|
||
| Nuh aleyhisselamın en büyük oğlu Sam’ın neslinden yani Sami ırkına mensub büyük bir kavim. Arab, lügatte "güzel" demektir. Coğrafya terimi olarak; Arabistan Yarımadasında doğup büyüyen, oranın iklimi, havası, suyu ve gıdası ile yetişen ve onların kanından olan kimselere verilen addır. Araplar, beyaz ve buğday benizli olur. Araplar tarihte; Hicaz, Yemen, Mısır, Kuzey Afrika, Irak, Suriye ve Filistin bölgelerinde yaşamış, bir çok devletler ve medeniyetler kurmuşlardır. Kendilerine, imana ve hak yola davet etmek için Allahü teala tarafından bir çok peygamber gönderilmiştir. Nuh aleyhisselamın oğlu Sam’ın neslinden olan Araplar; Arab-ı Baide, Arab-ı Aribe, Arab-ı Müsta’ribe ve Arab-ı Müsta’cime olmak üzere dört kısma ayrılır: Arab-ı Baide; Nuh aleyhisselamdan sonra, Arabistan Yarımadasında yerleşen, geçmiş peygamberlerin zamanlarında kendileri ve nesilleri ortadan kalkmış Arablardır. Ad, Semud ve Amalika kavimleri bunlardandır. Arab-ı Aribe; Baide Araplarından sonra Yemen’de yerleşen Kahtan evlatlarına denilmiştir. İsmail aleyhisselamın Kahtanoğulları neslinden olan Cürhümlülerden kız alıp, bütün evladı, ana tarafından Kahtan neslinden olduğu için, bazı tarihçiler bütün Araplar Kahtan neslindendir demişlerdir. Aslında Arab-ı Baide denilen birinci kısım Araplardan başka bütün Arap kabileleri iki kısım olup, birinci kısım Kahtan’ın, ikinci kısım ise İsmail aleyhisselamın neslindendir. Kahtan’ın neslinden Seba, Himyer, Evs ve Hazreç kabileleri gelmiştir. Arab-ı Müsta’ribe; İsmail aleyhisselamın on iki evladının Arab-ı aribe ile karışmasından meydana gelen kabiledir. İsmail aleyhisselamın oğullarının her birisi bir kabilenin atasıdır. Kayzar en meşhuru olup, Peygamber efendimizin büyük atasıdır. Kayzar’dan sonra gelen kabileler, Mezopotamya’ya ve Hire taraflarına yayılmıştı. Asurluların zulüm ve işkenceleri yüzünden Kayzaroğullarından ve Resul-i ekremin yirminci dedesi Adnan’ın oğlu Mead, Mekke civarına yerleşti. Bunun torunu olan Mudar ve Rebia’dan gelen kabileler bölgede çok meşhur oldu. Rebiaoğulları kabilesinden meydana gelen bir çok büyük kabile Irak taraflarına yerleşti. Beni Hanife, Beni Zehl, Beni Esed, Beni Kahil, Beni Saleb ve Beni Abdilkays taifeleri, Rebiaoğulları kabilelerinin meşhurlarıdır. Mekke, Medine ve Hicaz bölgesinde yerleşmiş olan Araplar ise, Mudaroğulları kabilesindendi. Çoğu Mekke'de otururdu. Arabın en fasihleri olduklarından, bütün Arap kabilelerinin en üstünü sayılırlardı. Mudaroğullarından birçok kabile meydana gelmiştir. En meşhuru Beni Kays Geylan kabilesi idi. Bu kabileden de; Beni Hilal, Beni Bahile, Gatafan, Beni Abs, Beni Fezare, Beni Zibyan, Beni Selim ve Hevazin kabileleri meydana geldi. Hevazin kabilesi, Beni Kays’ın en büyük kabilelerindendir. Çeşm bin Beni Bekr, Sakif, Nasr bin Muaviye, Ed bin Tanca bin İlyas kabileleri de Hevazin kabilesinden meydana gelmiştir. Ed bin Tanca kabilesinden de en meşhurları; Beni Temim ve Beni Hanzala bin Malik olmak üzere ondan fazla kabile meydana geldi. Beni Huzeyl kabilesi, Müdrike bin İlyas bin Mudar’ın oğlu olan Huzeyl’in neslinden gelen kabiledir. Bu kabileden de Beni Sa’d adında bir kabile hasıl oldu. Beni Esed bin Huzeyme bin Müdrike ve Beni Kinane bin Huzeyme bin Müdrike kabilelerinden de bir çok kabileler ortaya çıktı. Bu kabilelerin hepsine Kinani denirdi. Meşhurları; Beni Medlec, Beni Gıfar, Beni Melkan ve Dayil taifeleriyle, Peygamber efendimizin soyundan gelmiş olduğu Nadr bin Kinane kabilesi idi. Nadr’ın lakabı Kureyş olduğundan daha sonraları bunun neslinden olan bütün kabile ve taifelere Kureyş, Kureyşi ve Kureşi denilmiştir. Kureyş kabilesi de; Haşimi, Emevi, Nevfel, Abdüddar, Esed, Teym, Mahzum, Adiy, Cumah ve Sehm adında on kola ayrılmıştı. Peygamber efendimiz Kureyş kabilesinin Haşimoğulları sülalesindendi. Peygamber efendimizin nesli de kızı Fatıma’nın oğulları Hasan ve Hüseyin’den (radıyallahü ahnüma) çoğalarak bugüne kadar devam etmiştir. Hasan’ın (radıyallahü anh) evladına Şerif; Hüseyin’in (radıyallahü anh) evladına Seyyid denir. Arab-ı Müsta’cime; Arapların İslam dininin doğmasından sonra, bu dini yaymak ve Allahü tealanın ismini yüceltmek için dünyanın diğer memleketlerine giderek başka milletlere karışmasından meydana gelen Araplardır. Peygamber efendimizin vefatından sonra, Eshab-ı kiramın hepsi, sonra da evladı, İslam dininin verdiği gayretle doğuda Hindistan ve Çin’e, batıda Atlas Okyanusu ve İspanya’ya, Afrika’da Büyük Sahra ve Sudan çöllerine, kuzeyden Suriye, Irak, Kıbrıs, İstanbul ve Hazar denizine kadar yayıldılar. Tarihte bir çok devletler ve medeniyetler kurmuş olan Arap kavmine zaman zaman kendilerini hak yola ve kurtuluşa davet eden peygamberler gönderilmiştir. Bu peygamberlerin davetine uymayan Arab kabileleri, Allahü teala tarafından çeşitli şekillerde helak edilmişlerdir. Arabların İslamiyetten önceki devrine Cahiliyye devri denir. Bu devir, kötülüklerin en çok olduğu, eşi emsali görülmemiş suçlar, kötü fiillerin işlendiği kara bir zamandır. Nesep, soy ilmi Araplar arasında çok önemli olup, her Arap kendi aslına ve nesline çok önem verirdi. Sülalesini kuşaktan kuşağa, hal tercümeleri ile ezberletip, çocuk ve torunlarına öğretirlerdi. Araplar arasında cömertlik üstün bir vasıf olarak kabul edilirdi. Hac mevsiminde Mekke’ye gelen misafirlerin ağırlanması ile Kabe hizmetlerine çok önem verilirdi. Bugün Arabistan Yarımadasında Arap soyundan kimse kalmamıştır. Mekke ve Medine’de oturanlar, dışarıdan gelip yerleşenlerin neslidir. Kaynak: Rehber Ansiklopedisi |
||
|
||
Alıntı Bugün Arabistan Yarımadasında Arap soyundan kimse kalmamıştır. Ben anlayamadım, neredeler şimdi? Türkiyede bile bir sürü Arap var, Arap Yarımadasında mı kalmadı ?
