SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İslamiyet

Konu: kutlu dogum haftası

Sayfa: [ 1 ]

adnan 10.04.2006 12:08:37
nebi yi anlatmak için sözü degilde gönülü serbest bırakmak lazım
gönül serbest kalıncada hallaçcı gibi dar a yol verir
biz yinede dil e gem vurup hal i anlatalım ne olur ne olmaz
bir nebi sünnetine uyan olsa idi çevresinde balici sokak çocukları olmazdı
bir bakın ashaba bir bakın geldikleri yere viran gönüllerden harabelerden hazine çıktı
bir nebi sünnetine uyan olsa idi sokakta dilenen çocuk kalmazdı
mutlaka ekonomik destek veren onu egiten birini başına hoca dikerdi bire bir sorumlu yapardı
onun zamanında dargın kalınmaz dava güdülmezdi
onun zamanında halk öyle zengindiki zekat verecek kimseyi bulamazlardı da zekatlarını beytül mal e yani hazineye verirlerdi
onun zamanında gayri müslimler dinlerini diledikleri gibi yaşarlar ve hor görülmezlerdi
onun zamanında herkez şuç işlediginde kendi inandıgı dine göre yargılanırdı
onun zamanında yani asrı saadette yani tekerrürü sadece kıyamet alameti olacak zamanda

eh işte lisanı kıt olanın onu anlatması ancak bu kadar olur
Rûh-u Seyyidi’l Enâm (*) hakkında bunları biliyor muydunuz?

(*)Bütün mahlukatın efendisi

Efendimizin (sas) doğumunun miladi olarak 20 Nisan 571 olduğunu. Kameri olarak 12 Rebiulevvel sabaha karşı doğduğunu...

Cahiliye Araplarının mukaddes kitaplardan Muhammed isminde bir nebinin zuhur edeceğini bildiklerinden, bazı kimselerin çocuklarına “ileride o peygamber olabilir” ümidiyle Muhammed ismini koyduğunu…

Peygamberimizin (sas) doğumundan önce Arabistan’da Ahirzaman Peygamberinin doğumunun yaklaşıp, adının Muhammed olacağı söylentisinin yaygınlaştığını.. Bundan dolayı Kinane, Süleym gibi kabilelerin ve Medine’de Temim kabilesinin Muhammed ismini çocuklarına vermesinin çokça görüldüğünü..

İbn-i Hacer’in Feth-ul Bari’de nakline göre cahiliye devrinde Muhammed bin Adiyy bin Rebia’nın babasının bir Suriye seyahatinde tanıştığı bir papazdan, “Arabistan’da bir peygamber doğacağını ve isminin de Muhammed olacağını” öğrenmesi üzerine Adiyy bin Rebia ailesinden doğan bütün çocuklara Muhammed isminin konulduğunu…

Hind kutsal metinlerinden Puranalar’da Efendimize işaret sadedinde; “Dünyanın sonlarına doğru çölde bir adamın doğacağı, annesinin ismi güvenilir (Amine), babasının isminin Allah’ın kulu olacağı, bu zatın yurdundan kuzeye göç etmek zorunda bırakılacağı ve sonra on bin adam yardımıyla kendi yurdunu fethedeceği”nin yazılı olduğunu…

Annesi Amine’nin Efendimizi (sas) ancak 1 hafta emzirdiğini..

Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe’nin Efendimiz’in (sas) ilk sütannesi olduğu gibi, Hz Hamza’nın da sütannesi olduğunu ve Efendimiz’in (sas) bu aziz amcası ile aynı zamanda sütkardeşi olduğunu...

Resul-i Kibriya (sas) ile Hz. Hamza’nın hem Ebu Leheb’in azadlısı Süveybe, hem de Halime b. Ebu Züeyb tarafından emzirildikleri için, iki kanalla sütkardeş olduklarını...

Resulullah’ın (sas) yedi yaşında bir göz hastalığına tutulduğunu, Mekke’nin tabipleri tedavi edemeyince, Ukaz civarındaki bir Hıristiyan tabibin hazırladığı ilaçla iyileştiğini...

Peygamberimiz’in (sas) yüzmeyi 6 yaşında annesiyle gittiği Medine’de, akrabaları Adiyy bin Neccaroğullarının havuzunda öğrendiğini...

