SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İslamiyet

Konu: ahmet hulusi-islam düşünürü

Sayfa: [ 1 ]

adnan 01.03.2006 12:07:11
Aktüel dergisinden Murat Yalnız’ın internet üzerinden Ahmed Hulûsi ile yaptığı röportajın tam metni.

Ahmed Hulusi kim? Neyi savunuyor? Reformist ve modern diye adlandırdığınız yorumlarınızı İslâm yelpazesinin neresine koyuyorsunuz?

Ahmed Hulûsi kimdir sorusunun cevabı www.ahmedhulusi.org adresindeki “Ahmed Hulûsi kimdir” yazısından detaylı okunabilir. Önemli olan Ahmed Hulûsi'nin kim olduğu değil; otuza yakın kitap yazmış, milyonlarca okuyucusu olan birinin ne dediğidir bence. Bilgilerini kimseyle tartışmaya girmeden, iddiasızca, tüm insanlıkla paylaşan biri... Yayınları internet üzerinden bir çok dilde yayınlanıp, Dünya'nın bir çok ülkesinden takip edilen düşüncelerini yazan bir düşünür Müslüman!.

Önemli olan kişiliği değil fikirleridir Ahmed Hulûsi'nin bence. Ve dahi neden bu kadar insanın Ahmed Hulûsi'yi okuyup çevresine okunmasını tavsiye ettiği...

Ahmed Hulûsi, onsekiz yaşındayken yalnızca kendi merakı dolayısıyla İslâm Dini’ni araştırmaya başlamış, bu konuda her aşamanın gerekli çalışmalarını yaparak kapasitesi kadarıyla belli gerçekleri farketmiş bir Müslümandır.

Protestan Müslüman nitelendirmesi sizin için doğru bir nitelendirme mi?

Müslüman protestan olmaz!. Müslüman için protestan tanımlaması kullanılması doğru olmaz kanaatindeyim. O kelime Hıristiyanlıktaki bir olguyu tanımlamak için kullanılır, düşünceme göre. İslâm’a ait olguları Hıristiyanlık veya Yahudilik için kullanılan tanımlamalarla etiketlemek insanları yanıltıcı olur!.

Bugün Kuran dışında, geleneksel İslâm'la dinimize girdiğini savunduğunuz ve reddettiğiniz halk arasında halen popüler inanışlar neler? Fizikle dini buluşturan ne gibi yorumlarınız var?

Benim düşüncem, çağdaş bilimler ışığı altında orijin İslâm Dini’ni tanımlamak gerektiğidir. Dinde reform olmaz! Din anlayışımızda reform yapalım ve kaynağa inerek ORİJİN İSLÂM’ı anlayalım. Ben bunları 1985'te yazdığım “İnsan ve Sırları" isimli kitabımda yazmıştım. 1967’de yayınladığım "TECELLİYAT" isimli kitabımdaki bakış açım neyse, bugün de aynı bakış açısına sahibim.

Orijin İslâm Dini verileri ile bugün toplumların kabullenmek durumunda olduğu Müslümanlık anlayışı birbirinden çok farklı hale gelmiştir.

Kişilerin yorumları (fetvalar), mezhepler, tarikatlar, “dinsel kurum” haline gelmiştir. Oysa Din kapsamında tek yetkili Hazreti Muhammed aleyhisselam ve O’nun bildirdiği Kurân’dır.

Benim ORİJİN İSLÂM DİNİ anlatımım, yazdığım otuza yakın kitapta anlatılmaktadır. Kırk küsur yılımı ben İslâm Dini’ni ve Tasavvufu araştırmaya verdim. Gerekli tüm kaynakları araştırıp okudum. Sonra da bugünün çağdaş bilimsel bulguları veya çağdaş fizik teorileriyle ilgilenip olayın tam bir bütünlük gösterdiğini tespit ettim.

Bugünün bilgileri ve fizik teorileri Kurân ve Rasûlullah açıklamalarını tamamen teyit ediyordu.

Ama gökte varsanılan “tanrı” anlayışlı Kurân değerlendirmesiyle bunların fark edilmesi kesinlikle mümkün değildir.

Bu yüzdendir ki “Hazreti Muhammed’in açıkladığı ALLAH” kitabını yazdım. Kurân’ın anlattığı “ALLAH” ismiyle işaret edilen, günümüz Müslümanlarının çoğunun kabullendiği gökteki ulu tanrı anlayışından çok çok farklı bir şeydir!.

Biz kesinlikle ORİJİN İSLÂM anlayış ve RUHUNA dönmek zorundayız kendi geleceğimiz açısından.

Din konusunda insanlar yalnızca Allah Rasûlü’ne inanmak ve tâbi olmak durumundadırlar; isteklerine bağlı olarak.

Bunun dışında kimsenin yorumu veya hiç bir kurumun fetvası hiç kimseyi bağlayıcı değildir!

Benim yazdıklarım dahi, benim bakış açım ve yorumumdur ki kimseyi bağlamaz. Makul bulan paylaşır; makul bulmayan da başka bakış açılarını değerlendirir.

İslâm Dini’ne temelde iki bakış vardır...

ALLAH'I anlamış olanın sevgi dolu insana saygı gösteren bakışı;

Gökte tanrı varsananın hükmedici ve zorbalık ihtiva eden anlayışı.