|
||
|
||
ne komik bir iddia bu ..rehber ansiklopedi yanlış bilmiyorsam türkiye gazetesi avanelerinin gazetesi. peygambere yakıştıramıyorlar ya bugünkü arapları.. nasıl da zırvalamışlar
|
||
|
||
| Evet ya kestirip atmışlar benim de dikkatimi çekti. Bugünkü Suudi Arabistan halkı ise, yabancılarla karışarak onlardan sonra gelenlerdir. Ülkenin şimdiki etnik yapısı eskiye nazaran çok değişmiştir. Hakîkî Araplar pek kalmamıştır. Çoğunluğu Suudiler, Mısırlılar ve Yemenliler teşkil etmektedir. Bundan başka Filistinli, Ürdünlü, Suriyeli, Pakistanlı, Hintli, Zenci ve bir miktar da Avrupa ve Amerika kıtalarından gelen insanlar yaşamaktadır. Nüfûsun % 70’ine yakın bir bölümü şehirlerde yaşamaktadır. Dil Arapçadır. Fakat bugünkü Arapça çok değişik bir şekildedir. Yâni İslâmiyyetin ilk yıllarındaki Kureyş Arabîsi hemen hemen kalmamıştır. Arapça, çeşitli Arap ülkelerinde farklı lehçeler hâlindedir. ________________ 1737 yılında Abdülvehhab oğlu Muhammed’in yaymaya başladığı Vehhâbîlik yolu, Arabistan’daki sükûneti bozdu. Bu yol siyâsî bir hâl de alınca; Osmanlı Devletine karşı bölgedeki Bedevîlerin desteğinde 1791’de isyan ettiler. Mekke Emîri Şerîf Gâlib Efendi ile harp ettiler. Sayısız Müslümanı öldürüp, kadınlarını, çocuklarını ve mallarını aldılar. Bunlar 1801’de Mekke’ye saldırdılar. Mekke Emîri Şerîf Gâlib Efendi, bunları şehre sokmadı. Mekke etrafındaki Arap kabileleri de Vehhâbi oldu. 1803’te Taif’e girdiler. Taif’teki Müslümanlara işkence edip, kadınları ve çocukları acımasızca öldürdüler. Hac mevsiminde Mekke’ye de saldırdılar. Şehre giremediler. Şerîf Gâlib Efendi, Cidde’ye girince Sü’ûd bin Abdülaziz antlaşmayla şehre girdi, türbe ve mezarların hepsini yıktırdı. Suudîler, Şerîf Gâlib Efendiyi yakalamak için Cidde’ye gittiyse de Osmanlı askerinin mukâvemetinden geri çekildiler. Mekke’de işkence, zulüm, soygun artınca, Şerîf Gâlib Efendi, Cidde’den şehre gelip Vehhâbîleri kovdu. Yemen dağlarına kaçtılar. Kaçarken çok zulüm, soygun yaptılar. Şerîf Gâlib Efendinin tavsiyesiyle Benî Sakif Kabîlesi de Taif’teki Vehhâbîleri şehirden kaçırttılar. Vehhâbîler, Yemen dağlarındaki câhil, vahşi köylüleri toplayıp, kuvvetlerini arttırarak tekrar Mekke’yi kuşattılar. Şehir açlık sebebiyle teslim oldu. Yine şehirde çok zulüm ve tahribat yaptılar. Mübârek beldelerdeki zulüm ve tahribât, Mısır Vâlisi Mehmed Ali Paşanın 1812’de Cidde’ye gelmesi ve Mekke’ye asker göndermesine kadar devam etti. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrâhim Paşa, Vehhâbîlerin merkezi Deriyye’yi 1818’de fethedip, Vehhâbî Emiri Abdullah ibni Suud ile dört oğlu ve ileri gelenlerini esir alıp, İstanbul’a gönderince, bunlar îdâm edildi. İngiltere bölgede fitne çıkarıp, Osmanlı Devleti içinde isyan başlatmak istediyse de 1857’de sulhla etkisiz hâle getirildi. 1860 yılında bütün emirler devletin itaatı ve terbiyesi altına sokuldu. 1897’de Suudîlerin lideri olan Abdülaziz er-Reşîd, Vehhâbiliği tekrar faal hâle getirdi. Riyad, Kasîm, Büreyde şeyhleri, El-Mühenne köyünde bulunan Abdülaziz bin Suud bin Faysal ile anlaştılar. Abdülaziz bin Suud, 12.000 hecinli ile Kuveyt’ten Riyad’a geldi. 1902’de bir gece Riyad’a girdi. Abdülaziz ibnür-Reşîd’in Riyad Vâlisi Aclân’ı bir ziyâfette öldürdü. Zulümden yılmış olan halk, bunu emir yaptı. Üç sene çeşitli muhârebeler yapıldı. Abdülaziz ibnür-Reşid öldürüldü. 1915’te Osmanlılar işe karışarak, Abdülaziz bin Suud, Riyad kaymakamı olmak üzere sulh yapıldı. Sonra Reşidîler ile Suudîler arasında Kasîm’de harp olup, Abdülaziz bin Suud mağlup oldu. 1918’de Abdülaziz bin Suud, İngilizlerin teşviki ile bir beyannâme yayınladı. Mekke’ye ve Tâif’e saldırdı. Fakat, bu şehirleri Şerîf Hüseyin Paşadan alamadı. 1924’te İngilizler, MekkeEmiri Şerîf Hüseyin bin Ali Paşayı yakalayıp, Kıbrıs’a götürdü. İngilizlerin bu hareketinden sonra, Abdülaziz bin Suud, 1924’te Mekke’yi ve Tâif’i rahatça ele geçirdi. Suudîler, İngilizlerin yardımıyla bölgede kontrolü sağlayınca, Osmanlı Devletinden sonra halifelik makamına sâhip olmak istedilerse de başaramadılar. İbn-i Suud, 1932 yılında Suudi Arabistan Krallığını kurdu. 1953 yılında ölümünden sonra, yerine oğlu Suud bin Abdülaziz geçti. 1964’te tahtan indirildi. Yerine kardeşi Faysal getirildi. 1977’de sarayında yeğeni tarafından öldürüldü. Yerine kardeşi Halid geçti. O da 1982’de ölünce kardeşi Fahd geçti. Suudi Arabistan 1948, 1967 ve 1973 yıllarında vuku bulan Arap-İsrail harplerine katıldı. İngiltere, Fransa ve ABD’den milyarlarca dolarlık silâh, malzeme, savaş uçakları, güdümlü mermiler alındı. 1990 ortalarında Kuveyt’in Irak tarafından işgal edilmesine karşı olan Suudi Arabistan, Irak’ı Kuveyt’ten çıkarmak için harekete geçen “çok uluslu güce” üs vazîfesi yaptı. Alıntıdır: www.türkçebilgi.com/Asiklopedi/suudi_arabistan Ben siyonistler nefret etmedim vehabilerden ettiğim kadar. |
||
|
||
tipik h.hilmi ışık ve türkiye gazetesi söylemleri. ![]() halbuki vehhabiler tam olarak öyle değil. onların usulen farklılığı vardır. ibni teymiyye pirleridir ve bu adam çok klas bir adamdır. günümüzde vehhabilik suud resmi mezhebidir. aynen hanefiliğin türkiye için resmi mezhep olarak algılandığı gibi. suud hanedanından nefret ederim. ama yahudilerle bu mezhebin mensuplarını bu şekilde karşılaştıracak kine sahip olmak doğru değil. |
||
|
||
| Ben şunda kesin bir kanaat sahibiyim ki; vehabilik İslam değildir. Eminim ki ibni teymiyye kimseye imansızlığı öğütlemedi. Suud sülalelesi de vehabiler de bu dünyaya tapınırlar. Vahhabiligin kurucusu Muhammed bin Abdul-vahhab, dini yasayista ortaya cikan tum gelenekleri kufur saydi. imanin amelde gizli oldugunu, iman sahibi olmak icin kelime-i sehadet getirmenin yetmeyecegini, imanini ameli ile ispatlamayanin cani ve malinin helal oldugunu ileri suruyordu. Su yasadigimiz gunlerden iki asir doksan dokuz yil once, 1703'un baharinda Arab Yarimadasi'nin ortasindaki Necid bolgesinde, bugunku Riyad'a 70 kilometre uzaklikta, Uyayne kasabasinda, bir erkek cocuk dogdu. Yuzyillar boyu bu yorede yasayan Beni Teym kabilesinden Suleyman bin Abdulvahhab'in oglu olarak dunyaya gozlerini acan bu cocuga Muhammed adini koydular. Muammed bin Abdulvahhab (Abdulvahhab'in oglu Muhammed) olgunluk caginda Mekke'ye gitti. Medine'de iki yil kaldi. Bu sirada ibni Teymiyye'nin (1263-1328) eserlerini okudu ve tesirine girdi. Muhammed bin Abdulvahhab ailece Hanbeli