SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Tarih

Konu: Batı İdeolojisi, Irkçılık ve Ulusal Kimlik Sorunumuz

Sayfa: [ 1 ]

24.02.2006 11:02:21
Çağımız toplumu bugün hâlâ XIX. yüzyıldaki büyük değiş­melerin yarattığı sorunlara cevap arıyor. Bu sorunlar elbette çok yönlüdür. Ne var ki, bunların hepsinin de Batı'da gerçekleşen Sa­nayi Devriminin yarattığı toplumsal çalkantılardan kaynaklandığını ileri sürmek yanlış olmaz. Batı ülkeleri Sanayi Devrimin uluslaşma, özgürleşme ve sınıf kavgalarını yumuşatıcı toplumsal önlemler arama süreciyle birlikte yaşadılar. Ancak bu arayışlar, iktisadî sistemlerinin mantıkî sonucu olan büyük sömürge im­paratorluklarının kurulmasını önleyemedi. XX. yüzyılda ise, iki büyük dünya savaşından sonra, sömürge imparatorlukları tas­fiye oldu ve insanlığın, iktisadî azgelişmişliği yenememiş büyük bir kısmı, yepyeni koşullar içinde kendi kimlikleri üzerinde dü­şünmeye başladılar.

Türkiye bu açıdan Batı dünyasından da, eski sömürgeler topluluğundan da farklı bir deneyim yaşadı. XX. yüzyıl başları­na kadar bir «imparatorluk» kadrosu içinde yaşaması, onu Batı sistemine yaklaştırıyordu. Oysa Osmanlı İmparatorluğu, eski tip bir imparatorluktu. Kapitalizmin ürünü olan ve bir «metropol» ile « periferi» den oluşan modern imparatorluklara benzemiyordu. Öte yandan Osmanlı devletinin, giderek iktisadî ve siyasî ba­ğımsızlığını kaybetmesi, onu sömürge ülkelere yaklaştırıyordu. Türklerin uluslaşma sorunu, objektif koşulların yarattığı bu çe­lişkili durum içinde gelişti. Bugün «kimlik sorunumuz» ve dünyadaki yerimizle ilgili değerlerimiz, hâlâ çıkış noktasındaki bu çelişkiden doğan sorunları yenmiş değildir.

Osmanlı devleti iktisadî ve siyasî bağımsızlıkla beraber, kültürel bağımsızlığını da kaybetti. Bu yüzden, kendi kimliğimiz­le ilgili düşünce ve duygularımız, Batı kültürünün yarattığı disiplinler ve ideolojiler ortamında şekillendi.

Bugün aydınlarımız arasında uluslaşma sürecimizin açıklanması ile ilgili çalışmalara sık sık rastlıyoruz. Ancak bu çalışma­lar daha çok kendi kaynaklarımızın incelenmesine ve değerlen­dirilmesine dayanıyor. Ben, bu makale çerçevesinde, önce Batı­nın son yüzyıllarda ırk ve ulus konularında neler düşündüğünü; bu düşüncelerin yeni kurulan disiplinlerle ne gibi ilişkiler içinde olduğunu ve özellikle Türklerin Batı yazınında nasıl ele alındı­ğını özetlemek istiyorum. Bu düşünceler, Batıdaki ırkçılığın da temellerini teşkil ettiği için bir çeşit ırkçılığın bilânçosu biçimin­de sunulacaktır. Daha sonra ise, «Türklüğün doğuşu»nun, pek iyi bilmediğimiz bu ortam içinde ne biçimde gerçekleştiği sorunu üzerinde düşünceler ileri süreceğim.

Bu yazım bir tarih araştırması değildir. Sadece, bu konular­da düşünürken, tarihî referans çerçevemizin tesbiti çabasıdır. Kimlik sorunumuza yaklaşırken, metodolojik olarak hangi «dis­cours»lar düzeylerinde düşünmemiz gerektiği konularında soru­lan sorulardır. Aydınlarımızı, ulusal sandığımız birçok düşünce ve duygularımızın yabancı kökenleri konusunda düşünmeye da­vettir.

Taner Timur


Sayfa: [ 1 ]