Bir çok kimse, özün önce, varoluşun sonra geldiğine inanır; bu fikir, dinsel düşünceden ileri gelir; gerçekten, ev yaptırmak isteyen bir kimsenin, ne biçim bir ev yaptıracağını bilmesi gerekir. Burada öz varoluştan önce gelir. Bunun gibi, insanın tanrının yarattığını sanan kimseler de böyle düşünerek, tanrının bu işi, haklarında daha önceden sahip olduğu fikirlere bakarak yapacağı sonucuna varırlar. Tanrıya inanmayanlar ise aynı etkiden kurtulamayarak, bir nesnenin ancak kendi fikirleri ile uygun düşmesi durumunda varolabileceğini ileri sürerler. Bütün 18. yy, "insan doğası" denen, herkeste ortaklaşa bulunan bir özün varlığına inanmıştır. Varoluşçuluğa göre ise insan da -ve sadece insan da- varoluş özden önce gelir." "Bu kısaca şu anlama geliyor; önce insan vardır, şu ya da bu olması daha sonra gelir." (J.P.Sartre, Action, 27 Aralık 1944). Elbetteki biz, bizi insan türüne bağlayan, evrensel ya da türsel özümüzü yaratamayız; ancak, bize özgü olan, başka hiç kimse de bulunmayan bireysel özümüzü seçebiliriz. Bizim doğuştan ve özgül özümüz -"hayvan"-ve-"insan"- biz olmadan belirlenmiştir; biz insanız, işte o kadar. Bizim bireysel ya da somut özümüz sadece belli bir belirsizlik gösterir: Bizler insanız, ama hangi insan olacağız? İşte ancak bu sınırlar içinde özgüle açık bir kapı kalır. Bununla birlikte seçme olanağının yeri gene de önemlidir. Bunu anlamak için, başlangıçla eşdeğer olan bireylerin seçmiş oldukları mesleklerin çeşitliliğine bakmak yeter. Bundan başka, içinde olduğumuz sınıfı, boyumuzu, zekamızı biz seçemezsek de hiç olmazsa, bu ham veriler karşısında takınacağımız tavır bize bağlıdır. Bir işçi, "bütün varlığı ile sınıfı tarafından koşullanmıştır..." ama, "arkadaşlarının durumuna ve kendi durumuna bir anlam vermek; devrimci, ya da sinik olmayı seçmesine göre, işçi sınıfına zafer ve kazanç sağlayan ya da aşağılık duygusu içine düşüren bir geleceği, özgür olarak tanımak gene onun elindedir." Seçmediğim halde sakat olabilirim, ancak "sakatlığa bakış biçimimi seçmeden sakat olamam." (onu çekilmez, küçük düşürücü, gizlenmesi gerekli sayılabilir, herkese açıkça gösterebilir, kıvanç konusu, başarısızlıklarımın nedeni, v.b olarak görebilirim.) Sınırsız Özgürlük; Her gün yaşantımız içinde yapmakta olduğumuz seçmeler ya da icatlar, en küçüğünden tutun da en büyüğüne kadar, saptadığımız ereklere, seçmesini kendimiz yapmış olduğumuz bir değerler hiyerarşisine bağlıdır. Bu ereklerin çeşitliliği yüzünden, beklenmedik toplu bir para, kimi tarafından gardrobunun eksiklerini tamamlamakla; kimi tarafından başına gelebilecek bir kazaya karşı yedek akçe olarak saklanmakla, kimi taraftan da eğlence yerlerinden de harcanarak kullanılır. "seçme, düşünüp taşınmaya bağlı değildir: düşünüp taşınmaya koyulduğumuz zaman, olan olmuş, iş işten geçmiştir." Ancak, ereklerimizi özgür olarak seçmiş bulunuyorsak da, hiçbir şey kaybolmuş sayılmaz: çünkü ereklerimiz seçmelerimizin tümüne de kumanda