Birincisi KURÂN’IN RUHUNU kavramaya dayalı anlayıştır. Hazreti Muhammed’in gökteki bir tanrının peygamberi değil; “ALLAH” ismiyle işaret edilenin RASÛLÜ olduğunu farkediş sonunda; Allah’ı, evreni, evrende insanın yerini ve insanın her birimin özündeki ALLAH’a nasıl erebileceğinin farkedilmesidir.

İkincisi, Kurân-ı Kerim’i kelime bazında sanki uzaydaki bir tanrının talimatıymış gibi algılayarak değerlendirmek... Bunun için kısmi bir Arapça bilgisi ezberlemiş olmak yeterlidir. Ki bu anlayış bugünkü Arapların ve onların taklitçileri olan toplumların anlayışıdır.

Bu yüzden de diyoruz ki, Kurân, Arapça dillendirilmiştir fakat gerçekte ALLAHça’dır!. Yalnızca Arapça bilmek, Kurân’ı anlamaya ve değerlendirmeye yetmez.

Bu dediğimizin ispatı Kurân’ı ve Allah RASÛLÜ’nü yüzeysel anlamda değerlendiren şekilci Müslüman Araplar ile gelmiş geçmiş tüm Tasavvuf ehli Evliyaullah arasındaki bakış farkıdır. Evliyaullah, Allah’ça kendilerinde açığa çıktığı için mevcut değerlendirme ve yaşama geçmişlerdir. Zorbalık ihtiva eden tüm anlayışlar ise şekilci Müslümanlık anlayışının sonucudur.

Ben prensip olarak insanlara şunu yapın veya yapmayın demem! Çünkü ben şeyh veya hoca veya lider değilim! Kurân'dan ve Allah Rasûlü’nün bildirdiklerinde anladıklarımın sonucu ve gereği olan bakış açımdır bu!. Bunu yıllardır kitaplarımda yazmışımdır.

Ben yaptığım araştırmalar sonucu elde ettiklerim hakkında düşündüklerimi yazarım, insanlık görevim olarak ve bunu da tüm insanlıkla ücretsiz olarak, telif hakkı almaksızın web sitem www.ahmedhulusi.org ile ve kitaplarımla paylaşırım.

Benim düşüncelerimi de insanlar diledikleri gibi değerlendirirler.

Kurân’da Rasûl’e, “Sen tebliğ et, onlar üzerine zorlayıcı değilsin” denmişken kimsenin başkasını İslâm Dini’yle ilgili bir konuda zorlaması doğru hareket olmaz!

Yaşım altmışı geçti... Siyasi veya dini anlamda bir liderlik vasfım olmadığı için de insanlardan son derece uzak, ölümötesi yaşam gerçeklerine göre kendimi geliştirecek şekilde yaşarım ABD’nin bir kentinde. Misyon sahibi olan biri değilim ki insan içine girmek mecburiyetim olsun! Dünya üzerinde hiç bir kuruluş, hareket, teşkilat, cemaat, gurup veya cemiyetle bağım yoktur!. Bağımsız yaşarım!

Karma namazla gündeme gelen Subaşı Cami grubuyla bir ilginiz var mı? Beyza Aksu’nun sizin takipçilerinizden olduğu iddia ediliyor? Zapsu’yu ya da grubun lideri olarak basına yansıyan Ahmet Küre’yi tanıyor musunuz? Grubun ritüelleri sizin görüşlerinize uyuyor mu? Örneğin baş açık karma namazı nasıl yorumluyorsunuz?

Bahsi geçen gruptaki değerli kişilerle hiç bir tanışıklığım veya görüşmem olmamıştır. Kadın-erkek yanyana namaz kılınmamıştır Rasûlullah zamanında ve bunu doğru bulmuyorum.

Bu konuyu, Mecmuanız yayınlanmadan bir kaç gün evvel SKYTURK TV de açıkladım, web sitemden dinlenebilir görüşüm. Ama kimseyi de bundan dolayı yargılamam ve değerlendirmeye almam. Çünkü herkese yaptığının karşılığı Yaratanı tarafından verilecektir. Allah adına yargılama değerlendirme yetkisi yeryüzünde kimsede yoktur.

Eğitimli ve gelir grubu iyi, statü sahibi insanlar arasında bir milyona yakın müridiniz olduğu söyleniyor. Kaç müridiniz, ya da takipçiniz var? Kimlere hitap ediyorsunuz? Onlarla nasıl bağlantı kuruyorsunuz?

Kitaplarımın ihtiva ettiği konular, bakış açıları ve değerlendirmeler dolayısıyla eğitimli, dünyaya açık, global değerlendirmeler yapabilen, kültür ve eğitim alt yapısı güçlü kimseler tarafından okunduğu ve yazılarımın web sitemden takip edildiği bana da ulaşıyor. Son yazım “ŞERİAT DEVLETİ” sitemde beş-altı günde onbeşbin küsur kişi tarafından okunmuş ve basılıp çoğaltılmıştır. Sürekli sarı basın kartı sahibi bir gazeteci olmam hasebiyle Türkiye’de ve dünyada ne gelişmeler olduğundan biraz haberim olmaktadır.