mezhebindendi. Bu yolda bilgilerini ilerletti ve Hanbelî hukuk ve dunya gorusu ile hayat tarzi konusunda mertebe kazandi. Abdulvahhab dort yil Basra'da kaldi. Daha sonra Hureymile'ye geldi. Burada Kitab-el Tevhid isimli eserini yazdi. Abdulvahhab bu eserde Kur'an ve Hadis disindaki herseyi reddetti. Din'e sonradan sokulan tum gelenekleri tartismasiz kufur saydi. Bunlarin er veya gec yikilacagini ilan etti. Dinin emirlerine uymayani, bid'atlere sapani, ibadette kusur edeni Musluman saymayacagini ileri surerek gereginde bu gibilere karsi silah kullanacagini acikca belirtti. imanin amelde gizli oldugunu, iman sahibi olmak icin kelime-i sehadet getirmenin yetmeyecegini ve ameli ile imanini ispatlamayanin, cani ve malinin helâl oldugunu acikladi. Boylece ibadet etmeyen ve ameli zayif olan kisinin dinden cikmis sayilamayacagini, sadece kusurlu oldugunu one suren ehli sunnet anlayisina ters dustu. "Melekle seytani ayiramiyorlardi" Muhammed bin Abdulvahhab bir Necid'liydi. Arabistan'in ortasinda Medine'nin kuzeyinden Bahreyn'e uzanan bu bolge tarih boyunca dogudan batiya pek cok kavmin gelip gectigi yerdi. Yorede eski yeni pek cok gelenek birbirine karismis, birbirini etkileyip cokertmis ve anlamsiz kilmisti. Sahte ve yalanci peygamberlerin kaynastigi, sahte kurtaricilarin rahatca cirit attigi bu yerde insanlar abid ile mabud'u karistirmis, mabud mabede donmustu. insanoglu bu ulkede melekle seytani ayiramiyor, imanla kufru birbirinden farkedemiyordu. Madde ile mânâ celiskisini bilmez olmuslardi. iyiligi kotuluk, kotulugu iyilik zannediyorlardi. Yasamda en buyuk felaketin icine dusmuslerdi. Muhammed bin Abdulvahhab ve O'nun yolu, boyle bir cenderenin icinden cikti. O butun bunlari reddetti. Oncelikle, ibadet yeri iken yanlislikla put'a donusen mezarlarin ve turbelerin yikilmasini istiyordu. ilk yikilan turbe Muhammed bin Abdulvahhab Hureymile'de tanindi, az zamanda etrafina pek cok murid toplandi, ancak kendisine bir fenalik yapilabilecegindan kusku duyan yakinlari onu dogdugu sehir Uyayne'ye goturduler. Muhammed bin Abdulvahhab burada bolgenin emiri Osman bin Hamr bin Muammer'in himayesine girdi. Bu sirada kadilik yapiyor, fetvalar veriyor, davet isine devam ediyordu. Bir sure sonra Emiri, Halife Omer bin Hattab'in 634'te Yemame harbinde sehit dusen kardesi Zeyd'in, Der'iyye ile Uyayna arasindaki el-Cabila isimli koyde bulunan turbesini yikmak icin ikna etti. Zeyd'in turbesi yaninda bulunan diger sehitlerin mezarlari ile birlikte yikildi, agaclar kesildi. Yakinlarda bulunan bir magaranin girisi tahrip edildi. islam dunyasinda Vahhabi'lerin ilk yiktiklari turbe ve mezarlik budur. Emire sozunu geciren Abdulvahhab'in sohreti artmisti. Ancak verdigi sert fetvalari ve aldigi kati kararlariyle korku ve kusku uyandirmaya basladi. Halk Necid'in guclu kabilelerinden Beni Halid'in emirine sikayette bulununca bu kabilenin emiri yardimda bulundugu Uyayna emiri Osman'dan Abdulvahhab'i hemen bolgesinden uzaklastirmasini istedi. Muhammed bin Abdulvahhab Uyayna'dan ayrilarak Der'iyye'ye geldi. Burada Emir Muhammed bin Suud'la tanisarak O'nun himayesine girdi. Bu karsilasma ve tanisma daha sonra kralliga donuserek ikiyuz elli yil surecek ve gunumuze kadar ulasacak Vahhabî-Suudî emirliginin baslangicidir. Bu tanisma ile Muhammed bin Abdulvahhab fikirlerine, amacina ve siyasi savasina askeri destek bulmus, yuzyillardir colde yasayan bir Necid kabilesinin emiri olan Muhammed bin Suud'ta Abdulvahhab'in destegiyle pek cok kanli ic mucadeleler, dalgalanmalar ve kesintiler arasinda devamli sekil degistirerek iki bucuk asir sonra dunya siyasetinde denge unsuru olacak bir devlet gorusunun temelini atmisti. SUUDi DEVLETi KURULUYOR Abdulvahhab, ibni Suud'la 1744 yilinda bir araya gelmisti. Arastirmacilar bu tarihi Suudî ailesinin siyaset sahnesine cikisi sayarlar. Nitekim ayni yil sozkonusu beraberlik aile baglari ile de guclenmis ve ibni Suud, Abdulvahhab'in kizi ile evlenerek O'na damat olmustur. Bir baska rivayete gore de Abdulvahhab, ibni Suud'un kizkardesiyle evlenmistir. Muhammed bin Abdulvahhab Der'iyye'den Necid bolgesi emirlerine, din bilginlerine ve Medine ileri gelenlerine davet mektuplari gonderiyor ve mezhebini savunan kitaplar yazmaya devam ediyordu. Bu arada Osmanli Sultan iii. Selime de bir mektup gonderdi. O cagda ic meselelerle ugrasan Osmanlilar buna pek aldirmadilar. Abdulvahhab Misir'i ele geciren Napolyon Bonapart'a da yazmisti. Bonapart'in Akka savasi sirasinda Vahhabî'lerle iliski kurdugu soylenir. Ancak bu konu Fransiz ordu arsivi dosyalari arasinda kaybolup gitmistir. Bir tepki hareketi "Osmanli imparatorlugu'-nun uzak eyaletlerinde ve Hindistan'da gorulen dini ahlaki gevseklik ve curume karsisinda surekli gelisen bir ihya hareketinin varligini gosteren delillerin sayisi oldukca coktur. Bu hareket 18 ve 19. yuzyillarda acikca gorulmeye baslandi. En siddetli patlama tarihte "Vahhabi hareketi" diye bilinen ve 18. yuzyilda bizzat Arabistan'da ortaya cikan hareketti... Bu hareket genellikle islam dunyasini hayrete dusuren ani bir olay olarak gosterilmektedir. Fakat az once soyledigimiz gibi Sunni islamin yeniden dirilisiyle ilgili genel bir manevi birikim daima faaliyet halindeydi. Vahhabiligin patlamasi bu dirilisin carpici bir gorunumunden ibarettir. Vahhabilik islam ummetinin basamak basamak icine dustugu ahlaki cokuntuye karsi ortaya cikan siddetli bir tepki hareketiydi. Vahabiligin ilk musamahasiz ve dar goruslu gunleri geride kaldiktan sonra bile bu ahlaki saik Vahhabi isyaninin genel bir mirasi olarak yasamaya devam etti." Prof. Dr. Fazlurrahman, islam, istanbul 1980, shf. 246 Tenkidin olmayisi siddeti dogurdu "Sunni islam genel prensipler uzerinde gelismesini devam ettirirken gerekli islahat hareketleri icin yeterli olabilecek bir sistem ortaya koymadi. Nitekim ortacag boyunca gelistirdigi ve faaliyet gosterdigi sekliyle, Sunni islam elde edilmis olan dengeyi surdurebilmek icin hemen-hemen butun agirligini koydu.Yani korumayi on plana alirken toplumda tenkidi ve gelismeyi saglayan hususlar icin yeterli imkan ve sartlar hazirlamadi... Boylece ilerleme ancak siddet usullerine bas vurmakla mumkun olabilirdi." Prof.Dr. Fazlul Rahman, islam, istanbul 1980, shf. 250-252 Abdulvahhab'a kardesi karsi cikti Vahhabiligin kurucusu Abdulvahhab'in kardesi Suleyman bin Abdulvahhab bilgin bir adamdi. Bir gun kardesine