|
||
| Zerzan ile e-mail üzerinden dünya ahvali ve kendi yorumlayış noktaları üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Aşağıda okuyacağınız gibi, beklendiği üzere sert eleştirilerden herkes payını aldı. John Zerzan 1944 yılında ABD’nin Oregon kenti yakınlarında bir kasabada doğdu. Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesini ve San Fransisco Üniversitesi Tarih Bölümünü bitirdi. Üniversite yıllarında öğrenci hareketinde aldığı aktif rolden ötürü tutuklanarak bir süre hapis yattı. Zerzan daha sonra akademik çevreyi terk ederek kamyon şoförü ve marangoz olarak sendikal çalışmalar içinde yer aldı. 80’li yıllarda yabancılaşmanın ve uygarlığın kökenlerine inerek zaman,dil,sayılar,sanat ve tarım üzerine yoğunlaşmaya başladı.Halen ABD’nin Eugene kentinde yaşayan Zerzan, anarşist hareket içinde aktif bir figür olarak önemli bir yer kaplamaktadır. Zerzan, makalelerini topladığı eserleri “ Reddin Unsurları” ve “ Gelecekteki İlkel” ile ilkelcilik yanlısı teorinin en önemli isimlerinden biridir. Biyoteknoloji ve genetik mühendisliğiyle yaşama müdahalesinin doruğuna evrilen kapitalizmi ‘uygarlık’ paradigması doğrultusunda geliştirdiği yabanıllık alternatifiyle hedef tahtasına almıştır.Sembolik kültüre ,endüstriyalizme getirdiği radikal eleştirilerle sempati kadar tepkiyle de karşılaşmıştır muhalif hareketler nezdinde. - Bazen tutarlılık ve alt yapısını tartarak analiz etme boyutlarının ihmal edilmesi sonucu denge problemi barındırdığı açık olsa da - Zerzan’ın değerlendirmelerinin önemini teslim ederek sunuyoruz. NOT: Zerzan’ın sevenlerine sonbaharda tekrar İstanbul’a geleceğini de buradan duyuralım. ‘ Uygarlığın üstesinden gelmek gerek’ - Modern kapitalizmin uzmanlaşma ve işbölümüne dayanan işleyişine karşı alternatif bir karşıdan kuruculuğun olanakları nelerdir? İşbölümünün mantığı ve onun esasları, yaşam ve toplum üzerindeki negatif etkisine meydan okumak açısından sınırsız imkânlar olduğunu düşünüyorum. Mesele şu ki, bu ne zaman gerçekleşecek? Ne sol ne de sağ bir ilgi göstermiyor, fakat anarşizmin yeni yönelimi –teknolojik tahakkümün sorgulanması- bunu yapmaktadır. Bu yönde bir ilerleme gerçekleşiyor. - Otonomist hareketin ‘çalışma karşıtı’ propagandasının, post-fordizmin egemen olduğu günümüz kapitalizmine karşı örgütlenme anlamında isyancıların hareket alanını daraltması söz konusu mudur sizce? İçinde yaşadığımız tarihsel evrede küresel ölçekte isyancıların ezilenlerle buluşma alanları nelerdir? Benim duyduğum ise isyancıların ezilenlerle bağlantı yakalamakta başarısız olduğudur. Bu, isyancılığın solun bir bakıma yeni bir kıyafetinden başka bir şey olmadığına yönelik son histen kaynaklanıyor. "Sıfır-çalışma" propagandası, benim görüşüme göre, reform kırıntıları umutlarıyla veya halk içerisinde geçici bir yükselişle sulandırılmamalıdır. İşbölümünün sorgulanmasında olduğu gibi, çalışmanın şeffaf ve tam eleştirisi kitle toplumunun kendisine meydan okuyan yeni bir bakış açısına doğru yol almak zorundadır. - Tekno-endüstriyel kapitalist uygarlığa karşı direnişin temel ayağı sosyal hayatın içinde örgütlenerek mi yoksa toplumdan izole ‘yaşam tarzı’ cemaatleri kurarak mı döşenecektir ? Sizin yaklaşımınız bu iki eğilimden hangisine daha yakın? Uygarlığın üstesinden hem içeride hem de dışarıda gelmek gerekmektedir. Ben daha çok tipik olarak gündelik yaşamın savaş alanında buna yaklaşıyorum, fakat tekno-toplumdan ayrılan pratik geçişleri sağlayan alternatifleri denemenin hayati bir şekilde önemli olduğuna inanıyorum. - ABD’deki anti-kapitalist alternatif küreselleşme hareketinin genel bir analizini yapabilir misiniz? Sizce eksiklikleri, zaafları, olumlulukları nelerdir; son dönemdeki gündemleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Kuvvetli ana eksiklik, kesinlikle, alternatif küreselleşme üzerine çok fazla odak noktası olmasıdır. İşlemeye