SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Kavramlar

Konu: Aydın/Entel/Akademisyen

Sayfa: [ 1 ] 2

denge 17.03.2006 08:54:22

Türkiyede bir çok entel, aydın ve akademisyenler var. Ben bunları yorumlamaya çalışıyorum kendimce. Siz de katkıda bulunursanız sevinirim.


Türkiyede aydın denilince, bana çağrıştırdığı şey mutlaka sırtını dayadığı bir ideoloji olması gerektiği ve o ideolojinin borazanlığını yapması geliyor.

Entelektüel denilince, derinliği olmayan ama her konu hakkında fikri olan kişiler, genel kültür belki.

Birde akademisyenler var ki, bunlarda suya sabuna dokunmayan sadece belli konularda yoğunlaşmış kuklalar.

Bunların hepsi “söz” üzerine odaklanmış kişiler, ama değişim lafla olmuyor.

Benim hayalim hem "düşünür" hem "eyler" birilerinin çıkması.

Haberdar olursanız, beni de haberdar edin lütfen!



deniz 17.03.2006 09:17:56
denge, senin dediğin kimliklerin senin tanımlarının dışına çıkması mümkün değil. neden mi ?

türkiyede ve dünyada insanların yapabilecekleri sınırlıdır. mesela dediğin eylemliliklerin üretilebilmesi için hukuki olarak bir sıfatın olmalıdır.

mesela devleti eleştirme özgürlüğü, kamu kurumlarının yönlendirilmesi ancak bir siyasetçi olduğunda mümkün olabilir. milletvekillerinin yargılanamaması buna örnektir.
yasal bir örgütlülük içindeysen toplantı düzenleyebilrsin,
kontrol altında bir medya isen yayın yapabilrsin,
devletin onay verdiği bir okulsan yine devletin eline verdiği içerikle eğitim yapabilrsin,
vs..

anlıyacağın birşeyler yapmak/yapamamak yine yasal sınırlar içinde mümkün.
eğer yasal sınırların dışına çıkıp dilediğimi yaparım dersen de o senin bileceğin iş  Wink



RenaultFerrari 17.03.2006 09:40:50
oku oku oku ama her sözün kabili tatbiki mümkün değildir
yapamazsın
din insanların yapabilceği kabil tatbik olan kısımları en güzel şekilde tatbikini yapmıştır
sadr-ı islama
bundan maadası beşerin ah sesi çoğaltır o yüzden çok kitap okuycağınızı
bir doğru kitabı 100 defa okuyun

yine tabikiben burada zerdüştün dediği gibi
hayret ben buraya bir şey yazmamışım gibi bir manteliteyle yazdım
 tickedoff

RenaultFerrari 17.03.2006 17:14:43
Düşünceler zaten aklı selim tavırlardan çıkmamıştır, hiddetten doğmuştur.
bir şey haddini geçerse zıddına inkılap eder
ondan doğmuştur ha ha ha
ilaki bir şey yazıyorum bana yazacak malzeme çıkıyor ilaki

KARGA 17.03.2006 17:21:35
Alıntı
Benim hayalim hem "düşünür" hem "eyler" birilerinin çıkması.

Haberdar olursanız, beni de haberdar edin lütfen!

Akademisyenler teorisyenler vs... sadece sözde kaldıkları için ancak yarım aydınlar olabilir. Tam aydınlık teoriyle pratiği birleştirmektir, çünkü ilkinin ikincisi olmadan bir anlamı kalmaz (bakınız tarihte ki birçok devrimci düşünürün hayat hikayelerine). Tam aydınlardan pekala komünist devrimcileri sayabiliriz. İsimler konusunda birşey diyemem, araştırabilirsin. Tek söyleyebileceğim isim Fikret Başkaya'dır ki o da hani "yarım aydın"lardandır ama Türkiye için önemi yadsınamaz.

