|
||
| Eğer imkanım olursa, sizlerle her hafta burdan, yaşanmış bir takım hikayeleri paylaşacağım... Ve bu olayın ilk başlangıcını, gerçektende herşeyimi borçlu olduğum babamın gençliğinden bana bire bir anlattığı bir hikaye ile başlatıyorum.. Türkiye'de Komunizm Devri Benim babam 1948 doğumlu..! Yani şuan 56 yaşında. Yani onun dediğine göre bundan yaklaşık 30 - 35 sene öncesinin Türkiye'sinde geçiyor anlatacağım olay. Hani bir baba oğlunu karşına alır şöyle bir giriş yaparya konuşmaya; - Oğlum ben senin yaşında iken diye... İşte aynen öyle bir girişle babam konuşmaya başlıyor; - Ben 20'li yaşlardayken, hayata atılalı yaklaşık 8 sene olmuştu Önder...! Ben çalışmaya 12 yaşlarında başlamıştım. 20 yaşımda iken çırak olduğum yerdeki patronum sayesinde bir bankaya muhasebeye yardım etmek amacıyla gönderilmiştir... O zamanlarda tam delikanlılık çağım Önder, sikimden aşağı kasım paşa. Dünya umrumda değil..! Kendimi dünyayı kurtaran adam olarak görüyorum. Marxlar leneler okuyorum. Acaip kaptırmışım kendimi komunizm'e... Türkiye'yi değiştireceğimi sanıyorum. Arkadaşlarla gruplar oluşturmuşuz, insanlara komunizm'i anlatıyoruz. İnsanları konuzim'e çekmeye çalışıyoruz. Kavga ise kavga, dayaksa dayak ta yiyoruz bu bok uğruna... Türkiye'de o denli komunist eylemler ortaya çıkıyor, o denli şiddetli propogandalar yapılıyor ki, sokağa çıkmamayı öneriyor haber bültenleri... Hükümet komunistlerle baş edebilmek için çareler ararken, son çare olarak olağanüstü hal ilan ediyor.. Hayat öyle karışık ki o zaman Türkiyede Önder, polisler jandarmalar, yakaladıkları komunistlere; iplerle - demir sopalarla işkence ediyor. Bende bir abimin arkasına takılmışım Türkiye'yi dünyayı değiştireceğimi düşünüyorum ya, yakalanmak umrumda değil. Öyle bağlanmışım ki bu komunizm'e evimin her tarafında komunist kitaplar ve yazarlar var. Alıp beni öldürseler, YAŞASIN KOMUNİZM diye bağırırım yani. Bu arada hükümez marx gibi komunist yazarlara ait bütün kitapları toplattırıyor. Kitaplarımızı saklamak zorundayız yani... Öyle sizin gibi rahat rahat okuyamıyoruz o kitapları o zamanlar... Neyse işte bir gün, bankaya polisler - jandarmalar baskın yapıyorlar, benim 3 arkadaşımı alıyorlar götürüyorlar. O akşam bizde polislerin peşinden arkadaşlarımızı kurtarmaya gidiyoruz. Orda önümden giden arkadaşları tek tek yakalıyorlar, ben kaçmaya başlıyorum. Arkamda polisler var. İzimi kaybettirdikten sonra, tekrar arkadaşlarımı kurtarmayı denemeye kalkıyorum. Bir de ne göreyim Önder, arkadaşlarımın üstü çıplak, her tarafları kan içinde... O görüntü kafamda bir çok şeyin değişmesine neden olmaya başlarken, banka müdürü beni komunist olduğum için işten çıkartıyor. Ve diyor ki; şu olaylar bitene kadar sen ortalarda gözükme Osman... ___________________ babam bana baktığında ve nicelizm'i gördüğünde şöyle demişti; - sende nicelizm ile mi dünyayı ve türkiyeyi değiştirebileceğini sanıyorsun...? bu anlattığım olaydan sonra? - hayatta kalmaya - bilginle ve becerinle bir şeyleri değiştirmeye çalış önder, boş düşüncelerin hayallerin peşinden koşarak değil... DEMİŞTİ bende acaip etki yaratan baba nasiyatlarından biridir hayatımda.... Önder Akdoğan |
||
|
||
| Bu Turkiye gercegi iste zerdo | ||
|
||
| Görmesini Bilen Gözler Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti. Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti. Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu. Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak: "Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?" Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!." diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!." |
||
|
||
| way hakaten guzel olmus dost.. | ||