SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Siyaset Felsefesi

Konu: Evangelistler

Sayfa: [ 1 ] 2

denge 03.03.2006 20:48:21
EVANGELİSTLER

    Sayıları sadece Amerika'da 70 milyona ulaşan, Başkan George W. Bush'un da en büyük takipçisi olduğu Evangelistler, İncil'de yer alan kehanetleri gerçekleştirmek için çalışıyor. Bu koyu Hıristiyanlar'a göre kıyamet 2000'li yıllarda Ortadoğu'da kopacak ve onlar da İsa Mesih sayesinde dünyaya hakim olacak.

Evangelistlerin hayallerinde kıyamet var

   Dünyadaki pek çok insan Amerikan politikalarını artık İncil'deki kehanetlerin şekillendirdiğine inanıyor. Bush'a seçimi kazandıran Evangelistler ise Ortadoğu'da kıyameti hızlandırmak için çalışıyor.
     Tanrı ve Başkan bize İsa'yı Ortadoğu'ya getirme şansı doğurdu. Bu bana verilen bir emir!"... Bu sözlerin sahibi kan ve ateş altındaki Irak'ta Evangelistler için çalışan misyoner Tom Craig. Evangelistlerin Bağdat'ta şimdiden 9 kilisesi ve yüzlerce müridi var. Amaç Irak'ı Ortadoğu'da Evangelizm'in merkezi yapmak ve tıpkı İncil'de sözü edildiği gibi dünyanın bütün kavimlerini bu Kilisede toplamak. Evangelistlerin "Kilisesi" var ama aslında Protestanlığa ait küçük inanç farklarıyla bir araya gelen büyük bir ittifaktan söz etmek daha doğru. Genel olarak liberal Protestanların ve Baptistlerin dışında kalan tüm Protestanlar Evangelist adını alıyor. Kökleri Yunanca'da "Müjde" anlamına gelen "Evangelion"dan gelen bu isim İncilci tanımına denk düşüyor. Ancak kast edilen elbetteki "Eski Ahit" ve Mesih inancı. Protestanlığın bu yorumunda pek çok şey gizleniyor. Amerikan İsrail ilişkilerinden Büyük Ortadoğu Projesi'ne kadar kimi zaman "komplo" teorilerine boyanan kavramların altında 70'li yıllarda yeniden dirilen "Evangelizm" yatıyor. Evangelistleri bu aralar önemli hale getiren iyi ve kötü arasında kaçınılmaz olarak gerçekleşecek o yıkıcı savaşa, yani Armageddon'a olan inançları ya da insan eliyle yaratılacak kıyamet fikrini destekliyor olmaları ve dünyayı ele geçirmek istemeleri değil. 70 milyonluk nüfuslarıyla ABD seçimlerini etkilemeleri ve bu fikre inanan güçlü politikacılarının Beyaz Saray'da etkili olması.   

      Durum böyle olunca ABD'nin Ortadoğu'daki etkinliği, İsrail sorunu ya da Büyük Ortadoğu Projesi gibi kavramların izi politikanın dinamiklerinde değil, kutsal kitapların satır aralarında sürülüyor. Ve dünya başkentlerinde Amerikan politikalarının, özellikle de Irak'ın işgalinin kaynağını "Eski Ahit"den aldığı şüphesi hızla yayılıyor. Ezici bir üstünlükle yeniden seçilen Bush 1985 yılından beri sık sık diz çöküp dua eden ve "Yaradan" sözcüğünü ağzından düşürmeyen bir Evangelist.                                               
     Seçimlerde pek çok Amerikalı politik kaygılardan çok, Bush'un yeniden seçilip "İncil'deki kehaneti gerçekleştirmesi" için oy verdi. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra sık sık "Haçlı Seferi" ya da "İyi-Kötü" gibi kavramları kullanan Bush'un bir politikacıdan çok dünyanın dört bir yanına yayılmış olan Evangelist vaizlerden biri gibi konuşması bu şüpheyi daha da belirginleştiriyor. Önceki Amerikan başkanları Carter ve Reagan da benzer cümleler kullanıyor, İsrail devletinin kutsallığından ve kıyametten söz ediyordu. Ancak Bush açık bir biçimde "Mesihçi" ve "kıyametçi" bir başkan olarak hepsini geride bırakıyor. 11 Eylül saldırısı da Evangelistlerin yükselişinde etkili oldu. ABD'de saldırıdan hemen sonra yapılan kamuoyu araştırmalarına göre kendisini "Evangelist" olarak tanımlayanların oranı yüzde 46'ya yükseldi. Irak'ın işgalinden sonra ise yüzde 50'nin altına düşmedi. Irak'taki Amerikan tanklarının üzerlerine asılan haçlar, çarpışmadan önce vaftiz olan askerler ve birbiri ardına açılan Evangelist Kiliseler işte bu gelişmelerin bir sonucu.
                           

