SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sosyoloji

Konu: Sosyal Sermaye

Sayfa: [ 1 ]

deniz 17.03.2006 08:44:11
SOSYAL / BEŞERİ SERMAYE KAVRAMI

Sosyal sermaye kavramı farklı disiplinler ve yaklaşımlar tarafından farklı kavramsal çerçevelerle
sınırlandırılmakta, amaçlarına yada kaynaklarına göre farklı sosyal sermaye tanımları tartışılmaktadır. Sosyoloji, ekonomi tarihi, eğitim sosyolojisi, işletme ve siyaset bilimi disiplinlerinde sosyal sermaye kavramının sürekli tartışılmakta olduğu ve bu alanlarda çalışan sosyal bilimcilerce bu kavramın farklı modellerle oluşturulduğu belirtilen bir konudur (Adler, 1999). Ancak bu kavram Narayan’dan aktarıldığı şekliyle kısaca şu şekilde tarif edilebilir:

“İnsanların kendi bireysel ve topluluk hedeflerini gerçekleştirmeyi sağlayan ve toplumsal ilişkilere, yapılara ve kurumsal düzenlemelere içkin olan kural, norm, görev, karşılıklılık ve güven”
Akdoğan, 2002:72).

Genel olarak sosyal sermayenin sosyolojinin temel kavramlarından olan örgüt, dernek, grup gibi kavramlardan farklı olarak çok daha esnek, sınırları belirsiz, kişiselleştirilmiş sorumluluk anlayışına dayanan “ağ” bağlantıları içerisinde ortaya çıkacağı; bu ağ ilişkilerinin genel olarak “karşılıklı faydaya dayalı” ussal seçimler dolayısıyla oluşacağı önemli bir özelik olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak sosyal sermayenin yalnızca değerler (güven, dayanışma, karşılıklılık) ve davranışlar, tutumlar gibi sosyal normlar çerçevesinde belireceğini söylemek eksik olmaktadır. Akçay sosyal sermaye düzeyini ve tiplerini Krishan ve Shrader’in modeline uyarak ikiye ayırmaktadır. Makro düzey; rejim tipi, yasalar, devletin yetkilerini yerele dağıtması anlamında merkezsizleşme, ve politik sürece katılma düzeyini içeren siyasi bir düzenleme çerçevesini içermektedir. Mikro düzey ise aynı zamanda makro düzey tarafından içerilen unsurları kapsar: değerler, normlar, liderlerin hesap verebilirliği, kolektif eylem ve sorumluluk pratikleri gibi. Bu açıdan bakıldığında sosyal sermaye kavramının aslında politik rasyonelitede meydana gelen ve siyaset düzeyini hedefleyen bütüncül bir dönüşüm sonucu ortaya çıkması beklenen; verimliliğe, güvene ve dayanışmaya giden toplumsal ilişkiler bütünü olarak görülebilir.

