|
||
| Otorite ve İktidar İstenci Mehmet Doğan Siyaset ve hukukta belli bir eylemi gerçekleştirme hakkı olarak görülür.Bu uyulacak kuralları düzenleme ve kurallara uyanları yönetme hakkını da içinde barındırır. Batı dünyasında ‘Authority’ sözcüğü ve aynı kökten gelen ‘author’:yaratıcı, yazar ;‘authentic’:sahih, aslına uygun; ‘authoritatire’: otorite sahibi,söz sahibi bir kaynaktan gelen; ‘authorize’:belli bir erkin verilmesi ya da devredilmesi olarak algılanır.Buradan otorite sahibinin yönetme hakkını konumundan , sahip olduğu özelliklerden ya da kabul edilmiş bir hak devrinden aldığını görüyoruz. Otorite inanmaksızın teslim olmayı zorunlar.Boyun eğme davranımı kişinin kendi iradesinden vazgeçme ,devretmesiyle gerçekleşebilir.Comteye göre otoriteye uyma eleştirel düşünüşün terk edilerek otoriteye tümüyle inanmayı ya da onlarla bir olmayı gerektirir. Toplumsallaşma süreci , bireyin hayatın her alanındaki kendi dışındaki karar vericiler tarafından oluşturulmuş yaşayış kuralları boyun eğmenin otorite altına girmenin gerekliğine inanmıştır.Bireyin ilk karşısına çıkan baba figürü (daha sonra değineceğiz) ve anne ,öğretmen , rahip, peygamber, aydın, uzmanlar, devlet, yasa , yasa koyucu, yargıç, yetkili memur, vb.leri eylemlerin belirleyiciliğini kendi dışına itmesi gerekliğini vurgulamışlardır.Kendine özgü bir ilişki ağına sahip olan otorite kavramını meşruluğunu ancak kabul edildiğinde gösterir. Freud kitle içinde bireyin ruhsal yaşamının farklandığını , duyguların güçlenirken sorgulama yetisinin güçten düştüğünü gözlemlemiştir. Kitle psikolojisi incelemesinde, libido enerjisinin aktarımını anlatır.Bireyin özdeşleşme mekanizmasını kullanarak, kendi ben idealinden vazgeçip onun yerine otorite sahibinde somutlanan kitle idealizmini benimsediğini , böylece kitlenin diğer üyeleriyle libidosal bir bağlantı kurduğunu öne sürer. Freud’un söylemiyle otoriter karakter, çocukluk döneminde oedipal çatışmanın yeterince çözülmemesi durumunda, çocuğun babaya karşı (otorite figürü) olan saldırganlığı mazoşist bir itaate dönüşmekte ve sadist düşmanlıklara yol açmaktadır. Saldırganlığın yönetimi, kitle içinde kitlenin saflığını bozan etnik farklığına sahip ya da ön yargının (otoriter önyargı)bir kötülemesini kabullemiş ulus içinde ulus olmaya doğru olabilir.Ulus olmayanı vurgulamak gerekli egemen fikrin karşıtı yani ötekini , kötüyü temsil eder. Otoriteryen , tutucu, üstten inmeci kişilik hoşgörüsüzdür.Sınır boyutlara ulaşan bir korku-güvensizlik ve toplumdışı olma korkusu içinde , kendi kabuğuna çekilen ,belirsizleşen bir görüngüye sahip , sorgulamadan uzak, itaate dayalı sözüm ona hazırolda huzurlu bir yaşam sürer. Güvenlik duygusu, kuşkulu olma , huzursuzluk insanı, bireyi güven verici ortam arayışına iter.Toplumun bireye koruyucu , güven verici rol üstlenmesi ve görevini sürdürmesi, ekonomik , dinsel , kültürel harmoninin sağlanmış olması, bireyin kitle içinde kendini güçlü, kendi dışı hissetmesine bağlıdır.Eğer toplum ve birey arasında karşılıklı kuşku başlarsa , birbirlerini tehlikeli varlıklar olarak nitelemeye başladıklarında duyulagelen güvenin , birlikteliğin yanılsama olduğu düşünülmeye