SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Felsefe Sohbetleri

Konu: Suç

Sayfa: [ 1 ]

deniz 09.04.2006 12:26:54
[torq]     Suç: 1. Törelere, ahlak kurallarına aykırı davranış.
                        2 . Hukuk Yasalara aykırı davranış, cürüm:
                adalet: Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk, türe:

[deniz] Suç tanımı elbet güncel kullanımına göre yukarıda yapıldığı şekliyledir. Ancak bu tanımda da görüleceği üzere medeniyeti oluşturan unsurların aleyhinde davranışlar göstermek gerçek bir tanım olur. Şöyle ki:
Toplum düzenini ve kişisel hakları korumak için önleyici tedbirler alınması gerekiyor. bu durumda hakim olan otorite suç tanımı yapar ve cezai müeyyideler ile tanımlı suçların önüne geçmeye çalışır. buradan da görüleceği üzere suç için ceza ve otorite kavramlarını da irdelemek gerekir. suç ve ceza arasındaki ilişki de adalet kavramı ile açıklığa kavuşturulmaya çalışılır.

[Ruler of the Ruins]
Evet suç normlara karşı gelmektir tanıma karşı çıkacak olacağını sanmıyorum ama suç yanlış demek değildir. Ceza da muhatapları suçtan korumak için ve caydırmak içindir. Ama bu muhatap çoğunluk mu yoksa üstün sınıflar mı ? Bu önemli bence. Güç mü suçu tanımlar? Ne diyorsunuz ?

[denge] suç sınırın ötesine geçmek. Çoğu zaman legal isteklerimiz engellendiği için suç işlemiş gibi görülüyoruz. Engellemeler çoğu zaman saldırganlık ve hırçınlık doğuruyor. Bazen de çeşitli duyguları bastırmamıza sebep oluyor. Şuna benziyor: bir tava içindeki yağ ateş etkisi ile erir,  ama aynı tavadaki yumurta tam tersi katılaşır, çok göreceli bir kavram yani.. Suç, olumlu davranışları farkedilmeyen ve birey olarak toplumda kabul görmemiş kişiler tarafından daha çok işlenir. Bazen de daha iyi bir davranış şekli bilmediğimiz için.

[deniz] Şu soruyu sormuştun; güç mü suçu tanımlar ? Yani otorite mi suçu tanımlar ?
Elbette daha önce de dediğim gibi suç için otorite de olması gerekiyor. Ancak bu konu çok önemli. Otorite bir gerek olarak suçu tanımlamıyor, sonuç olarak tanımlıyor. Şöyle ki :hiç bir sistem içermeyen ilkel yaşam formlarını düşünün. ilkel topluluklar. Buralar da yaşam komplex düzenler içermez. Diyelim ki ahlaka kuralları yok, ekonomi yok, din yok… Tamamen limitsiz bir kuralsızlık düşünün. böylesi ultra basit sistemler. doğal olarak kural -> suç -> ceza içermez. Çünkü korunacak bir şey olmaz bu dizgide yer alan kural, suç, ceza kavramları otorite tarafından tanımlanarak otoritenin hakimiyet zeminini korur  yani otorite için düzen gerekir, düzen içinse suç ve cezalar tanımlanır.

[Ruler of the Ruins] evet medeniyet suçu doğurmuş oluyor bir manada. Freudun tanımlamalarını okuduysanız suçu medeniyete karşı olan her şey olarak tanımlar ve insan için olan her şey ihtiyaçları cinsellik barınmak yiyecek bulmak ve agresiflik medeniyet bunlara gem vurur fikrimce.

