|
||
![]() Adalet DENGE: Adalet; ölçü, mizan, denge demektir. Zıt anlamı haddi aşmak ve zulümdür. .Aslında adaletin yaygın anlamda iki yansımasını görüyoruz. Birincisi vicdanlarda kurulmaya çalışılan mahkemeler, ikincisi ise hukuksal anlamda ki adalettir. Toplumlarda kuvvetli bir hukuk sistemi gereklidir.Çünkü hukukun kuvvetinin azaldığı yerde kuvvetli olanın hukuku geçerli olmaya başlar. Aslında adaleti kime sorarsanız sorun herkes adaletten yana olduğunu söyler, ama ihtiyaç duyulan şey adalet uğruna kendi çıkarlarımızdan vazgeçebilecek ahlaka sahip olmaktır. Kişiler ya da kurumlar olay çıkar çatışması haline dönüşünce adaletten feragat etmektedirler. Mesela Türkiye için tehdit gibi görünen bir mesele batıda anlayışla karşılanabilmektedir. Etnik dillerin konuşulması ya da başörtüsü meselesi gibi…Bu durumun anlayışla karşılanması batının adaletini temsil etmez mesela, sadece onlar için tehlike sinyali anlamına gelmediğini gösterir henüz. Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir…Ben dünyada adalet olduğuna inanmıyorum, doğada hiç yok zaten,ama yine de konuşalım işte ![]() DENİZ: Forumda açılan başlıkta olduğu gibi, adalet gerçekte gizemli bir kavram. Çok basit görünmekle birlikte, olaylara hakim gözüyle yada felsefi olarak baktığımızda tüm hükümlerin adaletti sağlamayı tam olarak başaramadığı görülüyor. Yani adaletin sağlanması mümkün değil. Adalete teorik olarak haklıya hakkının verilemesidir denir. Ama hak nedir ? Hatanın karşılığında verilecek ceza nedir ? Kaybedilmiş bir unsurun adalet vasıtasıyla karşılanmasının ölçütü nedir ? Zaman, mekan ve kişilere göre bu karşılıklar ne olur? Bu sorularının yanıtları belirsizdir. Bu durumda her hakim aynı durumda farklı hükümlere varır. Bu da adaleti bir bilince emanet etmek demektir ve bunun anlamı izafi olmaktır, adalet karşımıza matematik gibi çıkmaz. Matematik gibi kesinliği olmayan bir şey ise,öznel olmaya mahkumdur. Menopozdaki bir kadın yargıcın genç bir erkek yargıçla aynı kararı vermesi çok büyük rastlantı olur. Sonuç olarak adaletin kendisini adil olmadığı yargısına varabiliriz. HADES: Şöyle bir giriş yapmayı yeğlerim,bir Çin şiiri Can Yücel’den Davacı zengin, davalı yoksulsa Zenginden yana işler yasa Davacı yoksul, davalı zenginse Davalıda kalır yine nizalı arsa Davacı da davalı da zenginse davada Özür diler çekilir aradan kadı Davacı da davalı da yoksulsa, bak, Sade o zaman işte yerin bulur hak Genel itibariyle adaletteki dengeler böyledir, kefelerin ağırlığı hafifliği gibi unsurlara göre değişir adalet, hak a göre değil. Bir de devletimizin önemli dairelerinde asılı duran söz; “Adalet mülkün temelidir”, bu oldukça komikleşen bir kavram. Torq: Şimdi ilk önce Hades’in yanlışıyla başlayayım. Adaletin mülkün temeli olmasının açıklaması, adaletin Memaliki Osmaninin temeli olmasından kaynaklanır. Yani Osmanlı Devletinin temelini adalet oluşturur demektir. Bu durumun mülkiyet kavramıyla bir ilişkisi yoktu. Adalet devletin temelidir şeklinde okumak gerekir. Devam edersek, adaletin olmadığı gerçeğinden yola çıkan insan, kendisinde böyle bir eksikliği uzun süre görmemiş ancak aklını kullanmaya başladığında, bir yanlışlık olduğunu düşünüp güçlünün zulmünü engelleyecek bir sistem oluşturmayı düşünmüştür. Sümerlerde başlayan ilk yasaları Hammurabi onlardan alan Musa, onlardan alan İsa, onlardan alan Romalılar ve sonra Muhammed kuralları