Beşeri sermaye kavramının öne çıkması ise 1970’lerden sonra ortaya çıkan bilgi toplumu kavramı ile yakından ilişkilidir. Bilginin, esnekliğin, teknolojinin kapitalist üretkenlik için giderek daha önemli hale gelmesi insanın sahip olduğu ve sonradan geliştirdiği bütün becerileri işgücü piyasasında seçilebilir hale gelmesi için öncelikli kılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında yeni liberal retorik açısından eğitim oldukça önemli hale gelmektedir. İnsanın sahip olduğu bütün beceri ve yetenekler daha sonra hem mikro düzeyde (kişinin kendisine yaptığı yatırım ve firmanın insan kaynaklarına yaptığı yatırım) hem de makro düzeyde (devletin eğitim yoluyla beşeri sermayeyi geliştirmesi) geliştirilerek piyasa için daha etkin, esnek işçiler modeli oluşturulmaktadır.Yeni
liberal ekonomik politikalar sürecinde temel varsayım “İnsan sermayesi”nin ; büyüme, teknolojik gelişme, gelir dağılımında etkinlik, uluslararası rekabet edebilirlik düzeyinin yükseltilmesi, hukuki, kurumsal ve politik alanda iyileşmeler gibi kalkınmanın önemli amaçlarının gerçekleştirilmesinde rol oynamasıdır(Şen, 2004). Beşeri sermaye kavramı kendilik teknolojilerinin artışının bir ifadesi olarak okunabilir: Bireyin disiplin edici bir müdahale olmaksızın kendi varlığı üzerinde mevcut politik zihniyetin bilgi formlarına göre dönüştürme kapasitesi arttırılmıştır. Liberal yönetim zihniyetine uygun olarak bireyin kendi bedensel ve bilişsel varlığını dönüştürülebilen bir “şey” halinde görme eğilimi arttırılmaktadır. Bu tür bir dönüştürmenin bilgi formu çerçevesi ise daha önce belirtildiği gibi “girişimci kültür” tarafından sağlanmaktadır. Birey kendisini ve becerilerini giderek ekonomik alanın hakim değerleri üzerinden biçimlendirmekte ve yeniden oluşturmaktadır.
Sosyal sermaye açısından bakıldığında güven hem sermaye oluşturucu bir kavram hem de bir çıktı olarak ele alınmaktadır. Güven ilişkilerinin yaratılması ise Fukuyama’ya göre bireylerin, kendilerini üyeleri olarak hissedebilecekleri, tümüyle gönüllülük üzerine kurulan topluluk-cemaat ilişkilerinin birbiriyle ilişkileri üzerinden doğmaktadır. Bu nedenle bireyler kimliklerini millet, ideoloji gibi total bulunan referanslardan değil üyeleri bulundukları cemaatlerden alırlar, başka bir deyişle kültür temelli bir kimlik edinme süreci ve kültür farklılaşmalarının getirdiği pazar farklılaşmaları (heterojenliği) sosyal sermaye kavramı içersinde önemli bir yer etmektedir (Fitzsimons,2000).
Beşeri sermaye kavramı yine sosyal kavramı çerçevesinde anlaşılabilir kılınabilir. Beşeri sermaye
kavramı değişimin, bilginin ve teknolojinin giderek önemli olduğu ekonomide bireylerin bu sürece ayak uydurması için gerekli mesleki uzmanlık bilgisine sahip olması olarak eğitime vurgu yapar. Yeni liberal süreçte bu açıdan “eğitim” önemli olmaktadır. Ancak eğitim; ulus-devlet bilincini yükselten, zorunlu ve aynılaştırıcı siyasal içeriğe sahip özellikleri olan sistem yerine artık esnek, uzmanlık ve teknik bilince dayalı ve sonuç olarak “seçilebilen” eğitim ve meslek kazandırma programları olarak öne çıkmaktadır. Seçim tümüyle bireye aittir.
Eğitimli nüfus ayrıca sosyal sermayeyi güven ilişkilerini yükselttiği gerekçesi ile de onaylanmaktadır. Bireyler uzmanlık alanları kadar üyeleri olmak istedikleri gruplarda da seçimlerinde serbest bırakılmakta; böylece ussallık üzerinden yapacakları varsayılan seçimler yoluyla piyasa etkinliğe doğru yol almaktadır.
Sosyal sermaye kavramının liberal yönetim rasyonelitesiyle ilişkisini saptamak için kavramın bir takım özelikleri tartışmak yol açıcı olabilecektir. Birinci özelik söylem olarak “sosyal”in sermaye kavramı ile birlikte kullanılmasının yeni liberal politikalarla uyum içinde olmasıdır. 1970’lerden bu yana, sosyal ve politik alan giderek ekonomik terimlerle tanımlanmaya; böylelikle yaşanan verim krizi çözülmeye çalışılmaktadır. Aynı zamanda sosyalin sermayeleştirilmesi ulus, sosyal vatandaşlık gibi birtakım kolektif kimliklerin çözülmesi; bunların yerine bireyin seçmekte özgür olduğu cemaat bağlarının yerleşmesi anlamına gelmektedir. Toplumsal sermaye bu açıdan bakıldığında toplumun yeni liberal yönetim rasyonalitesine uyan yeni formu olarak görülebilir. Foucault farklı yönetim rasyonelitelerinin yönetim nesnesi olarak toplumu farklı kavramsallaştırdığına işaret etmektedir. Bu yaklaşıma göre refah devleti modeli yönetim nesnesi olarak toplumu türdeş(homojen), ulus şeklinde örgütlenmiş siyasal bir kolektif olarak görürken; liberal yönetim toplumu ekonomiye tahsis edilmiş değerlerle okunabilen, farklılaştırılmış, ekonomik etkinliğe dönük cemaatler topluluğu olarak kodlamaktadır.
İkincisi sosyal sermaye kavramının ussal seçimler yapabilen birey varsayımının “girişimci” kültür özellikleriyle uyum sağlamasıdır. Kamu seçimi kuramına kaynaklık eden ussal seçim modeline göre bireyler sürekli olarak çıkarlarını maksimize edecek davranışları tercih ederler. Birey hangi eylem ve seçimde bulunacağına, maliyet ve fayda hesabı yaptıktan sonra karar verir. Bu kuramcılara göre kadınlar ve erkekler evlenme kararını aşk ve sevgi duygularıyla değil, evlilik sonucunda kendilerinin bu evlilikten kazanacaklarını ve kaybedeceklerini hesaplayarak alırlar” (Akdoğan, 2002:82). “Seçim yapabilen birey” hipotezinin yeni liberal yönetimsellik açısından temel varsayım olduğu belirtilmelidir. Ekonomi alanında iş disiplininde meydana gelen dönüşümlerin sosyale yayılması olarak görülebilecek bu dönüşüm süreci, bireyi yaşamın tüm alanlarında etkinliğe ve zenginliğe doğru ussal karar alabilecek bir şekilde kurar. Mevcut kendilik teknolojileri de bu doğrultuda işletilmektedir. Toplumsal sermaye kavrayışında birey kendi çıkarlarını maksimize ettiğinden dolayı cemaat ilişkilerine girmektedir, bu nedenle cemaat ilişkilerini ortaya çıkaran itki ahlaki olmaktan çok ussaldır.

