SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Psikoloji

Konu: Piskoloji Ve Sosyoloji

Sayfa: [ 1 ]

27.02.2006 15:37:58
Sosyal Bilimler İçinde Kendi Yöntemini Dönüştüren Psikoloji

Sosyal bilimlerde kullanılan çeşitli yöntemler arasında dış gözlem, kontrollü gözlem gibi gözlemleme yöntemleri psikolojinin vazgeçemediği yöntemlerin başında gelmektedir. Bu metotlarla, davranış, iyice kontrol altında tutulmuş çevre şartlarında incelenmektedir. Çok sayıda denek gözlemleme odalarına alınarak dışarıdan gözlemlenir. Sonraları yöntemin en mahzurlu yönü, insan davranışlarının böylesine kontrol altına alınamayacağı, alındığında da doğal halinden sapacağı, dolayısıyla bulguların şüphe taşıyacağı şeklinde belirlenmiştir.

Psikoloji araştırmalarında kullanılan en önemli veri sağlama araçlarından biri de ankettir (questionare). Anket tekniğinin kullanımı birçok niceliksel yöntem gibi hem faydalı ve hem de mahzurlu olarak değerlendirilmektedir. Anket tekniği kullanılarak gerçekleştirilen bir alan araştırması, kesitsel olarak, direkt olgulara karşılık gelen birebir ipuçları verir. Bunun yanı sıra denekler sorulanları bazen içsel kazanımları yönünde değil de zihni ölçülerine veya beklentilere göre cevaplayabilirler.

Niceliksel yöntemlerin ardından psikoloji, insanı niteliklerine göre konu edinmenin daha gerçekçi olacağı şeklindeki yaklaşımına oldukça direnerek geçiş yapmıştır. Uzun yıllar marjinal planda kalan ve bilimselliği tartışılan ancak derinden derine toplumsal araştırmalarda yer edinmeğe başlayan ve insanı anlamaya çalışan kalitatif araştırmalar, günümüzde oldukça kabul görmektedir. Temelleri filozof W. Dilthey tarafından atılan ve M.Weber gibi kişilerce sosyoloji ve öteki insan bilimlerinin gelişmesine eşlik eden kuramsal tartışmaların içerisine sokulan (Rickman 2000, 55) kalitatif araştırma, toplumun bir bütün olarak ele alınıp, üretilen bilginin araştırma nesnesinden kopartılıp kurumların kullanımına sunulan belgeler haline dönüşmesine karşı çıkar ve bilginin, araştırılan grupla birlikte üretilip kullanılmasından yana olur. Buna karşı duruşun gerekçesi şudur; bilginin hayattan koparılarak ‘operasyonel kavramlar’ haline dönüştürülmesi, insan olgusunun anlamının yalnızca bu kavramların neden-sonuç ilişkileriyle birbirine bağlanmasına indirgenmesi, bir nesnelleşme-yabancılaşma duygusunun doğmasına yol açar.

Bu anlamda yapısalcılık, fonksiyonalizm ve davranışçılık, önceleri felsefi, sonra da 1960‘lı yılların sonunda toplumsal alanda eleştirilere uğramaya başlar. Niteliksel yöntemlerin yeniden canlanması bu yıllardan sonradır. Bu aşamada bilimin değer yargılarından ne kadar bağımsız olabileceği, bilimsel bilginin tek bilgi kaynağı olup olamayacağı kıyasıya tartışılacaktır.

Bundan sonra tartışma konuları arasında insanın ve dolayısıyla toplumsal olayların salt etki-tepki ilişkileri ve bunların ölçülmesi şeklinde araştırılması yerine, bir metin gibi ele alınarak yorumlanmasına sıra gelmiştir. Artık ‘neden böyle’ yerine, ‘niçin böyle’ şeklindeki soru daha anlamlı olacak; ‘açıklamak’ yerine ‘anlamak’ yeni bir tavır olarak benimsenecektir. Fakat yorumlamanın kantitatif yöntemlerdeki gibi geçerli ve güvenilir olduğunu ölçecek aygıtların neye dayanılarak yapılacağı da yeni tartışma konuları arasına girecektir.