koymuşlar. Romalılar bu işi o kadar iyi yapmışlar ki hukuk fakültelerinde en önemli ders olarak okutulmaya başlanmış. Bu kurallar bugün kullandığımız hukuk normlarının temelini oluşturmuşlar ve binlerce yıldır toplumların gelişimine göre değişime uğramışlar. Eğer adalet kavramını bir gerçeklik olarak değerlendirmeye çalışırsanız hüsrana uğrarsınız ama bu bir ideal ise o zaman bir anlam ifade edebilir, bana göre de bir ütopyadır. Adaletin çıkış noktasını güç karşısında güçsüzün savunma mekanizması olarak nitelendirirsek, bu durumun da çok öznel olduğunu, her toplumdaki adalet kavramının tıpkı ahlak gibi değişime uğradığını, çıkarlar gereğince adaletin de sürekli olarak nitelik değiştirdiğini kabul etmek gerekir. Bu çifte standart örneğin AİHM kararlarında da kendisini bulmuştur. PKK ile ilgili davalarda Türkiye'yi mahkum ederken, başörtüsü davalarında Türkiye aleyhine kararlar vermiştir.Bu durum bizdeki yasalar, anayasalar, hakim ve yargıtay uygulamalarında da aynı şekilde çelişkilerle doludur. Bunları saymaya kalksak sabaha bitiremeyiz. Özetlersek adalet kavramını güçsüzün güçlü karşısındaki mücadelesi olarak kabul etmeli ve bu konuda yılgınlığa düşmeden mücadeleyi sürdürmeliyiz. DENGE: Ben bu turda, adalet ile eşitlik arasındaki farktan bahsetmek istiyorum biraz. Adalet eşitliğe karşı ölçüyü hatırlatır bence. Her eşitlik de adalet yoktur, hatta bazen salt eşitlik adaletsizliğe yol açar. Sevgide adaleti düşünün mesela. İki çocuğunuz var diyelim, ikisini de aynı derecede sevmek adalet midir? Bence burada adalet hak edene hak ettiği kadarını vermektir. Fazlasını vermek hem sizin hem de hak etmeyenin dengesini bozmaz mı? Sizi hangi çocuğunuz üzmüyorsa, size hangisi daha çok değer veriyorsa onu daha çok sevmeniz ve sevginizi ve enerjinizi ona kanalize etmeniz yanlış mıdır sizce? DENİZ: Her insan hakimdir.Hayvandan bu şekilde ayrılıyoruz. Çünkü biz tüm olaylar karşısında bir karar veriyoruz. İki yoldan hangisine gideceğimizi seçmek bile bir anlamda adalet oluyor. Çocuğumuza sevgi konusunda göstereceğimiz eylem için alacağımız kararda adaleti gözetmek bir seçenektir. Ama her zaman insanlar adaleti gözetmezler, insanların öncelikleri kendileri olur genellikler. Kendi çıkarlarımızı öncelediğimizde adaletten uzaklaşma tehlikesi doğar. Ama tabii burada önemli bir kavram gündeme geliyor; VİCDAN. İnsanlardaki adalet güdüsünün çalıştırılıp çalıştırılmadığı vicdan kavramı ile karşılık buluyor. Şimdi gelelim eşitliğe; hakkı olanın hakkını vermek adalet için bir tanım olduğuna göre ve herkesin kendi şarlarına göre hakkı farklı olabileceğine göre, eşit muamele demek herkese aynı tavrı sergilemek olamaz. Mesela pozitif ayrımcılık diye bir şey var, meclis de kadın yok diyerek kadınlar için partilerde kontenjan ayrılması pozitf ayrımcılıkıtır. Bir eşitliği sağlamak için başka bir eşitsizlik yapılır. Başka bir örnek de; bir masada oturan iki çocuğunuza var olan 5 sosisi nasıl dağıtırsınız. 