|
||
| Meslek Etiği Toplumsal Etiğin Önünde mi? Etik yönetmeliğin kimi maddeleri bu soruya olumlu yanıt verilmesini sağlayacak nitelikte. Bunlardan biri 2.3.1. madde. Bu maddede şöyle deniyor: “Psikolog, yakınlık ve cinselliğin, hizmet verdikleri ile ilişkisini doğrudan ya da dolaylı biçimde etkileyebileceğinin farkındadır. Bu durumla bağlantılı olarak ilişkinin özelleşmesi ve cinselleşmesinden kaçınır. Çünkü bu tür ilişkiler gerekli mesleki mesafeyi azaltır, profesyonel ilişkiyi zedeler, çıkar çatışması ve kötüye kullanıma yol açabilir ve en önemlisi hizmet verdiği kişiye zarar verir. Sonuç olarak; psikolog, halen hizmet verdiği kişilere cinsel ima ve yaklaşımlarda bulunmaz, onları taciz etmez ve onlarla cinsel ilişkiye girmez.” Bu madde baştan sona talihsizce düzenlenmiş bir madde. Psikologun yaşadığımız toplumda eğitimi, bilgisi ve statüsünden kaynaklı olarak sadece terapi odasında değil bu odanın dışında da insanlarla ilişkisini doğrudan ya da dolaylı biçimde etkileyebileceğini kabul etmek gerekir. Etik ilkeleri terapi odasının içiyle sınırlı tutmak, yani “halen hizmet verdiği kişilere cinsel ima ve yaklaşımlarda bulunmaz, onları taciz etmez ve onlarla cinsel ilişkiye girmez” diyerek sorunu halletmeye çalışmak terapistin bu sözkonusu edimleri “halen hizmet vermediği” kimselerle ilişkisinde bir belirsizlik yaratır. Yani etik yönetmelik psikologun terapi sırasında danışanını taciz etmesiyle ilgilenirken, iş yerinde bu ilkelere son derece sadık bir psikologun evine dönerken otobüste başkalarını taciz etmesine aldırmaz görünmektedir. Hele söz konusu şey cinsel taciz ve istismar olduğunda buna maruz kalanın halen hizmet alıp almadığına bakmanın anlamsızlığı aşikardır. “Hizmet verdiği kişileri” taciz etmediği halde aile içi şiddete başvuran bir psikolog meslek etiğine uygun mu kabul edilecektir? Öyleyse meslek etik ilkelerini kapsayan toplumsal etik ilkelerin ön plana konması gerekir. Benzer bir sorun insan hakları konusunda da söz konusudur. Etik Yönetmelik’in 5. maddesinde şöyle bir ifade var: “Psikolog, her durumda insan haklarına ve onuruna saygı gösterir. Yaş, kimlik, cinsiyet, cinsel kimlik, cinsel tercih, etnik köken, din, mezhep, sosyo-ekonomik düzey ve engelli oluşa karşı ayrımcılık yapmaz.” Bu maddede değinilmeden bırakılan pozitif ayrımcılıktan bu noktada bahsetmek gerekir. Yan tutmama, eşitlikçi olmayan toplumlarda aslında ideolojik bir tutumdan öte bir şey değildir. Sonuçta yan tutmayanın egemen olanın yanında olduğu da aşikardır. Bu koşullar altında ezilen cinsiyet, cinsel tercih, etnik veya dinsel köken, toplumsal sınıf ve psikolojik ya da bedensel olarak sorunlu insanları ayrımcılık yapmaksızın ele almak yerine, onların yanında konumlanmak toplumsal bir sorumluluğun gereğidir. Eşit davranma, haklarına ve onurlarına saygı gösterme tek başına yeterli değildir. Eleştirel psikologlar ezilen grupların ve sınıfların yanında konumlanmayı ve bu konumlanışı görüşme odasıyla sınırlı tutmamayı savunur. Bu anlamda erkek egemen, şovenist, ayrımcı kapitalist toplumun tüm baskı ve şiddet edimlerinin etik dışı olduğu, söz konusu edimin terapi odasında ya da başka bir yerde gerçekleşmiş olmasına bakılmaksızın kabul edilmelidir. Üstelik eleştirel psikolog bununla da yetinemez. Ayrımcılığa ya da toplumsal şiddete maruz kalmış insanların sorunlarını terapi odasının dışında da savunmak durumundadır. Tecavüze uğrayan bir kadına görüşme odasıyla sınırlı bir yardım sunmak yerine, mağdurun mağduriyetini giderecek ve mağduru emniyete alacak önlemlere başvurur. Psikolojik desteğin yanısıra hukuki süreçte ve barınacak yer bulmasında mağdura destek olur. Gerekli çevrelerle ve uzmanlarla işbirliği yapar. Bu anlamda psikolojik desteği, bireyleri hasta eden toplumsal bir düzene karşı mücadelenin bir parçası olarak görür. Bu anlamda tarafsız değildir, her türlü sömürü ilişkisinin karşısında, ırkçılığa, etnik ayrımcılığa, cinsel ayrımcılığa, karşı çıkar, düşünce ve vicdan özgürlüğünün savunuculuğunu yapar. Eleştirel psikolog mesleki nedenlerle pasif değil, toplumsal nedenlerle aydın sınıfa dahil olmanın topluma karşı getirdiği yükümlülüklerin bilinciyle davranır. Bu anlamda toplumsal etiği egemen psikolojinin temsilcilerinin tersine, her zaman meslek etiğinin üstünde tutar. Sertan Batur |
||