|
||
| Anarşizm nedir? 1. Anarşizmi politik bir görüş olarak sınırlamak çok ciddi bir hatadır. Anarşizm hayatın tümünü içine alan bir bilinç ve felsefedir. 2. Anarşizm -varsa- Adem ve havvadan beri olan bir felsefedir. Onların ilk emirleri yerine getirmeyip Cennetten kovulmalarıyla sonuçlanan eylem ilk anarşist eylemdir. 3. Anarşizm kanunları da reddetmek de değildir. Anarşizm kanunları acımasızca sorgulamak demektir. İyi bir anarşist sorgulamalarının sonuçlarını eyleme dönüştürendir. 4. Anarşist fikirlerinin olgunlaşmasını beklemeden doğru bildiği değerler için gözükara savaşa girişir. 5. O kendi fikirlerinin de esiri değildir. Çünkü fikirler de kanunlar gibi tabu değildir. Çünkü kanunlar da bir zamanların doğru olması muhtemel fikirlerinden üretilmiştir. Bu yüzden kendi fikirleri de dahil hiç bir fikri tabu olacak, kanun olacak değişmezlikte ve kutsallıkta görmez. 6. Ancak anarşist için değişmeyecek düsturlar da yok değildir. Özgürlük, adalet, doğa ile senkronize hayat, hümanizm, insan fıtratına uygunluk onun fikirlerinin mihenk noktasıdır. 7. Anarşizmin sahası sadece siyasi arena değildir. Anarşist bakış; "kendisiyle", ailesiyle, toplumuyla, geçmişle, ideolojilerle, geleneksel dinlerle, taasupla, muhafazakarlıkla, yozlukla, kalitesizlikle, yoksullukla, fırsat eşitsizliğiyle, cinsel sömürüyle, kılişelerle, yanlış tanımlarla, ... mücade eder. 8. Sosyalizm başta gelmek üzere Kapitalizm, Teizm, bürokrasi, hiyerarşi, tüketici toplum onun siyasi düşmanlarıdır. 9. Anarşist bilinç, yanlışlara karşı öncelikle kropotkinde ifadesini bulan 'karşılıklı yardım' mantığı ile işbirliği, paylaşım, ödün verme, modifiye etme eğilimindedir. Ancak bunun sonuçsuz bir eylem olduğunu anladığı anda duraksamadan 'yıkmak ve yeniden inşa etmek' sürecini faaliyete sokar. 10. Totem, tabu, dogma olma potansiyeli olan fikirler öncelikle bilinç esareti yaratır. Sonra da fizik esareti getiren kanunlara kaynaklık eder. Bu yüzden insan ürünü hiç bir fikir mutlak ve ebedi değildir. Fikirler lüzumu görüldükçe üretilir, ömrünü tamamladıktan sonra da dönüştürülür yada yok edilir. Hiç biri baki ve tartışılmaz değildir. 11. Kutsal, mutlak, vazgeçilmez, dogma, adil olmayan, yasak, galip gelmek, ezmek, yenilgi, kanun, mecburiyet sıfatları anarşist fikirlerde yeri olmayacak kelimelerdir. 12. İlk ve en önemli adım beyinlerin özgürleştirilmesidir. Bunu temel alarak eylem üretebilir yada kendi özgür/özel eylemliliğini arkadaşlarıyla ortak tartışarak ortaya koyabilir. 13. Mutlak hüküm yoktur. Dolayısıyla anarşistin tutarlı olmak gibi bir sıfatı olmak zorunda değildir. Hatta iyi bir anarşist sürekli kendini yeniler ve yanlışlarını geriye atarak onlardan vazgeçer. Tutarsızlık sağlıklı, yaratıcı düşüncenin göstergesidir. 14. Anarşistler evrime ve onun milyarlarca yıldır geliştirdiği sonuçlarının başarısını kabullenir. Dolayısıyla insan, toplum, hayvanlar ve tabiat üzerine çözümler üretirken doğa yasalarını kulanmaya çalışır ve fikirlerini bunlarla sınarlar. 15. Zannedilidiği gibi anarşi, düzenin yokluğu anlamına gelmez, idarenin olmaması anlamına gelir. Anarşistler iktidar ve hükmetmenin [ing. domination, tahakküm] toplum için gerekli olduğu fikrine karşı çıkarlar; ve bunun yerine daha işbirlikçi, hiyerarşi karşıtı toplumsal formları, politik ve ekonomik örgütleri savunarak tahakkümün olmadığı düzenleri amaçlar. 