Ben İSLÂM ve KURÂN'a bir cemaat veya tarikat penceresiyle bakılması yanlısı olmadığım için, bir cemaat veya tarikat oluşturmayı düşünmedim; bu yüzden de beni okuyanların da birbirinden haberdar olmaması yolunu tercih etmişimdir. Ayrıca ben dahi kimler beni okuyor nokta bilgisine sahip değilim... Herkes her görüşü okuyup kendi yolunu kendi aklıyla kendisi çizmelidir kanaatindeyim... Ama başı örtülü kesimden üst sosyete gruplarına kadar sabit görüşlü olmayan her kesimden okurum olduğunu biliyorum. Sayısız başı açık dolaşan hanımız yazdıklarımdan sonra kendi dünyalarında dini vecibelerini yerine getirmeye başladığını, imkânı olanların hacca gittiğini ve gene de günlük yaşamlarına normal devam ettiklerini duydum.

Bana göre KURÂN ve Allah Rasûlü’ne inanan tüm insanların KURÂN’ın RUHUNU anlamak ve ORİJİN İSLÂM’a yönelmek üzere MUHAMMEDÎ anlayış çevresinde birleşmesi gerekir.

İnsanlar ORİJİN DİN konusunda gerek TV ve gerekse yayın organlarıyla yeterince bilgilendirilirse toplumlardaki bölünme de büyük ölçüde ortadan kalkar, düşüncesindeyim.

Kurân kurslarında veya din okullarında sınırlı bir anlayışa şartlanan insanların gerçek ORİJİN İSLÂM DİNİ hakkında konuşabilmesi çok çok zordur. Çünkü İslâm DİNİ evrensel gerçeklere göre Allah sistemini anlatır. Din belli toplum veya kesimlere özel değildir!

DİN meslek olmaz!. Meslek ticaret ve para içindir!

1990’ların ikinci yarısında “Dinin astrolojinin içinde yer aldığını” savunuyordunuz. Bu görüşünüz halen devam ediyor mu? Din, astroloji, burçlar arasında ne gibi bir bağ olduğunu savunuyorsunuz?

Astroloji konusunu Türkiye’de 1985’lerde hareketlendiren kişi olduğumu zannediyorum. Bu konuyu kitaplarımda izah ettim. Muhiddin Arabî, İbrahim Hakkı Erzurumî gibi zevat bunu yazmıştı. İnceledim ve olayın doğruluk payını görerek bu konuda bazı bilgileri yazdım.

Kitsan yayıneviyle ilişkileriniz ne boyutta? Kitsan’ı siz mi kurdurdunuz?

Kitsan, benim kitaplarımı basan bir yayınevidir. Benimle hiç bir ticari bağlantısı yoktur.

Kitap ve tüm yayınlarımın telif hakkı olmadığı için isteyen her kurum veya kişi bunları orijinaline sadık kalmak şartıyla dilediği kadar basıp dağıtabilir.

1965 yılından bu yana hiç bir kitabımdan veya yayınımdan tek kuruş telif almamışımdır. İnsanlığa bağışımdır.

Prensibim tüm bildiklerimi insanlarla karşılıksız olarak paylaşmak ama aralarına girmemektir. Çünkü ben bir önder değil, yalnızca düşünen bir Müslümanım.

Neden asıl isminizi değil de Ahmed Hulusi ismini kullanıyorsunuz?

“Ahmed Hulûsi” gerçek ismimdir. Kitaplarımda yalnızca soyadımı kullanmadım; çünkü insanların beni bulmasını ve çevremde bir topluluk oluşmasını istemedim.

Siyah bilgisizliği, beyaz ilmi sembolize ettiği için kitap kapaklarımı siyah üzerine beyaz font olarak seçtim. Yeşil, Muhammedî nuru temsil eder. “Tek dini lider veya önderimiz Allah Rasûlü olsun” diyorum.

Logomda “La ilahe illallah Muhammed Rasûlullah" yazısı altında AH yazar. Bu “Tanrı yoktur, yalnızca Allah (vardır), Muhammed Allah Rasûlü’dür” anlayışı başımın tâcıdır anlamındadır!.

Seyyid olduğunuza, Peygamber soyundan geldiğinize dair bir iddianız var mı?

Seyyid olduğumu sadece “DUA ve Zikir” isimli kitabımda 28 Şubat’a kadar koymuşlardı. Daha sonra bunu da kaldırttım. Bu konuyu asla konuşmak istemiyorum artık. İnsanların ünvana değil bilgiye yönelmeleri daha akıllıca olur düşüncesindeyim.

Sitesi, görüşleri ve kitapları sizinle büyük benzerlik gösteren, Ahmed Baki kim? Ahmed Baki’nin de siz olduğunuz söyleniyor? Değilseniz nasıl bu kadar benzerlikler söz konusu?

Ahmed Bâki bir arkadaşımdır. Web sitemle ve İngilizce çevirilerle meşgul olmaktadır. Onu da kimse tanımaz. Tanınmak da istememektedir.

Cemaat ya da tarikat olmadığınızı söylüyorsunuz ama takipçilerinizin yapılanması, yayın yoluyla seçtiğiniz irşad yöntemi ve uygulanan gizlilik bir cemaat mantığına işaret ediyor. Neden?

Murat bey şu kesin biline ki, insanları kendime veya bir cemaate veya bir tarikata değil Allah Rasûlü’nü anlamaya ve Allah Rasûlü’nün bakış açısıyla yaşamı değerlendirmeye davet ediyorum.