Peki nedir Evangelizm?

    Bu Hıristiyanlık yolunun kökenleri Martin Luther'e ve Protestanlığın kuruluşuna kadar gidiyor. Luther kendi kurduğu kiliseye "Evanjegelik Kilise Hareketi" diyordu. Protestanlık faizi reddeden Katoliklere karşı faizi serbest bırakıyor, "ahiretten" çok bu dünya ile ilgili düzenlemelere vurgu yapıyor, çalışmayı, ticareti ve üretimi kutsuyordu. Protestanlığın bu görece modern girişimleri bir reform hareketi olarak değerlendirildi. Ancak Protestanların en önemli farkı ilk beş kitabını Tevrat'ın oluşturduğu 39 kitaptan oluşan Eski Ahit'e inanmalarıydı. Eski Ahit, özellikle ABD'nin kuruluşunda farklı yorumlara ve anlayışlara yol açtı. Bu, bakış açılarında "kıyamete" ve "Mesihçiliğe" ayrı bir değer vermelerini sağlıyordu. Özgür iradenin "Tanrı" tarafından çizilen kaderin dışına çıkamayacağını öngören Evangelistler, bu kaderi hızlandırmak için Hıristiyanların ellerinden geleni yapması gerektiğini savunuyor. Ve Armageddon'la, yani "iyi" ile "kötü" arasındaki o büyük savaşla gelecek olan kıyameti ve Mesih'i hızlandırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Seçilmiş insanlar olduklarına inandıkları Yahudilerin, bir kıyamet koşulu olarak desteklenmesi gerektiğini düşünüyorlar. 70'li yıllardan itibaren yeniden dirilen ve muhafazakarlaşan Evangelizm aradan geçen otuz yıl içinde Hıristiyanlığın en hızlı büyüyen "Kilisesi" oldu. Ve Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler pek de yabana atılmamaları gerektiğini gösteriyor.
      2004 yılında toplam sayıları 500 milyona ulaştı. Hıristiyan nüfusun 4'te birini oluşturuyorlar. 2050 yılında tüm Hıristiyan nüfusunun yarısı olacakları tahmin ediliyor. 70 milyon kişilik nüfusla en çok Amerika'da yaşıyorlar. Amerika'nın ardından en yoğun bulundukları ülke Brezilya (30 milyon). Evangelistlerin şu anki güçlü durumu 1970'li yıllarda ortaya çıkan yeni-Evangelizm akımıyla oldu. Şili'de Hıristiyanlar'ın 4'te biri Evangelist. Fas'ta halkı Evangelist yapmak için çalışan 150 misyoner var. Kaliforniya'da ünivesitede ders olarak okutuluyor.  Onlara göre İncil Tanrı'nın kitabı, İyi ve Kötü arasındaki savaş (Armageddon) dünyanın dengesini oluşturuyor, dünyanın sonu geliyor, dünyada yaşanan her şey, yapılan her savaş Tevrat'taki efsanelerde, İncil'de anlatılıyor, İsrail vadedilmiş toprak ve günün birinde tüm Museviler İsrail'e dönüp Evangelist olacak... Onlar protestanlığın Evangelist mezhebine bağlılar...
      Irak Savaşı aslında hiç de görüldüğü gibi değil, ardında birçok dini etken olan bir savaştı. Ve olup bitenleri sadece Evangelistler anlıyordu. Evangelistler Amerika'yı tamamen ele geçirdikten sonra asıl hedefe yani dünyayı evangelistleştirmeye yönelmişti. Bu da onların inanışına göre durdurulamaz bir dönemdi. Bu dönem tamamlanacak, bu uğurda ölünerek de İsa'nın yanına yükselinecekti. ( Sabah :03.07.2004 )