İslamcılardan da gördüğüm kadarıyla okulda "müslüman gençlik" hareketi bayağı militandı, ama "aydın" kategorisine giremiyor maalesef Smiley (müslüman gençliğin militanlığı tartışılamaz ama... zaten bu sebepten onları da saydım)

17.03.2006 19:27:52
bu dediklerin genelde kendileri olmaktan öteye geçemeyenler....
oysa senin sonuç olarak istediğin şey,
bir grupla yada örgütle sağlanabilecek şeyler...
dikkatini çekmek istedim sadece..

torq 18.03.2006 19:13:29
Düşnüce ve eylem her zaman çelişkili kavramlar olarak kabul edilmişlerdir çünkü birini iyi yapınca ötekini iyi yapmak neredeyse olanaksız hale gelir. Bu bir duyu organanı geliştiren kişinin öteki duyu organının az kullanılması nedeniyle zayflamasına benzer. Düşünce yeteneğinizi geliştirme yolunda adımlar atmaya başlayınca fiziksel eylemler sizin için angarya olmaya başlar. Aynı şekilde eyleme yönelik bir tarz geliştirmişseniz artık okuma ya da tartışma sizin için anlamsız hareketler gibi görünür. Bu nedenle devrimleri tasarlayıp insanlara sunanlar düşünenler, eyleme geçenler de emekçilerdir. Bu kavramların içini istediğiniz gibi doldurabilirsiniz, örneğin düşünenlerin içine dengenin yukarıda söylediği tüm kişiler girebilir. Emekçi kavramına memur, işçi, çalışan vb. şeklinde bir tanımlama getirebilirsiniz.
Her ikisini birleştiren var mıdır sorusuna ben kolay yanıt veremiyorum ama kafamdaki isimleri de burada söylemek istemiyorum çünkü siyasal bir tartışmaya dönüşen başlık bizi olumsuz yönlere götürebilir.

Ben bir düşünce adamı olduğumu kabullenmiş durumdayım ve eyleme geçme konusunda tüm umutlarımı yitirdim. Eyleme geçtiğimde karşıma iki sorun çıktı, bunlardan birincisi eylem yapan insanların sizin düşünce modunda olamaması nedeniyle söylediklerinizi anlamamaları, ikincisi eylem yaparken insanlara doğruları anlatmak için harcanan çaba nedeniyle düşüncelerinizi geliştirmeye zaman kalmaması. Bu nedenle insanları etkilemek için onların diliyle konuşan siyasetçiler bulunuyor ve toplum bir sürü psikolojisiyle bu insanları izlerken o siyasetçiyi yönlendiren sermaye grupları istediklerini o kişi vasıtasıyla tüm topluma yayabiliyorlar. Bu arada aydınlar da bağırıp durmaya devam ediyorlar ama toplumun hiç bir kesimine seslerini duyuramıyorlar çünkü aynı dili konuşmuyorlar.

adnan 18.03.2006 19:43:22
belkide problem halk ile aynı dili konuşmadıklarındandır...
halk ile aynı dili konuşamayan aydın düşünür hep komik gelmiştir bana..

18.03.2006 21:19:12
belkisi yok adnan abi - aynen dediğin gibi oluyor

18.03.2006 22:56:49
halkla aynı dili konuşmak için ya halkın biraz aydın yada aydının biraz halktan olması gerekiyor
ama aydın olmak yani bir manada aydınlanmış olmanın bizimki gibi geri kalmış bir ülkede tek şansı halktan biraz kopmak..

mesela bir örnek vereyim, ben Atatürkçü degilim ama Atatürk düşünceyle eylemi buluşturabilmiş bir insandı, peki halkın diliyle konusabiliyormuydu,
bence hayır, istiklal harbi döneminde aynı dili konustukları kesin ve çok dogal ama sonrasında inkilaplar sırasında Atatürk bir diktatör olarak bildigini okudu ve fikirlerine muhalif insanlar ona inananlardan çok daha fazlaydı. Duyulan saygı bu muhalefeti susturdu gerçi biraz ama Atatürk eylem yapan bir aydın olarak halkla aynı dili kesinlikle konuşmuyordu..

adnan 19.03.2006 11:25:23
özür ruler ama bir abi gibi sadece bilgilendirmek için yazıyorum art niyet arama sakın..

bilgi yanlış ise hiç işine yaramaz..
en azından tartarken dogru verileri kullanırsan dogruya ulaşırsın..
atatürk halk ile aynı dili konuşmadan şapka ve kıyafet devrimini yaptı.. öylemi?
laiklik büyük bir devrimdi halk a anlatmadan degil atatürkün hiç kimsenin gücü yetmezdi..
atatürk büyük bir aydın ve komutantı onu büyük yapan halk ile dogru dili konuşa bilmesi idi
yoksa bu halk kimseyi kolay kabul etmedi...

