SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: Dilenci..

Sayfa: [ 1 ] 2

13.04.2006 21:14:01
Bozuk para konusunda dedigim gibi insan hayatı en degerli banknot gibi, ve hepimiz para babasıyız..
Ama hepimiz aynı zamanda dilenciyizde,
Başkalarının hayatlarından dilenmememiz, mutluluklarına ortak olmak istemememiz olasımı..

Niye sermayeden yiyemiyoruz, sadece kendi paramıza muhtaç kalarak?


denge 13.04.2006 21:44:36
Öncelikle kendi hazinelerimizin farkına varmamız gerekmekte galiba.

Bu farkındalık için ilk şart; İnsanların kendilerini oldukları gibi kabul edebilecek güce sahip olmalarıdır bence, kişi bu kabul gücünü bulamazsa kendi kendisine yetemeyecek ve dediğin gibi dilenciliğe başlayacaktır sonunda. Peki niçin kendi sermayemizin farkına vara mıyoruz? Çünkü etrafımız gelinciklerle dolu. Bir belgeselde izlemiştim; gelincikler yumurta çalıyorlar, iğne ucu kadar bir yerden yumurtayı delip, emiyorlar ve sonra yumurtayı çaldıkları sepete geri koyuyorlar, yani içi boş bir yumurta kalıyor geride. Bugün etrafımızda çocukluğumuzdan beri gelinciklerin istilasına uğruyoruz. Birileri sürekli olarak bilinçli/bilinçsiz içimizi kemiriyor ve güzelliklerimizi ortaya çıkarmak yerine sürekli bizi yererek geri çekilmemize sebep oluyorlar maaselef. Geriye içi boş insancıklar bırakıyorlar... İşte burada iş yine bize düşüyor, sayısız kaptanı olan bir gemi olmaktansa, gemimizin başına artık kendimizin geçip, rotayı bizim belirlememiz gerekmekte. O zaman dilencilikten kurtulacağız işte...

Bir de biz bunu aştıktan sonra başkalarına da yardımcı olmamız gerekiyor. En azından etki alanımızdaki insanlara kendilerini özgür ve rahat hissettirmek ile, topraklarının altındaki cevherlerine ulaşmaları için bir ortam hazırlamış oluruz. İnsanlığa bundan büyük bir katkı düşünemiyorum doğrusu... Kişiye kendini iyi hissettirmek ve dolayısıyla senin de iyi hissetmen...Bir  bayan bir gazetecinin iki siyasi parti lideri ile yaptığı röportajdan sonra gazetesine yazdığı bir yazıyı hatırladım şimdi,son olarak onu da paylaşıyım sizlerle. Görüştüğü ilk parti lideri ile ilgili olarak; "dünyanın en zeki insanı" yorumunu yapmış, ikincisi için ise "kendimi dünyanın en zeki insanı gibi hissettirdi" diyor. Sizce hangisi daha önemli?

son tango 13.04.2006 21:51:51
ikisininde önemi yok...zeka doğuştan gelendir,bu ayrıcalığı üstünlük olarak görmek bizi her zaman yanlışa götürür...

haa,zeki iseniz ve bunu kendiniz,aileniz veya ülkeniz için iyi yönde kullanıyorsanız işte bu sizi farklı

yapandır...boş,kullanılmayan,hatta daha da kötüsü kötülük için kullanılan zeka sizi bir yerlere koymaz...

denge 13.04.2006 21:58:00
Sadece davranış biçimi olarak düşün o zaman, kişiye kendini iyi hissettirmek önemli değil midir?