                                                     
   BUSH

      ABD Başkanı George W. Bush, sabahın erken saatlerinde kalkıp dini kitaplar okuyor. Kabine toplantıları da dualarla başlıyor. Bush kendisine sorulan basit soruları bile İncil'den örnekler vererek cevaplıyor. "Yaradan" kelimesini dilinden düşürmeyen Başkan, görevinin kendisine Tanrı tarafından verildiğine inanıyor.Fransız Le Nouvel Observateur Dergisi Amerika Başkanı George W. Bush'un dünya üzerinde yaşayan 500 milyon "Evangelist"in en önemli dini liderlerinden biri olduğunu yazdı. ( SABAH : 7-11 Mart 2004 )
                                                 

     ... Vallik dönemlerinde Bush'u tanıyanlar onun kendisi hakkında "kutsal bir görev aldığını" söylediğini anlatıyorlardı. Zaten konuşmalarından bir kısmı da Evangelist kilisesinin ateşli savunucularından Michael Garson tarafından yazılıyordu. Vali olarak başarı kazanan Bush için yeni adımlar atma zamanı gelmişti. "Yaratan beni seçti" diyen Bush, Evangelist kilisesinin desteğiyle başkanlık yarışına da büyük bir hızla geldi. Başarısız olması hemen hemen imkansızdı çünkü Bush'a yapılan maddi yardımların dışında medya desteği de inanılacak gibi değildi.
      Evangelist televizyon kanalı "The Family Channel" (Aile Kanalı) da rahipler, "Yaratanın bana 2004 seçimlerinin tam bir patlama olacağını söylediğini duyuyorum. Bush çok kolay bir şekilde seçimleri kazanacak... Yaradan onu destekliyor çünkü o iyi bir Hıristiyan. Yaratan onun dünyanın başına gelmesini istiyor..." şeklinde konuşuyorlardı. Dedikleri de oldu ve ülkede yaşayan yaklaşık 70 milyon Evangelist Bush'a destek verdi, Bush da Beyaz Saray'ın kapılarını fazla zorlanmadan aralamış oldu. Fakat Bush'un başkan seçilmesi onun söylemini değiştirmedi, aksine daha da belirginleştirdi.

                                                 
     Fransa'yı  "iyi-kötü" savaşı için yanında isteyen Bush, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a yazdığı mektupla Cumhurbaşkanı'nı tam anlamıyla şoke etmeyi başarmıştı! "Magog ve Gog" kavramlarından yani İyi-Kötü savaşından bahsetmişti. Chirac, bu felsefeyle bir savaş başlatılamayacağını söyleyip Bush'un yanında yer almayacağını kati bir dille ifade etti.
     Bush daha gün doğmadan kalkıyor. Tek başına Beyaz Saray'ın sakin bir köşesine çakiliyor. İstihbarat raporlarını ya da haber özetlerini okuduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. O dini kitaplar okuyarak güne hazırlanıyor. En çok okumayı sevdiği kitap ise İskoç asıllı gezici rahip Oswald Chambers'in "Dini Nasihatler" isimli kitabı. Chambers din dünyasında Haçlı düşüncesini öven düşünceleriyle tanınıyor. Peki Beyaz Saray'daki kabine toplantıları sizce nasıl geçiyor? Kabine toplantıları tahmin edeceğiniz gibi dualarla başlıyor. Kabine üyeleri Eski ve Yeni Ahit'ten seçtikleri pasajları okuyup, tartışıyor. Toplantılarda sigara ya da içki kullanılmıyor. Güne bu şekilde başlayan Bush, kendisine sorulan basit devlet konularına bile verdiği cevapları İncil'den verdiği örneklerle destekliyor. Bush ve Evangelist düşünceyi medyada ilk inceleyenlerden biri hiç kuşkusuz Amerikan Newsweek Dergisi oldu. "Bush ve Yaradan" isimli bir dosya hazırlayan dergi, Bush'un vaaz kitapları okuduğunu, en çok sevdiği kitabın yazarı Oswald Chambers'ın "1917 yılında Mısır'da Türk askerlerine karşı savaşan Anzak 'lara moral verdiğini yazmıştı. Bush'un aldığı politik olsun ya da olmasın tüm kararlarının ardında Billy Graham ve oğlu Frank Graham'ın olduğunu belirten dergi, "Bush, Başkan olmasını da, Irak Savaşı'nı da Allah'ın iradesine bağlıyor. Bu görevleri yerine getirmek için Başkan olduğuna inanıyor" diye yazmıştı.( Sabah: 03.12.2004 )