Nebiyy-i Zişan’ın (sas) Ebu Talip’le ilk Suriye seyahatinde 9 yaşında olduğunu…

http://www.zaman.com.tr/extentions/kutludogum2/biliyormuydunuz2.php
(*) Azamet ve kudret sahibi Allah’ın sevgilisi

Çile Dönemi
Hz. Ebu Zer’in Efendimiz (sas)’i bulmak için geldiği Mekke’de Kureyşlilerce çok kötü dövüldüğünü, hatta “Kendime geldiğimde akan kanlarla kızıla boyanmış bir puta döndüğümü gördüm.” dediğini…

Abdullah bin Mesud’un Kâbe’de ilk defa Kur’an okuyan insan olup, bunun üzerine Ebu Cehil tarafından yüzünden kılıçla yaralandığını...

Müslüman olduğunu açıkladığı için ailesinden ilk eziyet gören sahabenin Hz. Osman olduğunu...

Hz. Enes’ten rivayete göre Allah Resulü’nün (sas); “Allah yolunda hiç kimseye bana yapılan eziyet yapılmamış ve hiç kimse benim kadar baskıya maruz kalmamıştır. Öyle bir otuz gün, otuz gece geçirdim ki, ne benim ne de yanımda bulunan Bilal’in yiyecek bir şeyimiz yoktu. Bilal’in yalnız omuzlarını örten bir gömleği mevcuttu.” buyurduğunu…

Makrizi’nin bildirdiğine göre Mekke döneminde Allah Resulü’nün (asm) Mekke serserilerince bunaltıldığında Ebu Süfyan’ın evine sığındığını… Onun da her defasında -müşrik olmasına rağmen- serserileri kovduğunu ve azarladığını… Onun bu cemilesine karşılık Mekke fethedilirken onun evine sığınanların emniyete alındığını…

Resul-i Ekrem (asm)’in Ebu Talib’in himayesini anlatma babında; “Ebu Talib ölünceye kadar Kureyş bana pek dokunamadı.” buyurduğunu...

Ukbe bin Muayt adlı bir kâfirin Mekke döneminde Resulullah Kâbe’de namaz kılarken, elbisesiyle onu boğmaya çalıştığını...

İlk tebliğ yıllarında Müslümanların alabildiğine zorlandığını... Hatta Sad bin Ebi Vakkas’ın “Bütün bir yıl boyunca İslam’ı saklamaya çalıştık. Ve namazlarımızı kapılar arkasından sürgülü olduğu halde evlerde ve şehir civarındaki dağ aralıklarında kıldık.” dediğini…

Ebu Cehil’in eziyetlerinden bunalan Allah Resulü’nün bir gün onu boğazından tutup sarstığını ve “Azaba layık olasın azaba. Yine azaba layık olasın azaba (Kıyame: 34-35)” ayetini okuduğunu. Ebu Cehil’in ise; “Beni tehdit mi ediyorsun ya Muhammed! Vallahi ne sen, ne de Rabb’in hiçbir şey yapamazsınız. Ben bu iki dağ arasında yaşayan en şerefli kişiyim.” dediğini...

Hz. Ömer’in 27 yaşında, Peygamberliğin 6. senesinde Müslüman olduğunu... Hz. Ömer’in (ra), Hz. Hamza’nın (ra) İslam’la şereflenmesinden üç gün sonra Müslüman olduğunu...

İbn-i Mesud’un (ra) rivayetine göre, Mekke’de Müslüman olduklarını ilk açıklayanların yedi kişi olduğunu… (Resulullah (asm), Hz. Ebubekir, Hz. Ammar ve annesi Hz. Sümeyye, Hz. Suheyb, Hz. Bilal ve Hz. Mikdat)
-----------
birine bile katlanmayız
GÜLLER GÜLÜNE… 
                        Sana hasretim yıllar yılı.

                        Sensiz gözlerimden yaş dinmez.

                        Senin yoluna serilen dikenler batar yüreğime.

                        Sensizliğin ızdırabı hiç bitmez.

                        Çok değişti insanlar,

                        Ne Aliler kaldı, ne Hamzalar…

                        Gülün bile boynu bükük;

                        Sensiz, yetim kaldı mazlumlar.

                        Müslümanlara işkence eden zalim müşrikler,

                        Bu gün yine hayatta, ölmediler.

                        Cellat olmuş zaman,

                        Boynumuzu vurmak için bekler.

                        Yok artık baharın eski tadı.

                        Rahman’ı anlatmıyor çiçekler.

