|
||
| bi zamanların meşhur bir grafitisidir bu. reklamların yaşamamızda bazı olumlu yönleri olduğu gibi olumsuzkları da var. 1. hiç bir reklamcı önüne konan malzemeyi kötülemez. ürünün olumsuzklarını gözden kaçırmak ve ilgi gören yönlerini ön plana çıkarmaya çalışır. bu yüzden dolaylı bir yalancıdır. 2. reklamcılık sermaye lehinde haksız bir rekabet yaratır. parası olan reklama yoğunlaşıp rekabet şansı az olabilcek ürününün pazar payını arttırarak tekelleşmeye kadar gidebilecek bir süreci işletir. 3. reklamlar kaynağı olduğu kültürü başka coğrafyalara taşırlar. nike, converse, mcdonalds,.. kültürünün bireylerini nepalden arjantine kadar her yerde görebilirsiniz. 4. reklamlar suni talep yaratarak tüketime endeksli toplumun lokomotifi olurlar. mesela reklamlar diyarı amerika dünya nüfusunun çok küçük bir oranına sahip olmasna rağmen dünya tüketiminin %25 ni ortaya çıkarır. 5. tüketime endeksli toplumlar üretim darboğazını başka toplumlara egemen olmak suretiyle aşmaya çalışır. egemenliğ elde etmenin yollarından yine birisi siyasi reklam ve propagandalardır. 6. reklam sektörü egemen güçlerin sahip olduğu medya yı besler. böylelikle egemenler çok işlerine yarayan reklamı gider kalemi olmaktan çıkarıp faaliyetlerini finanse eden ekonomiye dönüştürmeyi başarmışlardır. 7. reklamcılık sadece ürün tanıtımı ile değil aynı zamanda magazinel yöntemlerle imkan yaratır kendine. bu da insanlık adına bazı iğrençliklerin reklam malzemesi olarak kullanılması ve dolayısıyla normalleştirilmesi sürecini başlatır. artık insnalık için onur kırıcı olan durumlar zenginler ve güçülülerce bile yapılan normal eylemlere dönüşmüştür. 8. "reklamın iyisi kötüsü olmaz" fikrini gözeten insanlar, reklam için bilinçli bir şekilde kötülükler yaratmaktan çekinmezler. ... |
||
|
||
| reklamcılık güzel bir olay yaratıcılık gerektiren bir iş... en iyi reklam - içinde cinsel öğelerin çok sık kullanıldığı reklamdır... çünkü bir şeyi en iyi kalbinden vurursun.... |
||
|
||
| en vurucu reklam en iyi reklamsa reklamlar bizim için büyük bir tehditdir.. |
||
|
||
büyük ihtimalle gelecekte yapacağım iş bu olacak...
|
||
|
||
| Reklamlar yetişkinlere hayat tarzı satar. Reklam ötekinin hasedi üzerine bina edilir. Diğerlerinin benim üzerimde gördüğü mutluluğa tâlibimdir. Modern endüstri toplumunda bireysel mutluluğun peşinde koşmak evrensel bir hak olarak görülmektedir. Aslında toplumsal koşullar kişiyi güçsüzleştirmekte ve olduğuyla olmak istediği arasındaki uçurumu büyütmektedir. Sâhip olduğumuz şeylerin hayatı farklılaştırdığı, bizi diğer insanlardan daha farklı ve ayrıcalıklı bir konuma yerleştirdiği inancı güçsüzlük duygumuzu telâfi etmeye yarar. Sıkıcı ve mânasız çalışma saatleri, baş döndürücü alışveriş saatlerinin özlemine ayarlıdır. Güzel bir arabanın, güzel bir tatilin, satın alındığında "tüm bu köleliğe değdi" dedirtecek ve ancak kendisi gibi şanslı kimselerin erişebildiği bir ürünün düşüyle o anlamsız hayata katlanır iş kölesi. Tüketimden alınan haz ve sadece daha fazlasına sâhip olmak için sevilmeyen işlerde uzun saatler çalışılması önceden kültürün içinde hazır bulunan bazı kimlik kaynaklarının aşınmasına bağlıdır. Eski ve istikrarlı topluluklar üyelerine güvenilir bir üs, oradan bir kimlik duygusu geliştirebilecekleri sağlam bir âidiyet, zor zamanlarda dayanışma, paylaşma ve yardımlaşma vasıtasıyla "içeriden biri" olma duygusu sağlıyorlardı. Dahası geç kapitalizmin ve küresel ekonominin kalkınmanın sosyal dokusunu tamamen ihmal ederek bir risk toplumu yaratmaları iş ortamında da güvensizliğe, endişe, çâresizlik ve özsaygı azalmasına yol açmaktadır. Alışveriş böylesi bir kültürel iklimde insanlara, hayatlarının diğer alanlarında sâhip olmadıkları etkin bir güç sağlamakta, kültürel ve ruhsal süreçlerin yol açtığı boşluk ve anlamsızlık duygularına karşı bir savunma işlevi görmektedir. (Bu yazılanlar, "Reklamlar ve Çocuklar" başlığı altında aktarmış olduğum "alıntı" nın bir bölümüdür) |