03.03.2006 21:07:02
evangelistler ve en iyi ortakları siyonistlerin bu durumda cıkarlarının catışması gerekmiyormu. Eğer bushun amacı bu ise bu iyiye alamet demektir.
Aslında bende uzun zamandır yahudilerin ve hristyanların tarihsel husumetlerini tekrar oluşturulması için faaliyetlerde bulunulmasını istiyorum. Önce halktan başlatılacak olan bu misyon yavas yavas tavana sıcrıyarak bu ikilin arası bozabilir.

denge 03.03.2006 21:36:41
Junior Bucsh ve baba Busch, amaçları bu tabi. Artık bunu kimse inkar etmiyor. Burada forum da bazı akıllılar da Buscha destek veriyor işte, yanıbaşımızdaki tehlikeden habersiz. Onların Orta Doğu sınırlarına bizim güneydoğu da giriyor. Bu bir komplo teorisi değil artık, adım adım uyguluyorlar planı. Sırada İran var, sonra ?
Siyonistlerle aralarında tabiki çıkar çatışmaları var. Taa Roma döneminde toplu katliamlar yapılmış Yahudilere,  Nazizmi düşün hala zihinlerde izleri taze. Birbirlerinden çok da hoşlanmıyorlar tabi. Ama bu hak-batıl meselesi. Onlar bize karşı herzaman şerde birleşirler. Ama yok oluşları yine birbirleriyle uğraşırken olacak.

04.03.2006 16:12:23
Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.
LONDRA - ITV’de bu gece yayınlanacak olan özel röportajda haberci Michael Parkinson’ın sorularını yanıtlayan Blair, “Irak konusunda karar alırken, kendisiyle de mücadele ettiğini” söyledi. Irak konusundaki kararında Hıristiyanlık bilincinin ve inancının etkili olduğunu ifade eden Blair, kararın, 1997 yılında Başbakan olduktan sonra verdiği en önemli karar olduğunu belirtti.
Blair, Irak’ın işgal edildiği günlerde Newsnight programının yapımcısı ve sunucusu Jeremy Paxman ile girdiği tartışmada kendisine sorulan bir soruyla yeniden karşılaştı.

Paxman’ın, “Bush ile birlikte Irak için dua ettiniz mi?” sorusunu o gün yanıtsız bırakan ve Paxman ile sert bir tartışmaya giren Blair, bu kez de Michael Parkinson’ın benzer sorusunu cevaplamadı. Blair, “Ama Irak savaşı boyunca öyle anlar oldu ki ‘Keşke hiç başbakan olmasaydım’ dedim” diye konuştu.

Irak kararıyla ilgili olarak, “Bu kararla yaşamak zorundayız” diyen Blair, “Sonunda hakkımızda mutlaka bir hüküm verilecek. İnanan bir insan olarak böyle bir kararı inançlarınıza ve bilincinize göre doğru vermeye çalışırsınız. Gerisini de tarihin vereceği karara bırakırsınız” ifadesini kullandı.

Blair, kendisini “Hıristiyan sosyalist” olarak tanımlayıp tanımlamadığının sorulması üzerine, “Uzun zamandır ilk kez biri benim için sosyalist sözcüğünü kullanıyor” dedi.
                                                                                       alıntıdır:     http://www.ntvmsnbc.com/news/363758.asp

04.03.2006 19:19:17
ne enteresan şeyler var dünyada...
bi de bana derler, hep boş şeylerle uğraşıyorsun diye...

denge 19.03.2006 01:09:12
Alıntı
Evanjelistlerden Bush'a uyarı var

18/03/2006

WASHINGTON - ABD Başkanı George W. Bush'un arkasındaki güç olan Evangelistler kasımdaki araseçim öncesi Cumhuriyetçilere 'muhafazakâr' ihtarda bulundu. Washington'da bir konferansta buluşan Evangelistler yönetime 'muhafazakâr değerler için daha fazlasını yapın' mesajı verdi.
Aile Araştırma Konseyi Başkanı Tony Perkins, yüksek mahkemedeki iki yargıç bir yana Kongre'nin kendilerini tatmin etmediğini söyledi. Perkins, eşcinsel evliliğin yasaklanması gibi bazı yasal düzenlemelerin yapılmayarak Hıristiyan sağ seçmenin hayal kırıklığına uğratıldığını vurguladı. Kasımda Kongre'deki çoğunluğu yitirmek istemiyorlarsa Cumhuriyetçilerin Hıristiyan sağını memnun etmesi gerektiği belirtildi. 2004 seçiminde Evangelistlerin dörtte üçü Bush'a oy verdi. Yeni anketlere göre bunların yüzde 63'ü yüz çevirdi. (bbc, Christian Post)

