|
||
| nebi yi anlatmak için sözü degilde gönülü serbest bırakmak lazım gönül serbest kalıncada hallaçcı gibi dar a yol verir biz yinede dil e gem vurup hal i anlatalım ne olur ne olmaz bir nebi sünnetine uyan olsa idi çevresinde balici sokak çocukları olmazdı bir bakın ashaba bir bakın geldikleri yere viran gönüllerden harabelerden hazine çıktı bir nebi sünnetine uyan olsa idi sokakta dilenen çocuk kalmazdı mutlaka ekonomik destek veren onu egiten birini başına hoca dikerdi bire bir sorumlu yapardı onun zamanında dargın kalınmaz dava güdülmezdi onun zamanında halk öyle zengindiki zekat verecek kimseyi bulamazlardı da zekatlarını beytül mal e yani hazineye verirlerdi onun zamanında gayri müslimler dinlerini diledikleri gibi yaşarlar ve hor görülmezlerdi onun zamanında herkez şuç işlediginde kendi inandıgı dine göre yargılanırdı onun zamanında yani asrı saadette yani tekerrürü sadece kıyamet alameti olacak zamanda eh işte lisanı kıt olanın onu anlatması ancak bu kadar olur Rûh-u Seyyidi’l Enâm (*) hakkında bunları biliyor muydunuz? (*)Bütün mahlukatın efendisi Efendimizin (sas) doğumunun miladi olarak 20 Nisan 571 olduğunu. Kameri olarak 12 Rebiulevvel sabaha karşı doğduğunu... Cahiliye Araplarının mukaddes kitaplardan Muhammed isminde bir nebinin zuhur edeceğini bildiklerinden, bazı kimselerin çocuklarına “ileride o peygamber olabilir” ümidiyle Muhammed ismini koyduğunu… Peygamberimizin (sas) doğumundan önce Arabistan’da Ahirzaman Peygamberinin doğumunun yaklaşıp, adının Muhammed olacağı söylentisinin yaygınlaştığını.. Bundan dolayı Kinane, Süleym gibi kabilelerin ve Medine’de Temim kabilesinin Muhammed ismini çocuklarına vermesinin çokça görüldüğünü.. İbn-i Hacer’in Feth-ul Bari’de nakline göre cahiliye devrinde Muhammed bin Adiyy bin Rebia’nın babasının bir Suriye seyahatinde tanıştığı bir papazdan, “Arabistan’da bir peygamber doğacağını ve isminin de Muhammed olacağını” öğrenmesi üzerine Adiyy bin Rebia ailesinden doğan bütün çocuklara Muhammed isminin konulduğunu… Hind kutsal metinlerinden Puranalar’da Efendimize işaret sadedinde; “Dünyanın sonlarına doğru çölde bir adamın doğacağı, annesinin ismi güvenilir (Amine), babasının isminin Allah’ın kulu olacağı, bu zatın yurdundan kuzeye göç etmek zorunda bırakılacağı ve sonra on bin adam yardımıyla kendi yurdunu fethedeceği”nin yazılı olduğunu… Annesi Amine’nin Efendimizi (sas) ancak 1 hafta emzirdiğini.. Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe’nin Efendimiz’in (sas) ilk sütannesi olduğu gibi, Hz Hamza’nın da sütannesi olduğunu ve Efendimiz’in (sas) bu aziz amcası ile aynı zamanda sütkardeşi olduğunu... Resul-i Kibriya (sas) ile Hz. Hamza’nın hem Ebu Leheb’in azadlısı Süveybe, hem de Halime b. Ebu Züeyb tarafından emzirildikleri için, iki kanalla sütkardeş olduklarını... Resulullah’ın (sas) yedi yaşında bir göz hastalığına tutulduğunu, Mekke’nin tabipleri tedavi edemeyince, Ukaz civarındaki bir Hıristiyan tabibin hazırladığı ilaçla iyileştiğini... Peygamberimiz’in (sas) yüzmeyi 6 yaşında annesiyle gittiği Medine’de, akrabaları Adiyy bin Neccaroğullarının