|
||
| * Dinlediğiniz kişiyi yönlendirmek: "Şöyle şöyle yapmalısın". * Uyarmak, göz dağı vermek: "Bir daha yap bak görürsün". Bu dil sadece konuşana kin duyulmasını sağlar. Ve ileride güç çatışmasına dönüşür. * Ahlak dersi vermek: "Bu yaptığın hiç yakışmadı. Bunu nasıl yapabildiğini hala anlayamıyorum". * Tanı koymak, analiz etmek: "Aslında senin neden böyle yaptığını biliyorum". * Nutuk çekmek: "Ben hayatım boyunca böyle büyük bir hata yapmadım, sen de vaktinde şunlara şunlara dikkat etseydin, şimdi bunları yaşamıyor olurdun" Bu dil de hemen o anda çatışmaya sebep olur. * Kınamak: "Sen bunu nasıl yapabildin. Benim çocuğumun böyle bir şey yapabileceğine inanamıyorum" * Övmek: Kişi başkalarının yanında yapılırsa övüleni utandırır. Bazende yaptırım uygulamak için kullanılır. "Benim kızım çok akıllı, bak şimdi hemen nasıl yapacak" * Ad takmak, rencide etmek: "Sen aptalın tekisin zaten". Söylenen kişinin benliği üzerinde derin izler bırakır. (Yakıştırma yapışır derlerdi di mi) * Avutmak: "Üzülme, dünyada ne sıkıntılar var". Sorun yokmuş gibi davranmak sadece kişiye "duygularım dikkate alınmıyor" mesajını verir. * Dikkate almamak: "Amaan, bende çok önemli bir şey var zannettim, bu da dert mi Allah aşkına" Bundan yıllar önce "Etkili anne-baba olmak için sistemli çalışma" diye bir paket programa katılmıştım. İletişim engellerinden aklımda kalanlar. Bu tarz söylemlerle diyalog kurduğumuzda kişilerle sağlıklı iletişim kuramayacağımız anlatılmıştı. Peki nasıl mı konuşacağız? "Sen dili" değil, "Ben dili" ni kullanacağız. Onuda sonra yazıcam. |
||
|
||
| Bak bu hiç fena değil. -şöyle böyle yapmalısın yerine "şöyle böyle yapabilirsin, yaparmısın lütfen? yapmak istermisin?" diyebilirsiniz (sen yorulma ben yazıyım) -Göz dağı vermek egonun işi. derin nefes alıp sakinleşmek daha iyi. -Ahlak dersi verilir. burda sorun ahlak dersi değil suçlamak. bilinçsiz insan suçlar. Bilinçli insan över, teşvik eder, cesaretlendirir, yardım eder, sever, şevkat gösterir. "onu boşver şimdi gel senle oyun oynayalım" diyebilir mesela. Ahlak dersi verilir. -evet -nutuk konusunda da haklı. kıyaslama olmaz hayata. her birimiz özgün varlıklarız bu alemde. -kınamak da bilinçsizlik. "insanız hata yapabiliriz". "evet hata yaptın ama seni bağışlıyorum, seni her koşulda seviyorum, seni olduğun gibi koşulsuz seviyorum"... demesi yeterli değil. içinde öyle olduğunu, öyle olmalı, yani örnek ebeveyn düşünecek olursak. -bilinçsiz insan övgüyü bile yönetim, kontrol, idare etme aracı yapar. bilinçsiz insan korku içindedir, ego temelde korku üzerine kuruludur, korkudan beslenir ve sevgiden uzaktır. onun sevgisi yukardaki övgü örneği gibidir. egosundan özgürleşmiş, kendine güvenen ve kendini seven insan bunları okumasına gerek kalmadan burda sözü edilenleri uygular... bence değil, öyle yani. -ad takmak günahtır, hatadır. başkasına ad takan kendine de ad takıyodur. -avutmak: bunda bi yanlış göremiyorum. ne olursa olsun herşey yolunda çünkü. icinebilir olan bizim gerçek benliğimiz değil. her zaman emin ellerde ve güvendeyiz. gezegenleri yıldızların etrafında tutan kuvvet bizi de yörüngede tutar elbet. -dikkate almamak olmaz tabi. da keşke beni de böyle avutan olsa. mesela insan kendini avutmayı, kendi,ni sevmeyi, kendi kendine güven aşılamayı becerebilir mi? insan büyüyünce piç gibi ortada gezmektense kendi kendinin ebeveyni olabilir mi? insanın böyle bir gücü var mı? - |