torq 19.03.2006 02:08:38
Sorunun kökeninde din olduğunu düşünmek aslında konunun özünü görmekten uzaklaşmak anlamına geliyor. Her düşünce sistemi ya da dogma kullanılabilir olduğu sürece büyütülür ve yaygınlaştırılır. Toplum desteğini almak ve onlara istediklerini vermek işin en önemli yanıdır. Bu açıdan bakıldığında bütün dinler ve inançlar kullanılmak için hazırlanmış güzel malzemelerdir. Eğer evanlgelizmi ABD için bir tehlike olarak kabul ederseniz, başkaları da müslümanlığı, aleviliği, budizmi, yezidiliği vb akımları aynı gözle görür. Peki aradaki fark nedir ? Tek bir fark var şu anda gücün kontrol ettiği akım hıristiyanlık. Eğer müslümanlık güç tarafından kontrol ediliyor olsaydı bu defa hıristiyanlar aynı sözleri bizim için kullanacak ve bizden tehlike diye söz edeceklerdi. Siyonizm de aynı uydurma kavramın bir irk ve dine maledilmiş hali. Yani dünyada yahudiler ortadan kalkarsa dinin kullanımı da sona erer mi ? Onun yerine ya başka bir mezhep ya da uydurma bir inanç gelir ve bu kez de o tehlike olmaya başlar.
İşin özü şudur; siz eşek olmayı kabul ettikten sonra semer vuracak biri her zaman bulunur!

denge 19.03.2006 02:16:19
Zaten bunların hepsi "ötekiler" için tehlike. İslam olunan dönemlerde de yaşandı tabi bunlar, ama hiç bu kadar vahşi olmamıştı sanki.

torq 19.03.2006 02:39:39
Biz bu dönemde yaşadığımız için bize öyle geliyor ama tarihe baktığında bu yaşadıklarımızın hiç bir şey olmadığını söylemek abartı olmaz sanırım. Düşün bir kez, moğollar kendi egemenliklerini yaymak için kaç ulusu yok etmişler. Cengiz Han kuşattığı kentleri ele geçirdikten sonra tüm kadın ve çocukların kafaların kesip kentin girişine öbekler yaptırırmış, geçenler bu kafaları görüp başkalarına anlatsınlar diye. Böylece başka bir kenti kuşattığında tüm kent hiç savaşmadan teslim olurmuş. Başka bir dönem islamın yayılması, alevilik denilen kavramın nasıl ortaya çıktığını düşündün mü ? zorla müslüman olmayı kabul etmeyen kavimlerin başkaldırısı ve öldürülenler az mı ? Sadece Yavuz Sultan Selim'in 80.000 kişiyi alevi olduğu için kestiği söyleniyor. Peki hıristiyanlarda durum nasıl? Fransa'da Saint Bartholmy katliamında bir gecede 15.000 protestan katolikler tarafından öldürümüştü. Katolikler din adına ortaçağda kaç insanı kesti, yaktı, kazığa geçirdi ? Bu örnekleri saymaya kalksak günler sürer.

Tarihin her döneminde vahşet vardı, ama biz bunları kitapta okurken etkilenmediğimiz için bugün yaşadıklarımız daha gerçekçi geliyor.

Mayapan 30.10.2008 02:18:32
Günümüzde halen vahşetten haz duyan insanlar çoğunluktayken, tarih sayfalarındaki pasajlar bu insanlara öncü olmaktan öte bir işe yaramıyor !!

gobilibozo 30.10.2008 11:39:41
Sorunun kökeninde din olduğunu düşünmek aslında konunun özünü görmekten uzaklaşmak anlamına geliyor. Her düşünce sistemi ya da dogma kullanılabilir olduğu sürece büyütülür ve yaygınlaştırılır. Toplum desteğini almak ve onlara istediklerini vermek işin en önemli yanıdır. Bu açıdan bakıldığında bütün dinler ve inançlar kullanılmak için hazırlanmış güzel malzemelerdir. Eğer evanlgelizmi ABD için bir tehlike olarak kabul ederseniz, başkaları da müslümanlığı, aleviliği, budizmi, yezidiliği vb akımları aynı gözle görür. Peki aradaki fark nedir ? Tek bir fark var şu anda gücün kontrol ettiği akım hıristiyanlık. Eğer müslümanlık güç tarafından kontrol ediliyor olsaydı bu defa hıristiyanlar aynı sözleri bizim için kullanacak ve bizden tehlike diye söz edeceklerdi. Siyonizm de aynı uydurma kavramın bir irk ve dine maledilmiş hali. Yani dünyada yahudiler ortadan kalkarsa dinin kullanımı da sona erer mi ? Onun yerine ya başka bir mezhep ya da uydurma bir inanç gelir ve bu kez de o tehlike olmaya başlar.
İşin özü şudur; siz eşek olmayı kabul ettikten sonra semer vuracak biri her zaman bulunur!