başlanır.Bu yanılsama, birey ve toplum arasındaki bilgi ve duygu alışverişinde birbirlerini dışlayan hatta inkara varan bir durumun yaşanmasına neden olur. İnsanın yaşanan ve gelecek zaman içinde bir güven duygusu oluşturma olanağı bittiğinde hızla ,mekan- zaman ve bizzat kendisiyle soy ve geçmişiyle olan ilişkileri bozulmakta , gizli ya da açık düşman üzerine dejaryan çılgınlık nöbetlerini yaşamaktadır. Henrich Mann , ‘UYRUK’ adlı kitabında kahramanı için Hessling, babasına karşı hem korku hem de sadist-saldırgan duygulara aynı anda sahip demez.Ama küçük Hessling , babasının sakat bacağından dolayı merdivenlerden düşmesine ellerini çırparak tepki verir.Ya da kabaca toplumsal otoriter karakterin özünü oluşturan sado-mazoşist duygular ürettiğini söylemez.Ama öğretmenin doğumgününde sınıf süslenirken , o da gider ve öğretmenin kendisini dövdüğü sopayı süsler. Babanın otoritesi gelenekseldir, kutsaldır, tartışılmaz.Babadan içtenlikli bir tavır, bir sevgi beklemek boşunadır.Sürekli bir disiplin ve itaat ister ve bekler.Bunun için de sürekli kaba şiddet uygular. Otorite sahipleri baba, fabrika sahibi, doktor, subay vb. hem korkuturlar hem de korkarlar.Otoriteye sahip olmak şiddet uygulayabilme ruhsatı gibidir. Toplumsallaşma sürecini belirleme gücünü elinde tutanlar genelde insana hep olumsuz ve dahası potansiyel suçlu bir varlık olarak yaklaşırlar.Yöneticiler için yönetilen ya da yönetilecek olan insan hep şeytanın veya bencil dürtülerinin etkisi altında bulunan,eğitilmesi, olgunlaştırılması ve bu nedenle sürekli disiplin, denetim ve hatta şiddet altında tutulması gerekli potansiyel bir tehlike olarak tanımlanır.Ayrıca birçok din kitapları da insana hep suçlu önyargısıyla yaklaşmış ve gene insanın en doğal arzularının, istemlerinin bile bastırılmasının bir Tanrı buyruğu olduğunu söylemişlerdir. Bugün rastlanılan hemen hemen tüm ruhsal şikayetlerin yaşantı bozukluklarının, depresyonların, nevrozların ve şizofrenlerin temelinde , her zaman nedeni kolay anlaşılmayan , çözülemeyen bir garip korku ve suçluluk duygusu bulunmaktadır. Rus köylüleri sıkıca çocuklarını kundaklayıp hareket özgürlüğünün kısıtlanmasını ileriki yaşamında yaralanmalara, olumsuz yaşantılardan kurtulmasını öğrenmesi için yaparken, Zuni yerlileri çocuğun daha doğar doğmaz erdemli olmasının yollarını öğrenmesi için kundaklaması gerektiğini vurgulamışlardır.Afrika anakarasında çeşitli yerli toplulukları ileride kendi yaşamlarını kendilerinin kurabilmeleri için özellikle kız çocuklarının otoriter ve saldırgan yetiştirilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Kendisine özgün bir kişiliği ve psikolojisiyle yandaş tam bir görüngüdür.Ancak bugün Almanya’nın büyük bir bölümünü bu görüngü yandaşların oluşturduğu ve bunun içinde ‘Hitler(ler) gelir-gider, ama Alman halkı kalıcıdır.’ tanımlaması potansiyel bir tehlikenin canlılığını koruduğunu bize anlatır. Freud’un ‘kitle psikolojisi ve Ben Analizi’ adlı araştırmasında toplumlardaki doğal kitlenin yanında kilise ve ordu gibi yapay kitlelerin de bulunduğunu, bunları dağılmaktan korumak için belli dış zorlamanın gerektiğini ve katılma- katılmama durumunun bireyin seçiminde olmadığı , hatta ayrılmaya yönelik hareketlerin tecrit ya da şiddetle cezalandırılacağını belirtir.Bu kitle içine giren birey özel eğitim yöntemleriyle yine bu kitle tarafından sindirilir,özümlenir. Nazi psikolojisine göre insanların düzene uyması , yönetimin öngörülerine boyun eğmesi, sorgulamadan itaatkar bir tavır takınması normal aksi hal patolojiktir.Ruhsal sağlıkta görev duygu disiplinli olmak, randımanı arttırmak, aksi hastalık halidir.Nitekim Hitlere karşı muhalefet yapan birçok kişi Hitler liderken (otorite sahibiyken) akıl hastanelerine kapatılmış ve şizofren teşhisiyle tedavi edilmeye çalışılmıştır. Özetlemek gerekirse iktidara sahip olmak herkes tarafından istenir.Ama herkesin iktidar olması, otorite olması düşünülemez.Otorite birdir.Otorite dışı,otoriterini oluşturduğu kitlenin içinde erimek zorundadır.Boyun eğmeli ve kendiliğinden vazgeçmelidi Kaynaklar 1- Serol Teber :Politik Psikoloji Notları - Ara Yayınları (1980) 2- George Sabine :Yakın Çağ Siyasal Düşünceler Tarihi / Çeviri:Prof. Dr. Özer Ozankaya – Gündoğan Yayınları (1991-Ankara) 3- Sosyoloji Teorileri – 1 /Sezgin Kızılçelik –Mimoza Yayınları (1992 –Konya) Politika Sözlüğü /Ahmet Cevizci – Pradigma Yayınları |
||
|
||
| 1- kitle psikoloji ayni suru psikolojisimi ? 2-libido enerji nedir? önce ne yazdigi anlamaliyim ! |
||
|
||
Alıntı 1- kitle psikoloji ayni suru psikolojisimi ? 1. kitle psikolojisi sosyal psikoloji yada toplum psikoloji olarak da düşünülebilir.2-libido enerji nedir? önce ne yazdigi anlamaliyim ! 2. libido enerjisi: hayat, yaşama enerjisi demek. burada da toplumun libido enerjisi sanırım toplumun enerji/canlılık/dinamizm anlamında kullanılmış. |
||
|
||
Alıntı Nazi psikolojisine göre insanların düzene uyması , yönetimin öngörülerine boyun eğmesi, sorgulamadan itaatkar bir tavır takınması normal aksi hal patolojiktir.Ruhsal sağlıkta görev duygu disiplinli olmak, randımanı arttırmak, aksi hastalık halidir. Nitekim Hitlere karşı muhalefet yapan birçok kişi Hitler liderken (otorite sahibiyken) akıl hastanelerine kapatılmış ve şizofren teşhisiyle tedavi edilmeye çalışılmıştır. Faşizm felsefesini çok iyi tanımlıyor.Adamlar itaatsizliği hastalık/araz gibi görüyorlar. <_< |
||
|
||
| Fasizmin felsfesi olamaz sevgili anarsist amadeus. | ||
|
||
| Otorite boyun eymeye zorluyor. Peki otoritenin çıkışı nereye dayanıyor? Bir toplulukta biri çıkıp "sizden daha akllı ve güçlüyüm bu yüzden sizi yöneteceğim" dediğinde diğerlerinin buna razı olmasının altında ne yatıyor? Bireysel sorumluluğunu taşıyamayacak derecede sağlıksız bireylerin yetiştiği toplumlarda, bu bireylerin yönetiminden daha olağan bir sonuç olamazdı. Kişi bireysel sorumluluğunun büyük bir payını bir başkasına yükleyerek, yaşam yükünü azaltırken buna karşılık özgürlüğünü satıyor... |
||
|
||
| Otoriteye alıştırılıyoruz ve şu anda iktidarın olmadığı bir topluma bireyleri bilinçlendirmeden; anlamalarına yardımcı olmadan sokarsak; bu toplum oldukça sağlıksız temellenecektir. Öncelikle otoritenin neden gereksiz ve hatta yanlış olduğunu kavramalı insanlar. Aksi takdirde akephal bir toplumda yine kendi liderini doğuracaktır... | ||