||
|
||
Alıntı -avutmak: bunda bi yanlış göremiyorum. ne olursa olsun herşey yolunda çünkü. Bundaki yanlış nedir biliyormusun, sorun yok gibi kabul eder karşı taraf. Mesela sınavda kötü bir not aldın ve ailene anlatıyorsun, şu tavır seni rahatlatır mı? "Üzülme bir daha ki sınava daha iyi çalışırsın", beni asla rahatlatmaz mesela, ama şöyle denildiğini düşün "Kaygılı gözüküyorsun, bu sınav senin için önemliydi galiba,..." hemen çözülüverir ve anlatırsın bu noktada kaygılarını. İletişim aslında voleybol oynamak gibi birşey. Topu atarsın, karşı taraf tutar ve sonra o da sana atar. Böylece süreç devam eder. Ama bu birçok kişi tarafından başarılamıyor, siz topu atıyorsunuz ama karşınızdaki kişi tutmayı beceremediği için top duvara çarpmış gibi oluyor, size top geri gelmiyince sıkılıp iletişim oyununu bırakıyorsunuz. Sağlıklı iletişimlerde "yansıtıcı konuşma dili" diye bir yöntemden ben çok faydalandım, işe yarıyor... Yansıtıcı konuşma dilinde sadece kişiyi dinliyorsunuz, asla yorum yapmıyorsunuz ve sonra onun ne hissettiğini anlamaya çalışıp, sesli ifade ediyorsunuz. Tesbitiniz doğru ise muhatabınız topu tutuyor ve size atıyor ve böylece devem ediyor. Mesela, çocuğunuz eve çok öfkeli geldi ve sizi kıracak birşey söyledi, yapmamız gereken sadece şu;1) Kendini onun yerine koymak; "belli ki kötü bir gün geçirmiş... 2) Empati kurmak: Aynalama yapmaktan bahsetmiyorum burada, sinirli insanla sinirlenmek, ağlayanla ağlamak empati değildir 3) Hissettiğini ve anladığını ifade etmek:" Bugün sinirli gözüküyorsun??" Emin olun öfkesi bir anda dinecek ve karşısında nitelikli bir dinleyici bulunca mutlaka sizinle de paylaşacaktır derdini. Ya da eşiniz eve geç geldi ve haber de vermedi. Klasik olarak kapıdan içeri giren eşe şöyle denir "Niçin haber vermedin? Bu saate kadar neredeydin?". Ama bir de şu denense keşke "Sen haber vermeden geç geldiğin zaman çok endişeleniyorum, başına birşey geldiğini düşünüyorum, iyi ki buradasın" mesela. Problem başlamadan biter. Aslında burada "ben dili" vardır, onu yargılamadan, eleştirmeden sadece kendi hissettiklerinizi ifade etmek...Şimdi belki bunlar uygulanabilir mi diyeceksiniz ama evet oluyor, önce etrafınızdaki kişiler sizin ne demeye çalıştığınızı anlayamıyorlar ama alışılıyor, bugün benim dört yaşındaki kızım bile bana "sinirli gözüküyorsun anne" ya da "seninle gurur duyuyorum" falan diyebiliyor, semeresi tatlı oluyor yani... Peki eleştirilerimiz hiç olmayacak mı? Evet, ama onunda bir yöntemi var. "Tost usulü" yani önce kişiye övgü, sonra eleştiri, sonra tekrar övgü. Mesela, "Senin beğendiğim birçok özelliğin var(övgü), sadece şu şu noktaların beni bazen rahatsız ediyor(eleştiri), ama her ne olursa olsun sen benim için çok özelsin(övgü). Kırmadan ve dolayısıyla kırılmadan halledebiliyorsunuz birçok meseleyi, deneyin, görün... |
||
|
||