eder, bu yüzden, ereklerimizin özgür seçimi, özel kararlarımızın tümünün özgürlüğünü arkasında sürükler. Varoluşa ilk vardığımız da ereklerimizi kesin olarak saptamadığımız ölçüde özgürlüğü de kurtarmış oluruz. Varolmayı sürdürdüğümüz ölçü de, ereklerimizi de ereklerimizi de seçmeyi sürdürürüz; çünkü özgürlük, bizim varoluşumuzun özüdür. Herhangi bir özel seçme dolayısıyla, daha önce yapmış olduğumuz seçmelerden biri karşımıza çıkabilir, bunun sonucu olarak, ona uygun bir biçimde alınmış her karar, onun bir yenilenmesi olarak karşılanabilir; nitekim, bütün istemli davranışlarımızı özgür olarak görmek hakkımız vardır; çünkü, onlara karar verirken kendilerini açıklayan erekleri de karara bağlarız. |
||
|
||
| evliyaullahlar derler ki Allahın varlığını bilmek başka Allahı bilmek başkadır ... yine derler ki Allahı bilmek Allahın varlığını bilmenin hilafınadır |
||
|
||
| ...... olmayan varlık'ın içine öz yerleştirilemez..özün bilinebilirliği, özün vucut bulduğu bir kimya ister,ki kimya en son nihayetini canlı da bulur sanırım.. ki var olan varlık,varlığına bir form verir,'olmak istenen' olur sonra... yapılabilirlik,ancak mevcut nesne/özne üzerinde kıvrımlı/kıvrımsız veya tüm olmak istenen' diğer iradi seçme biçimlerinin toplam'ı olur..öz, insanda secip ayıkladıklarının sonrasına kalan bir türev/cıkarımdır..öz yaratım sonrası uzun doluklu bir nefeslenmeye verilen/verilebilen değişken içerikli bir karakter mozaiğine döner..yaratım öncesi öz'ün secilebilirliği, niye insanın kendi elinde değil; ki olsaydı herhalde insan veya diğer canlı nev'ileri yine istediği bir surette kendini yaratırdı...neden olmasın |
||
|
||
| Sorumluluk Sartre'a göre insanın sorumluluğu, sağ duyuya kalırsa, özgür olarak seçebildiklerinin çok daha ötesine geçer, hiçbir şey ona yabancı değildir: ne kişisel iç etkenliğimiz ne de dışımızdaki olaylar: ben herşeyden sorumluyum; "savaşı ben ilan etmişim gibi, savaştan sorumluyum." Sartre ne dersin desin Polonya'nın istilasından, Fransa'nın işgalinden, Stalingrad'ın yıkılmasından kendisini sorumlu tutamayacağı ortadadır. Ama kendisine bağlı olmayan bu olaylar karşısında, pekala kendisine özgü bir tutum içine girmiştir; savaş içinde olan bir dünya da, özgür edimler ortaya atarak, bu dünya da olup biten her şeyin sorumluluğunu üstlenmiştir. Ya da daha çok; "doğmayı ben istemedim denir hep; ama doğumum karşısında takınmış olduğum tavırla," -utanç ya da kıvanç; iyimserlik ya da kötümserlik... |
||
|
||
kımlerı olduktesn sonraa olur demıs bııı ustad:![]() bız ınsanların oz sahıbı olanları ıse he ateryaalıst acıdan hemdee ıslam felsefesındeee varolmadan once olusurlarrrrrr hadese saygılarrrrr |
||
|
||
| Bırak şu hadesin yakasını Sadece hades değil tüm site senin yazılarını okumaya doyamıyor..... |
||
|
||
| achıll bunu bana mı dedınnn ayyy sokkkk oldummmsssss
|
||
|
||
| Ne kzıyon yaw... Takılıoz işte....
|
||
|
||
| aman bea achıll bende sana takılıomm yaafffff | ||