Liberal yaklaşımın bireycilik metodolojisinden farklı bir şekilde “cemaatçilik” yada “toplumsal ağ” içersindeki insan kavrayışı yeni liberal anlayış için daha geçerli olmaktadır.
Toplumsal-beşeri sermaye kavramının liberal yönetim zihniyeti ile diğer bir bağlantısı “yeni liberal kalkınma modeli” açısından kurulmaktadır(Akdoğan, 2002). Bu kalkınma modelinin temelinde ana aktör devlet değil, mikro kuruluşlar olarak belirmektedir. Ekonomik alan değerleri ve prensiplerine (verimlilik, risk, sorumluluk) tabi kılınmış bir sosyal alan yaratma projesine göre böylelikle maliyetli kalkınma kredileri ve sosyal güvenlik mekanizmaları gerekmeden toplumun kendi kendine yönetmesini sağlayan modeller geliştirilmektedir. Akdoğan’a göre toplumsal sermaye kavramı, üçüncü dünya ülkelerinde yeterince varolmayan özel sektörü güçlendirmek için kendi kendine yeten, her koşulda çıkarlarını maksimize etmeye çalışan, rekabetçi,risk alan, başarıyı hedefleyen, cesaretli ve kendi yaşamının sorumluluğunu alan girişimci bireylerin ortaya çıkmasını öneren bir kavram olarak ortaya konulmuştur(2002). Bu amaçla özelikle yoksulluğun giderilmesi için toplumun bireylerinin kendi kendine yeten bireyler haline getirilmek istenmesi bu stratejinin gerçekleşmesi için aileleri ve grupları girişimciliğe özendiren mikro krediler yoluyla saplanmaktadır. Ailelerin veya ussal niyetlerle kurulmuş toplulukların sahip olduğu varsayılan toplumsal sermaye potansiyeli özel sektörü gelişmemiş geri kalmış ülkeler için alternatif kalkınma modelinin başarısı için önemli bulunmaktadır.

alıntı
dini örgütlenmeler, ahlak, hemşericilik sosyal sermayeden sayılabilir mi ?

RenaultFerrari 17.03.2006 09:33:54
dini örgütlenmeler, ahlak, hemşericilik sosyal sermayeden sayılabilir mi ?

yazıyı kopmle okumadım
burası hakkında bende bir şeyler söyleyeyim

Ahlak sosyal sermayeden sayılabilir
tabi buradaki Ahlak Ahlakı hasene
yoksa Ahlakı yerin dibine geçiren sahte Ahlak değil
o sermaye değil iflastır


Ahlak başlıca iki esasa ayrılır
birine  vazifeden doğan ahlak
diğerine Aşktan doğan ahlak tesmiye edilir
vazife vacibül icra olan şeyin adına denir
yani vazife: ilmen örfen cemiyeten aklen kalben muhabbetten yapılması mecburi olan işin adına vazife derle

O halde vazife mukaddestir
eğer Mukaddes sayılmazsa ismen vazife denir
ama o Hakikatte vazife olmaz
bir şey mukaddes sayılacak ki yapılabilsin
ama Mukaddes olan şeyler kudsiyattan doğar
Kudsiyatta Zatı Bariye İman ile mümkün olur
beşeriyet vazife ile uşaklığı birbirinden ayırdı dakikatan itibaren
huzura kavuşabilir
Vazife büyük bir kelimedir

bu söylediğim cümleler Muhammed şemseddin yeşil efendinin
Yüksek Ahlak konferanslarında ki kasetlerinde ki alıntılardır

adres : www.yesilhoca.com/sohbet.htm

kim olduğu www.yesilhoca.com/kimdir.htm
amma reklam yapıyorum  ama değil mi ?  Tongue



19.04.2006 19:37:41
türk insanı nın
sosyal beşeri sermayesi nedir_?


Sayfa: [ 1 ]