 Kabul görmediğini düşündüğün, eleştirildiğin, yerildiğin ortamlarda sende varolan güzellikleri ortaya çıkarmak istermiydin?

son tango 13.04.2006 22:07:56
bu başka birşey denge...yukardaki başka...o şeye benziyor,sanki sadece yakışıklı olduğum için kabul görmeme,çünkü zeka da böyle birşey...halbuki benim ihtiyacım doğuştan gelen avantajlarımı duymak değil,kendimin, yaptığım yada yapmadığım,yada ürettiğim şeylerden dolayı kabul görmesi,,,yoksa kaba tabiri ile ....''yemişim yakışıklılığımı da zeka mı da...'

torq 13.04.2006 23:16:30
Niye sermayeden yiyemiyoruz, sadece kendi paramıza muhtaç kalarak?
Çünkü sermayeden yediğimizde ölürüz ve bu nedenle her zaman başkalarından para dilenmek zorundayız. Dilenmenin hayattaki adı da kullanmadır ve biz bu gerçeği de kesinlikle kabul edemeden yaşayıp gideriz. Denge'nin örneğinde olduğu gibi başkalarının içini boşaltarak kendimizi güçlendiririz, çünkü yaşamak için enerjiye gereksinim duyarız. Güçlendikçe başkalarını sömürmemiz daha da kolay olmaya başlar, sömürülenler de kendilerini daha güçsüz hissetmeye. Bu alış veriş bir süre sonra sona erer, güçlü olanın sömürmesi gereken başka kişileri bulması gerekir, o kişinin de içini boşaltıncaya kadar.
Bazen bu işi biraz  sevgi, bazen para için yaparız. Bazen bir koltuk bazen de nefretimizi yenmek için.

13.04.2006 23:19:00
Herhangi bir şeyden dolayı kabul görme istegi..
Dilenciler daha iyi dilenebilmek için kendini sakatlar ya onun gibi..
İnsanda beynini sakatlıyor toplumdan kabul görebilmek için, ve hepimiz bunları içselleştirmişiz..
"varolan güzellikleri ortaya çıkarmak" mesela, bence insanların güzelliklerini çıkartma istemindeki asıl amaç, digerlerine örnek olup kendi güzelliklerimizin ortaya çıkarılmasını saglamaktır öyle olmasada iyi bir iş yaptıgımızı duyumsama istemi olabilir..

Herkez dilenci dedigim gibi,biz ve digerleri, ve biz dilencilere hayatımızdan vererek zararda olmuyoruz aksine onun verdigi hizmet (kafamızı meşgul etmesi, yaptıgımız fedakarlıkla mest olmamızı saglaması, bizde canlandırdığı duygular) bizimkinden çok daha kıymetli..

Mutalist bir yaşam biçimi sunuyor bazı bireylere sosyallik, arı çiçegin özünü alıp bal yapıyor çiçekte arının sayesinde üreyebiliyor mesela..
Bazıları ise parazit gibi oluyor, bir kaç damla kanını emip tadına vardıktan sonra, gözü dönüyor ve senle işi bitine kadar emiyor, sayesinde canlı kaldıgına hiç saygı duymadan..
Gerçi bunların önemi yok karşılıksız ilişki olmuyor insanlar arasında ne isimle olursa olsun..


"ağaç gibi tek ve hür" olmanın yolu acaba "orman gibi kardeşçesine" yaşamaktanmı geçiyor?
Her nekadar yukarda tersini desemde şimdi farklı bir noktaya geldim "insanın beynini sakatlaması dilenmek için" lafı yanlış galiba, hani maskelerin arkasına saklanır ya güya benligimiz toplumda, bu dilenme ilşkileri olmasa maskenin arkasındakide kalmazdı galiba ne dersiniz?

*İnsan ilişkilerinde dilenme ve dilenciyle pazarlık esas bence çünkü, ve toplum olmasa bireyligimizden bahsedecek bireyligimiz bile olmazdı..

denge 13.04.2006 23:34:44
Alıntı
Çünkü sermayeden yediğimizde ölürüz ve bu nedenle her zaman başkalarından para dilenmek zorundayız.

Yukarıda yazdığım şeyi yineleyeceğim ama, sence kendi hazinelerinin farkında olan insanlar da buna ihtiyaç duyarlar mı?
Alıntı
"ağaç gibi tek ve hür" olmanın yolu acaba "orman gibi kardeşçesine" yaşamaktanmı geçiyor?