İslâm Dini’ne göre tek örnek insan, bana göre yeryüzüne gelmiş en muhteşem beyin Hazreti Muhammed’dir ve O’nu anlamak insana sonsuz hayatı kazandırır. Ben örnek insan değilim. Çeşitli eksik ve kusurlarım, yetersizliklerim var ilmime göre. İnsanlar yayınlarımı okuyarak bakış açımı öğrenirler arzu ederlerse; sonra da ne yapacaklarına kendileri karar verir beni ilgilendirmez. Ayet veya Allah Rasûlü uygulaması olarak bir konuda hüküm yoksa, o konu kişi ile Allah arasındadır kimseyi ilgilendirmez!. Herkes elleriyle yaptıklarının sonucunu yaşayacaktır.

Sizin başvurunuza rağmen, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dini kitaplar sattığı Diyanet Vakfı noktalarında sizin kitaplarınızı satmayı reddettiği, Diyanet’in dini kitap fuarlarında bile sizin kitaplarınıza özellikle yer vermediği doğru mu? Neden?

Diyanet işleri kitaplarımı satmayı reddetmiştir. Diyanetin yayınladığı hadis kitabındaki hadisin olmadığını ileri süren diyanet yetkilisinin mektubu elimdedir. Zamanı gelince açıklayacağım. Kendilerini Dini YETKİLİ veya OTORİTE olarak tanımlayarak halkı din konusunda yönlendirmeye çalışanların ne kadar hadis bildiğini insanlar görecek.

Ramazan başında TV sohbetimde söyledim. Rasûlullah zamanında saat yoktu. 5 dakika evvel sonra oruç açma önemli değildir; diye buna rağmen Diyanet insanları uyarmadı ve 5 dakika yüzünden müftüler Türkiye’de 3 şehir de insanlara yeniden oruç tutmalarını söylediler. Bu mudur gerçekçi değerlendirme?

Basında benimle ilgili konulara çeşitli cemaat veya çevrelerden sansür uygulandığı bana ulaşıyor ve uygulamaları görüyorum. Ama beni ilgilendirmez. Dilediklerini yapsınlar!. Yaptıklarıyla benim bir kaybım olamaz.

Bu konularda çok daha fazla söylenecek şey var... Umarım Allah nasip eder.

İslâm Dini gerçekte en aydın ve çağdaş insanlara hitap edebilecek kapasiteye sahiptir ve kıyamete kadar geçerli sistemi anlatır. Bu da YENİLENEN bir bakış açısının edinilmesine bağlıdır. İslâm her türlü kolaylığı da getirmiştir. İş ki temel gerçekler biline ve KURÂN'ın RUHU anlaşıla... Bunu bir Ramazan boyu Expochannel TV’de anlatmaya çalıştım. İsteyen DVD’sini edinip ne anlatmak istediğimi anlayabilir ya da internette web sitemden okuyabilir.

İlginiz ve temel görüşümü sorgulamanız için çok teşekkür ederim.

Eksik kalan ya da aklıma takılan başka soruları iletmek istiyorum.

Kişisel konulara girerek ana konudan uzaklaşmak istemiyorum. İnsanlar dedikodu konusu arıyorlar. Ben yıllardır kendimi çektim ortadan; kişilik değil konunun gerçekleri konuşulsun diye.

Üniversite muhabirliğinden başlayıp köşe yazarlığına kadar ben de yıllarca gazetecilik yaptım... Ama artık bugün insanların tıkandığı konularda araştırmalarıma dayanan cevapları paylaşmaya yöneldim. Bunlar benim kişisel düşüncelerim. Dileyen katılır, dileyen katılmaz.

İnsanlar “Din” adına yalan yanlış bilgilerle dinden soğutulmuş. Oysa orijinal Din kaynakları onu söylemiyor. Ramazan’da Expo kanalda yaptığım konuşmaların DVD’lerini ve Almanya’da verdiğim konferansların DVD’sini vakit bulup izlerseniz benim bakış açımı büyük ölçüde elde edersiniz...

Tek başıma geldiğim dünyadan tek başıma gideceğim. Tabutumu taşıyacak 4 dostum olsa bana yeter. Bu yüzden de insanların arasına karışmıyorum. Düşüncelerimi ortamın elverdiği ölçüde web sitemden yayınlayarak ulaştırıyorum. Bu da bana yetiyor.

Ben insanların sürü gibi yaşamasını ve güdülmesini sevmiyorum. Her insan kendi aklıyla kendi yolunu çizmeli gerekli bilgileri edindikten sonra, diyorum. İnsanların beni bir cemaat veya tarikat önderi gibi algılamasına kesinlikle karşıyım çünkü... Ve de öyle de yaşamadım. Özel hayatımı kimseye açmadım; çünkü kimseyi ilgilendirmez.

Elbette, ama yaklaşımınızla ilgili akıllara takılan sorular var...

İlk yanıtlarda bir anlamda dinin astroloji içinde yer aldığını doğruladınız. Ama astroloji ve din karşıt görünür! Gelecekten de haber veren bir dal kabul edilir çünkü! Gaybı Allah bilir lafını boşa çıkarmış olmuyor mu bu yorumunuz? Ya da gaybdan haber verenin Allah katında pek de muteber olmayacağını?

