|
||
| AB -TR entegtasyonu öncesi yaşadığımız psikolojik savaş Öncelikle kendimi tanıtayım,daha önceleri para konulu bir başlığın altında az çok dünyadaki para politikalari ve 24/7 finans işleyişi bağlamında elimden geldiğince forum üyeleriyle tartisarak yazılar yazmıştım.Yazılarımın bir çoğunda finansmanın bir yerde psikolojik bir baski enstrumani olarak kullanılabiliceğini ve bunun Türkiye'yi vurmasi için tıpkı 1994 Meksika krizinde olduğu gibi ülkemizde yaşanabilicek ayrılıkçı grupların yapabilicekleri olaylar ve ABD merkezli faiz arttırmalarının Türkiye'de yoğunluklu bir para çikişi yaşatabiliceğini, bunun da otomatikman endekse yansıyacağını yazmıştım. İş nedeniyle sizlere yazamadigim bu süre zarfında beklentilerimin doğru çıktığını,beni takdir etmeyen bir çok arkadaşım da gördü. Burada birazdan okuyacaklarınız ise kendi tarih bilgim ve görüşlerimle sınırlıdır. Eğer katkı yaparsanız çok memnun olurum. Avrupa Ekonomik Topluluğu'ndan tek vücut olarak günümüzde Avrupa Birliği olarak karşımıza çıkan eski vahşi kapitalist ülkelerin arasına girmeye çalışan ülkemiz, Avrupa kıtası ile 11.yüzyıldan beri savaş ve ticaret yollariyla derin deneyimler kazandi ve tarih kitaplarinda hep şunu gördük : tarih tekerrurden ibarettir. Anadolu'da başlatılan isyan hareketiyle alevlenen Kurtuluş savaşımız sonrasında kazanılan zaferimizin Lozan'da uzun görüşmeler sonucunda taçlandırılarak bu milletin onuru muhassar devletler huzurunda tanınmış ve yokluklar içinden halkının gücü-yönetimin dirayeti sayesinde ekonomik açıdan bir kalkış dönemi yaşamıştır. 2.Dünya Harbi sonrasi oluşan zıt kutuplar arasından seçim yapmaya zorlanan ülkemiz şu an ki AB ülkeleri ve ABD tarafından Nato'ya girme sözü ile kandırılmış,hem nükleer kalkan gücünün en uç köşe taşı olmuş hem de batı emperyalizminin bir piyonu olduğu izlenimini Arap ve diğer müslüman toplumlara yansıtılmıştır. Bununla beraber küçük Amerika olmasına çalışılan ülkemizdeki sol kesim ezilirken,aşırı islami eğilimlerin de artmasına neden olunmuştur. Oysaki 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesi ne AET'nin ne de diğer Nato ülkelerinin katledilen Turk'lere yönelik koruma amaçlı olarak kıllarını kıpırdatmadıklarını hatta Türk tarafını kalabalık kelime oyunlarıyla oyaladıklarını gördük. Ne var ki bizim için AYŞE TATİLE ÇIKMIŞTI bile.1974'den 1979 ve 80'e kadar süren ABD ambargosu sırasında düşen savaş uçaklarımızın 10 sentlik yedek parça eksikliği nedeniyle şehit olan bir çok pilotumuz oldu,temel ürünler karneye bağlanırken yanı başımızda petrol zengini ülkelerin yaşadığı hayat standartlarına gıpta ettik. Bu muhassar devletler 1979 İran devrimi sonrası askeri bir operasyon olasılığı için bizi hatırladılar, çünkü biz bir köşe taşı - sıçrama tahtasıydık. Burada iki önemli unsura dikkatinizi çekmek istiyorum biri Şattularap sorunuyla ortaya çıkan Kürt meselesi, diğeri ise 12 Eylül 1980 İhtilalidir. Şattülarap sorunu : 1847 yılına kadar Osmanli egemenliği altinda bulunan Şattülarap,bu tarihte Erzurum Antlaşmasıyla doğu yakası ve su yollarinin küçük bir