Sorunun cevabı aynı şarkının içinde...

torq 14.04.2006 00:01:36
Denge bu konuyu biraz açarsak belki düşüncelerimizi daha net ortaya koyma olanağı buluruz. Şöyle düşünelim, bir ailede şiddet ve nefretle büyüyen bir kişinin en büyük gereksinimi nedir ? Sevgi, ilgi, şefkat. Bir cahil insanın en büyük gereksinimi de bilgidir. Buradan yola çıkarsak kendimizde olmayanı aramak gibi bir zorunluluğumuz bulunduğunu kabul etmek gerekiyor.
Senin soruna yanıt arıyorsak, kendi hazinesi olan kişiler, hazinelerini nasıl yaptılar sorusunu sormalıyız derim. Yani bir hazine bize babamız ve annemizden miras kalmadığına göre onu biz kendi elimizle yaparken başkalarından aldığımız küçük paralardan oluşturmuş olabiliriz. Ancak yukarıda söylediğimi yinelersem, bu kullanma aslında karşılıklı bir alış veriş olduğundan biz kendimizde fazla olanı, başkasında fazla olanla değiştirip farkına varmadan zenginleşiriz.
Başka bir örnek verirsek, ben kendimi bilgisiz olduğum konularda eğitmek için örneğin din konusunda senin yazdıklarını okuyorum ve bilgileniyorum. Diyelim ki sen de benim hukuk konusunda yazdıklarıma bakıp benden yararlanıyorsun. Sonuçta yazılarımızdan karşılıklı olarak yararlanıp bilgileniyoruz. Aynı şekilde sevgisiz büyüyen birinin başkasında sevgiyi bulması, takdir edilmeyi bekleyen birinin kendisini takdir eden birinden hoşlanması, babasız büyüyen bir kişinin evleneceği kişiyi yaşlılardan seçmesi şeklinde örneklenebilir diye düşünüyorum.

denge 14.04.2006 06:49:18
Alıntı
kendi hazinesi olan kişiler, hazinelerini nasıl yaptılar sorusunu sormalıyız derim. Yani bir hazine bize babamız ve annemizden miras kalmadığına göre onu biz kendi elimizle yaparken başkalarından aldığımız küçük paralardan oluşturmuş olabiliriz.

Benim yukarıda "hazine" olarak nitelendirdiğim şey, aslında doğuştan getirdiğiğmiz becerileri, yetenek/kabiliyetlerimiz idi. Tüm bunlara sahip çıkmayı başarabilirsek başkalarından dilenmeyi bırakırız, kendi kendimize yeteriz diye düşünmüştüm.
Ama bu kadar iddaalı olmakta yanlış galiba. İşte bu aslında insan olma acziyetimizdeki yaşadığımız kabul zorluğu...Senin de dediğin gibi, mesela sevilmeyen kişinin sevgi tatminini tek başına yaşaması, takdir edilmeyen birinin kendi özsaygısını kaybetmemek için kendini onore etmeye çalışması ne kadar sürebilir ve ne kadar sağlıklı olur, kişiyi ölmeyecek(!) kadar ayakta tutar belki, ama gerçek tatmin duygusunu yaşamanız mümkün değil... burada da galiba yine dilencilik devreye girmek zorunda.

 "Hayatınız Neye Benziyor" konusuna,
Alıntı
Kendi ülkesinde aç bırakılmış bir krala benziyorum. Dilenmek zorunda bırakıyorlar beni...
diye yazan da benmişim. Ben geri çekiliyorum...  Smiley

adnan 14.04.2006 10:36:37


Niye sermayeden yiyemiyoruz, sadece kendi paramıza muhtaç kalarak?



kendi paramız bir şey almaya yetmiyor da ondan
güç birligi şart bir şeyler almak için
adına dilencilik dersen !!!!!
unutma yaşadıgın hayatta senin degil

14.04.2006 21:32:19
Benim neyim var peki?
Hayat kimin?
Aslıolan benim kimse degil..

19.04.2006 18:51:14
allah rızası için,
bu fakire bir trilyar verin...
bozukluk ve az miktar para verirseniz yüzünüze tükürürüm walla...
dilenciliğinde bir karizması var canım..
allah allahh

fikir 12.05.2008 18:52:16
Bozuk para konusunda dedigim gibi insan hayatı en degerli banknot gibi, ve hepimiz para babasıyız..
Ama hepimiz aynı zamanda dilenciyizde,
Başkalarının hayatlarından dilenmememiz, mutluluklarına ortak olmak istemememiz olasımı..