Gayb iki türlüdür. 1-Gaybı mutlak 2-Gaybı muzaf (göresel)... Gaybı Mutlak Allah'ın ZAT'ıdır ki bunu hiç bir yaratılmış bilemez. Göresel gayb ise şartlar değiştikçe bilinebilir. Astrolojiye gelince... Astroloji gaybı bilmez!. Astroloji esas olarak yeryüzündeki çeşitli varlıkların (insan dahil) oluşumuyla ilgili etkilerden sözeder. Bu konuda görüşüm İnsan ve Sırları kitabında mevcuttur. İsteyen netten ücretsiz okuyabilir. Astroloji geçmiş tecrübelere dayanan tahmindir. Bunu Muhyiddin Arabî de yazmıştır İbrahim Hakkı da Marifetname’sinde Gazali de... ayet rahimlerdeki çocuğun cinsiyetini kimse bilemez derken ultrasonla görüyorsunuz.. Bu bahsediş, gaybı muzaf hükmündedir... Aynen hava tahmini gibidir astrolojik tahminler de. gaybı bilmek değil!.

Cennet ve cehenneme ilişkin kozmik yaklaşımlarınız var. Güneş’in cehennem olduğunu mu savunuyorsunuz? Evren bir enerji yumağı, insan ruhu bir mikrodalga gibi görüşleriniz var mı? Abdest ise temizlik amaçlı değil sudaki biyoelektrik enerjiyi sinir sistemi vasıtasıyla beyne ulaştırma ve enerji takviyesi amaçlı. Gezegenlerin hareketlerinin insanlar üzerinde etkileri olduğuna inandığı için burçları reddetmiyor. Kozmik bir yaklaşımı temel alan bir İslâmi yaklaşım mı?

Benim yaptığım araştırmalar, bahsedilen cehennem ortamının Dünyanın içinde eriyip kaybolacağı Güneş olduğu yolundadır. Güneş bir süre sonra büyüyecek ve mars'a kadar olan çevresindeki tüm planetleri yutup eritip yok edecektir. Dünya üzerinde dünyanın manyetik çekim alanına bağlı tüm insan ruhları da yok olan dünyanın manyetik çekim alanından kurtulup bu defa güneş ortamında yaşamlarını sürdürmeye başlayacaklardır. Daha sonra bir kısım insanlar bu ortamdan kurtulup bir başka boyutta cennet diye tarif edilen yaşam boyutuna geçeceklerdir.

Burada şuna çok iyi dikkat edile. Bu anlattığımın delilleri “İNSAN ve SIRLARI” isimli kitabımda yazılıdır. Ne var ki bu benim değerlendirmemdir. Dileyen kabul eder paylaşır dileyen bildiği gibi inanır. Bunları red de kişiyi Dinden çıkarmaz. Kabul de ek birşey sağlamaz.

Evrenin tümüyle bir enerji yumağı olduğu bilimsel bir tespittir.

İnsanın ruhu yaşamındaki tüm kayıtları muhafaza ettiği için insan ölmez ve ruh boyutu yaşama geçer. Bu yüzden de kişi mezara diri diri aklı şuuru yerinde olarak girer diyor Allah Rasûlü.

Cemaat değiliz diyorsunuz ama sizin takipçileriniz cemaat özellikleri gösteriyor. Sizin irade ve isteğiniz dışında cemaatleşiyor kendiliğinden bir cemaat halini alıyor olabilirler mi?

Cemaat denecek sayıda ortalıkta beni okuyan ve birbirini tanıyan insan yok ki!.. İnsanlar yazdıklarımı okuyorlar ve mantıklı bulunca da çevreleriyle paylaşıyorlar. Olay bundan ibaret. Bu yüzdendir ki ben ne bir vakıf kurdum ne bir cemiyet. İslâm Yalnızca Allah Rasûlü çevresinde birleşmeyi bütünleşmeyi uygun görür.

Kitsan’dan telif almıyorsunuz ama Kitsan parayla satıyor eserlerinizi. O paralar nereye gidiyor? Kitsan’a mı kalıyor?

Evet, tamamı Kitsan’ındır. Ben bugüne kadar hiç telif almadım. Orijinaline sadık kalarak herkes bastırabilir. Bu Allah bağışı bir ilimdir diye düşündüğüm için bunu insanlarla karşılıksız olarak paylaşmanın zevkini yaşıyorum. İsterseniz siz de bastırıp dağıtabilirsiniz orijinal metne sadık kalarak. Tüm düşünsel verilerim insanlığa sebildir.

Yani herhangi bir yayınevi Kitsan'dan çıkan kitabın orijinalini basıp bunu dağıtıp bundan para kazanabilir mi?

Elbette kesinlikle... Kimin ne para kazandığı beni ilgilendirmez. Ben insanlığın bu bilgileri edinip, ömrünü iyi değerlendirmesini, ebedi yaşamda pişmanlık ve sıkıntı duymamasını istiyorum. Onun için de bildiklerimi karşılıksız olarak tüm insanlarla paylaşıyorum. Bundan çıkar sağlayanlar kendileri düşünsün... O benim sorunum değil. Bu konuda ilk de ben değilim. İslâm tarihinde bunu yapmış sayısız değerli zâtlar mevcuttur.

Kitapları Kitsan’dan çıkan Hans Von Aiberg’i tanıyor musunuz? Gerçek kimliğini biliyor musunuz? Siz protestan tanımına karşısınız ama Aiberg’in Protestan İslâm Hanif Doktrini sitesini Kitsan yapıyor.

Bahsi geçen kişiyi çok eskilerden bir defa görmüştüm ayaküstü konuşmuştuk. Gerçek kimliğini biliyorum. Ama beni başkaları ilgilendirmiyor. Kitsan bir yayınevi olarak dilediği kitabı basar ve bu beni hiç ilgilendirmez. Kitsan'ın bildiğim kendi www.kitsan.com dışında hiç bir web sitesi yoktur. Kitsan ile ilgili soruların muhatabı da elbette ki Kitsan Yayınevi’nin sahibidir.