sordu: Erkâni islam kactir? O da bestir, cevabini verdi. O da, sen bunlara altincisini ilave ediyorsun, sana tabî olmayi din erkânindan sayiyorsun dedi. Bir digeri ona, islam'in sarti muslumanlari tekfir etmek degildir demisti" Ziya Yorukan, Vahhabilik, istanbul 1953, shf. 61-63 'Dedeleriniz imansiz oldu' On sekizinci yuzyilin sonunda, Arab yarimadasinin collerle kapli Necid bolgesinde, siyasi reaksiyoner Vehhabî mezhebinin kurucusu Muhammed bin Abdulvehhab, 1744'ten sonra kendisini himayesi altina alan De'riyye Emiri Muhammed bin Suud'la birlestikten sonra vaazlari, nasihatlari ve davet mektuplariyle mezhebini yaymaya devam etti. Dinden uzaklasan Muslumanlar'la kafirleri bir tutup bunlarin can ve mallarini helal sayan yeni mezhep-devlet hizla yayildi. Onbes yil icinde Necid, Asir ve Yemen Vehhabi oldu. Abdulvehhab, ibni Suud'la beraber cihat saydigi savaslara katiliyordu. Bu sirada Vehhabi-Suudî alani icine giren her yerde tam bir devlet gucu kullanildi. Muhammed Bin Abdulvehhab'in ele gecirilen sehirlere tayin ettigi Vehhabi kadilar, mezhebin hukukunu gelistirdiler. Vehhabi valilerinin gorevlendirdigi kolluk kuvvetleri halkin basina tam bir din polisi kesildiler. Tutun icmek, calgi dinlemek, ipek elbise giymek yasakti. Din polisi yasaklara uymayani yakaliyordu. Sabah namazindan sonra camilerde yoklama yapilir uc defa ozursuz olarak camiye gelmeyene, icki icene yapildigi gibi kalabaligin onunde kirk degnek vurulurdu. Muhammed Bin Abdulvehhab kendi sehrinde oturanlara ensar disardan gelenlere muhacirin derdi. Bu tutumundan dolayi kardesi Suleyman bin Abdulvehhab ona bir reddiyye yazdi. ikibin Sii olduruldu Muhammed bin Suud 1766'da oldu. Yerine oglu Abdulaziz bin Suud gecti. Devletin manevi lideri Muhammed Bin Abdulvehhab o sirada hayattaydi. 26 yil daha yasadi ve 1792'de oldu. Vahhabi-Suudi devleti 1790'dan sonra guclendi. Seklen Osmanli'ya bagli oldugu halde baskent istanbul'a uzakligi dolayisiyle merkezi otoriteden siyrilan bu bolgede gelisen yeni siyasi birlik, arka arkaya zaferler kazaniyordu. Abdulaziz cihat adini verdigi savaslardan elde edilen ganimeti eski Osmanli pencek usuluyle bese boler, bir bolumunu kendi alir kalani adamlarina dagitirdi. Bu yontem savaslarin cekiciligini artiriyordu. 13 Mayis 1802'de, Emir Abdulaziz'in oglu Suud'un kumandasinda Vehhabi savascilari Kerbela'da 10 Muharrem ayini yapan Siiler'in uzerine saldirdilar... Bir rivayete gore 2000, bir baska anlatima gore 10 bin Sii bu saldirida oldu. Hz. Huseyin'in turbesi yagma oldu. Kerbela yandi, yikildi, tarihte bir kere daha mateme burundu. Bu savasta olen bir Sii'nin yakini daha sonra 4 Ekim 1803 gunu mescitte namaz kilan Abdulaziz'i sirtindan hancerleyerek intikamini alacakti. Vehhabiler, ortaya ciktiklari ilk yillardan itibaren, islam'in icinde eski Sasani imparatorluk gelenekleriyle yasayan iranlilar'i en buyuk dusman bellemislerdi. Vehhabîler Kâbe onunde Vehhabiler'in asil amaclari islam'in merkezini ele gecirmekti. Mekke ve Medine uzerinde agir baskilari Muhammed Bin Abdulvehhab'in ibni Suud'la birlesmesinden on yil once baslamisti. Abdulvehhab'in yandaslari 1733 yilinda Mekke Emiri bin Said'den hac izni istemislerdi. Otuz kisiydiler. Emir bunlari Haremeyn'in alimleriyle munazaraya davet etti. Kabul ettiler, ancak bilginlerle bas edemediler. Yenildiler. Mekke kadisi kufurlerine hukum verdi. Bazilari hapse atildi, bazilari kacmayi basardi. Bu olaydan sonra Hicaz bolgesi Vehhabîler'e kapandi. 1790 yilinda Mekke Emiri Galip silahli Vehhabî'lerle ilk defa karsilasti. Bu catismadan sonra Galip isin ciddiyetini anlayinca Taif Kalesi'ni tamir ettirdi. Mekke'nin cevresindeki tepelere kaleler, burclar kurdurdu. Vehhabiler 18 Subat 1803'te Taif'e girdiler. Her yeri yakip yiktilar, halki oldurduler. Topladiklari kitaplari meydanlara yigarak atese verdiler. Peygamber'in amcaoglu Abbas'in turbesini yiktilar. iki bucuk ay sonra 30 Nisan 1803'te Mekke'yi aldilar. Suud bin Abdulaziz Kabe'yi tavaf etti. Ulema biat etti. Abdulaziz onlara soyle konustu: "Sizin dininiz bu gun kemal derecesine ulasti. islam'in nimetiyle sereflenip Cenab-i Hakk'i kendinizden razi kilip hosnud ettiniz. Artik âbâ ve ecdadinizin bâtil inanislarina meyl ve ragbetten ve onlari rahmet ve hayirla yad ve zikirden korkun ve kacinin. Ecdadiniz tamamen sirk uzre vefat ettiler... Hz. Peygamber'in mezari karsisinda, onceleri oldugu gibi durarak, tazim ve salat-u selam getirmek, mezhebimizce gayri mesrudur... Onun icin oradan gecenler okumadan gecip gitmeli ve sadece [es-Selâmu âlâ Muhammed] diye selam vermelidir..." ibni Suud bu konusmadan sonra Hz. Peygamber (S), Hz. Omer, Ebu Bekr, Ali ve Fatima'nin (R.A) dogduklari evleri yiktirdi. Vehhabîler'in bu ilk Mekke zapti kisa surmustu. 25 gun sonra Emir Galib'in kuvvetleri geri gelerek kutsal sehirleri kurtardilar. Ancak Abdulaziz ibni Suud'un bir Sii tarafindan hancerlenerek oldurulmesinden sonra yerine gecen oglu Suud Haziran 1805'te Medine'yi bir yil sonra Mekke'yi zaptetti. Butun mezarlari balik sirti dumduz etti. Halki yasaklara bogdu. 1811 yilinda Vehhabi-Suudî devleti Halep'ten Hind Okyanusu'na, Basra Korfezi'nden Kizil Deniz'e uzaniyordu. |
||
|
||
| hiç sevmediğin ırk diye sorsalar,ırkçılıktan hoşlanmasam bile direk tek isim ''arablar''...pis ve kalleşler | ||
|
||
| vehhabiliğin islam olup olmaması ayrı bir şey, suud hanedanın icraatları ayrı şey. hem peygamberle aynı coğrafyada yaşayan, onun kültürel mirasına sahip, aynı dili kullanan insanların islamdan uzak görüp tamamen farklı kültür, dil vs. ye sahip olna insanları islamla özleştirmek biraz tuhaf kaçıyor. bu hintlilerin hinduluğunu kabul etmemek gibi bişey ![]() hiç sevmediğin ırk diye sorsalar,ırkçılıktan hoşlanmasam bile direk tek isim ''arablar''...pis ve kalleşler arda ırklar hakkında genel kanaatlarımız maalesef objektif değerlendşrmeden uzak. araplar ve türkler arasında bu tür ırkçı hoşnutsuzluklar birilerinin amaçlarını gerçekleştirmek için pompalanıyor. |
||
|
||