havuzunda öğrendiğini... Nebiyy-i Zişan’ın (sas) Ebu Talip’le ilk Suriye seyahatinde 9 yaşında olduğunu… http://www.zaman.com.tr/extentions/kutludogum2/biliyormuydunuz2.php (*) Azamet ve kudret sahibi Allah’ın sevgilisi Çile Dönemi Hz. Ebu Zer’in Efendimiz (sas)’i bulmak için geldiği Mekke’de Kureyşlilerce çok kötü dövüldüğünü, hatta “Kendime geldiğimde akan kanlarla kızıla boyanmış bir puta döndüğümü gördüm.” dediğini… Abdullah bin Mesud’un Kâbe’de ilk defa Kur’an okuyan insan olup, bunun üzerine Ebu Cehil tarafından yüzünden kılıçla yaralandığını... Müslüman olduğunu açıkladığı için ailesinden ilk eziyet gören sahabenin Hz. Osman olduğunu... Hz. Enes’ten rivayete göre Allah Resulü’nün (sas); “Allah yolunda hiç kimseye bana yapılan eziyet yapılmamış ve hiç kimse benim kadar baskıya maruz kalmamıştır. Öyle bir otuz gün, otuz gece geçirdim ki, ne benim ne de yanımda bulunan Bilal’in yiyecek bir şeyimiz yoktu. Bilal’in yalnız omuzlarını örten bir gömleği mevcuttu.” buyurduğunu… Makrizi’nin bildirdiğine göre Mekke döneminde Allah Resulü’nün (asm) Mekke serserilerince bunaltıldığında Ebu Süfyan’ın evine sığındığını… Onun da her defasında -müşrik olmasına rağmen- serserileri kovduğunu ve azarladığını… Onun bu cemilesine karşılık Mekke fethedilirken onun evine sığınanların emniyete alındığını… Resul-i Ekrem (asm)’in Ebu Talib’in himayesini anlatma babında; “Ebu Talib ölünceye kadar Kureyş bana pek dokunamadı.” buyurduğunu... Ukbe bin Muayt adlı bir kâfirin Mekke döneminde Resulullah Kâbe’de namaz kılarken, elbisesiyle onu boğmaya çalıştığını... İlk tebliğ yıllarında Müslümanların alabildiğine zorlandığını... Hatta Sad bin Ebi Vakkas’ın “Bütün bir yıl boyunca İslam’ı saklamaya çalıştık. Ve namazlarımızı kapılar arkasından sürgülü olduğu halde evlerde ve şehir civarındaki dağ aralıklarında kıldık.” dediğini… Ebu Cehil’in eziyetlerinden bunalan Allah Resulü’nün bir gün onu boğazından tutup sarstığını ve “Azaba layık olasın azaba. Yine azaba layık olasın azaba (Kıyame: 34-35)” ayetini okuduğunu. Ebu Cehil’in ise; “Beni tehdit mi ediyorsun ya Muhammed! Vallahi ne sen, ne de Rabb’in hiçbir şey yapamazsınız. Ben bu iki dağ arasında yaşayan en şerefli kişiyim.” dediğini... Hz. Ömer’in 27 yaşında, Peygamberliğin 6. senesinde Müslüman olduğunu... Hz. Ömer’in (ra), Hz. Hamza’nın (ra) İslam’la şereflenmesinden üç gün sonra Müslüman olduğunu... İbn-i Mesud’un (ra) rivayetine göre, Mekke’de Müslüman olduklarını ilk açıklayanların yedi kişi olduğunu… (Resulullah (asm), Hz. Ebubekir, Hz. Ammar ve annesi Hz. Sümeyye, Hz. Suheyb, Hz. Bilal ve Hz. Mikdat) ----------- birine bile katlanmayız GÜLLER GÜLÜNE… Sana hasretim yıllar yılı. Sensiz gözlerimden yaş dinmez. Senin yoluna serilen dikenler batar yüreğime. Sensizliğin ızdırabı hiç bitmez. Çok değişti insanlar, Ne Aliler kaldı, ne Hamzalar… Gülün bile boynu bükük; Sensiz, yetim kaldı mazlumlar. Müslümanlara işkence eden zalim müşrikler, Bu gün yine hayatta, ölmediler. Cellat olmuş zaman, Boynumuzu vurmak için bekler. Yok artık baharın eski tadı. Rahman’ı anlatmıyor çiçekler. Yürekler