[HadeS] Suç, ahlaki davranışların olumsuzluğu...Toplumcu iyi bilinen davranışların dışında kalan haraketler, düşünceler, eylemler…bunlar suçun türleri…nedenleri farklı, oluşları farklı biçimleri farklı...bunlara girmek konu dağılımına neden olur ve hem vakit yetersizliğinden hem kurallar nedeniyle yetişmez...
Gelelim suçu genel olarak kavramaya.. Suçu azaltan ya da artıran şey de; ayırma ya da ayniyet kurma kavramlarının kendisinde içkindir. Sadece ayırmayı (kendini aykırı görmek de bu ayırma tavrının trajik bir başka biçimidir) esas alan birey; empatiden, birlik kurmadan, ayniyet hissi ile ortak bir nokta belirleyip o noktada durmaktan kendi eğiliminin zorunlu sonucu olarak uzaklaşır  ve yine Dostoyevski’nin ünlü romanı olan Suç ve ceza dan...Suç ve Ceza'nın meşhur Rodion Romanoviç Raskolnikov'unun, Batı'yı ve hayatı iyi okuyan; entelektüel ve sancılı bir eski üniversite öğrencisi olarak toplumun bir bireyini (tefeci kadını) yine aslında o toplumun kötüyü cezalandırmaya yönelik suç geleneği üzerinden yürüttüğü bir meşrulaştırma eylemi ile öldürmesi bu mahkum edici tavrın güzel bir örneğidir. Raskolnikov'a göre tefeci kadın, yalnızca parayı yönetme yeteneğinden (ki bu yetenek Antik Yunan'dan bugüne entelektüel dünyanın bir bölümünde kıskançlıkla karışık bir beğentisizlik hissiyle karşılanmıştır) kaynaklanan güçle bireyle birey ve bireyle toplum arasında hak etmediği yerde duran bir sürüngendir ve bu yönüyle ölümü hak etmektedir. Rus genci önce çevresine bakar; ancak çokça teorize edildiği halde eyleme dönüştürülmeyen, infaz edilmeyen cezayı tek başına yerine getirmeye karar verir.

[Ruler of the Ruins] Evet,  Hadesin bahsettiği de önemli ama buna sonra gelelim yani kötülüğün ve suçun toplumdaki görünümün tartışılmasına.

[Muygun]
dikkatimi çeken yazılarda suçun kaynağı pek irdelenmedi. neden genellikle suç bireyseldir sorusunu sormak suçun özünde yatan bencillikle yoğrulmuş karşı-koymaya işaret etmiyor mu yani senin egonun; benim egomu taciz ettiği an suçun başlangıcı sayılabilir mi? Ceza konusunda çok sözüm var nasip olursa orda bol bol yazarım.

[Ruler of the Ruins] Evet ego çok önemli.

[HadeS] aslına bakarsanız suçu oluşturan şeyler kişinin kendisi değildir... Suç etkileşimle doğar.

[nihilast]
Hmm bende işiten kulak oldum. Gerçek, suç, hırdavatçıların altınıyla hırdavatçılar gibi satın alabileceğiniz bir olgu değil!, fiyat biçilen bir şey değil! Varlığın karnının kendisine söz söyleyişini dinliyorum.

[Ruler of the Ruins] Evet Freud’ a göre medeniyet insana karşıdır, insanın istekleri ve egosu aslen basittir, ve bir hayvanınkilerden çok ta farklı değildir ama suç kavramının bu kadar geniş kapsamlı olması aslında medeniyetin ve sosyalliğin günümüze kadar aldığı şekil. Ego mesela, bu sadece zaruri ihtiyaçları kapsamıyor, insan gerçekten ihtiyaçlarını karşılasa da yeterli olmuyor, bu saydıklarımın üstüne şu an eklenmiş olan şey sosyalleşebilmek ve kendini kabul ettirmektir toplumda suçun ana kaynaklarından biride kendini kabul ettirebilmektir yani bu çabanın altında ezilmemiz. yöneten değil yönetilen olmak bünyemiz tarafından  medeniyet suçu engellemek için varken şekli itibariyle yeni suç tanımları doğuruyor. Egonun zararsız şekli yok herhalde suçun tanımına göre.

[Terra] Bence olan olmakta ve bırakalım olsun.  suç var ceza da...  kim ne diyebilir ki... cezasına katlanan bırakalım işlesin suçunu... ki istesek te istemesek de işlemekte zaten..  bura da ben işi adalete bağlayacağım ve diyeceğim ki:  kim ne derse desin hiç bir suç cezasız kalmamakta ve  cezasına razı olanın suç işleme hakkını bırakalım ...  razı olan devam etsin suçunu işlemeye..  adalet herkese tecelli etmekte... kimse ondan kaçamamakta

 [Ruler of the Ruins]: Aslında bu biraz kaderci bir yaklaşım. Sonuçta bahsettiğimiz somut suç kanuna göre, zorluk çekmek ceza tanımına girerse konu çok dağılır ve uzar, din ve Allah’ı karıştırmakta konunun nesnelliğini dağıtır gibi geliyor bana biraz.