| Nihayet Osmanli uyaniyor Osmanli Devlet Arsivi'nde ve resmi belgelerinde daha sonra Hariciler olarak isimlendirilecek olan bu kanli-radikal, ilkel reform hareketi, istanbul' un ilgisini ilk defa Sultan i. Mahmut (1730-1754) zamani cekti. O cagda Osmanli teb'asi olan Necid halkinin bir kismi, Bagdad Valisi Suleyman Pasa'ya sikayette bulunmustu. Padisah Cidde Valisi Osman Pasa'ya ferman gondererek devlete silah ceken Vehhabîler'in ezilmesini istedi. Ne var ki Osmanli'nin artik bunu yapacak ne yeterli askeri gucu, ne de siyasî takati vardi. isi nasihatle halletmeyi dusundu. MEZAR TASLARiNDAN KALE YAPTiLAR "1744'te Muhammed bin Abdulvehhab'la birleserek onun manevi desteginde Suudi hanedanini kuran Muhanmmed bin Suud'un torunu ibni Suud, 1805'te Medine'yi, 1806'da Mekke'yi zaptettiginde mezhebin inanci geregi butun mezarlari dumduz etti. Medine'de Baki Mezarligi'nin taslariyla kaleler insa etti. O zamana kadar bilinen tum islam buyuklerinin mezarlari tahrib edildi. Arastirmacilar bu tahrib hareketine balik sirti adini verdiler. Vehhabiler yaninda turbe olan mescitleri dahi yikiyorlardi. Bu yuzden onlara "mabed yikicilari"adi verenler cikti. Bu katliamdan sadece Makam-i ibrahim, Mescid-i Nebevî ve Peygamber Efendimiz'in turbesi Ravza-i Mutahhara kurtuldu. Mezarlik ziyaretine daha sonra izin verildi." 250 yillik muvahhidin hareketi "Muridlerinin kendilerine "tevhid yanlisi" (uniter) adini verdikleri, 18. yuzyilda Necid'de Muhammed bin Abdulvehhab tarafindan kurulan mutekit islam toplumu. Doktrinleri ibni Teymiyye'nin (olm.1328) yeni-Hanbelî yoluna dayanir. Ozellikle evliya kultu ve kabir ziyareti gibi islam'a sonradan girmis uydurmalari reddeder. Sakal kesmeyi, tutun icmeyi, muzik dinlemeyi, tesbih cekmeyi, camileri suslemeyi ve minare insa etmeyi yasaklar. icinde yer aldigi askeri zaferlerle gelisen hareket, Muhammed ibni Suud ve kendisinden sonra gelenlerle genis bir alana yayilmisti. Vehhabîler Arabistan'i fethettiler (Mekke 1803) ve Arabistan'in disina tastilar. 1812'de gerilediler ve 1819'da Osmanlilar tarafindan yenilgiye ugratildilar. Riyad'da yeniden ortaya ciktilar. Ufak bir kesintiden sonra ibni Suud ailesi 1902'de ulkede iktidari ele gecirdi ve kurucusunun saf dusuncelerini odunsuz uyguladi. Vehhabîlik Arabistan'in disina cikti Hindistan, Turkistan ve Afganistan'a yayildi." Grand Larousse, Wahhabites maddesi, Paris 1964, shf. 912 Vahhabi cikisi genis yanki buldu "Hindistan'da Ahmet Barelvi (1786-1831) Brahman coktanriciliginin etkisindeki ulkesinde, uzun zamandir yasayan, putperest kalintilar ve azizler kultune karsi Vehhabîlik'e benzer siyasi doktrinler yayiyordu. Gunumuze Vehhabîlik, ozellikle ibni Suud'un Hicaz'da gecici Serifler yonetimini devirmesinden sonra (1924) din ve politika acisindan Arabistan'in onemli bir kismina yayilmis ve Mezopotamya, Somali gibi cevre ulkelere de tasmistir." Henri Masse, l'islam, Paris, 1930 Shf. 208 VAHHABiLiK'iN iLKELERi Dini silahla uygulamaya calisan, namaz kilmayana olum cezasi ongoren, kendilerinden olmayanlari kafir bilerek mezarliklarini ayiran, Peygamber devrinde olmayan herseyi sapiklik ilan eden, akli dislayan, amelsiz imani kufur sayan, Kur'an ayetlerini akilla yorumlamayi yasaklayan Vehhabîlik'in ana ilkeleri su 18 maddede toplanabilir: 1) Allah'in zati, sifati ve fiili aynidir. Ayri olamaz. 2) Bu Tevhid'dir. Tevhide inanmayanin mali, cani helaldir. 3) Amel imanin icinde gizlidir, amelsiz iman olamaz. 4) Ameli yerine getirmeyene harb acilir. Kestigi yenmez. Bu kisilere karsi cihat edilir. 5) Ayetleri yorumlamak kufurdur. Hukum zâhire goredir. 6) Allah'a aracisiz ibadet sarttir. Mursid, seyh, veli, araci kufurdur. 7) Kesin delil Kur'an'dir. Sia, kelam, tasavvuf, tarikat uydurmadir. 8) Kur'an ve Hadis' ten baska hersey bid'attir. 9) Mezar, turbe yapmak, adak adamak, kabir ziyareti kufurdur 10) Allah'tan baska kimseden yardim beklemek kufurdur. 11) Amelde 4 mezhep helâldir. Tarikat kufurdur, somuru aracidir. 12) Namazi cemaatle kilmak sarttir. Namaza gelmeyen ceza alir. 13) Sigara, nargile, icki ve kahve icene kirk degnek vurulur. 14) Vakif bâtildir. Vakif kuranlar servetlerini kaciranlardir. 15) Muska, tesbih, zikir, sunnet ve nafile namaz batildir. 16) El opmek, boyun kirmak, evliya kabri ve sakali serif ziyareti, mevlut ve kaside okuma, calgi dinlemek, eglenmek sirk'tir. 17) Rufai, Kadirî, Naksibendi ve benzeri tarikatlari kufurdur. 18) Ehli beyt sevgisi tasimak, Ali evladini masum saymak sirk'tir. isyani Kavalali bastirdi Vahhabî-Suudî isyani Osmanli Devleti'ne karsi yapilmisti. Kutsal topraklarda yapilan bu baskaldiri hem devlet otorisine hem de Muslumanlar'in halifesine karsi idi. Buna istanbul'un sessiz kalmasi dusunulemezdi. Ama yine de Sultan i.Mahmut oncelikle nasihat edilmesini istedi. Arabistan'in Necid bolgesinde Vahhabi isyani patlak verdiginde bu yorenin bagli oldugu Osmanli imparatorlugu bir dunya devleti olarak rakipleri olan Rusya, Avusturya, Fransa, ingiltere gibi buyuk devletlerle bogusuyor, o caga kadar gorulmemis bir hiz kazanan kuresel degisimin yeni firtinalari icinde kendine yarar dengeler ariyordu. Arap collerinde alisilmis bicimde bas kaldiran bir emir, imparatorlugun onemli bir konusu degildi. O nasil olsa altedilirdi. Ayrica alti asirlik magrur Osmanli siyasi yapisi, teolojik devlet sisteminin merkezi olan Haremeyn-i Serifeyn'e herhangi bir yerli saldirisina ihtimal vermiyordu. Osmanli dort asir kutsal yerlere hizmet etmis, kani ve caniyle bu toprakla butunlesmisti. Kim onu bu yerlerden sokebilirdi ki... Bu yuzden isi hafife aldi. Ancak bedelini cok agir odedi. Sultan i. Mahmud'un Vahhabîler'i sindirmesi icin Cidde Valisi Osman Pasa'ya gonderdigi ferman hicbir ise yaramamisti. Valinin elinde yeterli askeri gucu yoktu. Basarisiz kalan Osmanlilar eski bir devlet gelenegine bas vurarak isi nasihatle halletmeyi dusunduler. Muderris Adem Efendi 23 Kasim 1802'de Kudus Kadisi tayin edilip sadrazamin mektubuyla Necid'e gonderildi. Abdulaziz ibni Suud, Adem Efendi'yi Mekke'de kabul etti. Baslangicta ona saygi gosterdi, ancak 6 Mayis 1803 gunu aralarinda gecen sert munakasalardan sonra ibni Suud eline hediyeler vererek Adem Efendi'yi istanbul'a geri gonderdi. Vahhabi-Suudi devletini resmen tanimayarak ona bir diplomat yerine bir muderris gonderen Osmanli Devleti'nin baris girisimi neticesiz kalmisti. Suudîler artik "idare-i maslahat" cinsinden sozlerle yola gelecek gibi degillerdi. Osmanli sertlesiyor Aradan uc yil daha gecti. O sirada istanbul'da ii. Mahmut tahta cikmis, devlet yenilenmeye yuz tutmustu. Mahmut sert bir hukumdardi. imparatorlugun genis topraklari uzerinde halkin guvenligi, Yunan isyanlari doneminden beri devletin en onemli konusuydu. Devlet, Vahhabî meselesinin hallini 1805'te Misir