2-2 mi yoksa büyüğüne 3 küçüğüne 2 tane mi? İşte bunların tümü bizi adalet için karar vermeyi yada nefsimize boyun eğmeyi gerektirir. Burada yukarıdaki iki seçeneğe ek olarak çocuklara hiç bir sosis göstermemek, tek sosisi kendi yiyip 2-2 paylaştırmak, çocuklara 1-1 sosis vermek kalan 3 taneyi yetişkin otorite olduğun için yemek de olabilir. Tüm bu seçenekler hayatımızda rastlarız. Aslında basit gibi görülen burada alınan karar insanın temel adalet yaklaşımını sergiler. Yukarıdaki örnekteki uygulamalardan hemen hepsinde karar verici kendince bir eşitlik yaratabilir. HADES: Taner Abi yanlışımla başlamaktan çok yanlış anladığı ile başlangıç yaptı... Yazımın ilk bölümündeki amacım bu yanlış anlaşılmayı, doğru anlaşılmaya dönüştürmek olacak... Adaletin kavram olarak gerekli olduğu aşikar, ama adalet işleyişinin adil olduğu meçhul. Çoktan çok, azdan az gider mantığı, hem çok-a hem az-a eşit şartlarda/zeminde/zamanda gerçekleşebilir ancak! Bu ihtimalin göz önünde bulundurulmayışından çok, o kısıtlı zaman diliminde hatırlanamamasına bağlanmalıdır nitekim! Adaleti sağlayan organların adil olup olmadığı, tarafsızlığını karar ve yasama/yürütme boyunca koruyup korumadığı güvencesi sağlamlaştırılmadıkça, ben gibi nacizane kişilerin o şekilde düşünmesi olağandır ve olağan karşılanmalıdır... Doğru anlayışa dönüşmesi için yeterliliği yoksa bunu tek kelimeyle belirtmeniz benim için yeterli olup, bir sonraki turda daha tatmin edici açıklamalarla karşılaşacağınızın garantisini veririm. Adalette belirleyici olan unsur yine güçtür. Adaleti sağlamakla görevli olan güçlüdür,eğer o tarafını güçler birliği ilkesine dayanarak seçimini yaparsa ki öyle yapacaktır kuşku yok, zayıf olanın hali ahvallaşacak, amansız yok oluşa sürüklenecektir.Adalet güçlüden yanadır... Gelelim İlahi Adalet’e ve ilahi müdahalelere... Mistik olarak betimlenen anlatımlar topluluğu... Değişir, inançtır, görecelidir... Aslolan Adaleti Tanrı ölümle başlatıp, ahiretle sağlayacaktır... Veya asıl adalet yeryüzündedir, kötüler iyiler, güçlüler zayıflar, burjuvalar köleler vs vs…Yargılayıcı ve belirleyici güçlü olandır, zayıfların canı cehenneme! Bu bakımdan zayıfların tek bel bağladı adalet organı ahiret olacaktır... Dolayısıyla kişiyi inanca götüren başka önemli bir unsur da budur. Freud der ki, “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun” Gelelim denizin bahsettiklerine, karar verme eylemleri dar bir zaman dilimiyle sınırlı olduğundan, verilen kararın sağlıklı olduğu tartışılır. Öyle bir olay 10 kere yaşansa belki de eşit paylaşım olacak; 5 diğerine 5 öbürüne gibi... Adaletin belirlenmesi kısa bir sürede olmamalıdır, olamazda. Öyle bir olayda gerçek yaklaşımın ne olduğu ortaya çıkarabilmek için bir kaç defa uygulamak gerekir diye düşünüyorum. Adaleti sağlayacak kurumun yahut bireyin düşüncelerine, çıkarlarına, hislerine göre değişkenlik göstermesi doğaldır. Torq: Şimdi olaya eşitlik açısından yaklaşmak konuyu biraz karıştırmaya neden olabilir diye düşünüyorum. Eşitlik de adalet gibi bizim doğa dışında ve sonradan yarattığımız kavramlardan biri. Doğada olmayan bir şeyi yani doğuştan var olmayan bir kavramı varmış gibi yapıp onun üzerine bir sistem yaratmak, bir anlamda doğanın yerine geçmek ya da dinsel söyleyişle tanrı olmak anlamına geliyor. Bu durum çok uzun vadede olup olmayacağı bilinmeyen bir ülkeyi yaratmaya ya da ütopyayı gerçekleştirmeye benziyor. Ama insanın eşitlik sağlamadaki başarısızlığı daha sonra çözülebilir diye düşünmek istiyorum. Şu andaki haliyle eşitliği doğuştan verilen haklar ile başlayan kişinin hayata atılırken verilen fırsatların eşitliği olarak yorumlanması gerektiği olarak algılıyorum. Yani bir düzen yarattıysak eğer, bu düzenin sağlam olarak devamı adalet ve eşitlik kavramlarını ne kadar uyguladığımızla ilgilidir. Bu nedenle kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince yasama, yürütme ve yargı birbirinden bağımsız hale getirilmiş, yürütme (yani hükümet) nin, yargı( adalet) üzerindeki baskısı kaldırılarak insanların eşitliği sağlanmak istenmiştir. Bu ilkeyi uygulayan ülkelerde hukukun üstünlüğü kavramının geliştiği kabul edilir. Yani hukukun üstünlüğü bir yasanın egemenliğini değil, o ülkede yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin ne kadar çalıştığını anlatır. Eşitlik kavramını da şu şekilde değerlendiriyorum. Bir toplumda yaşayan insanlar öteki insanlardan farklı zeka, nitelik ve koşullarda doğuyor ve bu nedenle farklı dünya görüşlerine, farklı hırslara sahip oluyorlar. Bu durumda eşitliği sağlamak başka kişileri haksızlık anlamına geldiğinden, zorlama yöntemlerle kaynakların eşit olarak dağıtılmasını doğru bulmuyorum. Eşitliği doğuştan verilen haklarla birlikte hareket eden kişilerin, aynı toplumda varabilecekleri hedefler için eşit fırsatlar olarak değerlendirilmesi gerektiği şeklinde algılıyorum. Bu durumda dikkat edilecek nokta, hırslı ve rekabet duygusu gelişmiş kişilerin eylemlerinde başka kişilerin haklarına tecavüz etmesini önleyecek adalet sistemini oluşturmaktır DENGE: “Şu andaki haliyle eşitliği doğuştan verilen haklar ile başlayan kişinin hayata atılırken verilen fırsatların eşitliği olarak yorumlanması gerektiği olarak algılıyorum” dedin ya Taner Abi, ben de şunu düşünmüştüm; her doğal yetenek, doğal hakkın sebebi olmalıdır. Kendinden güdülen amacın sağlanması yani, bireylerin kendi kapasite ve yeteneklerini serbestçe gerçekleştirebilmelerini sağlamak adalettir mesela. Bir de ilahi adaletle ilgili yazmak istiyorum bir şeyler. Adalet çoğu zaman uzun sürede tecelli eder, "Adaletin ayağı topaldır, geç ilerler ama gideceği yere mutlaka varır” denilir. İnsanların ilahi adalet dedikleri şeyden anladıkları bu galiba diye düşünüyorum, aslında süreç sadece…Vahiy kaynaklı doktrinlerde güzel mesajlar vardır adaletle ilgili; "Adil şahitler! Allah için hakkı ayakta tutun" der Maide 8. Bugün müslümanların hazzı erteleme gibi yaygın hastalığı olan adaleti de öteki tarafa havale etme, öteleme mantıklarına karşı bu ayet bir başkaldırıdır bence. Çünkü hesabın burada dürülmesi salık verilir ayette. Kendini hür hissetmek isteyen kişi, zulmeden zalime karşı "adalet" sözünü söylemekle mükelleftir aslında. Ali derki; “Zalime karşı tamah seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı”. Bu güzel duruş, Emeviler dönemindeki makamperest zorbaların saray alimleri ile birleşerek bu tavrın duruluğunu ve güzelliğini yitirip, yerine "ilahi adalet" öbür tarafa havale gibi şeylere bırakılmasını sağlamıştır. DENİZ: Adaleti sağlayacak mercii, bir kere güçlü olmalı. İkincisi karar verebilecek selahiyette olmalı, üçüncüsü olay hakkında bilgi sahibi olmalı, dördüncü karar için düşünmeye zamanı olmalı, beşincisi herhangi bir fikri veya başka bir baskı altında olmamalı ve aklıma gelen sonuncusu, bir felsefi geri planının olması. Sonuncu üzerinden konuşursam; adalet için karar verecek insanların Kurandaki tabiriyle hikmet sahibi, laik anlamada ise az buçuk düşünür/aydın/filozof olması gerekir. Buradan çıkardığım sonuçlardan birisi, düşünce ve felsefenin aslında tüm yaşam süreçlerinde adalete katkısı ile ne büyük önem taşıdığı başka bir konu. Adaleti tesis edecek merciyi seçebilme özgürlüğümüz var mı dır ? Mesela bir coğrafyada