[torq]: Suç kavramı kanımca insanın var olduğu anda başlamış ve insanlığın son anında sona erecek bir olguyu anlatıyor. İlk çağlardan başlayarak güçlünün zayıfı kontrol altına almak istemesi, doğadaki egemenliğini sürdürmeye çalışması iki önemli kavramı tetiklemiştir. Bunlardan birisi şiddetten doğan nefret ve ikincisi rekabetten doğan kıskançlık. bu kavramlar çağlar değiştikçe farklı varyasyonlarla ve değişik şekillerde karşımıza çıkmış, biz de bu kavramları düzen içinde yok etmek için bazı önlemler almaya çalışmışız. suçun oluşmasındaki sıkıntı, topumun düzen içinde yaşamasına engel olması başka bir deyişle suça karışmayan insanların yaşamasına engel olmasıdır. bu durumu kontrol altına alabilmek için yasa denilen ve ezilenleri de ezenler karşısında güçlü olmaya doğru götüren kurallar getirilmiştir. peki yasaları kim koyar veya yasalar neye göre düzenlenir ?
kanımca üretim ilişkilerinin getirdiğin sosyolojik gerçekler yaşam biçimimizi belirliyor. yani feodal bir sistemde toprakla uğraşan insanların töreleri oluyor. bu töreler toprağa bağlı yaşayan insanlar için yasalardan önce geliyor.
çünkü yasaları koyanlar feodal ilişkileri geçip kentsel ilişkiler kurmuşlar yasaları da bu ilişkilere göre (medeni) kurgulamışlardır. ancak köyde yaşayanların bu konudan haberleri yoktur ve bir kız bir erkekler el ele tutuştuğunda aile meclisi toplanarak o kızın infazına karar verir. bizim yasalarımızda kan davası ve töre cinayetlerinin cezası idam olmasına karşın bu kural hiç bir şekilde caydırıcı olamamıştır. öte yandan yasalar konulmadan önce şöyle bir durum da söz konusuydu güçlü olanlar kılıç zoruyla istediklerini elde ediyor toplumları yok ediyorlar ve hiç bir güç bunlara engel olamıyordu peki bunlara hiç engel olunamayacak mıydı?
O zaman din kavramını buldular ve şöyle dediler: siz sanmayın ki bu zalimler cezasız kalacak siz öldükten sonra büyük bir yargılama olacak ve bu dünyada yargılanmayanlar orada yargılanacak ve cehennem ateşinde yanacak böylece büyük bir rahatlama ile köleleştirme işlemine devam edildi daha sonra insanlar bunun çok yeterli olmadığını anladıkları için yasaları koydular

[Ruler of the Ruins] 11:02 pm: ama biraz ego konusu üzerinde durmalıyız sanki. Tabi ki suç toplumsal nedenlerden ötürüdür genelde. egonun suça etkisi hakkında konuşmak isteyen var mı ?

[Terra]: Alkollü araç kullanmak suçunu işleyen içidiyorum bunu!  alkol alan araç kullanmama yetisini kullanabilir mi?  çoğunlukla kullanamaz... çünkü alkolün etkisiyle kendisine güveni tamdır...  burada suç alkolde mi? diyeceğiz...  çünkü aynı insan alkol almadan önce alkollü araç kullanılmaması gerektiğini savunur... ama alkol alındıktan sonra alkolün etkisiyle suç işlenir...  suç alkolde mi... alkollü de mi... alkolü yapanda mı... v.s. v.s. olan olmakta ve olacak ta kimse kendisini kasmasın... bende tabii ki Smiley

[Ruler of the Ruins]
Evet, kuşkusuz insan suçlu bu noktada. ama bu çok spesifik bir konu. biraz daha genele yayalım.