paslanmış, bulanık zihinler. Nerede kaldın Habibullah? Bu mahzun ümmetin, Seni bekler. Kız çocuklarını diri diri gömenler, Bu günde çöplüğe atılıyor bebekler. Kabileler arasında savaş bitmedi; Öldürülüyor kan davasından yetimler. Yok artık sırtında un taşıyan Ömerler, Komşusu aç iken, tok yatıyorlar. Mahzun kaldı Ezanlar Onun sesini duymuyorlar. Silahların gölgesinde oynuyor çocuklar, Ve, masum çocuklara çevrilmiş namlular… Güneşi boğdu karanlıklar, Bataklıklar çürütüyor gülleri, Boş saman kutularına dönmüş akıllar, Cehaletin körlüğü sarmış gözleri. O eller ki, semaya kalkmanın hasretinde. Ruh, Rahman’a kavuşamamanın teessüründe. Hakkın nağmelerini fısıldıyor rüzgar, Ama duymaktan aciz kulaklar. Çölün ortasında güller gülü, Etrafında, açmayı bekleyen kır çiçekleri. Ağlıyor, kum taneleri. Bağrında gömülü kız çocuklarına Yanıyor mazlumların yürekleri. Karanlıkta kalmışlar, bekliyorlar güneşi. Gel! Ey güller gülü! Seni bekler yoluna canını adamışlar. Yanar hasretinle sevdalılar. Sana yemin olsun… Yüreğimizde imanımız var Ki o imanla yıkılmıştı putlar Gel Ey Güller Gülü ! Seni bekleyen ümmetin var. YAZAN: NURCAN (İmam hatip lisesi öğr.) ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------- ![]() bu kadar temiz bu kadar saf huzura çıkmak içindir tüm gayem temiz geldim kirlendim temizlenmeye çalışıyorum acaba hiç gelmesemiydim hikmetten sual olunmaz ki hem nazım geçmez mi o sevgiliye nazlanmamdan dır bu sitem gün doğar gün batar ya benim güneşim niye doğmaz bu güneş niye hep karanlıkta bu gönül settar ismi ile bir örten mi var kirler görünmesin diye bir üstad alsa kalbimi çıkarsa yerinden ter temiz yıkasa olanı olacagı duranı gidecegi seveni sevgiliyi yüzünden nur dökülen sevgilim dediklerini görsem bilsem kim bilir ilahi güç verir peşinden gitsem varılacak son adrese kısadan gitsem hani gitsemde gam sız ölsem hani gitsemde ölmeden önce ölünüzü bilsem hani bilsemde yaşam gayeme ersem adnan |
||
|
||
| Tüm müslüman aleminin kutlu doğum haftası mübarek olsun..Bu güzel haftayı güzel değerlendirelim.. | ||
|
||
| O kimileri için, arkasından gözyaşı dökülen tatlı bir anı olmuştur. Onlar onun hatırasıyla yaşamayı, kendisiyle yaşamaya tercih ederler. Onlar onun arkasından ağlamayı, onu önlerinde görmeye tercih ederler. Onlar onun sakalını ve hırkasını, misyonundan daha fazla severler. Ondan bir efsane gibi söz etmeyi, birlikte yaşanılan bir "dost" olmaya yeğ tutarlar. Daha başka kimileri için ise, o tarihin konusudur. O, "bir iletişim aleti" gibi ilahi mesajı iletmiş ve misyonunu tamamlamıştır. O, bugüne taşınamaz. Biz onunla, tarihi bir değer olarak ilişki kurabiliriz. Kur'an içinse o, hayatın aktif, kurucu ve inşa edici bir öznesidir. Kur'an, onu çağa taşımak için çırpınır. Onun tarihe hapsolmasını önlemek için onunla ilgili tarihsel olayları müminin yüreğine, imanına, ibadetine taşır. Kur'an müminin hayatında onu güncel kılmak için ne gerekiyorsa yapar. Kur'an'ın bak dediği yerden bakanlar ise onu "üretmek" için çaba harcarlar. O'nun için yazılmış en güzel şiirlerden biridir. YA-SİN ( Ey İnsan) ey insan sen olmasaydın