Niye sermayeden yiyemiyoruz, sadece kendi paramıza muhtaç kalarak?



İnsan sürekli dilenmediği gibi, sürekli sermayeden de yemiyor. Görünmez bir alışveriş dolaşıyor insan ilişkilerinde. Bir duyguda veya bir konuda dilencilik yapmak zorunda olan insan başka bir duygu veya konuda dilenci memnun edebiliyor.

Nazı insanlarda yok değil tıpkı gerçek dilenciler gibi, sadece dilenerek geçinen. Fakat onlar bile, dilene dilene topladıklarını başka şekilde vermek zorunda kalıyorlar...
Öncelikle kendi hazinelerimizin farkına varmamız gerekmekte galiba.

Bu farkındalık için ilk şart; İnsanların kendilerini oldukları gibi kabul edebilecek güce sahip olmalarıdır bence, kişi bu kabul gücünü bulamazsa kendi kendisine yetemeyecek ve dediğin gibi dilenciliğe başlayacaktır sonunda. Peki niçin kendi sermayemizin farkına vara mıyoruz? Çünkü etrafımız gelinciklerle dolu. Bir belgeselde izlemiştim; gelincikler yumurta çalıyorlar, iğne ucu kadar bir yerden yumurtayı delip, emiyorlar ve sonra yumurtayı çaldıkları sepete geri koyuyorlar, yani içi boş bir yumurta kalıyor geride. Bugün etrafımızda çocukluğumuzdan beri gelinciklerin istilasına uğruyoruz. Birileri sürekli olarak bilinçli/bilinçsiz içimizi kemiriyor ve güzelliklerimizi ortaya çıkarmak yerine sürekli bizi yererek geri çekilmemize sebep oluyorlar maaselef. Geriye içi boş insancıklar bırakıyorlar... İşte burada iş yine bize düşüyor, sayısız kaptanı olan bir gemi olmaktansa, gemimizin başına artık kendimizin geçip, rotayı bizim belirlememiz gerekmekte. O zaman dilencilikten kurtulacağız işte...

Bir de biz bunu aştıktan sonra başkalarına da yardımcı olmamız gerekiyor. En azından etki alanımızdaki insanlara kendilerini özgür ve rahat hissettirmek ile, topraklarının altındaki cevherlerine ulaşmaları için bir ortam hazırlamış oluruz. İnsanlığa bundan büyük bir katkı düşünemiyorum doğrusu... Kişiye kendini iyi hissettirmek ve dolayısıyla senin de iyi hissetmen...Bir  bayan bir gazetecinin iki siyasi parti lideri ile yaptığı röportajdan sonra gazetesine yazdığı bir yazıyı hatırladım şimdi,son olarak onu da paylaşıyım sizlerle. Görüştüğü ilk parti lideri ile ilgili olarak; "dünyanın en zeki insanı" yorumunu yapmış, ikincisi için ise "kendimi dünyanın en zeki insanı gibi hissettirdi" diyor. Sizce hangisi daha önemli?

İlk paragraftaki benzetmeler, dilencilikten çok kan emiciliği benziyor ki, sanırım bu daha farklı bir tartışma konusu. Dilenciler masumdur yanlarında.

Genel olarak değerlendirecek olursak; herkeste az veya çok dilencilikte vardır vericilikte. Dilenirken olmayanı veya verilmezi istememek, sermayemizi de kullanabilmeyi bilmek, verirken de yeri dolmayacak şeyleri vermemek, yerine daha iyisini koyabiceğimiz şeyleri de seve seve vermek insan ilişkilerinin görünmez bir alışverişidir diye düşünüyorum...