[HadeS] Yapan yapsın gerçekleştirsin eylemini. İzleyiş ve kadercilik bu farkındalık değil, kabul de değil, daha çok tembellik, vazgeçiş, zayıflık. Neyse ego kaynaklı suça gelelim: Ego; kendini tatmin, ortaya çıkan olumsuz hal-hareket davranış ve düşünceler, kendini tatmin.  Kötü,  suç : kötü. Yani kişinin kendisini tatmin etme yolu olarak suçu seçtiyse o kişinin düşünce işleyişi hastalıklıdır sakattır.Ama diğer bir açıdan bakıldığında hani bu düşünce suçu olarak adlandırdığımız mevzuu bir çok suç vardır bununla ilgili. tabii suçu belirleyene göre suç her neyse... Bunlar iyi niyetli egonun suçlarıdır. suç olarak adlandırılmasının sebebi suçu tanımlayanın yanlış algılamasıdır.  Tabi ki insan davranışlarında, eylemlerinde ve düşüncelerinde ve dolayısıyla hükmü elinde bulunduranın suçu yanlış/hatalı algılaması suçlarında önce kendini hedefler ve önceliği kendidir. Kendi çıkarlarını gözeterek, o eylemi suç olarak görmesi/göstermesi ama kimse suçun cezası olduğunu bildiği halde suç işlemek istemez , hastalıklı değilse. Suça iten kendinden bile önemli bir kavram var, bu ego diğer kavramda zorunluluklar. İnsan egosunu yenmeli yada ona karşımı çıkmalı yada farklı bir yolumu olmalı.

[deniz]: ego insanın en kutsal değeridir, ego yatsınmamalı, ego tatmin edilmez ise inan mutlu olamaz.
Üzerinde ısrarla durmaya çalıştığım şey, otoritenin çıkarları uğruna insanların cezalarla mutsuz kılınmasıdır,
bir genç kız sevdiği bir erkekle gezdiği için suç işliyor ve cezası üzerindeki hakim otorite tarafından veriliyorsa burada suçun ve cezasının kime hizmet ettiğine bakmak lazım. Hakikaten de baktığımızda cezaların çoğunluğu bireyin çıkarlarından ziyade dinin, toplumsal amaçların, devletin, vs. nin amaçları için çalışır,  nihayetinde bunlar da otorite için vardır.Mesela: devlete küfür ettiğiniz de en büyük cezayı alırsınız, çünkü devlet en değerlidir sisteme göre. Halbuki en değerli olması gereken insandır yani her birimizin egosudur. En çok intiharlar en sıkı hukuki disiplinlerin uygulandığı en modern toplumlarda oluyor. Yani suçları tanımlayana cezaların çokluğu özgürlüklerden çok bireyi tüketiyor. Bir Alman anlatmıştı, oradaki bir nehri işaret ederek: biz burada balık avlamak için ruhsat almalıyız, bu ruhsatta saat kaçta nerde balık tutacağımız ve ne kadar balık tutacağımız bellidir demişti. İlk bakışta bu güzel gibi gelse de, toplum yararı için insanın özgürlüğünün yok edilmesiyle karşı karşıya olduğunun farkına varılmalı, bunun bir dengede olması lazım. Suç ve ceza tanımları yapılırken insan bireysel özgürlükleri ve egosu da göz ardı edilememelidir. İnsan tüm diğer şeylere feda edilmemelidir.

[Ruler of the Ruins]: Evet, bu da önemli yani sistem birey için mi yoksa birey sistem için mi? Dediğin gibi suç ve ceza tanımlamaları bireye göre yapılmalı. Burada söz dengenin.

[denge]: Ego tabi kutsal ama şişirilmiş egolar var, bunun sınırı ne olacak. Hepimiz sorunlu alt yapılarla doğuyoruz aslında. Ama bu davranış bozuklukları küçük yaşlarda farkedilip dizginlenirse işler kolaylaşır bence.
Çocuk iki yaşında sınırları algılamaya başlar. Anne baba sınırları ona uygulatmayı doğru biçimde öğretirse işler iyiye gider ama tam tersi olursa gitti de ölçüsüzleşir. Ama çocuklar ne olursa olsun 12 yaş civarnda otoriteden bağımsız olarak adaleti sorgulamaya başlar.  Hiç kimse 30 yaşına geldiğinde davranış bozukluğu sergilemez, alt yapısı vardır mutlaka. Onay tekrarlatır, ceza sadece durdurur,  ama suçu ortadan kaldırmaz.