16. Gücün olduğu yerde özgürlük olmaz. Bu yüzden gücü varedecek dinamikler ortadan kaldırılmalıdır. 17. Anarşistlerin nihai amacı kaos veya düzensizlik değidir. Bunun yerine, bireysel özgürlük ve gönüllü işbirliğine dayanan, otoriteler tarafından yukarıdan aşağıya dayatılan bir düzensizlik değil, aşağıdan yukarıya doğru olan bir toplum yaratmak isterler. 18. Anarşizm için gerçek amaç özgürlükler olduğu için, anarşist pratik kendine zarar vermesi pahasına bile olsa özgürlüğe muhalif hareket etmez. Özgürlük amacıyla çeliştiğinde, gerekirse kendi kurumlarını bile kolaylıkla fesh etme yoluna gider. 12 Haziran 2004 |
||
|
||
| Deniz, anladığım kadarıyla anarşizmi bir yaşam biçimi olarak kabul ediyor ve bana göre diyalektik gelişimi anarşizmin temeline oturtuyorsun. Yani aslında doğaya uygun olarak yaşama gereğini, bir yönetim biçimi olarak algılama eğilimini kabul ediyorsun. Ancak bazı temel sorunların nasıl çözüleceği konusunda sıkıntılar yaşayacağını (seninle bu konuyu yüzyüze de tartışmıştık hatırlarsan) netleştirmek gerektiğini düşünüyorum. Olayı iki biçimde ele almak gerektiğini düşünüyorum. Birincisi bireysel açıdan anarşizm, öteki de toplumsal yönüyle anarşizm. Bireysel açıdan bakıldığında, her kavramı, kutsal olanı ve yasaları sorgulayan bir kişinin adına ne denirse densin doğruları yaptığı, değişimin kaçınılmaz olduğunu kabul ederek gerçeklere ulaşmaya çalıştığını saptamak gerekir. Bu yönüyle eğer kendini anarşist olarak tanımlıyorsan ben de anarşistim. Toplumsal açıdan olaya yaklaşmanın bu kadar kolay olmadığını söylemek gerekiyor. Bireysel olarak geldiğin aşama, senin kendi emeğin ve isteğinle bulunduğun noktayı gösterir ama toplum kesinlikle senin geldiğin yerde değildir. Öyle olması da doğanın yasalarına uygundur ve bu gerçeği kabul etmek gerekir. Bu bakış açısyla hareket edersek, senin gibi düşünmeyen insanlara bireysel olarak anarşizmin kurallarıyla hareket etmesi gerektiğini söylediğinde seni tehdit olarak algılamaları kaçınılmazdır. Sürünün içine dalan kurt gibi seni yok etmeye çalışacak bu insanlara düzen için bir arada yaşamalarına uygun bir sistem sunmak zorundasın. Bu nedenle anarşizm toplumsal bir sistem oluşturamıyor ve kişiler statik yaşam tarzı sürecekleri bir düzen istiyorlar. Bunun temelinde de belirsizliğin bir çeşit ölüm anlamına geldiğini düşünmeleri yatıyor ( bu da ayrı bir tartışma konusu). Sen tüm dogmaları, kutsal kavramları kendi açından yok etmeye çalışsan da bu kavramlar toplumlar tarafından her zaman en üstte tutulmak zorunda. Onları yok ettiğinde kaos oluşuyor, kaos da her şeyin (bu arada bizim de) sonumuz demektir. Bu anlamda söylediklerine teorik olarak katılmakla birlikte bir arada yaşama zorunluluğu dikkate alındığında, yakın gelecekte yasaların ortadan kalkmasına uygun bir sistemin çok olası olmadığını, bireysel özgürlük ve işbirliğine dayanan bir toplum için her toplum bireyinin senin kadar erdemlere ulaşmış olması gibi bir sonuç doğurduğunu kabul etmek gerekiyor. Eğer kişinin temel yaşam kalitesinin garantisinin verilmesinden sonraki özgürlükler gibi bir durum söz konusu olacaksa bu durum statükdyu zorunlu hale getirir. Yani ilkel insanın soyut bir özgürlük kavramına ulaşabilmesi için, düşünme açısından 40 fırın ekmek yemesi gerekecektir diye düşünüyorum. |
||
|
||
