|
||
| ÜNİVERSİTELERDE TARTIŞMA VE ARAŞTIRMA KÜLTÜRÜ ÖĞRETİLMEMEKTEDİR Ülkemiz üniversitelerinde kâğıt üstündeki proje üretme ve dönem ödevleri pek yararlı olmamaktadır. Batılı üniversitelerde öğrenim gören hocalarımız bilirler, her hafta her derisin uygulaması varsa konu ile ilgili rapor ve tartışma istenir, yoksa dersi ile ilgili literatüre dayalı ödev istenir. Bir şekilde öğrenci bir konuyu nasıl ele alacağını her yönü ile inceler ve kritik yapar. Bu nedenledir ki batıda eleştirel bakış açısı tabii erken dönemlerde ilköğretim, orta öğretim ve nihayet üniversitelerde fikirlerin tartışıldığı ortamlar olarak gelişir ve olgunlaşır. Batı toplumlarında özellikle üniversitelerde her tür düşünce otorite tarafından şiddete dönüşmediği sürece toleransla karşılandığı gençlik kendini en iyi ifade edebilmektedir. Bilgi paylaşıldıkça çoğalır özdeyişi anlamlı. Tartışarak zenginleşmek, her düşüncenin karşıtını alarak analiz ve sentez yeteneğinin gelişmesi çok anlamlıdır. Olaylara farklı göz ile bakmasını bilmeyen kişi önüne konulan her şeyi sorgulamadan yemesine benzer. İnsan beyninin de böyle çalıştığı söylenmektedir. Uzmandalar insanın öğrenmesini kapasiteleri faklı postane şebekelerine benzetmektedirler. Ne kadar çok okunur ve irdelenirse beynin kapasitenin o denli arttığı ve olayları kavramaya o denli vakıf olduğunu belirtilmektedir. Eğitim kurumalarımız mutlaka derslerde uygulamaya önem vermeli, öğrencileri her türlü ön yargıdan arî olarak tartıştırma ortamı sağlamalıdır. Tek tek beyinler durağan beyinleri yerine, çok sayıda kişinin tartışan ve ortak akılın yaratacağı etkinin büyüklüğü belki ülkemizin önünü açacaktır. Kim bilir. Batıda gördüğümüz "brain centre" veya "think-tank" merkezlerinin önemi çok açık. Buralarda her türlü düşünme ve tasarım beyin fırtınası anlayışı ile sergilenmektedir. |
||
|
||
| üniversite de bile ezbere dayalı eğitim yapılmakta. kaldı ki bu hocalar tarafından değiştirilebilir.Çünkü uyması gereken bir müfredat yok. ama gel gelelim üniversite hocası olup, kendini bir halt zanneden, iki cümleyi bir araya getirip, öğrenen beyinlere anlamlı 'şey'ler sunamayan insanlar var. kokuşmuş saçmalıkları itinayla gençliğe aktaran, ahmak beyinlerden ne beklersiniz ? ona 'A' öğretilmişse o da beyinciğiyle 'a' olarak öğretmeye çalışır. |
||
|
||
| Bu konuda umut vadedici bir gelişmeler var. Bu yıl ilkokullarda müfredatlar değişilerek, öğrenme şekillerinde farklı yöntemler kullanılmaya başladı. Hep araştırmaya ve muhakeme etmeye yönelik tarzda. Okuma-yazmayı öğrenmeye başlayan öğrencilere(ikinci sınıf) bile, öğretmen belli derslerde sadece konu başlığını veriyor ve ders saatini çocukların kütüphanede geçirmelerini istiyor. Çocuklar araştırmalarını burada hepberaber yapıyorlar ve yine birlikte sonuca varmaya çalışıyorlar. Eğitimin hem araştırmaya yönelik hemde inter-aktif olması amaçlanıyor böylece. Öğretmenin de işlevi değiştiriliyor, bir koç ya da rehber gibi konumlandırılmaya çalışılıyor. Fakat sosyo-ekenomik olarak düşük düzeydeki ailelerin, özellikle ödev konusunda kaynak yetersizliği yaşadıkları için aslında bu tarz bir öğretim yönteminin biz de pek tutmayacağını söylüyorlar. Başka bir güzellik daha, kişisel gelişime yönelik çalışmalar da başlatıldı. Mesela, bir ders saati boyunca öğrencilerin, kendilerini diğer öğrencilerden ayıran özelliklerini anlatmaları istenityor ya da arkadaşlarını tanımlamaya çalışıyorlar, bunun gibi şeyler işte. İnşallah bu yöntem tutar. İşte o zaman üniversitelerde uçacak öğrenciler. Bitirirken öğretmenlere beylik bir laf edip öyle gideyim Vasat öğretmen, konuşur İyi öğretmen, öğretir Usta öğretmen, gösterir Büyük öğretmen, ilham verir Yine bu yeni müfredatta kişisel |
||