Valisi Kavalali Mehmet Ali Pasa'ya ismarladi. Pasa, bu nazik gorevi oglu Ahmet Tosun'a verdi. Tosun'un kumandasindaki Misir Ordusu 1 Mart 1811'de gemilerle Yanbu limanina vardi. Misirlilar 2 Kasim 1812'de Medine'ye, 23 Subat 1813'te Mekke'ye girdiler. Kavalali Pasa Suudîler'den geri aldigi Kâbe'nin anahtarlarini 2 Mayis 1813'te istanbul'a gonderdi. O sirada Vahhabî-Suudî emirliginin basinda bulunan ibni Suud 1814'te oldu. Yerine oglu Abdullah ibni Suud gecti. Daragacinda bir emir Suudîler'in yeni lideri Abdullah sakin bir adamdi. Savas ve cidâl onu fazla ilgilendirmiyordu. Aciz ve silik bir kisilige sahipti. Ancak Misirlilar'in hismindan kurtulamadi. Savasta olen Kavalali Mehmet Pasa'nin buyuk oglu Tosun'un yerine kumandayi ele alan kucuk ogul ibrahim Pasa, Abdullah ibni Suud'u Eylul 1818'de yakalayarak dort gun Mekke'de halka teshir ettikten sonra istanbul'a gonderdi. Suud butun ailesi ve yakinlariyle birlikte Osmanli baskentinde goruldu. Devlet-i Aliyye'ye bas kaldirmis bir emir, zaptiyelerin arasinda, mevkufen, tum kalabaligi ile birlikte yollardan geciyordu. Abdullah istanbul'da zamanin seyhulislami Mekkizade Mustafa Asim Efendi'nin fetvasiyle idam edildi. Abdullah ibni Suud'un olumuyle 1744'te Arap Yarimadasi'nin Necid bolgesinde kurulan Vahhabî-Suudî Devleti'nin ilk bolumu sona ermektedir. Osmanli Sultani ii. Mahmud'un Misir Pasasi Kavalali ile bozusmasindan sonra Misirlilar, Hicaz'dan cekilecekler ve Arabistan yeniden Suudîler'in eline dusecektir. O sirada Misirlilar'dan ve babasiyle birlikte istanbul'a postalanmaktan kendini kurtarip kayiplara karisan Abdullah'in kucuk oglu Turkî ortaya cikacak, 1820-34 arasinda aileyi toplayacak ve Suudî Devleti'ni ikinci defa yeniden kuracaktir. ikinci ve ucuncu Suudî Devletleri Muhammed ibni Abdulvahhab ve Muhammed ibni Suud'un 1744'te kurduklari ilk Suudî Devleti 74 yil surmustu. O sirada devlet merkezi Derî'yye kasabasiydi. Bu devleti yeniden sekillendiren Turkî ibni Suud, Riyad'i merkez yapti. Suudiler'in ikinci devleti 1891'e kadar 61 yil devam etti. Bu tarihten sonra gecen on yil karisiktir. Suudî-Vahhabî Devleti'nin son ve bugune kadar devam eden siyasi birligi Turkî'nin torunlarindan Abdulaziz bin Abdurrahman bin Faysal bin Turkî tarafindan kuruldu. 1902'den sonra ailenin basina gecen Abdulaziz'i, Sultan ii. Abdulhamid Necid Valisi yapmisti. 1918'de Osmanli Devleti Mondros Mutarekesi'yle Hicaz'dan cekilince Vahhabîler 1924'te Mekke ve Taif'e son defa girdiler. Abdulaziz bin Abdurrahman bin Faysal bin Turkî, Hicaz Krali oldu, 18 Eylul 1932'de Necid Meliki olarak bugunku Suudî Arabistan Kralligi'nin basina gecti. islam kulturune bedevi baskaldirisi Miladin 18. yuzyilinda Arap Yarimadasi'nin Necid Colu'nde ortaya cikan Vahhabî direnis hareketi, o sirada dunyanin orta kusaginda, Atlas Okyanusu'ndan Pasifik Adalari'na kadar uzanan ve eski yeni pekcok yerel kulturden etkilenen islam Dunyasi'nda bir bedevi baskaldirisiydi. Bedeviler kendi iclerinde dogan bu dinin temsilciligini baskalarina birakmak istemiyorlardi... Vahhabîler bu ilkel ve gizli duygunun acik tetikcisi oldular. ilk catisma alani Osmanli toplumu ve onun idaresiydi. Osmanlilar Yavuz Sultan Selim zamani 1517'de Misir'i fethetmisler ve hilafet makamini istanbul'a tasimislardi. O tarihten sonra islam'in manevi merkezi Mekke, siyasi merkezi istanbul'du. Bu geo-politik denge Turkiye Buyuk Millet Meclisi'nin 3 Mart 1924'te hilafeti kaldirisina kadar 372 yil surdu. Bu zaman icinde, Asyali Musluman bir ulus olan Turkler, genis bir imparatorluk kurarak, ozunu bozmadan, islam dinine bir Horasan nes'esi kattilar. Yuzyillar boyu Cin'in akli ve Hindistan'in mistigi ile yogrulmus yesil Asya gizemini, Ortadogu'nun collerine tasidilar... VAHHABiLER NE DEDiLER NELER YAPTiLAR? "Vahhabîler'in ana muhalifi Osmanli hukumetiydi. Cunku onlar bu hukumetin yetkisine meydan okumus ve onu bir tarafa itmislerdi. Nitekim Vahhabi isyaninda islam'in ilk yillarindaki Harici isyanini hatirlatan, izlere rastlanmaktadir. Bir baska deyisle onlar da bir idealizmin zorlayici etkisiyle kaba ve dar goruslu usullere bas vurarak islahat yapmak istemislerdi. Fakat alisilagelmis olan islam gelenegi daha onceleri Hariciler'in usûllerine nasil karsi koymussa Vahhabi usullerine de oylece karsi koydu. islam tarihinde gorulen bircok asiri muhafazakar islahat hareketlerinin yol actigi ilginc ve sik gorulen bir garabet vardir. Onlar islahatci bir gaye icin butun ummeti birlestirmek amacinda yola ciktiklari halde, cok gecmeden mevcut birligi bile bozmaya ve ona karsi silaha sarilmaya yonelmislerdir. Mesela Abdulvahhab onemli tenkitlerinden birinde islam oncesi Arap toplumunun-zimnen de kendi yasadigi devirdeki islam toplumunun- yeteri kadar birlik icinde olmadigini ve bastaki yoneticiye itaat edilmedigini ifade etmektedir. Buna ragmen kendi baslattigi hareket daha ilk safhalarinda bile silahli baskaldirmalara yoneldi ve toplumun birligini daha cok bozdu..." Prof. Dr. Fazlul Rahman, islam, istanbul 1980, Shf. 252 ingilizler Serif Huseyin'i nasil kandirdi? Arap dunyasini Osmanli'dan koparmak isteyen ingiltere, once Vahhabi akimini tesvik etti. Daha sonra, Mekke Serifi Huseyin'e Ortadogu'da kurulacak buyuk Arap devletinin liderligini vaadederek kandirdi. Serif Huseyin'in ingilizler'le pazarliklarini, oglu Emir Faysal yurutuyordu. Sonunda, Serif Huseyin hic bir sey elde edemedi. Kibris'ta surgunde oldu. Buyuk Arap devleti de kurulmadi. Serif Huseyin, hatiratinda, ingilizlerle isbirligi yapmaktan pisman oldugunu yazdi. ingiliz yetkililer mazeret olarak, Serif Huseyin'le temas kuran gorevlilerin, 'yetkilerini asan' vaadlerde bulundugunu soylediler. Katip Celebi: HALK ADETLERiNi BiRAKMAZ "Halk alisip adet edindigi isi, eger sunnet eger bid'atir birakmaz. Meger elinde kilic biri cikip da hepsini kilictan gecirsin. Mesela itikatta olan bid'atlar icin Sunni padisahlar nice vurus-kiris ettiler, fayda vermedi. Amel islerinde olan bid'atlar hakkinda da her cagda seriati bilen ve basta olan dindarlar ve vaizler nice yillar kendini verip halki bir bid'atten donduremediler. imdi halk adetini birakmaz, her ne ise Allah'in istedigine gore surulur gider, ancak basta bulunanlara islam'in duzenini korumak ve islamligin sartlarini esaslarini halk arasinda korumak lazimdir. Vaizler genel olarak halkin sunnete ragbetini artirmak ve onlari bid'atten uzaklastirmak