[Ruler of the Ruins]: Evet tabi bu davranış bozukluklarını farkedip düzeltecek insan, bizzat davranış bozuklugunun nedeni olabilir, suçun doğumu önemli. Çünkü suç işlemek birey için bir dahaki suçları daha olası hale getirir.

[denge]: Suçun artmasında atomize olmakta etkili olmuştur, bireyselleşme yani. Mesela bir küçük mahalle düşünün, orada küçük yaşta sigara içen çocuğu mahallenin herhangi bir amcası ikaz edebilir. Sosyal baskıdan bahsetmiyorum burada, kontrol mekanizması diyorum. Metropollerde bu yok. Ayrıca kozmopolit ortamlarda gerçekten, kötü olan kişiler farkettirmeden aramıza karışabilmek de. Dikkatli olmak lazım. Tabi ki en güzeli, kendi otokontrolümüzü sağlayabilmek. Ama yaşça bizden küçük olanlar için iyi bir mekanizma sanırım. Çevre suçu artırıp azaltma da önemli bir etken.

[Ruler of the Ruins]:
Küçük bir şey ekliyeyim. Şimdi suç insanın egosuna hizmet eder kimse kendi zararına olacak bir mevzuda suç işlemez. O halde aslında suç o kadarda kötü değildir. Yani o çocuğun orda sigara içmesi
aslında o amcayı enterese etmez. Yani onun uyarısı çocuğun kötü alışkanlığını bitirmez sadece erteletir. O halde bu şekilde bir oto kontrol o kadarda hayati değil.

[Muygun] Cezanın amacı? Can alıcı soru bu. Sonuçta toplumsal olarak veya devletin adalet erklerinin uyguladığı cezalara bakarsak ortak bir güdüm noktası olmalıdır. Benim dikkatimi çeken ise cezanın uygulanmasında vicdanların eşitlenmesi kavramının amaç değil de bir sonuç olarak yansıması. Amacın içinde uygulayıcının kendisini koruması-dolayısı ile toplumu da korumak- yatıyor (Düzeni korumak, caydırmak.. gibi faktörler). Suçun karşılığı şüphesiz suç ile olur. Karşılığında işlenen suç meşrulaşmış veya benimsenmişse işte buna da tam olarak "CEZA" diyoruz. Kuşkusuz ceza işleyişinde temel sorun birey vicdanın tatmin edilmemesidir .Bu tatminsizlik toplum boyutuna ulaşırsa ceza işleyişi sorgulanır ve değişir.Değişimde esas olan gücün adalete azami derecede kayması yatar. İşte bu insanı ilerlemesine ve çağdaşlaşmasını pozitif yönde eğim verir. Yani insanı eşitlemek."Hukuğun Güçlü olanın sözünden; toplumun ortak diline dönüşmesi" süreci!
İnsanın tarihsel yücelişindeki kilit noktası adalet mekanizmasının bireyleri tatmin eder şekilde işlemesidir. Bu dönüşüm (Hukuğun Güçlü olanın sözünden; toplumun ortak diline dönüşmesi) elbette yüzde yüz gerçekleşemez. Nitekim teknoloji ve bilimde ilerleyen devletlerde diğer devletlere nazaran bu dönüşümde daha ileride oldukları aşikardır ve kanıttır. Diğer bir mevzu cezanın işleyişindeki referanslar... İslam dinini referans olarak almayı yobazca görebilirsiniz. Benim şahsi kanaatim şeriat kanunlarının esas ilkelerine bağlı kalarak düzenlenmesi insan kaynaklı ceza kanunlarına -daha tatminkar ve etkili bir şekilde- kıfayet edebilir. Çünkü başta da değindiğim gibi kural koyucular kuralları doğal olarak kendi odaklarından etkilenerek topluma yansıtıyorlar. Tabi burası ayrı bir konu.