| sevgili torq, mevcut insan kitlesinin geneli otoritelerce ve onların düzenlerince içleri boşaltılmış posa niteliğinde. nerde bir rüzgar eserse ona meyledip hareket ediyorlar. toplumsal anlamda özgürlüğün nasıl bişey olduğun bilmiyoruz. yargılarımızı mevcut sistemin gözümüze yansıttığı sanal bir evrenle üretiyoruz... ... ben insanoğlunun yönetilmeye ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. işlerin olması rızaya dayalı ve karşılıklı işbirliği ile mümkün. ilkel insanın avantajı otoritenin kurumlarının henüz olgunlaşmamış olmasıdır. bize göre dezavantajı ise bilinçsel ve tarihsel olarak daha olgunlaşmış olmamızdır. ... bireysel özgürlükler ve bilinç yaratımları toplumsal dönüşümü otomatik olarak dönüştürür. eğer bireysel anarşizm konusunda haklı isem bunun kısa bir süre sonraki sonucu da toplumsal dönüşüm olacaktır. ... insanoğlunun yavaş yavaş kendisini mangutlaştırmış olan otoritelerin tahakkümünden kurtarma ve tarihsel hafızasını kullanarak daha güzel, adil, özgür ve anlamlı biryaşam yaratma zamanı geldi. ... biz şu an bir rüyadayız. otoritenin hikayesini yazdığı bir rüya... bu yüzden reel bir yaşamın sebep-sonuçları üzerinden ancak sezgisel öngörülerimiz varolabiliyor. bu kez sezgilerimize biraz güvenmeyi deneyelim.. |
||
|
||
| deniz, aslında seninle uzun bir tartışmaya girmek istiyorum ancak şu anda fazla zamanım yok, kısaca yazmaya çalışacağım. İnsanın bir düş içinde olduğu düşüncesi bana matrix filmini anımsattı. Orada da senin söylediklerine benzer bir düşünceden yola çıkılıyordu ancak bir sorun var ki, gerçeği arayan insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Neo ile birlikte hareket eden kaç kişi vardı diye düşünmek gerek. O da aslında gerçeği bulduğunda geriye dönmek istiyor çünkü yaşam diye sunulan şey gerçek olsa bile hayal kadar güzel değil. Demek istediğim, insanları gözünde fazla büyütüp, onların iyiliğini onlardan iyi düşünsen bile, onlar senin düşündüklerini düşünemedikleri için seni düşman ilen edeceklerdir. 12 Eylül öncesinde savaşan devrimciler, toplumda yoksulluk çeken insanlar için kendi yaşamlarını feda etmeye hazırdılar, bunun için öldüler, işkencelerden geçtiler. Ancak onları hapse gönderen ve yakalamalarını sağlayan, ihbar edenler de o yoksul ve bilinçsiz insanlardı. Sonuçta sen dünyanın en bilge insanı da olsan, otorite karşısında hiç bir şey değilsin. Toplum da güç ve otoritenin emrine girmek, onun baskılarıyla yaşamaktan rahatsız olmaz. Yine 12 Eylül döneminde baskı ve işkence devam ederken sokaktaki insanlar iyi ki asker geldi bu anarşistleri ortadan kaldırdı diyerek senin söylediklerinin tam tersini dile getiriyorlardı. Bu durum belki 1000 yıl sonra değişebilir ama benim kişisel görüşüm gerçekçi olmak ve gerçekleri aramak arasındaki fark üzerine biraz daha düşünmek gerektiği yönünde. |
||
|
||
| burada atlanılan bir durum var. benim üzerinde durduğum konu bilinçsel bir dönüşüm. süregelen muhalif gelenek ise otoritenin benzeri yöntemlerini kullanarak güç kazanımı yolu ile yeni bir otorite olma hedefini seçmektetir. sonuçta başardıklarında da gücün eseri bir otorite ne gerektiriyorsa aynısını yapıyorlar.. yani değişen bir şey yok.. ... üzerinde öncelikle durulması ve sürekli hatırlanması gereken şey de; her şeyden önce kendi hayatımız, konforumuzun korunması, yaşam kalitemizin hep yüksek tutulmaya çalışılmasıdır. bu anlamda başkalarının hayatı veya dünya için kendi hayatımı ve konforumu terketmemeliyim. dolayısıyla yine yöntemsel farklıklara ve amaçlara dikkatini çekerim.. |
||