kısmı İran egemenliğine bırakıldı.1932'de Irak'ın bağımsızlığı ile İran nehir üzerinden geçen su yolunun tam ortada sınır olması için siyasi ağırlığını koymuş ve 1937'ye kadar karşılıklı görüşmelerle devam edilmiştir.Baas partisi 1968'de iktidara gelince Barzani yönetimindeki KDP ile görüşme masasına oturdu. KDP'nin özerklik,kürtçenin serbest kullanımı ve kürtçe eğitim yapan üniversitelerin açılması ve yeni bir vilayet kurulması yönündeki talebi Baas partisi tarafından reddedilince 1974'de İran Şahı,İsrail ve ABD destekli bir iç savaş patlak verdi.Irak ordusunu yoran kürt militanlar ancak İran ve Irak'ın 1975'te Cezayir'de anlaşması ile Şattularap sorunu çözümlendiğinde durdurulabildi.12 Eylül darbesi ile ilgisine gelince: ABD yönetimi Tahran elçiliğini basan iran devrim konseyini durdurmanın yollarını ararken TSK'nin yönetime el koymasını bir fırsat bildi.Başkan Carter emrinde bir heyet TR'ye gelerek ambargonun kaldırılmasını istediklerini,yanlız bir planları olduğunu söylediler.TSK'nın İran'a Irak ile beraber savaş açması..Bilmiyorum size burada yazılanlar tanıdık geldi mi? 2.Irak savaşı öncesi teskereyi geçirmek isteyen hükümetin mecliste oylamaya koyduğu vatan hainliğini, Evren paşa ve emrindekiler Kıbrıs Barış Harekatı'ndan aldıkları dersle bunu görüşmedi bile. Büyüklerimizin söylediği gibi gelen gideni aratır. 2.Dünya savaşı sonrası değişen savaş stratejileri ve egemen siyasal düşünce yapısı,savaş sonrası dünyanın galip devletleri tarafından yönlendirilmesine neden oldu. Bu iki zıt kutubun aslında aynı amaca itaat eden baskı rejimleri önce kendi halklarını daha sonra da dünyanın kosmopolit yapısının değişmesine olanak sağlayacak şekilde teoriler üreterek insanlarda belirli bir korku dalgası yarattılar.ABD'deki Hollywood Kominist avı,Elia Kazan gibi usta oyuncu,yazar ve yönetmenlerin birbirlerini suçlamak zorunda bırakılmaları ; Sovyetler'deki Batı cephesi gazilerinin tutuklanmaları gibi sosyal hayattaki idol simgelerin halkın gözü önünde ifşa edilmeleriyle aslinda bitirdikleri Nazi ruhunu tekrar yaşatmış oldular.Baskı o kadar yoğunduki medyanın psikolojik olarak toplumun üstünde kurduğu etki objektif olmaktan çıkıp yaşatılmak istenen bir ütopik cenneti andırdı.Milyonlarca Rus'un katili olan Stalin'in sevgi seli içinde toprağa verilmesi,ABD'nin 1950'li yıllarda medya gücü ile beraber ekonominin yeterli hacme ulaşması için fiktif para basımıyla(karşılıksız,yani o dönemde basılan dolarların altın karşılığı olmaması) bir anda hayatlarımıza bir amerikan rüyası olarak çıka geldi.Toplumlar yaşadıkları demir perdeler altında tek tip insan olma yolunda ilerlediler.Bu medya,polis devlet ve ekonominin bir mutluluk abidesi olarak gösterilmesiyle oluşan sanal bir ortamdı.Bunun aynı enstrumanlar kullanilarak karşı tarafi yıpratma haline kaba tabiriyle psikolojik harp diyoruz.Elbette psikolojik harbin savaş ortamındaki uygulamalarıyla,barış ortamındaki uygulamaları birbirinden farklılıklar göstermektedir.Savaş halinde sivil yerleşim birimlerinin stratejik bombardıman ile yoğun bir biçimde tahribi,elektirik-su