||
|
||
| Evet güzel bir analiz olmuş denge. İşin özünde rekabet duygusunun sömürülmesi ve bu duygunun farkı şekilde yönlendirilerek kapitalist toplumun itici gücü haline getirilmesi var. Bu itici güç sermayenin varolmasına katkıda bulunarak üretim ilişkilerinde de önemli bir etken haline geliyor. Böylece toplumun yapay gereksinimlerine göre bir üretim biçimi belirleniyor ve bu da sektörel olarak başka üretim biçimlerini destekliyor. Örneğin hazır yemek sektörü çalışan insanların gereksinimleri için oluşturulurken, yağlı ve çabuk tüketilen hamburger sanayi dünya devi haline gelerek sağlıksız yiyeceklerle obeziteyi güçlendiriyor. Toplumun büyük bölümü obez olduktan sonra, para kazanma sırası zayıflama sektörüne geliyor ve tüm toplum yeniden zayıflamak için diyet ve spor ile ilgili üretim etkinliğine yardım etmeye başlıyor. Doğal olarak hepsinin kökeninde paranın fazla olması yatıyor, yani o insanlar, 8 saat çalıştıklarında aldıkları ücreti başka bir yerde bir aylık olarak alan insanlara göre çok daha fazla harcıyorlar. Reklamcılar bu işin yönlendiricisi olarak, gereksinimleri bazen geriye bazen de ileriye doğru abartmayı biliyorlar. | ||
|
||
anneme reklamcı olduğumu söylemeyin,o beni genelevde biliyor
|
||
|
||
| Ve reklamcılar iş hayatıda insan psikolojisini en iyi bilen grıpmuş ayrıca. Daha sonra psikolog, pedogog ve terapistler ve en sonunda da maalesef çocuklarımızı emanet ettiğimiz eğitimciler geliyormuş sıralamada. Reklamlara şöyle bir dikkatlice bakıldığında aslında eğitim için kullanılan tüm metodların kopyalandığını görürsünüz; şartlı tepki, algıda seçicilik, tekrar esası, kodlama, simgeleme... Korkulur walla bu reklamcılardan...
|
||
|
||
anneme reklamcı olduğumu söylemeyin,o beni genelevde biliyor ![]() eskiler nasıl da kendini belli ediyor ![]() bu lafın aslı böyle birşeydi evet. tam olarak hatırlayamamıştım
|
||
|
||
| Anneme Reklamcı Olduğumu Söylemeyin... /O Beni Bir Genelevde Piyanist Sanıyor! Jacques Seguela -AFA YAYINLARI (tanıtım özeti) Beni reklamcılığa Jacques Prevert soktu. Aslında reklamcılık virüsü bende zaten vardı. Pierre Lazareff'ten geçmişti. İnsan bundan daha iyi nasıl bulaşıcı hastalık kapar? Kötülüğe karşı mücadeleye başladım. İlk bunalımım Pompidou'yu kapak mankeni seçmek oldu. L'Express dergisinde Cumhurbaşkanını, Mercury motorlu bir tekneyi kullanırken gösterecektim. Sonuç: Dergi toplatıldı. İkinci hastalığımda Creteil'de reklamcı arayan bir binaya "Lahana" adını koydum. Meslek hayatımın en güzel başarısızlığı oldu. Ondan sonra her şey daha da kötüleşmeye başladı. Salvador Dali'nin katkıda bulunacağı vaadiyle yılın en önemli ihalesini kazandım. Ama Dali'yi hiç tanımıyordum. Üstad beni kabul etmeden önce cezalandırmak için birtakım fıttırık tarikata giriş deneylerinden geçirdi. Darma dağınık yol alırken hayatımın tantanası kapıyı çaldı. Produits Libres'i lanse ediyordum. Beni derhal katil sandalyesine mıhladılar. Kendimi unutturmak için aynı zamanda hem Sosyalist Parti'nin hem Giscard'cıların hem de Chirac'çıların seçim afişlerini yaptım. Sonum geliyordu. Gidip tedavi olmalıydım. Yankee bir ortak bulmak için Atlas Okyanusu'nu aştım. Ortak adayı bana o kadar çok Chateau Margaux şarabı içirdi ki, etrafı kıpkızıl görmeye başladım ve Amerika'ya savaş ilan ettim. İşte şimdilik durum bu. Aman bana dokunmayın. Bulaşıcıyımdır. Ben galiba deliyim. Reklam delisi. |
||
|
||
| bende hatırlayamamışım:P | ||