19.03.2006 12:14:34
halkın diliyle konuşmak o zaman için pek de önemli değil.
halkın dili, Atatürkün dili arasında ki fark...halkın düşünceleriyle, Atatürkün düşünceleri...
zaten tam da odur.halkın genel seviyesinin üzerinde olmasaydı, o  15 yıllık (1923-1938) müthiş dönem içerisnde o denli gelişim/büyüme olmazdı.
Bugün kasımpaşalı halkın dilinden konuşuyorda noluyor?  tickedoff
'lan terbiyesi artizlik yapma ananı da al git burdan!'

bu yüzden halkla aynı dili konuşmak gerekli/önemli bir şey değil...Önemli olan halkı anlamak...

gelelim einstein bu aydınlık konusu üzerine düşüncelerine...;

İnsan zihinsel evremini, onu nefret etme ve yıkma psikozlarından arındıracak şekilde denetlemek mümkün müdür?
Burada hiç de yalnızca kültürsüz denilen kişileri düşünmüyüyorum...Deneyimler o feci ortaklaşa esinlenmelere kendini kaptırmak eğiliminin en çok 'aydın' denilen grupta görüldüğünü kanıtlıyor; çünkü aydınların yaşamın hammadesiyle hiçbir doğrudan teması yoktur, yaşamı en kolay, sentetik biçimiyle kitap sayfalarından tanırlar.

19.03.2006 16:35:49
"aydın" lafı bende allerjik reaksiyonlara sebep olur nedense..
"bu ülkenin aydınları olarak..." diye başlayan her türden eylemin dayatmacı ve zorba açılımları olduğunu düşünürüm.. yaldızlı fildişi kulelerde ikamet eden bir takım zevatın, şöyle yükseklere konumlanmış ideallerine -nedense- herkesi bir şekilde ortak etme gayretkeşlikleri.. tek bir doğrunun, ki kendi düşündükleri ve savunduklarından gayrisi değildir bu,  var olduğuna dair sarsılmaz imanlarıyla gerektiğinde ilkelerini hiçe sayan, hak hukuk tanımaz, "halka rağmen halk için" nidalarıyla iğrençleşebilen, kerameti ve kurtarıcılığı kendinden menkul güruh..
bana bulaşmayın yeter..

ohhbe rahatladım.. neyse dark gider..
M.Ali Kılıçbay'ın aydın entellektüel ayrımına dair, bu iki kelimenin kökenleri itibariyle getirdiği açıklamalarla başbaşa bırakıyorum sizleri efendim Tongue
...........................
Latince'nin 'intellectus' akıl kelimesinden türeyen entelektüel sözcüğü, ortaçağda bilgi ve idrak gibi akla ilişkin konumları ifade eden bir sıfat halindeydi. [...] Kelimenin bugünkü anlamını ve önemini kazanması Emile Zola'nın 14 Ocak 1898'de Aurore Gazetesi'nde yazdığı 'Manifete des Intellectuels' (Enetelektüeller Manifestosu) başlıklı yazısıyla olmuştur. Maurice Barres'in bu manifestoya verdiği cevap, kavramın aslında ters bir yoldan üretilmesine izin verir niteliktedir: "Bu düşünce aristokratları, böylece halk gibi düşünmediklerini göstermiş oldular." Böylece, entelektüel kelimesi, kökeninin de işaret ettiği gibi, kendi aklıyla düşünen kişi veya kanaatlerini basmakalıp kabullerin dışına çıkartabilen kişi anlamını, Barres'ın müdahalesiyle ters bir yoldan kazanmış oluyordu.
Entelektüelle birlikte Batı dillerine gene Latince'den türeme bir 'illumine' (aydınlanmış) kelimesi de girmiştir. Özellikle dinsel bir anlam taşıyan bu kavram kişinin aydınlanmasının ona dış bir kaynaktan itibaren olduğunu işaret etmektedir. Bu kelimelerin Avrupa'da oluştuğu ve yerleştiği sıralarda Tanzimat sürecine giren ve batılılaşma macerasına başlayan Osmanlı, eskinin alim (ulema) terimini, dünyevi düşünceye ilişkin olmadığı için kullanamayacağından münevver kelimesini oluşturmayı tercih etmiştir. Geçmişinden kopmakta çok zorlanan Osmanlı, kendi başına düşünen kişi istememekte, ama yeni bir dünya kurulurken ışığını Batı'dan alan bir münevvere de pek hayır dememektedir. Cumhuriyet de aynı yönde ilerlemiş ve münevveri aydın olarak tercüme etmekle yetinmiştir.