Dilthey, araştırmanın yalnızca gözleme dayalı olmasından ziyade, mistik bir süreç olduğunu, dolayısıyla bir metin gibi okunacak olan olguyu anlamak için ona empati duymamız (içsel ve eş duyumsal olarak anlamaya çalışmamız) gerektiğini söyler. Bu sefer de, araştırmacının, araştırdığı nesnellik ile kendi arasına ne kadar mesafe koyabileceği sorusu gündeme gelir ki beşeri bilimler yorumcusu, zaman, yer ve dünya görüşü açısından konumlanışı ile yeni bir mahiyet kazanır. Burada ‘gelenek’; birçoklarıyla eşzamanlı olarak paylaştığımız, benzer şekilde duyumsadığımız, kaybedildiğinde benzer acıları yaşantıladığımız, içinden geçerek yeniden ürettiğimiz toplumsal bir öz, vazgeçilemez bir kavram olarak karşımıza çıkar. (Dilthey ve teoremi için bkz. Freund 1991, 56, 75; Bottomore 1977, 45; Süerdem 1994, 423; Göka ve dğr. 1999, 32-5).

Bahsedilenlere ilaveten psikolojinin evrensellik iddiası ve kültürler arası olduğunda bu bilime yapılacak olan katkılar da tartışılanlar arasındadır. Günümüzde ise psikoloji emik olanın da etik olan kadar değerli ve zengin olabileceğini kabul etmektedir. Çünkü duygu -durumları ve deneyimler kültürlere göre değişen davranış biçimlerine dönüşürler. Değerler, inançlar, aile, arkadaşlık gibi sosyal kurumlar tarafından desteklenir bazen de zayıflatılırlar. Bu sebeple kültürler-arası farklılıklar olduğunda, farklı duygu-durumlarının faklı fonksiyonları olduğunu araştırmak bize değişik bir öngörü sağlayabilir. (Super-Harkness 1991, 57).

Ülkemizde de, özellikle psikolojinin bazı alanlarında yöntem arayışlarına temel oluşturan tartışmalarda gelinen en son durumu göstermek açısından, Kağıtçıbaşı’nın şu yorumu önemlidir; ‘Psikoloji hep evrensel bir bilim olmayı amaçlamış olduğundan kavram ve bulguların daha çok batı kültürüne özgü olabileceği göz ardı edilerek, kültürler arası geçerlilik taşıdığı varsayılmıştır. (...) çoğunlukla tek bir sosyo-kültürel bağlamda yürütülmüş araştırmalardan çıkartılan sonuçların kültürler arası geçerliliği olduğu düşünülmüştür. Oysa geçerliliği olduğu öngörülen aile dinamiği, kişilik kuramı ve gelişim psikolojisinin bazı temel kavramları, aslında sadece bir kültüre de özgü olabilirler.’ (Kağıtçıbaşı 1991, 20) ‘...Ancak tek bir kültüre özgü gibi görünen bir olgu, kültürler-arası bir karşılaştırma yapıldığında, farklı kültürel ortamlarda benzerlikler göstererek ortaya çıkabilir. Başka bir deyişle, bu felsefi bir tartışma konusu değil, görgül bir araştırma konusudur. Aynı şekilde psikologlar kendileri de psikolojik olayları kavrarken kendi kültürel kimliklerini olaya katmaktadırlar. (...) Emik ve etiğin, yerel ve evrenselin tek bir kültüre has ve ortak olan diyalektiği tanınmalı ve kullanılmalıdır. Çünkü bu diyalektik, kültürler arası psikolojiye dinamizm getirir ve gelişmeyi sağlar.’ (Kağıtçıbaşı 1991, 36)

Bütün bunlardan sonra psikoloji yöntem geliştirme konusunda oldukça cesur adımlar atmış ve bireyin iç dünyasını anlayabilmek için, daha insani olana ulaşmaya çaba göstermiş ve bu adımlarla eğitim ve din eğitimi biliminin amaçlarına teorik planda yakınlaşmıştır denilebilir

Leonardo 28.02.2006 21:05:09
Bu bilimlerin ikisi de pozitif bilim değil. bunun anlamı bazı teoriler var. mesela amerikalı bir sosyolog seçimlerin sonucunu önceden tahmin edebilmiş falan... ama kesin olan matematiksel olan hiçbirşey yok.

evren matematik dilinde yazılmıştır. bilgisayar bilimleri ve fizik pozitif bilimdir. bilgisayarcı bilgayarınızda virüs var diyosa vardır. fizikçi dünya yuvarlaktır diyosa yuvarlaktır çünkü adam bunu formüllerle hesaplamıştır ve kendisi hata yapmadıysa matematiksel denklemler hata yapmaz. hesaplamaları doğruysa bir astronomun dedikleri aynen çıkar.

herkes astronomi astroloji geyiğini yapar durur kimse astroloji-psikoloji ya da astroloji sosyoloji bağını kurmaz bağını kurmaz diğer taraftan.