| Denge yazılarından bir eğitimci ya da bu konuda çok iyi eğitim almış biri olduğun anlaşılıyor. Bu yazıdan çok etkilendim gerçekten ancak işin en zor kısmı gerçeği bilmek ile uygulamak arasındaki farkı ortadan kaldırmak. Senin aldığın sonuçları ben o kadar aldığımdan emin olamıyorum ama benim yöntemim de; bilgilendir ve örnek ol şeklinde açıklanabilir. Şöyle düşünüyorum, eğer anlattıklarım anlaşılıyor ve karşımdaki tarafından olumlu tepkilerle bir sonuca ulaşıyorsa, konuşmaya devam ediyorum. Eğer konuşma ilgisizlikle sonuçlanmaya gidiyorsa, konuşmanın şeklini değiştirip daha anlaşılabilir hale getiriyorum, ama kesinlikle nasihat vermemeye özen gösteriyorum. Bir de öğüt vermek yerine örnek olmaya çalışıyorum, yani sigara içmenin zararları yerine sigara içmemeye çalışarak bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Benim çocuk yetiştirmedeki en önemli farkım sorgulama tekniğini yerleştirmeye çalışmamdır. Bugün ezberci olarak nitelendirdiğimiz eğitim sisteminin en büyük sıkıntısı, sorgulamayan kuşakları yetiştirmeye neden olmasıdır. Bunu ortadan kaldırmak için de, ben dahil verilen tüm bilgilerin denetlenmeden kabul edilmemesini sağlayacak bir düşünce ortamı yaratmak gerekiyor. Sanırım ben de bu konuda başarılı oldum ama sonucu bekleyip görmek gerekir sanırım. |
||
|
||
| Evet, dedikleriniz çok güzel ama iletişim 2 taraflı, ve ister istemez ego savaşlarına dönebiliyor konuşmalar.. Yani tokat atana karşılık vermeyip diger yanagını dönmek zor iş, bunu alışkanlık haline getirmek daha da zor.. |
||
|
||
| "Tost üsulu eleştiri" riyakar bir tarafı var.Bence Bana biri böyle yaklaşıyorsa beni salak yerine koyuyor demektir. | ||
|
||
| Birisi eleştirirken kendini kötü hissetmene engel olmaz mı bu sence?. Ben kendi adıma konuşayım; bana yapılan eleştirinin yakıp-yıkmadan, benim olumlu taraflarımı da ortaya koyarak yapılmasının bir sakıncası yok gibime geliyor. Aksi halde klasik eleştiriler sadece eleştiri yapana karşı "nefret" uyandırır ya da ben de öyle oluyor. Ama şu konuda sana katılıyorum, insan psikolojisinin böyle ayrıntılarının öğrenmek ve kendi çıkarın uğrunda kullanmak hiç hoş değil, ama bunu hemen hissediyorsun zaten ve malesef yine o kişiye nefret duyuyorsun. Herhalde iletişimde en önemli faktör ve en çok ihtiyaç duyduğumuz şey sadece "içtenlik". |
||
|
||
Alıntı Bundaki yanlış nedir biliyormusun, sorun yok gibi kabul eder karşı taraf. Mesela sınavda kötü bir not aldın ve ailene anlatıyorsun, şu tavır seni rahatlatır mı? "Üzülme bir daha ki sınava daha iyi çalışırsın", beni asla rahatlatmaz mesela, ama şöyle denildiğini düşün "Kaygılı gözüküyorsun, bu sınav senin için önemliydi galiba,..." hemen çözülüverir ve anlatırsın bu noktada kaygılarını. şimdi çocuk yetiştirme uzmanı değilim. ben sınavdan önce kendi kendime "her şey yolunda, bu sınavdan en iyi notu alıcam, bütün cevapları biliyorum" derim. ve öyle olur. kötü geçerse kötü geçeceği vardır. başıma kötü bişey gelmişse "sen elinden gelenin en iyisini yaptın: ne olursa olsun seni seviyorum" derim. Burada Erich Fromm 'un sözünü ettiği koşulsuz sevgi yeteneği gibi birşey vardır. öğrenilen birşeydir. insan bunu önce kendi üzerinde öğrenir, sonra diğerlerine uygular. Alıntı İletişim aslında voleybol oynamak gibi birşey. Topu atarsın, karşı taraf tutar ve sonra o da sana