SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Komünizm

Konu: Devrim Nedir? Devrimci Kimdir?

Sayfa: [ 1 ]

25.03.2006 18:16:47
Devrim"in bir çok Hint-Avrupa dilindeki karşılığı olan kelime ("Revolution", "Revolucion", "Rivoluzione" vs.), orijinal anlamında gök cisimlerinin dönüş hareketlerini ifade eden bir astronomi terimiydi. Kopernikus'un eseri De revolutionibus orbium coelesetiumdan sonra bilimde yaygınlaşan bu kavram, 17. yüzyıldan itibaren sosyal ve politik altüstlüklere de işaret etmekte kullanılır oldu. Kelimenin sözlüklerdeki karşılığı aşağı yukarı şöyledir:

1.Kurulu bir hükümetin veya politik sistemin zorla ve tamamen yıkılması;
2. Toplumsal yapıda aniden meydana gelen, genellikle şiddetle yaratılan, radikal ve yaygın değişiklik;
3. Herhangi bir şeyde meydana gelen bütünsel ve bariz değişiklik;
4. Mekanik ve astronomide bir cismin kendi etrafında veya başka cisimler etrafında dönüşü.

Hint-Avrupa dillerinde, bu kelimenin toplumsal eylemdeki ahlaki değeri belirsizdir: Bilimde insanlık yararına ceryan eden önemli gelişmelere de bu kelimeyle işaret edilirken ("Scientific Revolution" gibi), Hitler yada Mussolini'yi iktidara getiren olaylara da bu kelimeyle işaret edilmektedir.
Bugünkü Türkçe'deki "Devrim" ise, genellikle olumlu bir mealde kullanılır.
Öztürkçecilik katliamından önce Türkçe'de işlek olarak var olan "İnkılap" ve "İhtilal" kelimeleri, bu konuyla ilgili anlayışımıza, daha dakik kavramlar sağlıyordu.
"İnkılap" genellikle olumlu bir doğrultuda olan radikal değişikliği, yeniliği, dönüşümü ifade eden bir kelimeydi. "İhtilal" ise, genel olarak, "inkilab”ın askeri yönünü ifade ederken, özel olarak baş kaldırma, ayaklanma, kalkışma, kargaşa, isyan durumunu anlatır ve psikolojideki kullanımından çıkardığımız kadarıyla (ihtilal-i heyacan-i: depresyon; ihtilal-i nutuk: konuşma düzensizliği; ihtilal-i şuur: paranoya), çok zaman bir olumsuzluğa işaret ederdi. "İnkılap" aynı zamanda, mekanik ve astronomide -"Revolution" gibi- dönüş hareketini ifade etmekte kullanılırdı. Bu yazıda "Devrim”, daha ziyade "inkılap" anlamında kullanıldı.

SOSYAL DEVRİMLER

Kapitalizmin doğuşu, monarşilere karşı fert hak ve hürriyetlerini temel alan bir dizi sosyal devrimi (ihtilali) mümkün kıldı.
Olumlu sonuçlar bırakmakla birlikte, monarşinin restorasyonuyla noktalanan onyedinci yüzyıl İgiliz Devrimi, tarihinin ilk önemli sosyal devrimiydi.
Osekizinci yüzyılın ilk önemli devrimi olan Amerikan Devrimi (1776), hedeflerine ulaşmış ilk sosyal devrim oldu. Yüzyılın ikinci önemli devrimi olan Fransız İhtilali (1789), hedeflerine ulaşmak şöyle dursun, eskisinden daha yoğun bir despotizmi getirdi.
Bu iki devrimin liderlerindeki değişik iki tarz, takipçisi oldukları farklı iki politik felsefeye karşılık düşüyordu::

Amerikan Devrimindeki felsefe; tarihin ve mevcut realitenin akıl yoluyla tahlilinden doğmuş, toplumun temel birimini fert olarak gören, toplumsal dönüşümün hiç bir hazır reçetesi olmadığına, ilerlemenin zorla ve birdenbire değil fertlerin hür etkileşimiyle tedricen doğacağına inanan, Devlet mekanizmasına hep şüpheyle bakan ve onu sınırlandırmak için tedbirler düşünen, rasyonel ve ferdiyetci bir felsefeydi.
Fransız İhtilalindeki felsefe; dinlerden devralınmış "Cennet" fikrinin laikleştirilmesinden ibaret bir ütopyadan doğmuş, merkezine fert gibi somut bir kavram yerine, "Millet", "Sınıf" gibi soyut bir kavramı koyan, bu vücutsuz kavram adına hareket ettiğini iddia eden bir grup elitin, ütopyanın gerçekleştirilmesi için vahyedilmiş dogmayı hayata geçirmek için giriştiği pratik sırasında, bir sürünün elemanı olarak gördüğü ferde karşı zor kullanmayı (Devleti), geçici olacağı bahanesiyle meşru gören, mistik ve kollektivist bir felsefeydi.