01.03.2006 15:42:08
öbür yandan şu şekilde düşünmek te bence mümkündür,
tüm bilimler felsefeden doğmuştur,
yani hepsinin babası aynı dır, aynı şeyin ürünüdürler...
yani az çok aynı şeyin ürünü oldukları için birbirlerine benzerler,
yada birbirlerini tamamlarlar,
ki ben piskoloji ve sosyoloji nin birbirleri olmadan,
bir tanesinin tek başına hiç bir işe yarayacağını sanmıyorum

denge 01.03.2006 17:21:43


 Benim de dikkatimi şu çekmiştir; eski gelenekte  ilimlerin birbiriyle ayrıştırılmadığı görülür.. İlim adamları bir yandan pozitif bilimlerle uğraşırken bir yandan felsefeyle, metafizikle ilgileniyorlarmış. Ne bileyim hem resim sanatı ile ilgileniyor, hem harita çıkarıyorlarmış.
 Mesela; İbn Sina bu konuda çok iyi bir örnektir; hem tıpla ilgili eserlerini okunur, hem felsefe ile.

Leonardo 02.03.2006 20:33:30
öyle düşünmek mümkündür değil, öyle.

bir astronom dünyaya göktaşı çarpacak derse ya hesap hatası yapmıştır ya da o göktaşı gelir belirlenen tarihte, saatte ve dakikada dünyaya çarpar. Bu bilimdir. bilimde çok net kurallar ve yasalar vardır. felsefeden bu anlamda tamamen ayrıdır. fizik dünyasında da tartışmalar olabilir, ama kuantum fiziği yasaları tıkır tıkır işler ve kimse bunun tersini iddia edemez.

bilim integrallerle, fonksiyonlarla, kare köklerle, kesin 100% kurallarla çalışır. bilimsel metoda göre deneylenip kanıtlanamayan, matematiksel karşılığı olmayan herşey yalan olarak kenara atılmalıdır.

Bilimsel metoda göre psikoloji ve sosyoloji bu şekilde aynen kenara itilmek durumundadır.

pratikte de bir gün bir şey söylerler öbür gün vaz geçerler, hepsi bir biriyle çatışma halindedir ve sonuç olarak da ne topluma ne bireye faydalı birşey sunamadılar. sunamazlar da. bilim matematiktir ve insanı bilimler pür teori, varsayım, anket, hesaplama, ve inanç meselesidir.

bilimin güzelliği burda. bilimde tartışma, kafa ütüleme, kargaşa olmaz. varsa kanıtla. kanıtlanmışsa doğrudur. matematiksel formülü vardır ve her şey deterministikdir. top mermisinin düşeceği nokta fırlatığı anda %99.9 önceden bellidir.

bu bilimdir. belki yok, olabilir yok, mümkün yok, inşalah yok. bu budur. fizik, kimya, bioloji, onkoloji, trigonometri, mekanik, mühendislik,

tıp bile 100% değildir. insanla uğraşıyorsunuz ve insanların özgür iradesi var.

sosyoloji ve sosyolojide deney tüpüne koyamayacağınız, matematiksel formülünü veremeyeceğiniz soyut nesnelerle uğraşıyorsunuz.

bilinç altının formülü olabilir mi? nerde gördün? neyle tartıp neyle ölçeceksin? durkheimın intharla ilgili çalışmaları var. Durkheimın çalışmasında bilimsel olan tek şey istatistikler. onun dışında istatistikleri yorumlamış amcam. bunun neresi bilim. filozofta kuşa bakıp içinden geldiği gibi döktürüyor.

ekonomi bilimdir. para nesneldir. pazar somuttur, borsa somuttur, para akışı somuttur, bir nesne verilir diğer nesne alınır. bunun kurallarını pekala inceleyebilirsin. ekonomi yine bilim kategorisine giriyor.

ama o da pozitif bilim değildir. yani 100% kesin olan bir bilim değil. en büyük iktisatçı bişey der. ertesi gün tam tersi olur. bu ayrımı yapmak önemli bence.
 

nicom 03.03.2006 16:56:27
kaynağı insan olan şeyleri birbirinden bağımsızlaştırmanın cokta mumkunatı yok..
psikoloji ve sosyoloji herzaman birbirlerine sırt dayayabilir ancak bu beraberliği her problematikte beklemek yersizdir.kapsadıkları konular yer yer kesişsede özlerinde çok farklı yönlere kayan bilimlerdir..yinede gerektiğinde uygulanan bu beraberlikle çok daha iyi sonuçlar alınabilinir.sosyoloji bir toplum bilimiyse psikolojinin merkezinde yer alan insan onunda en önemli başlangıc noktasıdır..