yaşayan insanlar hristiyan, laik, müslüman, cumhuriyetçi, kralcı vs. her şey olabilir, kendi işlerinde karar verecek mercinin, kendi haklarını en iyi şekilde anlayıp savunabilecek nitelikte olmasını gözetir. Mesela işkence gören bir solcu militan,başörütüsü mağduru bir genç kız, okulda din dersi okumak istemeyen bir ateist gibi değişik çevrelerden hakim adalet yargıları ile uyuşmayan yaşamlara sahip insanlar için adalet nasıl işler? Bu insanlardan mesela; başörütüsü mağduru bir kız, ideolojik olarak laikliği savunan ve bunu resmi politika haline getirmiş bir ülkenin hakiminden nasıl bir yardım umabilir? Benzer örnekler çoğaltılabilir. Diyeceğim o ki, insanların adaleti temin etmesini umdukları otoriteyi seçebilme özgürlüğü olmalıdır, eğer yoksa orada adaletsizlik var demektir. DENGE: Ben bir de kişileri değerlendirirken adil olma üzerine düşünmüştüm. Benim için insanların şu an ki durumlarının bir öneminin olmadığını anladım, kişileri değerlendirirken dikkat ettiğim ya da dikkat etmemiz gereken şey kişilerin hayatta kaç birim ilerleyebildikleri olmalıdır diye düşünüyorum. Yani ileriye doğru hamle yapma becerileri. Bu sebeple bu forumdaki birçok kişi böyle bir amaç etrafında bir arada olduğu için benim çok değerlidir. Ben son söz olarak şunları söylemek istiyorum. Dünyanın en zengin 200 kişisinin serveti 2,5 milyar insanın servetine denkmiş. İşte size adaletsizlik ve burada adaleti sorgulayan bizlere güzel bir malzeme. NİHİLAST: Bu kavramı düşününce tek ama saf bir idrak geliyor, tek hakim düşünce: Sağlayıcı! Ama bu özel yargı geride kalsın! Adalet doğal hakların gözetlenme hali mi? Bu gözetleme için bireylerin işbirliği mi gerekiyor? Tek birey kendi adaletini sağladığı anda 'cehennem başkaları'nın doğal haklarını düşünmek zorunda mı? Eğer eşitlik düzenleyiciler(din, ahlak) adaleti sağlarken kaynağın istifine göre tasavvuru sağlıyorlarsa, kaynağın, insan için veya bireylerin topluluğunun, tek tek bireyler için ne ifade ettiğini düşünmeyerek hareket ediyorlarsa adalet 'kesim'lere hitab eden biçime dönüşüyor. Topluma hitap eden adalet! Bireye hitap eden adalet! Kaynağa hitap eden adalet! Adalet 'istemci'ler varsa zorunlu olarak karşıt gerekçe sınırsız istem vardır. Birey koşullanmış özgürlüğe tabi değildir, toplum bir çerçevedir ve çerçeve de boğulur. Çerçevenin adaleti bireyin adaleti olamaz... Toplum önünde eşit değilim! Bireylerin adaleti farklıdır! Kaynağın iktisat istemi farklıdır! Adalet dağıtırken merhameti ve vicdanı önayak eder. Eğer adaleti bireylerin kusurları ve yanlış davranışlarına mal edersem, bireysel bir çatışmanın sicimi boğazlanmak için ancak benimle olur. Düşünsel kertede derlenmiş kendine tabii, ama kendinde olanağını hür olarak sunan bir adalet tanımı yapılamaz. Torq: Şimdi dengenin son söylediğin ilahi adalet ve denizin söylediği adalet dağıtan kişi kavramlarına bakalım. Bir tartışmada söylediğim gibi, din kavramının zalimlerin zulmetmelerini devam ettirmek için bir bahane olarak kullandıklarını kabul etmek gerekir. Yani bu dünyada var olmayan adaletin başka bir mekanda var olacağını söyleyerek ezilen insanların daha rahat bir şekilde ezilmesi ve huzur içinde ölmelerini sağlaması açısından dinin yararlı bir kavram olduğunu söyleyebiliriz. Ancak beni kutsal kitaplardaki ayetleri bir bütün olarak ele alıyor ve senin söylediğin gibi bu dünyada adaletin sağlanması gerektiği konusunu