Sitenizde 28 Şubat’tan sonra zorunlu olarak eşinizle birlikte bir yıl Londra’da ikamet ettiğiniz yazılı. Neden 28 Şubat’tan sonra ve neden zorunlu? Türkiye’ye gelip gidiyor musunuz?

İslâm Dini’ne o günlerde benim yüzümden söz gelmesini istemediğim için, derinliklerde hazırlanan bir olaydan haberdar olduğum için Türkiye'den ayrılmak zorunda kaldım. Şimdilik bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum. Bugün bir engel yok dönmem için fakat bu defada Ahmed Hulûsi tarikat kuruyor veya cemaat topluyor gibi iftiralardan uzak durmak ve yalnızca bilgilerimi insanlarla uzaktan paylaşmak için dönmüyorum. Daha da ihtiyarlayınca belki dönerim.

Ben ÇAĞDAŞ BİR İSLÂM DÜŞÜNÜRÜYÜM. Bu nedenle de Türkiye’de yaşamam gerekmiyor. Bir düşünür için bütün yeryüzü Allah'ın ibadethanesidir.

Türkiye ye yılda bir-iki kere gelip kısa sürelerle kaldığım oluyor ama bu gelişlerde de çok yakın arkadaşlarım dışında kimseyle görüşmüyorum.

İnsanlar hâlâ merak ediyorlarsa beni ve amacımı; anlamaları için, biraz zaman ayırıp kitaplarımı okumalarını, kasetlerimi dinlemelerini tavsiye ederim. Tüm yayınlarıma dünyanın her yerinden internetten ücretsiz ulaşılabilir. DİN olayının, çok ciddiye alınması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Çünkü, direkt insanların geleceklerini ve gelecekteki yaşamlarını ilgilendiren bir konu.

Bu yıl ilk defa Avrupa da konferans verdim. Konuşmalarım da tam metin olarak www.ahmedhulusi.org sitesinde mevcuttur.

Kendim hakkında konuşmayı ve konuşulmasını sevmiyorum. Çünkü çok önemli ve anlaşılması gereken ORİJİN İSLÂM konusu kişisellik batağında boğuluyor.

Bizi ilgilendiren kişilerin fikirleridir. Yaşamları değil.

Diyanetin yayınladığı hadis kitabındaki hadisin olmadığını ileri süren diyanet yetkilisinin mektubu elimdedir. Zamanı gelince açıklayacağım diyorsunuz. Şimdi açıklasanız kim bu yetkili?

Kitsan, benim kitaplarımın Diyanet fuarlarında Kitsan tarafından satılabilmesi için, diyanet yayınevlerinin raflarında bulunması için müracaat etmiş. Ayrıca benim konferans ve sohbet DVD ve kasetlerimin yayını için müracaat etmiş.

Diyanet ilim kurulundan bir yetkili kitabımı okumuş ve inanca taalluk eden bir konuda kitaba yazdığım bir hadisin var olamayacağını benim uydurduğumu söylüyor. Bu metin elimde. Oysa bu konuda başta Buhari ve Müslim olmak üzere bütün hadis kitaplarında var!

Ben o kitaplarımı yazmadan önce altmışbine yakın hadis okudum... Bu ciddi bir iştir!. Herkes aklının kapsayamadığını inkâr ederse ortaya nasıl bir şey çıkar siz düşünün.

Kim o yetkili?

Diyanet tetkik kurulundan biri. Zamanı geldi diye düşündüğüm zaman fotokopisini yayınlayacağım. Şimdi değil...

Kadın-erkek yanyana namaz kılınmasını doğru bulmadığınızı söylüyorsunuz ama takipçilerinizden Hülya Koçak zaman zaman kendilerinin de kadın erkekli tesbih namazı kıldıklarını söylüyor. Hiç karma namaz kıldınız mı?

Uzun yıllar önce arkadaşlara tesbih namazını öğrenmeleri için tesbih namazı kıldırmıştım. Erkekler ön safta, kadınlar da başı örtülü olarak arka safta olmak üzere Tesbih namazı kıldırmıştım... Kadın erkek yanyana değil erkek ön safta kadınlar da arkada saf halinde olarak. Hülya Hanım da bu namazlardan bazılarına katılmıştır. Halen de geceleri tesbih namazı kılınmasını herkese tavsiye ederim. Çünkü bu namazı Rasûlullah efendimiz, “ihtiyarladım bana az zamanda çok şey kazandıracak bir ibadet öğret” diyen amcasına tavsiye etmiştir. İbadetsiz DİN OLMAZ! Namaz beş vakittir. Bunun dışında da nafile yani yararlı namazlar manası yaşanarak insana Allah’a yaklaşmayı sağlar.

Türkiye’de herhangi bir din adamıyla, resmi bir imamla bağlantınız var mı? Örneğin Kanlıca Cami imamının sizinle chat’leştiği, sizin adınıza cemaatle sohbetler yaptığı ve kitaplarınızı dağıttığı iddia ediliyor?