Amerikan Devriminin başarısının ve Fransız İhtilalinin sukutunun en önemli sebepleri, bu iki tarzdan hangisinin belirginlik kazandığıyla yakından ilgilidir. Bir süre iki tarz arasında salınan Fransız İhtilali, mümkün olan demokratik yapıları kurabilecek hürriyetci guruplar yerine, o güne kadar yazılmış bütün ütopyaları, "Faziletin Terörüyle"yle gerçekleştirmeğe çalışan jakoben otoriteryenler elinde kaldığı için yenildi.
Amerikan Devrimcilerinin hemen hepsinin hürrriyetci tarza sahip olması, bu devrimin başarısının en önemli sebeplerinden biridir. O gerçekci insanlar, ekonomik ve politik esenliğin mucize gibi birden bire doğmayacağının bilincinde olarak, bunu süreç içinde mümkün kılacak yeni bir hükümet yapısının, hükümetlerin yetkisini sınırlayan yeni bir anayasa anlayışının, fert hak ve hürriyetlerini esas alan ilk demokrasinin temellerini attılar (Yunan Demokrasisinde; fert, kollektivite için kurbanlık hayvandı).

Kendilerinden başka herkesi sadece maddi çıkarın motive ettiğini zanneden bazı kollektivistler;
Amerikan Devrimini "sadece çıkarlarını korumak isteyen burjuvaların eseri" zanneder.

Amerikan Devrimcilerinin bazılarının zengin olması olgusu, insan açgözlülüğüne değil, insan vekarına işaret eder; çünkü o insanlar, müreffeh hayatlarını, servetlerini, demokratik bir ihtilale katılarak tehlikeye atacakları yerde, komşularından bazıları gibi İngiliz monarşisinin uşaklığına girişebilirler; ya da ihtilalin başarısından sonra, ademi merkezi ve demokratik bir sistem yerine, tersine doğrultudaki kuvvetli politik akıntıya katılarak, İngiliz-tipi, merkezi bir sistem kurabilirlerdi.

Gerçek şudur ki, Amerikan Devrimi; filozof, mucit, bilgin, işçi, müteşebbis, devlet adamı Benjamin Franklin, avukat, bilgin, müzisyen, filozof, çiftçi, Thomas jefferson, Fransız Devriminin anti-jakoben akıl hocalarından, ilk uluslararası sosyal devrimci, gemi işçisi, mucit, filozof Thomas Paine gibi Rönesans tipi filozof-üretici insanların eseridir.

Thomas Jefferson'un yazdığı, Fransız İhtilali İnsan Hakları Bildirisine ilham kaynağı olmuş 1776 Bağımsızlık Bildirisi, gerçek her devrimin temel düsturlarını sayıyordu:

"Şu hakikatlar aşikar adderiz :Bütün insanlar eşit yaratılmıştır; Yaratıcıları tarafından belirli ve vazgeçilmez haklarla donatılmışlardır; bu haklar arasında Mutluluğu Aramak, Yaşamak ve Hürriyet vardır; bu hakları emniyete almak için insanlar arasında siyasi yönetimler teşkil edilir ve bu siyasi yönetimlerin kudretlerinin meşruiyeti, ancak yönetilenlerin mutabakatından doğar."

 

OTORİTERYEN 'DEVRİM' TEORİSİ

Ondokuzuncu yüzyılda yukarda bahsettiğimiz iki devrimci tarzdan hürriyetçi olanı, Amerika'da itibarını korudu. Amerikan Devriminin ikinci zirvesi olan Köleliğin İlgası hareketi (1861-1865 İç Savaşı), bu eğilimin eseridir.
Hürriyetçilik, 1871 Paris Belediyesi Devriminin de en güçlü eğilimi idi. Bu devrimin karşı-devrimcilerce yenilgiye uğratılması, hürriyetçi eğilimi ümitsizliğe sevkederken, otoriteryen eğilimi güçlendirdi. Hürriyetçi eğilimin temsilcileri olan anarşist filozofların genellikle şiddet aleyhtarı tutumuna rağmen, anarşist hareketin terörist maceraperestler elinde kalması, hürriyetçi eğilime itibar kaybettirdi; artık devrimci mücadele giderek otoriteryen ve kollektivist bir karaktere bürünecekti.