insanlar ölmeyi öğrenmeden öleceklerdi yaşamanın özgül ağırlığını keşfetmeden yaşayacaklardı hayat fahişe erkeklerin elinde bir yosma gibi hırpalanacak hangi mevsime el atsak elimizde yapış yapış bir şeyler kalacaktı acımı tartamayan aşkımı tartar mıymış gönlüme yol vermeyen şu zifiri perdeyi o cennet elleriyle lutfedip yırtar mıymış? ey insan senin sırrın gözyaşının terkibinde saklıymış bu gerçeği bir denizin dudağından öğrendim gecenin bir vaktinde bir sevgili ağlarken bir dişi varlığını varlığına adarken bir erkeğin ellerinde ölüm havlu atarken haklıymış. söyle gönlüm bu sevda mahşere kalır mıymış alışılmış sözcükler yükleyip kanadına ona doğru uçursam katına alır mıymış ey insan içimde büyüttüğüm tüm çiçekleri sana adıyorum ıtırları, yaseminleri, menekşeleri lale bana kalsın kapına çiçeklerin karalısını sunmaktan utanıyorum dua çıkmayan göğe sevdalar çıkar mıymış bülbülünü kaybetmiş bu evrensel bahçede dikenler bile bir hoş gayrı gül kokar mıymış? ey ey ins ey insan hıncımı hıncıma kat sancımı sancıma kat pamuktan ellerini geçir yürek halkama ister ayağın katına çek istersen yerlere at. 1990-91 medine-kahire MUSTAFA İSLAMOĞLU |
||
|
||
| MUŞ (İHA) Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri kapsamında indirim yapan ve bedava hizmet veren esnaf, Muş'ta örnek bir uygulamayı gerçekleştirdi. Kutlu Doğum Haftası sebebiyle Muş'ta çaycılar, berberler ve dolmuşçular bedava hizmet verirken, kasaplar, lokantalar ve birçok esnaf da indirim yaparak kutlamalara destek verdi. İndirimlerin maddi değerinden ziyade manevi ve sembolik anlamının büyük olduğuna dikkat çeken vatandaşlar, Kutlu Doğum Haftası'nda kutlamalara destek veren esnafı tebrik ettiklerini söylediler. Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle şehir içi dolmuşlar ücretsiz yolcu taşıdı. Şehir-İstasyon ve Şehir-Çiftlik arasında çalışan şehir içi dolmuşlar, Peygamber Efendimiz'in doğum yıldönümü sebebiyle yolculardan taşıma ücreti almadı. İl Müftülüğü ile görüşerek Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle ücretsiz yolcu taşıyacaklarını bildiren dolmuşçuların aldığı karar, vatandaşları sevindirdi. Sürekli olarak birbirleriyle yolcu kapma yarışında olan dolmuşçular, bedava yolcu uygulaması sebebiyle rekabetsiz bir gün geçirirken, dolmuşlarda yaşanan yoğunluk dikkat çekti. HAYIRLI HAFTADA HAYIRLI KARAR Çay ocağı işletmeciliği yapan ve gün boyunca bedava çay dağıtan Fehmi Çakır, "Bu hafta oldukça hayırlı bir hafta. Bizler de Müslümanız. Bizim için böyle önemli bir haftada ben de bu kutlamalara destek vermek için bedava çay dağıttım. İşyerime gelen tüm müşterilerime çay verip para almadım. Benim gibi birçok esnaf arkadaşım da bedava çay dağıtıp, indirim yaptılar" dedi. Muş Belediyesi arkasında fırıncılık yapan Hüseyin Güner de, Kutlu Doğum Haftası sebebiyle indirime gittiklerini söyledi. Güner, "Dini açıdan önemli olan bu haftada bir ekmek bedava dağıtıyorum. Kaç ekmek alırsanız alın bir ekmek bedava veriyoruz" şeklinde konuştu. http://www.yenisafak.com.tr/aktuel/?t=15.04.2007&q=1&c=5&i=40530&Onun/onuruna/hepsi/%FCcretsiz |
||