yolunda yumusaklikla vaaz ve nasihatle yetinince uzerine dusen vazifeyi yapmis olurlar..." Katip Celebi (17. yy.) "Mizanu'l Hak" Hazirlayan O. S. Gokyay, istanbul 1993, shf. 62 ABD'nin petrol kuyusu Global ekonominin geregine uyan Suudi arabistan petrol cikarma haric tum yan sanayiini dunyaya acarak 100 milyar $ sermayeyi ulkesine cekti. Onsekizinci Yuzyil'in son yarisinda geliserek teorik acidan su yasadigimiz devirlere kadar ulasan Vahhabî mezhebinin yasam sansini degiskenligine borclu oldugu artik anlasilmaktadir. Bu mezhebin ilham kaynagi Muhammed Abdulvahhab baslangicta "her yenilik kufurdur" demisti. Ancak kendisinden sonra gelen ve Arap Colu'ne iki bucuk asir bayragini diken torunlari, bu konuda ayni gorusleri tasimadilar. Vahhabî-Suudî devleti uc buyuk ve farkli degisim gecirdi. Kurulus donemini teskil eden birinci devlet, Abdulvahhab'in Der'iyye Emiri ibni Suud'la birlesmesinden Osmanli idaresindeki Misirli- lar'in 1818'de Vahhabîler'i Hicaz ve Necid'de yenilgiye ugratilmalarina kadar 74 yil surmustu. Bu donemde Vahhabîler, pirlerinin yolunda "her yeniligi kufur" her yabanci gelenegi "bid'at"saydilar. Mezarlara ve halkin sevip saydigi degerli kisilere saygi gostermeyi "kula tapinma" ile esdegerde ve "putperestlikle" bir tuttular. Vahhabî-Suudî devleti ikinci defa, Abdullah bin Suud'un oglu Turkî tarafindan 1821'de kuruldu ve 1891'e kadar 70 yil surdu. Bu sirada dunyaya ve yasanan cevresel siyasi tabloya daha yatkin davranmak zorunda kalan Vahhabîler mezar ziyaretine ve Caferî mezhebi mensuplarinin hac etmesine izin verdiler. Son Vahhabîler Vahhabî-Suudî devleti, ucuncu ve son defa dunya sahnesine, 1902'den sonra Abdulaziz bin Abdurrahman bin Faysal bin Turkî'nin gayretiyle cikmistir. Suudîler'in bu ucuncu culûsu yeni ve modern bir devletin temellerini atmistir. Osmanlilar Abdulaziz ibni Suud'u Necid Kaymakami yapmislardi. Osmanli Devleti 1918 Mondros Mutarekesi'yle Hicaz'dan cekilince Vahhabîler 1924'te Mekke ve Taif'i aldilar. Abdulaziz, Hicaz Krali oldu. 18 Eylul 1932 gunu Necid Meliki olarak bugunku Suudî Arabistan Kralligi'nin basina gecti. Petrolun henuz soz konusu olmadigi o yillarda yeni Suudî hukumdari asirlardan beri degismeyen sartlarda yasayan col halklarini yeni ve duzenli bir hayata alistirmaya calisiyordu. Onlara ziraat ogretti. Kabileler, suclulara uygun cezayi, sadece merkezi hukumetin verecegini o zaman ogrendiler... Bu kavramin yerlesmesi icin bir ic savas gerekmisti. Petrol denizinde kapisma Suudîler'in ucuncu doneminin en carpici goruntusu petroldur. Bu ulkenin bir petrol denizinin uzerinde yer aldigi anlasildiginda Vahhabî-Suudî devletinin yeni zamanlardaki kaderi de cizilmis oluyordu. Yapilan hesaplara gore bu topragin altindaki petrol rezervi, dunya petrolunun dortte biridir. Misir icin "Nil nehrinin hediyesidir" derler. Arap Yarimadasi icin de "Arabistan petrol denizinin hediyesidir.." demek gerekir. Bu gercek Birinci Dunya Harbi'nin baslangic yillarinda anlasildiginda harbin genel stratejisi degismis ve basta ingiltere olmak uzere Ortadogu'da guc dengeleri olusturmaya calisan her savasan millet, sadece petrolu dusunur olmustu. Bu acidan "bir somurgeciler kapismasi" seklinde baslayan "Harb-i Umumî' in bir anda sekil degistirerek kanli bir "petrol savasina" donustugu izlenmistir. Bu savas bu gun de degisik sekillerde surup gitmektedir. Ve Vahhabîler kuresellesiyor "Kuresellesme bilimsel ve teknik gucleriyle kapimizda, ekonomik ve sosyal sistemimizi modernize etmek icin var gucumuzle calismaliyiz. Ancak toplumumuzun muhafazakâr karakterini aklimizdan cikaramayiz." Bu sozler Suudî Arabistan Kralligi Veliaht Prensi Abdullah'a aittir. Krallik kuresellesmenin en ileri boyutlarda ornegini vermis ve petrolun cikarilmasi haric tum yan sanayiini dunyaya acmistir. Eylul 1998'de basta Aramco, Chevron, Mobil, Exxon, Texaco olmak uzere yedi dev petrol sirketinin temsilcileriyle Washington'da aksam yemegi yiyen Prens Abdullah, o gun yerinde tesbit, tanimlama, tasima, dagitim ve rafinaj gibi petrolun tum yan sanayiini dunya yatirimcilarina acacaklarini mujdelemisti. O gune kadar Arap petrolunun tek ismi olan Aramco'yu gerileten bu karar, bir "devrim" niteligi tasiyordu. 2000 yilinin Mart ayi basinda Prens Abdullah, bu alanda Riyad hukumetine ulasan tasarilarin 100 milyar dolara ulastigini aciklamisti. 450 milyar dolar Arabistan petrollerinin tek ve yegane sozcusu uzun yillar dev Amerikan sirketi Aramco'ydu. 1930'da kurulan sirketin bolgede cikarlarini savunmasi icin bir devlete ihtiyaci vardi. iki yil sonra Necid Meliki sifatiyle bu gunku Suudî devletinin basina gecen Abdulaziz bin Abdurrahman bu ihtiyaci karsiladi. Kisacasi, isin sonunda Suudîler petrolu degil, petrol Suudîler'i cikarmisti. Suudî Arabistan'in gunumuzde dunyaya yatirim seklinde dagilmis 450 milyar dolari vardir. 250 yillik resmî mezhep "18. yuzyilda Arabistan'da Muhammed bin Abdulvahhab'in etkisiyle olusan dinsel ve siyasal akim. Vahhabîlik adi akimin karsitlarinca kullanilir. Akimin uyeleri kendilerini Muvahhidin olarak adlandirir. Gunumuzde Suudî Arabistan'in resmî mezhebidir... Muhammed bin Abdulvahhab'la 1744'de karsilasan Der'iyye Emiri Muhammed bin Suud onun dusuncelerinde kendisini Arabistan'a egemen kilacak dinsel bir dayanak bulmus oldu. Abdulvahhab sirk icindeki insanlara tevhidi benimsetmek icin kilic kullanmanin zorunlu oldugunu, can ve mallarinin helal sayildigini, one suruyor, boylece yagmacilik ve yayilmaciliga cihad adina kutsallik kazandiriyordu.... 'Vahhabîlik'e gore Kur'an ve sunnet, metinlerin sozel anlamina bagli kalinarak anlasilmali, kesinlikle yorumlanmamalidir. Kiyas dinin dayanaklarindan biri degildir. Buna karsilik ictihat kapisi aciktir. Herkes ictihatla yukumludur. iman kalple tasdik, soz ile ikrar ve ameldir. Bu nedenle islam'in ongordugu gorevleri yerine getirmeyen kisiler mumin sayilamaz." Ana Britannica, Vahhabîlik maddesi, istanbul 1986 Shf. 159 Amerikan istekleri ve halk baskisi arasinda "Gunumuzde Amerikan basini -kendini kuvvetle savunan- Riyad'i, ozellikle finansman acisindan terorizme hosgoru gosterme ve 11 Eylul New York ve Washington saldirilarini sorusturmada yeterince isbirligi yapmamakla suclamaktadir. Dunyada kayitli petrol rezervinin % 25'ine ve OPEC uretiminin ucte birine sahip bu ulkenin yoneticilerinin icine dustugu zor durumu farkeden Bush yonetimi ise bu suclamalara katilmamaktadir.." Mouva Naim, Le Monde, 22 Ekim 2001 VELiAHD ABDULLAH VE YOL AYRiMiNDAKi SUUD Mekke Serifi Huseyin 1916'da Osmanli'ya baskaldirip kendisini Arap ulkelerinin krali ilan etmisti. 