|
||
| Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına. Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa Demiş ki suya: Gel sevdalım ol, Hayatıma anlam veren mucizem ol... Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş; Yüreğim sana armağan... Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına... Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı... Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su... Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları... Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu Bir gün gelmiş, suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın. Ve o an anlamış; aşkın bazen gitmek olduğunu. Ama gitmenin yitirmek olmadığını.... Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla. İşte o zamandan beridir ki: Ateş sudan, su ateşden kaçar olmuş.. Ateşin yüreğini sadece su, Suyun yüreğini Sadece ateş alır olmuş... |
||
|
||
Toprak Ve Hava yaratılışın başında yazılırken yazgılar birer birer sıra gelmiş bu iki kadim elemente onu onsuz düşünme onsuz yaşama ve onunla türet canlıyı topraksız düşünme topraksız yaşama ve topraktan canlı türet ardından hava nın kaderi ve döngüsü belirlenmiş onunla ve onunla daima onsuz yaşayamazsın asla canlı olan onunla yaşar onsuz ölür hemen toprak farketmiş yazgıdaki eksikliği ve hararetiyle dile getirmiş; bende olupta onda olmayan ama olması gereken bir kader halkası eksik tamamlanmadan yaşayış olmaz tüm sukuneti bozan latif bir ses duyulmuş zamanda sana sonundan habersizliği bahşedip mutlu kılıyorum, umudu yükleyerek. toprak yoku yok eden yücelik! nerde kaldı senin erdemliğin! der, ve lanetler onun kaderini... |
||