Leonardo 05.03.2006 22:04:38
o zaman astroloji de bilimdir. göksel nesneleri inceleyip bunların insanlar ve toplumlar üzerindeki etkisini araştırıyorlar. ve bunun bilimsel olduğunu savunuyorlar.

astroloji psikoloji ve sosyolojiden daha bilimseldir çünkü somut gözleme dayanır. sosyolog ve psikologlarda gözlem dediğimiz olay da yok. gözledikleri şeyler de vardıkları sonuçlar kadar soyut.

göktaşları ve yıldızlar en azından gerçek şeyler. dolunay gecelerinde suç oranının artığı da gerçek bir olaydır mesela.

pozitif bilimdir demiyorum. ama astroloji de o zaman bilimin bir koludur.

nicom 07.03.2006 16:33:01
[quote author=Leonardo link=topic=7791.msg83692#msg83692 date=1141589078

 sosyolog ve psikologlarda gözlem dediğimiz olay da yok. gözledikleri şeyler de vardıkları sonuçlar kadar soyut.

[/quote]

bu soylediğin çok yersiz olmuş leonardo..bunları sosyolojin ve psikolojinin ne olduğu hakkında hiç bir bilgisi olmayan biri bile zor soyler..
gozlem bir metodtur..ve sosyologların psikologların belkide en fazla basvurdugu yoldur.bu alanda calısan uzmanların ilk yaptıgı sey gozlemlemektir bircok durumda..
gozlem olmadan bir sonraki adımı atmaları soz konusu olamaz..elbette gozlem her durumda gecerli olamaz..misal bir sosyolog modern donem oncesine donup o cagdaki papazlari gozlemleyemez..sadece okuyabilir,arastırabilir..ancak yaşadığı çağ'da elini atabildiği,gozleriyle gorebildigi herseyi gerekirse bilim adami gibi gozlemler..sosyologun ilk işi budur..iyi bir gozlemci olmadan sosyal bilimci olamassin ..
gozlenen seylerin soyutluguna ise bu noktada karar vermen yanlıs..yaşanan olayları soyut devip havaya karıstırmak sadece geri plana itmektir..inan gokteki yıldızlar,yanı başında olan ve hayatına yon veren olaylardan,yada zihnini darmadagın eden bircokseyden daha somut değildir.
sosyoloji ve psikolojinin yaptığı zaman zaman olumsuz seylerin hayatınızda sadece soyut kalmasını saglamaktır..ancak oyleki soyut olan bir cok sey kendine somut kılıflar bulur ve işler planladıgınız gibi gitmez..
sosyoloji ve psikoloji gozlemsiz irdelenemez..çelişkilere dusmek bunun aksini dusunmekle olur.


Leonardo 13.03.2006 14:35:32
gezegenleri teleskopla, radyo teleskopla, matematiksel hesaplamalarla gözleyebilirsin. atomaltı paçacıklarınnı varlığı bir fizikçinin kitabında değildir. onlar ordadır ve varlıklarıdan en uç şüpheci bile şüphe edemez. elektronlar, protonlar küçücük olmalarına rağmen gözlenebilir.

mutluluğu ya da hüzünü nasıl gözlemleyebilirsin? neyle ölçüp neye göre tartabilirsin? matematiksel karşılığı nedir? insan beyninin içindeki düşüncelerin formülü nedir? duygu ne demektir? nasıl kanıtlanır?

bunlar şiirin, metafiziğin ve felsefenin irdeleyeceği konular. bilimin değil.

sosyoloji de öyle. ama toplumsal olaylar kısmen de olsa gözlenebilir. mesela kalalık bir yürüyüş yapan grubun matematiksel karşılığı vardır. o yüzden tepkileri kısmen de olsa belirlenebilir. bunun belli bir mekaniği vardır. yani kalabalığın vardır.

ama toplum ne demektir? bu soyuttur. kalabalık gerçektir. toplum soyuttur fikirdir. matematiksel karşılığı yoktur. kitle bilimi diye bişey olabilir. ama sosyoloji diye bir bilim olamaz. somut değil. matematiksel değil.

psikoloji ve sosyoloji felsefenin birer kolodur. fizik, kimya, astronomi, bioloji, gastronomi gibi pozitif bilim değildir. bilim matematiktir. somutluktur, gözlemdir. deneydir.

geshtaltin matematiksel açılımını bana söyleyebilirmisin?


Sayfa: [ 1 ]