ihtiyaç duymayan bir dünya istiyorum. Dünya düzenine hayır, küreselleşmeye hayır. Küreselleşme aslında, iş bölümü ve emeğin ehlileştirilmesi/idare altına alınması gibi, uygarlığın temel kurumlarını içermek zorundadır. Amacım bizlerin özgün, yüz yüze grup-tarzı topluluk sosyal varoluşumuzdan öğrenilen radikal bir desantralizasyondur. Tercihim otonomi ve hususiyettir, bürokrasi ve standardizasyon değil. - Son yıllarda avcı-toplayıcı yaşama yönelik popüler ilgiyi – ki bu ilgi Fight Club gibi filmlerdeki uygarlık eleştirisi ve yıkıcı örgütlenme anlayışıyla da örneklenebilir- nasıl yorumluyorsunuz ? Marksist solun üretim fetişizminin muhaliflerde yarattığı hayal kırıklıklarının bu olgudaki rolü nedir? Gelişen dünyayla niteliksel bir kopuş için marksizmin ve diğer üretimci solun geri kalanının ortadan kalkması zorunludur- ve bu gerçekleşmektedir. Uygarlığın dışında bir yaşama yönelik büyüyen bir ilgi söz konusudur ve bunun bir yönü ilerleme, üretim ve sola olan inancı büyük oranda azaltmaktadır. Genelleşmiş krizler derinleştikçe ve daha fazla insan endüstriyel yanlısı ideolojilerin iflaslarını gördükçe yeni ilham kaynakları aranmaktadır. - Teknolojik tahakküme karşı yıkıcı öfkenin sembolü haline gelen Unabomber’in sola yönelik eleştirilerine ve alternatif tahayyüllerine nasıl bakıyorsunuz? Bazıları Unabomber’in sizin teorik çerçevesini çizdiğiniz yaklaşımın eylemli biçimini hayata geçirdiğini iddia ediyorlar; sizce de öyle mi? Unabomber kendi eleştirisini yaşamaya çalıştı, moderniteden olabildiğince uzak yaşamaya çalıştı. Fakat dış dünya gittikçe artarak onun üzerinde baskı yarattı ve o da öcünü aldı. Tekrar söylüyorum, bizim bu mahkum edildiğimiz totaliteden dışarı atılan adımları tekrarlayan hem analizlere hem de gerçek yollara ihtiyacımız var. - İtalyan isyancılardan (A.Bonnano) EZLN’ye, Black Bloc’tan A.Negri’ye son günlerde gündemde olan otonomist hareketlere ve düşünürlere yönelik öngörü ve değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? Bonanno’nun önemli bir figür olduğunu düşünüyorum fakat isyancıların neyi isteyip istemedikleri açısından daha çok özgüllük ve daha çok açıklık görmeyi isterim. Oportünizm her zaman belirsiz veya söylenmemiş olanı izler. EZLN’nin yerlileri seçmenler olarak gören solcu bir örgütçü zihniyeti sergilediği görünüyor. Modernleştirici ve ulusalcı amaçlar yerli otonomisi ve yaşam biçimlerinden daha önemli görünüyor. Gelişmekte olan yeni ulusal kurtuluş cephesi daha, buna rağmen umarım yanlış düşünüyorumdur. Kara Blok politik bir felsefe değil taktiksel bir oluşumdur; anarşizmin yeniden doğuşunun bir grafik resmidir fakat onun düşüncelerin özel ve tek bir sabitliğini temsil ettiği düşünülmemelidir. Negri; uygarlığa, teknolojiye, küreselleşmeye, kitle toplumuna âşık, adi yazılar yazan kalitesiz bir yazardır. Hiç kimse artık solculuktan ilham almazken, o solculukla meşgul oluyor. - Sizce şu anda küresel anarşist hareketlerin yaşadığı en büyük fikrî ve eylemsel ikilem nedir; ve bunlar nasıl giderilmelidir ? Yerellerin birbiriyle kuracağı ilişkiler nasıl koordine edilmeli? Genel Avrupa-merkezci ukalalıklara karşı periferinin tavrı ne olmalıdır? Koordinasyon üzerinden haberleşmeyi savunuyorum ve tek, küresel bir hareketten ziyade hareketlerin çeşitliliğini görmeyi arzu ederdim. Küresel hale getirmeye karşı olmak, karakteristiklerini ele almamak anlamına gelmelidir. İkilem, bu karanlık zamanların çılgınlığını, derinliğini layıkıyla açıklayabilen ve onu sorgulayabilen bir radikallikle birleştirmeyi beceremeyiştir. Zamanımızı ve enerjimizi sadece daha kötüye giden bir dünya garanti eden reform çabalarına harcamaktan ziyade problemin bütününü ve onun köklerini ele alarak sarfetmeliyiz. Gökhan Gençay http://uzlasmayok.net/new/index.php?habid=%C7%F6k%FC%FE%FCn%20Semptomlar%FD&newxql=1128 --------------------------------- BİRGÜN GAZETESİ |
||