atar. Böylece süreç devam eder. Ama bu birçok kişi tarafından başarılamıyor, siz topu atıyorsunuz ama karşınızdaki kişi tutmayı beceremediği için top duvara çarpmış gibi oluyor, size top geri gelmiyince sıkılıp iletişim oyununu bırakıyorsunuz. Sağlıklı iletişimlerde "yansıtıcı konuşma dili" diye bir yöntemden ben çok faydalandım, işe yarıyor... Yansıtıcı konuşma dilinde sadece kişiyi dinliyorsunuz, asla yorum yapmıyorsunuz ve sonra onun ne hissettiğini anlamaya çalışıp, sesli ifade ediyorsunuz. Tesbitiniz doğru ise muhatabınız topu tutuyor ve size atıyor ve böylece devem ediyor. buna inanıyorum. bişeye gerçek anlamda konsantre olma. biri konuştuğunda tam olarak orada olma yeteneğimizi pek çoğumuz unuttuk. böyle bi yöntem kesinlikle çok faydalı. Alıntı Mesela, çocuğunuz eve çok öfkeli geldi ve sizi kıracak birşey söyledi, yapmamız gereken sadece şu;1) Kendini onun yerine koymak; "belli ki kötü bir gün geçirmiş... 2) Empati kurmak: Aynalama yapmaktan bahsetmiyorum burada, sinirli insanla sinirlenmek, ağlayanla ağlamak empati değildir 3) Hissettiğini ve anladığını ifade etmek:" Bugün sinirli gözüküyorsun??" Emin olun öfkesi bir anda dinecek ve karşısında nitelikli bir dinleyici bulunca mutlaka sizinle de paylaşacaktır derdini. yapılması gereken bu ama kendiliğinden olması gerek. robot gibi yaparsanız işe yaramaz. Alıntı Ya da eşiniz eve geç geldi ve haber de vermedi. Klasik olarak kapıdan içeri giren eşe şöyle denir "Niçin haber vermedin? Bu saate kadar neredeydin?". Ama bir de şu denense keşke "Sen haber vermeden geç geldiğin zaman çok endişeleniyorum, başına birşey geldiğini düşünüyorum, iyi ki buradasın" mesela. Problem başlamadan biter. Aslında burada "ben dili" vardır, onu yargılamadan, eleştirmeden sadece kendi hissettiklerinizi ifade etmek... sanırım burda nezaketten bahsediyorsun. nezaket, kibarlık, öz saygı, saygı... tiyatro oyuncusu gibi "yapılan" şeyler değil, "olunan" şeylerdir. nazik davranılmaz. nazik olunur. güzel elbise giyerek centilmen olunmaz. zaman zaman kibar davranana "saol sen bir centilmensin denmez". bi adam centilmendir ya da centilmen değildir. Titanik batarken Gugenheim gibi "we are dressed in our best and are ready to go to the deep of the ocean as two gentlemen" diyen adam centilmendir. öbürkü değildir. olmayı deneyebilir, da başkaları yese bile kendiniz yemiyosunuzdur ve sonuçta saçma olur. içten gelmesi lazım bazı şeylerin. Alıntı Şimdi belki bunlar uygulanabilir mi diyeceksiniz ama evet oluyor, önce etrafınızdaki kişiler sizin ne demeye çalıştığınızı anlayamıyorlar ama alışılıyor, bugün benim dört yaşındaki kızım bile bana "sinirli gözüküyorsun anne" ya da "seninle gurur duyuyorum" falan diyebiliyor, semeresi tatlı oluyor yani... Peki eleştirilerimiz hiç olmayacak mı? Evet, ama onunda bir yöntemi var. "Tost usulü" yani önce kişiye övgü, sonra eleştiri, sonra tekrar övgü. Mesela, "Senin beğendiğim birçok özelliğin var(övgü), sadece şu şu noktaların beni bazen rahatsız ediyor(eleştiri), ama her ne olursa olsun sen benim için çok özelsin(övgü). Kırmadan ve dolayısıyla kırılmadan halledebiliyorsunuz birçok meseleyi, deneyin, görün... nasıl biliyosanız öyle yapın zaten. işe yarıyosa demek ki iyidir. |