çark_che_kiç 12.05.2008 18:55:56
1. 'geleneksel' dilencilik sempozyumu


İstanbul Büyükşehir Belediyesi, dünya tarihinde ilk olacak "Ulusal Dilencilik Sempozyumu" düzenliyor. Sempozyumda "uzman" dilencilerin de konuşabileceği belirtilirken "neden dilenilir" sorusuna cevap aranacağı iddia ediliyor. Etkinliğin "sadaka toplumu" güzellemesine dönüşmesi bekleniyor.

soL İstanbul Büyükşehir Belediyesi ilk adımını 17 Mart'ta yapılan toplantı ile attığı sempozyumu 18-19 Ekim 2008 tarihlerinde gerçekleştirecek. Genel amacının dilencilik olgusunu çözümlemek olduğu bildirilen sempozyuma pek çok bilim adamı ve elinde konuyla ilgili bilgi-belge olanların yanı sıra gerekirse konunun "uzmanı" dilenciler de katılacak. Dünya tarihinde bir ilk olacağı belirtilen sempozyumun adında "1." ibaresinin yer alması sorunun çözümünde inatçı olunduğunu mu yoksa çözüme ilişkin bir umut beslenmediği gerçeğini mi yansıtıyor? Bu soru da sempozyumla ilgili sorular arasında yer alıyor.

Ah ne güzeldi Osmanlı, ne güzeldir sadaka toplumu!
17 Mart tarihinde yapılan Bilim Kurulu toplantısında konuşmacıların genelinin Osmanlı'da dilenciliğin olmadığı tezi üzerinden konunun tarihsel altyapısını kurmaya çalıştığı gözlendi. Özellikle AKP'nin yaratmaya çalıştığı "sadaka toplumu" mantığı ile paralelliği dikkat çeken konuşmalarda Osmanlı'da yer alan "fukaraperver vakıflardan" ve bunların ne denli etkili olduğundan bahsedildi. Genel olarak konunun alt yapısına ilişkin yapılan konuşmalarda edebiyat dâhil olmak üzere pek çok etkenden bahsedilirken sadece bir konuşmacının istihdam olgusuna yüzeysel olarak değinmesi sorunun çözümüne ilişkin çok fazla umut beslemenin hata olacağı gerçeğini gösterdi. Bu haliyle sempozyumdan en beklenebilir sonuç ise AKP'nin yapmaya çalıştığı "sadaka" toplumunda yer alacak olan resmi bir şekilde belirlenmiş insanlar yaratması olabilir.

Meslek olarak dilencilik
Sempozyum için hazırlanan internet sitesinde yer alan dokümanlarda, dilencilik kavramının isimlendirilmesi ve tartışma başlıklarına ilişkin hayli ilginç kavramlar dikkat çekiyor. Yer yer bir meslek olarak isimlendirilen dilencilik kavramının böyle isimlendirilmesi olguyu kabullenip çözüme yönelik bir adım atmaktan öte artık benimsenmiş olduğu izlenimi veriyor. "mesleği/eğitimi, psikolojik boyutlarıyla dilencilik, dilenme biçimleri, dilencilik kültürü, sezonluk dilencilik, dilenciliğin değişen yüzleri, bir meslek olarak dilencilik" gibi kavramlarla daha bilimsel bir görünüm ve verilmeye çalışılan metinler en iyi ifade ile trajikomik olarak nitelenebilir.

Bilimsel yöntem
Normal bir bilimsel çalışmada, var olan sorunun bilinen kaynaklarını ortadan kaldırıp sorunun çözümünü beklemek ve buna karşı tutum geliştirmek izlenen yol iken yapılmaya çalışılan sempozyumda bilinen etkenler tekrar keşfedilmeye ya da başka etkenlere dikkat çekilmeye çalışılıyor. İşsizlik kavramı ve toplumsal çürümenin bir ürünü olan "mafyalaşma" olgularını göz ardı ederek yol alınamayacağı aşikardır. Bunların sempozyuma kenar süsü yapılması durumunda da sorunun çözümüne katkı yapacak bir çıktı alınamayacağı görülmektedir. Sorunun temelini oluşturan bu kavramların varlık nedenlerinin kesinlikle tartışılmayacağı bilinen sempozyumun çözüme ilişkin bir öngörüsü oluğu tahmin ediliyor. Bu çözüm formülünün "sadakacılık" olduğu ve çözüme varmayacağı ise bilinebilir bir gerçektir.




Sayfa: [ 1 ] 2