Çok mükemmel Kurân bilgisi ve Arapçası olan, hazırladığı Kur'an meâli yakında basılacak olan Kanlıca Camii İmamı Hasan Güler'i tanırım. Benim adıma yaptığı hiç bir şey yoktur!. Dünya üzerinde benim adıma konuşacak hiç kimse de yoktur!. Benim tüm düşünsel verilerim yayınlanmıştır. Hasan Güler çok geniş din kültürüne ve Rasûlullah sünnetine bağlı olarak görevini yapan bir devlet görevlisidir. Henüz devlet görevlilerinin benimle görüşmesi yasaklanmadığı için de bazen görüşürüz.

Türkiye’de siyasetçi ve gazeteci takipçileriniz var mı? Örneğin “Müsbet İlme Göre Yaradılış Kıyamet ve Uzayda Hayat” adlı kitabı bulunan eski bakan Mehmet Yazar’la, daha önceki bir yazısında sizi desteklediğini yazan Engin Ardıç’la bağınız var mı?

Adımdan hiç söz etmeden çeşitli değerlendirmelerimi yazan veya izleyen basından hayli kişi olduğunu duyuyorum görüyorum. Ama kimin beni okuyup kimin okumadığı beni ilgilendirmiyor. Siyasetçilerden de okuyanlarım olduğunu biliyorum. Ama benim görüştüğüm kimse yok... Engin Ardıç ta değerli beyindir; severek okuduğum biridir. Çok uzun yıllar önce benimle ilgili bir yazıyı eleştirmişti. Sonra da hiç bir görüşmemiz olmadı.

Seyyid olduğumu sadece “DUA ve ZİKİR” isimli kitabımda 28 Şubat'a kadar koymuşlardı. Daha sonra bunu da kaldırttım diyorsunuz. Neden? Onlar kendileri mi koymuştu, sizin böyle bir iddianız var mıydı?

Seyyid isem bu benimle Rasûlullah arasındadır. Kimseyi ilgilendirmez. Devrim kanunlarına göre bunu yazmak suç olduğu için kaldırttım o ifadeyi kitaptan. Yıllar önce. İnsanlar kişiliğe değil fikre ve ilme yönelmelidir artık

Nezaket ve sabrınız için teşekkür ederim.

Ben de müteşekkirim bu fırsatı tanıdığınız için. Saygılar.


http://www.ahmedhulusi.org/
sesli sohpetini ücretsiz indire bilir veya dinleyebilirsiniz...

adnan 11.04.2006 13:40:21
EY ULAŞABİLDİKLERİM !.

Kişi sevdiğiyle olmak ister!.

Sevdiğinin hâliyle hâllenir... Sevgisi kadarıyla, onunla yaşar!.

Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için, çoğunlukla, "beğeni" ile "sevgi"yi birbirine karıştırırız..

"Beğeni" yanında "sahip olma" arzusuyla açığa çıkar!.

Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın...

Bu tüm mahlukatta çok yaygın bir duygudur!.

Kimi, beğendiğini cebine sokar; kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşıyarak onunla hava atmak ister;

kimi yakalayıp inine sürükler.. Her mahlûk yaradılış fıtratına göre, beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister.

"Sevmek" ise bundan çok farklıdır..

Sevince, yanlızca sevdiğin için yaşamak istersin!.

Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak, yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin!

Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana, onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!..

Yakınlık bile uzak gelir sana!..

Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!..

Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir, onun diliyle konuşmaya başlarsın!.

Gözün ondan başkasını görmez, kulağın ondan başkasını duymaz, elin ondan başkasına uzanmaz olur!.

Her an sana sahip olmasını; varlığının, tasarrufunun her an üzerinde olmasını, her an seni kucaklamasını istersin!..

Bedensel yakınlık bile, korkunç uzaklık gibi gelir sana; ve onunla tek bir beden, tek bir ruh, tek bir şuur
olmayı dilersin!. Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğin de yok edesiye yakar seni; ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde sevdiğini görürler de, 'sen o olmuşun" derler!

Beğenen sahip olmak ister..

Seven ise sevdiğinde yok olur; feda eder her şeyi sevdiği uğruna!.

Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne;"aşığım" sanır!. Ama sevdiği uğruna, fedakarlık etmeye gelince sıra, o koku siliniverir üzerinden"kopamama" sabunuyla!. Parasından kopamaz..

Mevkiinden kopamaz.. Yakınlarından kopamaz..

İçinde yaşadığı ortamın güzelliklerinden kopamaz..

"Etraf"tan kopamaz!. Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde..

Eksiklikler görmeye başlar, yetersizlikler görmeye başlar.. Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini; uzaktan acıyarak seyretmeye başlar.. Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları!. Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur!..

Beğeniyi, sevgi sanmıştır!..

Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse, bu defa "nefret"e döner "beğeni"; ondan intikam alma duygusu gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında bir o yana bir bu yana sürüklenir durur;
terkedilmişliğin, uzaklaşmanın, layık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!.. Oysa yanlızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır!.

Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için, mevkii-koltuğu için, ilmi
için beğenmiştir; sevdiğini sanmış; sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş; yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir..

Seven ise göze almıştır kopmayı.. Dışlanmayı..

Paradan-puldan, namdan nişandan, dosttan akrabadan uzak kalmayı..

Fıtratından gelir sevgi!. Kulluğu sevmek üzeredir!.

Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan.. O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan!

Seven, karşılıksız sever!..

Beğenen karşılığını ister!.

Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!.. Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu!.. Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi.. Karınca gibi çalışır; aslan gibi yavrularına sahip çıkar..

Ama pervane gibi sevemez!. Atamaz kendini ateşe!.