||
|
||
bana bir hocam empati kurmanın önemini anlatırken bunu tek bir yerde kullanmayın demişti kendi başına gelen bi olayıda anlatarak, hocam bir gün eve çok geç gitmek zorunda kalmış ( gece yarısına geliyomuş neredeyse zaman) . o zamanlar cep telefonu falan da olmadığı için arayıp haber verememiş eşine. tabi evde kocası iyice merak etmiş ve çok sinirlenmiş. hocam eve gittiğinde kocası kapıyı açar açmaz o sinirle çok kızmış tabi nerde kaldığını niye aramadığını ... düşünsenize karşı taraf bu kadar sinirliyken empati kuruyosun. ' eve geç geleceğimi sana haber vermediğim için çok merak ettin ve şu anda çok sinirlisin, seni anlıyorum.' ( bu arada rehberlik hocamdı bu bayan). tabi kocası iyicene sinirlenmiş. ' ben senin öğrencin değilim benimle doğru düzgün konuş diye kızmış mesela genelde bu uzun kuyruklarda bekleyen insanlar da çok sinirli olurlar . onlara da 'saatlerdir sırada beklediğin için çok yoruldun ve şu anda çok sinirlisin ' demek yada otobüste sıkış tepiş giderken orada sinirli bi insana ' otobüs çok kalabalık olduğu için çok sinirlisin' demek biraz komik olur. yani aslında hocam sinirli insanlara karşı empatiyi çok fazla kullanmayın demişti. tabiki empati kurmak çok faydalı çoğu durumda işe yarar, karşı tarafın anlaşıldığını hissetmesine yol açar. buna katılıyorum. sadece bir kaç yerde kullanılmasa daha iyi olacağını söylemek istedim. |
||
|
||
Her durumda etkili olduğunu kendi tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim. Ya hiç konuşmayacaksın böyle durumlarda ya da konuşacaksan böyle konuşacaksın.
|
||
|
||
| ayrıca bu sen dili ben dili de çok önemli, mesela sınıfa geç gelen bi öğrenciye ' sen zaten hep geç geliyosun ' deyip sen dilini kullanmak yerine ' sınıfa geç gelmen konsantrasyonumu bozuyor ve dersin akışını bozduğu için üzülüyorum' diyerek ben dilini kullanıp olayı, olayın etkisini ve üzerinde ne gibi bir duyguya yol açtığını söylediğin zaman öğrenci daha dikkatli davranmaya çalışacaktır . birincisinde ise öğrenci nasılsa kendisine yakıştırılmış bi davranışı devam ettirir. tabi bi öğretmenin öğrencilerine karşı sen dili ve ben dilini nası kullanması gerektiğine dair bir örnekti bu. | ||
|
||
sanırım o zaman konuşmamak daha iyi olur
|
||
|
||
| şu "sen dili ben dili" ni gerekli şekilde kullanabilmek faydalı olabilir, denge bizi bu konuda biraz daha aydınlatırsa hoş olur ![]() birde merak ettigim konuşmalara bu şekilde yani iletişim engellerine dikkat ederek yön vermek kolay olmamalı önceden tasarlanmamışsa.. |
||
|
||
| Örneğin 'tembelsin, kötü bir çocuksun, mikrobun birisin.' türünden sözcükler bir çocuk için fiziksel cezadan çak daha kalıcı ve zedeleyicidir. sen dili karşı tarafta direnç ve başkaldırı duygusunu uyandırır, kişi anlaşılmadığını haksızlığa uğradığını hisseder. bendilinde karşı tarafa sorumluluk yüklenmiş olur. ben dili ile mesaj gönderen kişi kendi hakkında yaptığı bir değerlendirmeyi karşısındakininde paylaşması için sorumluluk yüklüyor. davranışın değişmesinde karşı tarafa sorumluluk veriyor. ' sen böyle konuşunca kendimi değersiz hissediyorum' ..gibi mesela |
||
|
||
ya kişinin kendi hakkında degerlendirmeleri dikkate alınmıyorsa
|
||