                        Yürekler paslanmış, bulanık zihinler.

                        Nerede kaldın Habibullah?

                        Bu mahzun ümmetin, Seni bekler.

                        Kız çocuklarını diri diri gömenler,

                        Bu günde çöplüğe atılıyor bebekler.

                        Kabileler arasında savaş bitmedi;

                        Öldürülüyor kan davasından yetimler.

                        Yok artık sırtında un taşıyan Ömerler,

                        Komşusu aç iken, tok yatıyorlar.

                        Mahzun kaldı Ezanlar

                        Onun sesini duymuyorlar.

                        Silahların gölgesinde oynuyor çocuklar,

                        Ve, masum çocuklara çevrilmiş namlular…

                        Güneşi boğdu karanlıklar,

                        Bataklıklar çürütüyor gülleri,

                        Boş saman kutularına dönmüş akıllar,

                        Cehaletin körlüğü sarmış gözleri.

                        O eller ki, semaya kalkmanın hasretinde.

                        Ruh, Rahman’a kavuşamamanın teessüründe.

                        Hakkın nağmelerini fısıldıyor rüzgar,

                        Ama duymaktan aciz kulaklar.

                        Çölün ortasında güller gülü,

                        Etrafında, açmayı bekleyen kır çiçekleri.

                        Ağlıyor, kum taneleri.

                        Bağrında gömülü kız çocuklarına

                        Yanıyor mazlumların yürekleri.

                        Karanlıkta kalmışlar, bekliyorlar güneşi.

                        Gel! Ey güller gülü!

                        Seni bekler yoluna canını adamışlar.

                        Yanar hasretinle sevdalılar.

                        Sana yemin olsun…

                        Yüreğimizde imanımız var

                        Ki o imanla yıkılmıştı putlar

                        Gel  Ey Güller  Gülü !

                        Seni bekleyen ümmetin var.   

               

                        YAZAN: NURCAN (İmam hatip lisesi öğr.)

 ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 


bu kadar temiz bu kadar saf huzura çıkmak içindir tüm gayem
temiz geldim kirlendim temizlenmeye çalışıyorum
acaba hiç gelmesemiydim
hikmetten sual olunmaz ki
hem nazım geçmez mi o sevgiliye
nazlanmamdan dır bu sitem

gün doğar gün batar
ya benim güneşim
niye doğmaz bu güneş
niye hep karanlıkta bu gönül
settar ismi ile bir örten mi var
kirler görünmesin diye
bir üstad alsa kalbimi
çıkarsa yerinden
ter temiz yıkasa
olanı olacagı
duranı gidecegi
seveni sevgiliyi
yüzünden nur dökülen
sevgilim dediklerini
görsem bilsem
kim bilir ilahi güç verir
peşinden gitsem
varılacak son adrese
kısadan gitsem
hani gitsemde
gam sız ölsem
hani gitsemde
ölmeden önce ölünüzü
bilsem
hani bilsemde
yaşam gayeme ersem
                adnan

keje 10.04.2006 15:35:57
Tüm müslüman aleminin kutlu doğum haftası mübarek olsun..Bu güzel haftayı güzel değerlendirelim..

denge 10.04.2006 16:27:51
O kimileri için, arkasından gözyaşı dökülen tatlı bir anı olmuştur.

Onlar onun hatırasıyla yaşamayı, kendisiyle yaşamaya tercih ederler. Onlar onun arkasından ağlamayı, onu önlerinde görmeye tercih ederler. Onlar onun sakalını ve hırkasını, misyonundan daha fazla severler. Ondan bir efsane gibi söz etmeyi, birlikte yaşanılan bir "dost" olmaya yeğ tutarlar.

Daha başka kimileri için ise, o tarihin konusudur. O, "bir iletişim aleti" gibi ilahi mesajı iletmiş ve misyonunu tamamlamıştır. O, bugüne taşınamaz. Biz onunla, tarihi bir değer olarak ilişki kurabiliriz.

Kur'an içinse o, hayatın aktif, kurucu ve inşa edici bir öznesidir. Kur'an, onu çağa taşımak için çırpınır. Onun tarihe hapsolmasını önlemek için onunla ilgili tarihsel olayları müminin yüreğine, imanına, ibadetine taşır. Kur'an müminin hayatında onu güncel kılmak için ne gerekiyorsa yapar.