1919'da Batili ulkelerin, Suriye, Urdun ve irak'ta kurduklari manda yonetimlere karsi cikarak buralarin kendilerine verilecegi konusunda soz aldiklarini belirtip Versailles Anlasmasi'ni tanimadi. Mart 1924'te kendisini halife ilan etti. Bu arada Arabistan'in ikinci gucu konumundaki Vahhabî-Suud kabileleriyle savas halinda idi. Suud ii.Abdulaziz, Eylul 1924'te ingiltere'nin yardimiyla Serif Huseyin'i Hicaz'dan kovdu. Londra, Serif-Suud cekismesinde Suud tarafini tutmustu. Boylece bolgedeki petrol cikarma ve isleme konularinda onemli gelirler elde edecekti. ii. Dunya Savasi sonunda ABD'nin tum dunyada etkinligini artirmasiyla beraber Suud yonetimi ingiltere himayesinden ABD taraftarligina gecerek iktidarini kuvvetlendirdi. 1990'da irak'in Kuveyt'i isgal etmesi sonrasinda ABD silahli kuvvetlerinin Suudi silahli kuvvetlerini desteklemek amaciyla ulkeye konuslanmalarina izin verildi. Ancak bir suredir Veliahd Prens Abdullah'in sahsi ozellikleri ve daha dindar ve milliyetci cikislari ABD-Suudi Arabistan iliskilerini yeni bir yol ayrimina getirdigi seklinde yorumlaniyor. 11 Eylul teror olayindan sonra Veliahd Abdullah'in ABD'yi elestiren aciklamalari olmus ve bu ABD tarafindan hosnutsuzlukla karsilanmisti. Kral Fahd'in yerine gececek olan Veliahd Abdullah'in bu tur cikislari onemli sinyaller olarak degerlendiriliyor. Her ne kadar Yeni Şafak ta yayınlanmış bir yazın olsada bence konuya oldukça objektif yaklaşılmıştır bence Deniz okusan iyi edersin. Aslında da görüldüğü üzere kanın isterse kureyş kanı olsun insanlar bu denli pislik ve adi olabiliyor. Bence bu olaylar ırkçılığın anlamsızlığını ortaya koyuyor. |
||
|
||
Alıntı "Muridlerinin kendilerine "tevhid yanlisi" (uniter) adini verdikleri, 18. yuzyilda Necid'de Muhammed bin Abdulvehhab tarafindan kurulan mutekit islam toplumu. Doktrinleri ibni Teymiyye'nin (olm.1328) yeni-Hanbelî yoluna dayanir. Ozellikle evliya kultu ve kabir ziyareti gibi islam'a sonradan girmis uydurmalari reddeder. Sakal kesmeyi, tutun icmeyi, muzik dinlemeyi, tesbih cekmeyi, camileri suslemeyi ve minare insa etmeyi yasaklar. icinde yer aldigi askeri zaferlerle gelisen hareket, Muhammed ibni Suud ve kendisinden sonra gelenlerle genis bir alana yayilmisti. Vehhabîler Arabistan'i fethettiler (Mekke 1803) ve Arabistan'in disina tastilar. 1812'de gerilediler ve 1819'da Osmanlilar tarafindan yenilgiye ugratildilar. Riyad'da yeniden ortaya ciktilar. Ufak bir kesintiden sonra ibni Suud ailesi 1902'de ulkede iktidari ele gecirdi ve kurucusunun saf dusuncelerini odunsuz uyguladi. Vehhabîlik Arabistan'in disina cikti Hindistan, Turkistan ve Afganistan'a yayildi." Grand Larousse, Wahhabites maddesi, Paris 1964, shf. 912 neyseki larousse var ![]() yukardakilere ek olarak bu ekole selefi ekol denir. bu vatandaşlar kıyası redderek peygamber ne yaptıysa yapmayı, yorum yapmadan uygulamayı kendilerine usul seçtiler. ibn teymiyye hem siyasi olarak mücadele etmiş hem de fıkıh ve akaid olarak ekolünün piridir. bu adama ve takipçilerine kafir gözüyle bakanların siyasal ve akaidi sebepleri vardır. bi kere evliya kultu ve kabir ziyareti gibi islam dışı uydurmaları reddettikleri için türkiyeciler gibi bu işleri meslek edinmiş insanları kızdırıyor olmalılar. selefi ekolden gelenler de türbeleri ve içindeki lere yalaşımları nediniyle bu vatandaşları şirk koşmakla (allah'a ortak koşma) itham ederler. dolayısıyla muygun senin de bu türkiyeci propagandalarından nasibini aldığını düşünüyorum.
|
||
|
||
| abdulvehab oğlu muhamme'nin ibni teymiyenin eserlerinden ekilenmiştir. tamam okey.anlasıldı. İbni teymiye gibilerini ehli sunnet alimleri onaylasaydı şüphesiz islam dünyası ortaçağda hristyanların yaşadığı gibi bir skolastik dönem geçirirdi ve en mühimi son ilahi din islam dejenere olacaktı. not:ihlascılardan veya nurculardan hiç bi zaman olmadım fakat ülkemizde o kadar o. çocuğu var ki onların(ihlascılar ve nurcular) yaptıklarına her zaman gıpta ederim. |
||
|
||
| ehli sünnet alimi ne demek.. bi kere ehli sünnetin onay verdiği dört mezhepin üçü ibn teymiyeye hanefilikten çok daha yakındır. çünkü sadece hanefiler kıyası kabul ederler. ancak esas farklılık akaidde gündeme gelir ki bu konuda teymiyye nin eline biraz zor su döker bizim akaidde çorba olmuş ehli sünnet mezheplerimiz. kürşat otçu nerdesin yaww ![]() |
||
|
||
Alıntı Ben şunda kesin bir kanaat sahibiyim ki; vehabilik İslam değildir. Eminim ki ibni teymiyye kimseye imansızlığı öğütlemedi. Suud sülalelesi de vehabiler de bu dünyaya tapınırlar. bu arada ibni teymiye vahabilerle bi ilgisi olduğunu ilk defa duydum Muygun İbni Teymyye Vehhabiliğin kurucusudur. İslam tarihinde teşbihe saptığı için çok eleştirilmiştir, hatta bazı çevrelerce dinsizlikle itham edilmiştir. Arabistan'da Necid'te yaşamış olan Muhammed b. Abdulvahhab özellikle akaid ve fıkıh konuları hakkındaki görüşlerini çok benimsemiş ve yaymaya başlayarak mezhebin alt yapısını kurmuştur. Vehhabiler Hanbeli mezhebine bağlı olmakla beraber ikinci imam olarak İbni Teymiyye'yi tanırlar. Aslında onların gayeleri din kaynaklı olmayan şeyleri, dinden ayıklamaktır ve herşeyi İslam'ın ilk asırlardaki sadeliğine götürmeye çalışmaktır. Mesela onlar bidat olduklarnı düşünerek tesbih çekmezler, minareye çıkıp ezan okumazlar, sünnet namazlarını cemaatle kılmazlar, türbeleri kutsamazlar... Aslında bazen bunları ayıklamak iyi olmuyor mu sence? Meslea bizim kültürümüzde de şöyle bir problem var, dini olanı millileştirirliz, ayırt etmekte zorlanırsın, hatta bazen çifte cinayet işleriz milli olanı dinileştiririz maalesef. Aslında belki de Arabistan gibi bir yerde Vehhabiliğin hüküm sürmesi belkide iyidir, oralar Türklerin eline düşse her yere çul-çaput bağlarlardı herhalde. Vehhabilere olan bu düşmanlığın II. Murat zamanında Osmanlılara karşı ayaklanmaları değildir inşallah. "Bir kavime olan düşmanlığınız sizi adaletten ayırmasın" (5/8) |
||
|
||
| ibni teymiyele ile abdulvehab oğlu muhamme ilgili cehaletimden kaynaklanan hatayı önceki yazılarımda düzelttim. sünnet namazları hanefi mezhebindede cemaatle kılınmaz. |
||
|
||
| Yaw bende yazımı kaydetmeyi unutmuşum, sonradan gönderdim, kusura bakma. | ||