katılıyorum, özünde vahşetlerin hiçbiri din eksenli değildir fakat vahşetlerin büyük çoğunlu din üzerinden yürütülen siyasetle yapılıyor, siyonizm esasnda yahudilik ile alakası olmayan, kabalizm felsefesinin ürünüdür fakat din bu felsefenin yaygınlaşması, korunması için alet edildi kullanıldı, bu tarz durumlar tüm dinler için geçerlidir, dinin, bazı zalimlerin sömürü aracı olarak kullanılmasının önüne geçilemiyor, kaç din mensubu var ise o kadar farklı algılayış, yorumlayış ve yaşayış söz konusu, insanlar kendilerine dine göre değil dini kendilerine göre şekillendiriyor, hoşuna giden kısımları alıp, hoşuna gitmeyenleri, kendi prensipleriyle değiştiriyor...

Müslümanların, siyonizmde hıristiyanlar kadar aktif olmadığı düşüncesin katlmıyorum, bölgedeki çıkarlarını korumaları açısından, siyasi, ekonomik, sosyal olarak büyük destek sağlıyorlar.


evangelistler eski ahite inanan  hıristiyanlardır, yahudilerin üstün ırk olduğuna iman ederek onlara hizmetin kendilerine cennet kapılarını açacağına inanırlar, siyonistlerle yollarının kesişmesi, dünyanın kaos halini yaşamasıdır, hıristiyanların amacı kıyameti hızlandırıp mesih'e kavuşmaktır, siyonistlerin ise vaad edilmiş toptraklardır, bu uğurda savaşmak, dünyayı kan gölüne çevirmek ve tüm ''insanlığı'' kendilerine köle etmektir, bu durumda elbette yardımcıya ihtiyaçları vardı, sayı itibarıyla az oluşlarından bazı hıristiyanları kendilerine hizmetçi tayin ettiler, easında en acınması gerekenlerde onlardır(bush gibiler)''siz isa mesihi bekliyorsunuz, evet bizde onu bekliyoruz, bak bizim bu planımıza yardımcı olursanız hem biz ihya oluruz hemde siz'' dediler,  tabi siyonistlerin mesih beklentisi filan yok, amaç sadece yardmlarını sağlamak.Birde müslüman hizmetçiler var(adlarına ne dendiğini unuttum)birinin fethullah gülen olduğu söyleniyor, bu dinler bahçesi, dinler arası diyalog vs hep BOPun dii temsil eden saç ayaklarıdır, projenin kolay işlenmesini sağlayan gayretlerdir.Onlar inanıyorlar ve inandıkları davadan mükafatlandırılacaklarına inanıyorlar, bu uğurda dökecekleri her kan, sömürdükleri her mazlum mükafat aracıdır, müslüman veya hıristiyan, bu plana dolaylı yahut direkt, bir şekilde destek oluyoruz.


kiya 31.10.2008 14:21:07
Sorunun kökeninde din olduğunu düşünmek aslında konunun özünü görmekten uzaklaşmak anlamına geliyor. Her düşünce sistemi ya da dogma kullanılabilir olduğu sürece büyütülür ve yaygınlaştırılır.


katılıyorum, özünde vahşetlerin hiçbiri din eksenli değildir fakat vahşetlerin büyük çoğunlu din üzerinden yürütülen siyasetle yapılıyor,

bu tip söylemler gerçekten iyi niyetli olabilir, ancak insan düşüncesinin gelişim zinciri izlendiğinde yeterince saftirik kalıyor.

nitekim bu yargılara ulaşabilmek için din'in bütün içeriğiyle birlikte gerçekten "yüce tanrı"nın iradesi ile vakfedildiği inancı gerekir ki; bu inanç da bütün inançları kapsayabilmelidir.