'Memleketimden Karakter Manzaraları' adlı yeni kitabında birçok aydını (aralarında entelektüel de var, ama o 'aydın' diyor) eleştiren psikiyatr Kaan Arslanoğlu, Pazar Akşam'a verdiği röportajda "Aydın ve entelektüel diye iki kavram var. Entelektüel belirli konulardaki bilgisi çok yetkinleşmiş insandır. Aydınsa sorumluluk yüklenen, toplumun belli kesiminin ona öyle bir misyon yüklediği kişidir. Bu da şudur; aydınlatıcıdır. Yani entelektüel bilgi birikimini kendisine belli teklifler yapıldığında mali olarak kullanma biçiminde değil toplumu aydınlatma, değiştirme geliştirme yönünde kullanan kişidir" demiş.

Ama bu yeniden kavram keşifleri ne yazık ki çoğu zaman yanlış sonuçlara götürüyor. Bir kere entelektüel 'belirli konularda bilgisi çok yetkinleşmiş' biri değildir. Entelektüel, üstüne vazife olmadığı, görevlendirilmediği halde canının istediği konuda kendi (tamamen kendi) kanaatini açıklayan kişidir. Bilgisi belli konularda yetkinleşmiş insana uzman denir ve bir uzmanın entelektüel olması nadir rastlanılan bir durumdur. İkincisi aydın, aydınlatan değil, aydınlanmış demektir. Kelimenin aslı olan münevver, nur, yani ışık, aydınlık'tan türetilme tenvir'in (aydınlatma) ad-sıfat halidir ve aydınlatılmış anlamına gelir. Aynı kökten türeme münevvir kelimesiyse aydınlatan anlamına gelmektedir. O halde "Batılılaşmacılar kendilerine neden münevvir demedi de münevver dedi" sorusuna verilecek cevap, bizdeki 'aydın'ın macerasına ışık tutacak bir başlangıç olabilir.

Türk aydını kendini önce aydınlanan (Batı'dan veya İslam'dan) ve bunu halka tebliğ eden (onu aydınlatan değil) insan tipi olarak görmüştür. Bu kökeninden ötürü entelektüel değildir, çünkü kendi aklıyla düşünmez, üzerine düşen dışsal ışığı yansıtır, o kadar. Bu yüzden de entelektüelden hoşlanmaz. 'Entel' aşağılamasını halk değil aydınlar icat etti. Arslanoğlu bu misyoner aydın tanımı bağlantısında entelektüelin yaptığı işleri bedava yapması gerektiğini söylemektedir. Oysa entelektüeli entelektüel yapan, onun ürünleri karşılığında bedel alabilmesi, bunları piyasada satabilmesidir. Yoksa geçinmek için bir yere kapılanmak zorunda kalır, kapıkulu, borazan, ilmi tetikçi olur, ama kendi aklıyla düşünme olanağına sahip olamaz.


19.03.2006 21:28:15
Atatürk ün hilafetin kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı konusunda çektiklerini de hatırlatırım bu fikirlerini hep saklı tutması halka anlatamayacagını bilmesindendi. Zaten hilafetin kaldırılmasından sonra şeyh sait isyanı çıkmadımı.
Atatürk bazı işleri zorbalıkla yaptı  "buradan bazılarının kelleleri gidebilir" gibisinden lafları hiç az degil.
Ayrıca yine aynı dönemde radyolarda  " şark müzigini " yasaklaması, ve doguya dair izleri silmeye çalışmasıda halkla ilşkilerini koparan birşeydi..

19.08.2006 20:02:39
aydınların önce içten aydınlanması gerek


Sayfa: [ 1 ] 2