[Ruler of the Ruins]: Muygun çok önemli bir konuya değindi aslında. Suçun ve cezasının içselleştirilmesi yani vicdan konusu ve suçun suçla cezalandırılmasının meşru görülmesi.

[deniz]: Yani insanı eşitlemek."Hukuğun Güçlü olanın sözünden; toplumun ortak diline dönüşmesi" süreci! Toplum insan menfaatine çalışır diye bir kural yoktur, toplum yönlendirilir genelde, başıboş bir toplum olmaz, illa bir ideoloji onu eline alır yoksa toplum değil topluluk olur. Toplum tanımında da görüleceği üzere topluluklar bir ülkü etrafına birleşebilmelidir. Mesela savaş için bir araya gelen bir topluluk içinde ki bir fert  savaşmama hakkını kullanamıyorsa burada toplumun beklentilerine karşılık verilmemsi beklenemez

[Terra]: Suçun kendisiyle uğraşmak… yel değirmenleriyle savaşmak gibi geliyor bana…Bence bizim yapmamız gereken suçun var olduğunu kabul etmek ve sonucunda cezasının verilmesini sağlamaktır…işlenen suçun cezasının geciktirilmeden verilmesi ki; caydırıcı örnek teşkil edilebilsin…Yeni suçlara çanak tutulmaması için…ayrımcılığın önlenmesi ki; bu suçun kendisi kadar önemli bir konu…Yani olması gereken beklentisinden kurtulup, olanla yaşamaya başlamak...Suç var-ceza da var bırakalım olsun…Olması gerekenler bunlar…Biz suçu değil, suça sebep olan etkenleri yok edelim...

[Ruler of the Ruins]:
Taner Abi? Toplumun ortak sözü konusunda ne diyorsun?

[torq] : Güzel noktalara geldik diyebilirim. Şimdi suçun tanımlaması ve tetiklemesi ile egoyu tartışmadan toplumsal bir sonuç çıkaramayız diye düşünüyorum. Yani deniz ve dengenin söylediklerini tamamlarsak, kişinin doğumundan itibaren anne ve babasının toplumsal kurallarla yaptığı kurallar baskısına süper ego diyoruz ve bu kavram egonun oluşumunda önemli bir rol oynuyor. Egonun alttan doğuştan gelen baskılarla sıkışması da suçun oluşmasını sağlıyor. Suç bu dengenin kurulamaması anlamına geliyor. Ancak belirli bir yaşa kadar kurulamayan bu denge,  toplumun kurulu düzenine bir tehdit olur. Algılandığında toplum kurallarıyla suçu yok etmeye çalışıyor ancak suçu bu şekilde yani ceza vererek yok edemediğimiz gerçeğini de kabullenmemiz çok kolay olmuyor. Kişinin rekabet duygusu ile tetiklenen kıskançlık içgüdüsü toplumda var olan zenginliklerin kendisinde olmaması ya da anne baba sevgisinden mahrum kalan kişinin başkasındaki sevgiyi kabullenememesi suçun toplumsal yansımaları olarak değerlendirilebilir. Burada kabul edilmesi gereken bir gerçek de her kötü yetişen çocuğun potansiyel bir kötü anne baba olması olasılığıdır ve bu da suçun ortadan kaldırılmasını zorlayan önemli bir başka etkendir. Anne baba olarak bir yanlışı düzeltmenin en iyi yolu nasihat vermek değil örnek olmaktı. yani sigara içen bir kişinin sigaranın zararlarını anlatmasının hiç bir anlamı yoktur.Çünkü çocuk çevresinde olup bitenleri örnek alır ve doğru kabul eder. Doğduğunuzda herkesin hırsızlık yaptığını görüyorsanız bunu normal olarak kabul eder ve hırsızlık yapmaya başlarsınız. Ne zaman ki toplumsal bir kural olduğunu anlarsınız o zaman da iş işten geçmiş olur. Ancak suçların zamana ve coğrafyaya göre de değiştiğini kabul zorunluluğu bulunur
yani 30 yıl önce komünizm propagandası yapmak idam cezasını gerektirirken bugün cezası yok ya da 30 yıl önce Sovyetlerde bu kavram en takdir edilmesi gereken bir eylemken Türkiye de suç olarak kabul ediliyordu.
İsveç’te evlilik dışı çocuk doğurmanın hiç bir sakıncası yokken bizde bu bir hukuk dışı kavram olarak kabul edilir