bunun anlamı nedir? şöyle ki; hiçbir din, kendi başına saptırılmış olamaz. ingiltere doğumlu bir kişinin anglikan olması ve amerikan doğumlunun evangelist olması, pakistan doğumlunun müslüman olması ve italya'da doğan'ın katolik olacağı gerçeği nasıl reddedilemezse;  "tanrı katında" herhangi bir dinin diğer dine üstünlüğü de tasarlanamaz.

bu durumda her din; önsav olarak "iyi şeyler inşa etmek üzere" tasarlanmıştır.

hımmm, sonuçlardan bahsetmeyeceğim ama her dindarın dahi, diğer dinlerin sonuçlarını görmekte daha gözü açık olduğundan bahsetmeme sanırım bir engel yok.

müslümanlar için yahudilik, hıristiyanlar için müslümanlık vs...

ancak ben yeterince saftirik davranmayıp, fikir kardeşimizin arada bir belirttiği gibi dinlerin doğuşlarında "ilerici ve hatta devrimci" ve fakat sonrasında dogma haline getirildiği safsatasına da inanacak değilim.

kişisel tarih incelemem beni şu sonuca götürüyor: hıristiyanlık; yahudi direnişini kırmak ve imparatorluğun yeni bir ideal etrafında yeniden kenetlenmesi için "tamamen ve bilerek" roma imparatorluğu tarafından uydurulmuştur. bazı batılı tarihçilerin savladığı gibi isa diye birinin yaşamamış olması muhtemeldir ve meryem'in tanrı döllenmesi olanaksızdır.

bu da şu demek; dinler, her türlü ihtiyaçtan doğabilir. bu ihtiyaç ise, iyi ve güzel şeyler vadetmek zorunda değildir. ya da roma imparatoru veya arap toplumu için iyi olan şeylerin, bütün insanlığa iyilik vadetmesi yeterince zordur.

bu nedenle hiçbir din, mezheplere ayrılmaktan kurtulamaz; ancak bu da, inançlar arasında yarattığı düşmanlık nedeniyle, iyilik yerine kötülük vadetmeye daha yakındır.

nitekim tarih, farklı ve güzel bir öykü de nakletmemiştir şimdiye kadar. haaa, bir takım güç hesaplarının ortasında osmanlı'nın yahudilere kucak açması güzeldir de, o yahudiler şimdi nerdedir bilinmez. o yahudiler'in ne'den osmanlı'ya sığındıkları da bu denklem açısından elbette önemlidir.

fikir 31.10.2008 14:39:48

ancak ben yeterince saftirik davranmayıp, fikir kardeşimizin arada bir belirttiği gibi dinlerin doğuşlarında "ilerici ve hatta devrimci" ve fakat sonrasında dogma haline getirildiği safsatasına da inanacak değilim.


İki üçbin yıl sonrası İstanbul manzarasından tuşlara dokunmak kolay tabii... Smiley

kiya 31.10.2008 17:59:26
3000 değil 2008 yıl 10 ay, haa, isa'nın İSA'DAN ÖNCE 6. günde doğduğunu hesaplarsak bi de 6 gün eklememiz gerekiyor. bu durumda isa, kendisinden 6 gün önce doğan ilk insan olarak zaten doğuşunda büyük bir mucize yaratarak dünyaya geliyor. tabi bir de döllenme aşamasında annesinin yarattığı büyük mucize var. yani isa, tartışmaya yer bırakmaz şekilde peygamber olmak üzere doğmuş.

halbuki diğer resullerde, peygamber doğulmaz, peygamber olunur şeklinde bir durum var. Smiley

genel inanışın tersine bütün dinsel akımlar, etkin ya da etkili kişiler tarafından oluşturulmuştur. dinsel mitler ise tersine, bütün kurucuları sefil ve mazlum olarak nakleder. çobandırlar mesela, yoksuldurlar. halbuki muhammed'in aile boyunun, mekke'nin ileri gelenlerinden, etkin ve etkililerinden olduğu yine dinsel mit tarafından nakledilmektedir.

isa'ya dönelim, yeni ahit'e göz atalım:

Toplanan rahipler ve yazıcılar, Hirodes'e peygamberin sözünü ettiği "kutsal yağla ovulmuş olan" Mesih'in (Yunanca: ho christos) Yahudiye'deki Beytüllahim'de doğduğunu söylediler. Bunun üzerine Hirodes, çocuğu bulmasını sağlamaları için müneccimlere "gidin, ve çocuk hakkında iyi araştırın; onu bulduğunuz zaman bana haber verin ki, ben de gelip ona secde kılayım"(Matta 2:8)[14] diyerek Beytüllahim'e gönderildi. Müneccimler İsa'yı buldular, ancak rüyalarında Hirodes'e bilgi vermemeleri için uyarılınca onun yanına uğramadan memleketlerine döndüler. Yusuf da rüyasında Hirodes'in İsa'yı öldürmek istediği hakkında uyarıldı, böylece Yusuf ve ailesi Mısır'a kaçabildi. Hirodes, müneccimler tarafından aldatıldığını anladığında, Beytüllahim çevresinde iki yaş ve altı tüm erkek çocukların öldürülmesini emretti. Yusuf ve ailesi Hirodes ölene kadar Mısır'da kaldılar, sonra Hirodes'in oğlu Archelaus'un oğlundan kaçmak için El Halil'deki Nasıra'ya gittiler.

burada anlatılanlar maalesef dönemle ilgili hiçbir kaynak tarafından doğrulanmış değildir. halbuki tarihçi josephus, hirodes'in hayatını ayrıntılarıyla nakletmiştir. nitekim, bu nakledilenlerden hirodes'in M.Ö 4 veya 5. yılda ölmüş olduğu kabul edilmektedir.

daha ilginci, beytüllahim küçük bir taşra kasabasıydı ve öldürülmüş olan çocukların sayısı 5 veya 6'dan fazla olamazdı.

halbuki hıristiyan propagandalarında bu olay, son derece zalimce resmedilir.

bir inanış yaratmanın kolaylığı açısından dürziliğe bakmakta fayda var:

İslam dininin siyasi bir mezhebi olan Şiiliğin, İsmailiye grubundan köken almıştır. Dürzilik 10. yüzyılda Fatımi halifelerinden El Hakim bi Emrullah el Mansur bin el Aziz billah ve onun veziri Hamza bin Ali bin Ahmed tarafından kurulmuştur. İlk olarak Hamza, halife El Hakim'in Allah'ın adına yönetici olduğunu ortaya atmıştır. El Hakim'in uluhiyet iddiası ve bu iddiasını farklı yerlere gönderdiği dailer ile yaymaya çalışması kısa sürede halkın tepkisine neden olmuştur. Bu sıralarda El Hakim veziri Hamza'yı imam tayin etmiştir. Aynı zamanlarda El Hakim'in dailerinden Nuştekin ed-Dürzi kendisinin imam tayin edilmesi için çalışır ama bu halkı kızdırmış ve isyan eden halk tarafından 1020 yılında öldürülmüştür.

Halkın olumsuz tepkisi üzerine bir süre dini yayma faaliyetlerine ara verilmiş, fakat daha sonra Hamza yeniden faaliyete başlamıştır. Birçok yeni inanan elde edilir. El Hakim 1021 yılında bir dağda kaybolur, büyük ihtimalle öldüğü sanılmaktadır. El Hakim'in ölümünden sonra Hamza da inzivaya çekilir. Sonraki halife Ali bin el Hakim Dürzilere karşı davranır ve bu Dürzi cemaatin inançlarını saklamaya başlamasına neden olur. Dürziler İslam dininde takiyye terimi ile tanımlanan, gerçek inancı saklama ve genelin inancına bağlı gözükmeye başlarlar.

Dürziler dağda kaybolan El Hakim'in kıyamet günü döneceğine inanırlar.


haa, bu kıyamet günü de dönen dönene, yahu hepimiz ahrete giderken bu azizler neden döner acaba?

nitekim evangelizm'e dönersek, amerikan pragmatizminin dinsel boyutta ortaya çıkışı olarak yorumlayabiliriz. nitekim, her inanışın da bir gereksinimden doğduğu tezimizi oldukça güçlendiren bir akımdır bu.

en önemli evangelist propagandalarından biri olan 4 küsur saatlik ben-hur filminin oscar ödüllerine boğulması bir yana, bir dinin söylediklerinden çok propaganda edilişi, halk üzerinde daha geniş etki yapmaktadır.

Elif 01.11.2008 13:55:26
Bakara Suresi'nden:
8 - İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derler.

9 - Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.

10 - Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardır.

11 - Hem onlara: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın." denildiğinde: "Biz ancak ıslah edicileriz." derler.

12 - İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar.

13 - Onlara: "İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın." denilince, "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.



Sayfa: [ 1 ] 2