Devrimci mücadeleye giderek hakim olan otoriteryen ve kollektivist eğilim, çeşitli gelişmelerden sonra marksizme vardı.

Tarihin bir "sınıf savaşı" olarak algılanması gerektiğinin Linguet ve Saint-Simon gibi düşünürler tarafından öne sürülmesi, onsekizinci yüzyıl sonunda Babeuf tarafından ima edilen "Proletarya Diktatörlüğü" kavramının Weitling ve Blanqui tarafından bir devrim tipi olarak geliştirilmesiyle birlikte, ondokuzuncu yüzyıl başlarında toriter-sosyalist bir ihtilal teorisi doğmuştu.
Bu teorinin itibar kazanmasıyla birlikte, hürriyetci devrimci teoride merkez olan somut insanın yerini, "Sınıf", "Proletarya" gibi vücutsuz kavramlar alırken, hürriyetin yerini "Diktatörlük", insanların gönüllü birliklerinin yerini ‘Devrimci Devlet’ alıyordu.
Kendisinden önceki devrimcilerin teori ve retoriklerini, Hegel diyalektiği, Feuerbach materyalizmi, Proudhon mülkiyet teorisi, İngiliz Klasik Ekonomistlerinin teorileriyle sistemleştiren Karl Marx, otoriter-sosyalist devrim teorisinin bütünleştiricisi oldu.
Marx, çağdaşı hürriyetci-fertçi (anarşist) devrimcilerin şiddetli eleştirilerinin etkisiyle bazan somut insan (fert) üzerinde düşünmekle birlikte ("Yabancılaşma Teorisi"ni Marx'tan önce anarşist Max Stirner geliştirmişti), teorisini genelllikle kollektivist kategoriler üzerinde kurdu. Hürriyetci-fertçi devrimcilerle yaptığı mücadeleden zaferle çıkan Marksizm -İspanya İç Savaşı gibi istisnalar dışında-artık bütün ‘devrim'lere damgasını vuracaktı.
Marksizm, kapitalizm ve modern demokrasi öncesi dönemden arta kalan, Amerikan Devrimcileri ve Avrupalı hürriyetci-fert devrimcilerin bir kısmı dışında bütün eski devrimcilerin sahiplendiği bir miti devraldı: insan yada toplumun tabiatında kendiliğinden bir cins "iyi" vardır; bu “iyi”nin serbest kalması için devrimci ameliyat (mevcut sosyopolitik örgütlenmenin ortamın birdenbire ortadan kaldırılıp, yerine "iyi"liği doğuracak örgütlenmenin konması) mümkün ve yeterlidir.
Dünyaya mistisizme düşmeden bakabilenler için, yirminci yüzyıl bu miti yıktı. İnsan tabiatında varolan bir saldırganlıktan -dolayısıyle "kötü"den- bahsetmek mümkündü belki; ama, dünyevi, rasyonel, fert haklarının merkezi bir yer tuttuğu bir felsefeden yoksun bir toplumun "iyi"liğine ancak kesişler inanabilir. Faşist, Sovyetik ve ileri kapitalist deneylere atılacak bir nazar bu miti çürütmeğe yeter.
Filozoflar, şairler toplumu Almanlar, ne yapacağını yıllardır büyük bir açık sözlülükle ilan etmiş olan Hitler'i ("Kavgam" 1925'den 1932'ye kadar politik "best seller" olmuştu) oyla iktidara getirdi ve onun peşinde canavar kesildi.
Toplumdaki bütün sıkıntılardan kapitalist üretim biçimini sorumlu tutanlar, bu üretim biçiminin yok edildiği Sovyetik sistemlere bakarak yanıldıklarını anladılar: o sistemler daha hür olmak şöyle dursun, rekabet ettikleri ileri kapitalist toplumlardaki hür politik sistemlere kıyasla tarih öncesi despotizmler haline geldi; insanları, "iyi"ye doğru temelden dönüşmek şöyle dursun, kapitalist ülke insanından bile daha az yaratıcı daha apolitik sarhoşlar olarak kaldı.
Öte yandan, ileri kapitalist Batı'nın insanları, sahip oldukları büyük hürriyet, ekonomik bolluk, boş zaman, olğanüstü bilgilenme imkanlarına rağmen; filozoflar haline gelmek şöyle dursun, büyük bir kısmı tüketim eğlencelerinden başka hiç bir şeyle ilgilenmeyen çocuklar veya uyuşuklar halinde kalmayı tercih etti ve bu halini -totaliter ülke insanından farklı olarak- hiç bir fiziki tehdit .altında olmaksızın kabullendi.
Dolayısıyla, ekonomik ve politik engellerin kalkması, insanın insanca bir hayat yaşaması için gerekli fakat yetersiz bir şarttır; bu engellerin kalkmasından sonra ne tür bir hayat yaşayacağına her fert -hariçten yapılacak hiç bir baskıya aldırmaksızın, dünyayla ilgili genel değerlendirmesine, felsefesine ya da felsefesizliğine uygun olarak- kendisi karar verir.