gibi yaşamsal öneme sahip altyapı tesislerinin imhasıyla direnşin kırılması veyahut direnişin azaltılması amaçlanmaktadır.Barış ortamında ise bu özel harekat birimlerince düşman kabul edilen ülkenin topraklarında karışıklık çıkarma ya da belirli illegal örgütlerle baglantıya geçerek sözde sorunları dikte ettirme amaçlarıyla asıl nedenlerden kaçırılarak,toplum yapısının refah ve huzur seviyesinin indirgenmesi hedeflenmektedir. Topraklarımızın jeopolitik önemi nedeniyle günümüze kadar gelen pek çok sorunun kaynağına baktığımız zaman bunun anglo-sakson kökenli olduğunu görürüz. I.Dünya Savaşı sonrası Wilson ilkeleri ile sağlanan imtiyazlı anlaşmalarla ortadoğunun kaderi uluslarca değil batılı devletlere peşkeş çeken,iradesiz ve güçsüz siyasi kurumlarca toplumların kaderlerinin çizildiğine dikkatinizi çekmek istiyorum.Şu ana kadar bölgede gerçekleşen siyasi gerginlikleri bir tarafa bırakıp sıcak çatışmalara odaklandığımızda : üç İsrail-Arap,iki İran-Irak,sayısız ihtilaller ve iki Körfez savaşı sonrası bölgenin haritasi değişmese bile bu satranç oynunun oyuncuları ve piyonların aynı olarak kalması sağlanmıştır. Peki bunca çatışma,gerginlik ve ekonomik krizler etrafında toplanmış bir Türkiye Cumhuriyeti nasıl oluyorda Avrupa Birliği gibi bir kulubün içine alınmak istenir.1960'lı yıllardan beri kapısında pineklediğimiz bu sözde muhassar devletler ne oldu da bizi aralarına katmayı kabul eder oldular.Bu ülkenin her ferdi ile katıldığımız İstiklal Mücadelesi sonrası Lozan'da söke söke aldığımız yaşama hakkımızı ve hürriyetimizi isteksizce veren bu ülkeler nasıl oldu da bizi kendileriyle eşit gördüler.Belki biraz size komik bir ifade olarak gelebilir,ama aslında bu "MARTIX".Yukarıda psikolojik savaşın etkenlerinden biri olarak açıkladığım gibi medya ve korku faktörleri Ampül iktidarinin zihninde ışık uyanmamasına neden olmuştur.Kendilerine ve bize yutturmaya çalıştıkları:"AB olmadan yapamayız" sözünü aslında bu ülke Sivas ve Erzurum kongrelerinde manda fikrini redderek zamanında tasdiklemişti.Oysa bugün gelinen noktada düşünce özgürlüğü altında kaybedilen onca cana karşı terör örgütlerinin korumacılığını üstlenmiş, Diyarbakır'a Kürdistan'ın başkenti deme cürretini gösteren mihraklara karşı söz söyleme cesaretini kendine bulamayan siyasi iradesizlerin yönetimi altında her türlü espiyonaj ve açık savaş tehditi altındayız.Cumhuriyetimiz temel direği ve tek birleştirici unsuru olan ordunun insanların gözü önünde ifşası en başta söylediğim otomatik zan altına alma emellerinin başında gelir.Kuzey Irak'ta istihbarat kaynaklarımızın ABD kuvvetleri tarafından ele geçirilmesi ve terör kamplarının yine bu devlet tarafından korunmasıyla sınırlarımızdan içeri sızma olanakları artan bu hayalet ile savasmanın imkansızlığı gerçekten korkulucak boyuttadır.Psikolojik savaşın topraklarımızda etkisini dayatma yoluyla göstereceğini lütfen iyi bilelim,bize Lozan'da Lord Curzon'un söylediği :"Bir gün bunları size ödettiriceğiz" kelimeleri hala geçerliliğini korumaktadır. Yazarı: sifirforum.com /nccdenbirdost |
||