Kur'an'ın bak dediği yerden bakanlar ise onu "üretmek" için çaba harcarlar.




O'nun için yazılmış en güzel şiirlerden biridir.


YA-SİN  ( Ey İnsan)

ey insan
sen olmasaydın
insanlar ölmeyi öğrenmeden öleceklerdi
yaşamanın özgül ağırlığını
keşfetmeden yaşayacaklardı
hayat fahişe erkeklerin elinde
bir yosma gibi hırpalanacak
hangi mevsime el atsak
elimizde yapış yapış bir şeyler kalacaktı


acımı tartamayan aşkımı tartar mıymış
gönlüme yol vermeyen şu zifiri perdeyi
o cennet elleriyle lutfedip yırtar mıymış?


ey insan
senin sırrın
gözyaşının terkibinde saklıymış
bu gerçeği bir denizin dudağından öğrendim
gecenin bir vaktinde bir sevgili ağlarken
bir dişi varlığını varlığına adarken
bir erkeğin ellerinde
ölüm havlu atarken
haklıymış.


söyle gönlüm bu sevda mahşere kalır mıymış
alışılmış sözcükler yükleyip kanadına
ona doğru uçursam katına alır mıymış


ey insan
içimde büyüttüğüm tüm çiçekleri
sana adıyorum
ıtırları, yaseminleri, menekşeleri
lale bana kalsın
kapına çiçeklerin karalısını sunmaktan
utanıyorum


dua çıkmayan göğe sevdalar çıkar mıymış
bülbülünü kaybetmiş bu evrensel bahçede
dikenler bile bir hoş gayrı gül kokar mıymış?



ey
ey ins
ey insan
hıncımı hıncıma kat
sancımı sancıma kat
pamuktan ellerini geçir yürek halkama
ister ayağın katına çek
istersen yerlere at.


1990-91  medine-kahire


MUSTAFA İSLAMOĞLU

torq 16.04.2007 00:22:28
MUŞ (İHA)
Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri kapsamında indirim yapan ve bedava hizmet veren esnaf, Muş'ta örnek bir uygulamayı gerçekleştirdi. Kutlu Doğum Haftası sebebiyle Muş'ta çaycılar, berberler ve dolmuşçular bedava hizmet verirken, kasaplar, lokantalar ve birçok esnaf da indirim yaparak kutlamalara destek verdi. İndirimlerin maddi değerinden ziyade manevi ve sembolik anlamının büyük olduğuna dikkat çeken vatandaşlar, Kutlu Doğum Haftası'nda kutlamalara destek veren esnafı tebrik ettiklerini söylediler. Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle şehir içi dolmuşlar ücretsiz yolcu taşıdı. Şehir-İstasyon ve Şehir-Çiftlik arasında çalışan şehir içi dolmuşlar, Peygamber Efendimiz'in doğum yıldönümü sebebiyle yolculardan taşıma ücreti almadı. İl Müftülüğü ile görüşerek Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle ücretsiz yolcu taşıyacaklarını bildiren dolmuşçuların aldığı karar, vatandaşları sevindirdi. Sürekli olarak birbirleriyle yolcu kapma yarışında olan dolmuşçular, bedava yolcu uygulaması sebebiyle rekabetsiz bir gün geçirirken, dolmuşlarda yaşanan yoğunluk dikkat çekti.

HAYIRLI HAFTADA HAYIRLI KARAR

Çay ocağı işletmeciliği yapan ve gün boyunca bedava çay dağıtan Fehmi Çakır, "Bu hafta oldukça hayırlı bir hafta. Bizler de Müslümanız. Bizim için böyle önemli bir haftada ben de bu kutlamalara destek vermek için bedava çay dağıttım. İşyerime gelen tüm müşterilerime çay verip para almadım. Benim gibi birçok esnaf arkadaşım da bedava çay dağıtıp, indirim yaptılar" dedi. Muş Belediyesi arkasında fırıncılık yapan Hüseyin Güner de, Kutlu Doğum Haftası sebebiyle indirime gittiklerini söyledi. Güner, "Dini açıdan önemli olan bu haftada bir ekmek bedava dağıtıyorum. Kaç ekmek alırsanız alın bir ekmek bedava veriyoruz" şeklinde konuştu.

http://www.yenisafak.com.tr/aktuel/?t=15.04.2007&q=1&c=5&i=40530&Onun/onuruna/hepsi/%FCcretsiz


Sayfa: [ 1 ]