[Terra]: Ben son söz olarak şunu söylemek isterim ki; ne suçtur ne değildir onu bir iyi tespit etmeli insan ve suçun işlenmesini sağlayan etkenler yok edilmediği veya bu suçun işlenmesi neticesinde katlanılması gereken cezanın eşit, adil ve ayrım yapılmadan uygulanmasının sağlanmadığı taktirde suç işleme oranı yüksek,  bunlar sağlandığı takdirde ise bu oranın düşük olacağı kanısındayım… Çünkü uygun şartlar oluştuğunda suç işlemeyecek insan göremiyorum ki buna  teşekkür ederim...bende dahil.

[denge]:
Suç yalın olarak işlenmez suçun faili suçu üreten zincirin sadece son halkasıdır.
[Ruler of the Ruins]: Evet suçun doğumu çevreden ve şartlardan olur ne şekilde olursa olsun

[deniz]: ben de son söz olarak; suç tanımını yeniden gözden geçirmek taraftarıyım, üzerinde konuşulacak çok şey var.

Kötü ego olmadığını söylemiştim. İnsanın istekleri doğaldır. İnsan ne ister,  insan yaşamını sürdürmek için en güzel imkanlar ister değil mi ? Bunlar üreme için cinsellik, yaşamak için ev, araba, güzel yiyecek vs... Bizim burada bunlara kötü ego denmesi için  şartımız nedir. Başkalarının sınırlarını çiğneyerek bunları elde etmesi midir? Bu durumda buna kötü ego mu diyoruz ? Sanırım cevap evet, halbuki insan ihtyaçları karşılandığında daha doğrusu doğru karşılandığında başkalarının alanlarına girme ihtiyacı gereksinimi olmaz. Mesela çalmak gereksinimi olmasa çalmaz, cinsellik ihtiyacı karşılansa ırza geçmez, ancak çok ekstra psikolojik ve fizyolojik durumlarda suç işlenir bu durumda. Bunlarda da tedavi uygulanır. Düzgün bir işleyen sistem de suç değil hastalık vardır, ceza değil tedavi vardır.

[Ruler of the Ruins] :
Sonuç olarak insanın ihtiyaçlarının karşılanamaması durumunda ve şartlar gereğince suç doğar da birleştik sanırım değil mi, suçun gelişiminin zeminini toplum ve kurallar hazırlar bireyin sağlıklı gelişememesi de sonuçta toplumun suçudur.

[deniz] : Aynen. Dengenin dediği gibi  suç yalın işlenmez, hiç bir suçlu gökten zembille inmez. Şartlar suçluyu yaratır,  ama hiç kimse şartları yargılayamaz. Eğer bir hırsızlık vakası varsa önce hırsızlığa iten sistem sorgulanır. Ama sistem işin kolayını bulmuş, kendini sorgulamak yerine bireyi cezalandırarak yargıdan kaçıyor.

Ruler of the Ruins: Yada ceza verilecekse de suç ve suçu hazırlayan faktörlerde göz önüne alınmalı.

 [deniz]:
Evet bu da bir ara çözüm

[HadeS]: Ama bence dediklerin oturtulmuş bir sistem için geçerli. Şu an öyle bir sistem ve öyle bir işleyiş yok bence. Dolayısıyla şimdilik biz, bazı egoları yadsıyoruz. Ama şüphe yok ki anlam yüklemelerinden sıyrıldığımızda karşımıza çıkacak tablo söylediklerin olacak.

[torq]: Bazı özel durumları söylemek istiyorum, örneğin bazı cinsel suçların yok edilmesi olanaksızdır. Bunlar benim deyimimle imalat hatası insanlardır ve düzelmesi olanağı bulunmayan dürtülerle hareket ederler. Örneğin küçük çocuklara tecavüz edenler gibi.

bitti


Sayfa: [ 1 ]