Bitki olarak yaşamak istemeyip, insan gibi bir hayat yaşamaya karar verirse, insanca hayat otomatikman doğmaz, bireysel bir gayretin sonucu ortaya çıkar. Ferdin bu gerçeğini dikkate almayan, onu eriten kollektivist bir politik sistem, birey önündeki bu iradi faaliyet imkanını da ortadan kaldırdığından, gericidir; ancak mutsuzlar ve uyuşuklar toplumu yaratabilir.

 

MARKSİST 'DEVRİM'LER

Yirminci yüzyıl Marksist 'Devrim'ler çağı oldu. Dört kıtada Marksist devletler kuruldu.
Bir 'mit'le (kapitalizmin gericiliği, kollektivist sosyalizmin ilericiliği) mücehhez bir grup ihtilalci, savaş, yabancı işgali gibi konjonktürel sosyal hareketliliklerin müsait ortamında, şiddet yoluyla iktidarı ele geçirip, her türlü muhalefeti ölümcül bir biçimde tasfiye edip, kültürel ve ekonomik her faaliyeti kapsayacak ölçüde merkezi devletler kurdular.
Bu tip devleti mümkün kılan teorik mühimmat Marksizm tarafından sağlanmıştı. Mesela,Komünist Manifesto'nun (1848) asgari programından bazı maddeler okuyalım:
"5. Kredi mekanizmasının, Devlet sermayesi ve tekeliyle kurulmuş bir milli banka yoluyla Devlet elinde merkezileştirilmesi.
"6. Haberleşme ve ulaşım araçlarının Devlet elinde merkezileştirilmesi.
"7. Devletin sahip olduğu fabrika ve üretim araçlarının yayılması..."

"Devrim" kavramını, felaket anlamında değil de radikal ve olumlu bir değişiklik anlamında kullanıyorsak, bu marksist 'Devrim'ler sonucu ortaya çıkan yapıları hangi ayık insan beğenebilir?

İç savaşları bittikten yıllar sonra, Stalin’in tam diktatör olduğu dönemde (1930 ile 1953 arası ), savaşta ölenler hariç 15 milyon insanı zoraki çalışma kamplarında, açlık ve hastalık içinde telef edip, ‘Devrim’i yapan kadronun hemen hepsi aralarında olmak üzere bir milyon insanı, siyasi suçlardan dolayı idam ettikten sonra vardıkları bugünde; insanlarının sahip olduğu hürriyetleri herhangi bir antik despotizm altında olduğundan farksız olan bir sosyal sisteme (SSCB) yol açan bir sürece neden devrim diyelim?
Ülke nüfusunun üçte birini (iki milyon şehirli insan) "kapitalizmin yozluğuna bulaştı" diye hunharca katleden vahşete (Kamboç `Devrimi') neden devrim diyelim?
Adeta "Büyük Birader"in kitap sayfalarından hayata sıçraması halinde olan, oğlunu tahtına veliaht tayin ederek ilk komünist hanedanı kuran diktatörün yaptıklarına (Kuzey Kore `Devrimi') neden devrim diyelim?
Örnekleri mevcut Sosyalist ‘Devrim'lerin sayısı kadar uzatabiliriz.

Dev-İs 20.10.2008 22:02:46
saolasın.. yeterince aydınlatıcı...

ZeRDuShT 06.11.2008 14:57:49
daha hala bana ait olan bir bilgiye ulaşılabiliyor..
ve daha hala teşekkür eden birileri var..!!!
ay ne hoş, ne güzel bilgiyi arayan birilerini hala görebilmek...!!!
sen saol dev - iş... dev gibi bir adam olmalısın....
dev gibi işlerin üstesinden gelen...!!!!
sana selam olsun......

sirelis 06.11.2008 20:53:12
Yazınıza benim iki itirazım olabilir. Kızılkmerlerinkini karşıdevrim olarak tanımlamak daha uygun olabilir. (Fakat bu durumda da, dervrim mi oldu da karşı devrimden sözdiyorsun diyebilirsiniz. Belki  bir dikta daha uygundur)
Belki Stalin'in işelriyle ilgili rakamlar da net olmayabilir. Çünkü net rakama ulaşamanın olanağı yok bu konuda.


Sayfa: [ 1 ]