gündeme getirdiğini düşünmüyorum. Asıl sıkıntı da din alet edilerek tüm coğrafyalarda işgal, eziyet, acımasızca insanların katli gibi eylemlerin yapılmış olmasıdır. Bu durum sadece tek tanrılı değil putperestler tarafından da aynı inanç zinciri kullanılarak yapılmıştır. Bu konu tartışmaya çok açık olmakla birlikte ben genel olarak ilahi adalet kavramının yeterli olmaması nedeniyle yasaların icat edildiğini, insanların bu dünyada bir karşılık beklemesi nedeniyle hukuk sistemini egemen kıldığını düşünüyorum. Deniz’in söylediklerinden yola çıkarsak, hukuk sistemleri adalet dağıtırken güçlü olanın yasalarına göre hareket ederler doğal olarak. Ancak her hukuk sistemi de kaynağını o coğrafyada yaşayan insanların gelenek görenek dinsel ve etik kurallarından alır.Eğer bir ülkede yaşayan insanların gelenek ve göreneklerine aykırı yasalar varsa (örneğin Türkiye’de İsviçre yasaları uygulanır) bu durumda, o ülkede yaşayan insanlar mağdur duruma düşerler. İşte asıl adaletsizlik burada başlar, birileri sizin adınıza ve sizin yerinize düşünerek. Sizin nasıl yaşayacağınıza karar vermekte, buna da hukuk sistemi demektedir. Türkiye’de yaşanan sıkıntıların kaynağı, toplumun hazır olmadığı yasaları jakoben bir tavırla uygulamaya çalışan modernizm yanlılarının eylemleridir. Ancak bu sancılı durumdan kurtulmanın ilk yolu, toplumdaki insanlara konuşma, ifade etme özgürlüğünü verme, o insanların özel yaşamlarına müdahale etmeme olmalıdır. Buradan varılması gereken nokta, yasaları koyan kişilerin adil olmak adına, tüm toplumu dikkate alması (empati) o insanların gelenek, görenek ve adetlerine göre yasalar koyması gerektiğidir. Böylece toplumun adalet duygusu tatmin ve genel anlamda huzursuzluk, şiddet ortadan kaldırılmış olur. bitti- |
||
|
||
| abi bu toplantılarda bulunmak şartmı yorum yapmak için... ben şimdi buraya bir şeyler yazsam olmuyor mu_? |
||
|
||
Zerdüşt, ben abi değilim ama cevap verebilir miyim? ![]() Tartışmaya katılmayanlar daha sonra burada devam edebilirler, bizler için de aynı şey geçerli... Hatta bazen konuyu önceden tesbit edip pazar gününden önce tartışmaya başlıyoruz, yani herşey serbest... |
||
|
||
herkes için adalet vardır,bazıları içindaha çok adalet vardır...dermişiiimmmm
|
||
|
||
| adalet istemeyenlere de adalet uygulanmalı mıdır ? | ||
|
||
| adalet ıstege baglı olsa adıl olurmuydu? | ||
|
||
| hak ettiginin fazlasını isteyenler ya banka hortumluyor yada daha sinsicesi adaletin ne olduguna karar veriyorlar.. | ||
|
||
| alev alatlı bi söyleşide: " adalet özgürlükten önce gelir.. " demişti, siz ne dersiniz? bişey der misiniz?
|
||
|
||
yazınızın altını imzalıyorum sayın içtimbile
|
||
|
||
burda yazar, dışarda ünvansızım
|
||
|
||
| O zaman adelet göreceli bi sey mi yani? ama adalet o kadarda adil bisey degil.. |
||
|
||
| İnsansız adalet olmaz. Adaletsiz insan olur mu? Olur, olmaz olur mu? Özdemir Asaf Üsteki eskik çıkmıştır.... İnsansız adalet olmaz. Adaletsiz insan olur mu? Olur, olmaz olur mu. Ama olmaz olsun. |
||
|
||
| Ben bu tartışmaya katılmıştım gibi hatırlıyordum ama karıştırdım galiba, tartışma öncesi konusuda burda.. http://sifirforum.com/hukuk_felsefesi/adalet-t8134.0.html |
||
|
||
adalet istemeyenlere de adalet uygulanmalı mıdır ? kesinlikle |
||
|
||
| Adalet : Hakkı yerine getirmek demektir yerinden alınmış kaldırılmış konmamış Hakkı yerini getirmek koymak demektir |
||