Sevgi sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise sonunda kaçmayı!.

Bazılarına göre , "sevgi" delilikten bir türdür!..

Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip, her şarta katlanmayı! Ve "delillik bu" derler..

Beğenme bir tür "hobi"dir!..

Bazen ömür boyu sürer, bazen birkaç yıl, bazen bir kaç ay!.. Sevgi bir ömür boyudur!..

Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!.

http://www.okyanusum.com/eyulasabildiklerim.htm
© Eserlerimizin Telif Hakkı Yoktur.
Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı “ALLAH” ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve “DİN” denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır.
Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

...σzαη... 08.10.2006 19:46:24
tesadüfen buldugum bir kitabi var bende ....enfes...


sevgili renault,sen ne diyosun bu abimiz icin...?

kiya 08.10.2006 22:54:10
ahmet hulusi düşünebiliyormuymuş yav Smiley

tüyap kitap fuarında simsiyah kapaklı kitaplarını dağıtırken tanıdıydım onu. simsiyah kitaplarından anarşist ya da satanist olduğunu sanmıştım ama meğer islam düşünürü imiş Smiley

tolstoy'un müslümanlığını kanıtlarsa benim için bir değer ifade edebilir, kanıtlayamazsa bir hiçtir, o kadar  Tongue

Sapiens 08.10.2006 23:07:34
İslam düşünürü ne demek ?
Kimler islam düşünürü olabilir?
Şartlar nelerdir?
Yalçın küçük te bir islam düşünürmüdür?
ya aziz nesin ?

SWORDFİSH 24.08.2007 11:42:34
 21 Ocak 1945 tarihinde İstanbul, Cerrahpaşa'da dünyaya gelmiş bulunan çocuğa annesi Ahmed, babası da Hulûsi adlarını koymuşlar.

10 Eylül 1963 tarihine kadar yalnızca bir yaratıcıya inanmış ve Hz. Muhammed'i dahi tanımayan bir zihniyetle yaşamış. Din konusunda her sorusuna da sen bunları sorma, sadece denileni yap, cevabıyla karşılaştığı için hep din dışı yaşamış çevresindekilere göre!.

10 Eylül 1963 günü Cuma namazına annesinin zoruyla gitmiş, babasının üç gün önce vefat etmesi dolayısıyla; camideyken içine gelen bir ilhamla da Din konusunu tüm derinlikleriyle araştırma kararı alıp, o gün namaza ve abdestsiz dolaşmamaya karar vermiştir.

Din olayını önce Diyânetin yayınladığı onbir ciltlik Sahihi Buhari tercümesini okuyarak başlatmış, sonra tüm Kütübü Sitte'yi ve Rahmetli Elmalılı'nın "Hak Dini" isimli tefsirini okuyarak sürdürmüştür. İki yıla yakın zâhir ilimleri itibariyle  olabildiğince kaynakları inceledikten, yoğun riyâzatlar ve çalışmalarla tasavvufa kendini vermiş; ilk kitaplarını 1965 yılında yazdıktan sonra kendindeki açılım ve hissedişleri,  1966 yılında yazdığı TECELLİYÂT isimli kitabında yayınlamıştır. Bu kitap O'nun 21 yaşındaki bakış açısını ve değerlendirmelerini ihtiva etmesi itibariyle geçmiş yaşamı hakkında önemli bir değerlendirme kaynağıdır.1965 yılında tek başına hacca gitmiş ve hayatı boyunca kendi yolunda hep tek başına yürümüştür!.

Prensibi, "kimseye tâbi olmayın, kendi yolunuzu kendiniz çizin, Rasûlullah öğretisi ışığıyla"; olmuştur.

1970 yılında AKŞAM Gazetesinde çalışırken RUH ve ruh çağırmalar konusunu incelemeye almış ve bu konuda Türkiye'de konusunda ilk ve tek kitap olan, "RUH İNSAN CİN"i yayınlamıştır.

Kurân'daki "dumansız ateş" ve  "gözeneklere nüfuz eden ateş" uyarılarının "ışınsal enerjiye" işaret ettiğini keşfetmesinden sonra; Kurân'ın işaret yollu açıklamalarını değerlendiren;  bundan sonra dinsel anlatımdaki işaretlerin bilimsel karşılıklarını deşifre etmeye çalışan  Ahmed Hulûsi, bu alanda ilk çalışmasını 1985 yılında "İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabında açıklamıştır.

Daha sonraki süreçte Kurân'da kelimeler bazında yaptığı çalışmalarla, keşfettiği gerçekleri hep çağdaş bilgilerle bütünleştirmiş...  Kendisini, "DİN" olayını,  ALLAH adıyla işaret edilenin, tamamen entegre bir sistem ve düzeni temeline oturtarak, Hz. Muhammed aleyhisselâm'ın neyi anlatmak istediğini "OKU"maya vermiştir.  Bu yolda edindiği bilgilerin bir kısmını kitapları ve internet aracılığıyla da toplumla paylaşmıştır.

İslâm Dini’ni, Kurân-ı Kerîm, Kütübü Sitte (altı önde gelen kitap) hadisleri temelinde kabul ederek inceleyen; geçmişteki ünlü tasavvuf sîmalarının çalışmalarını değerlendirerek, gereklerini yaşadıktan sonra; bunları, günümüz ilmiyle de birleştirerek değerlendiren ve mantıksal bütünlük içinde BİR SİSTEM olarak sizlere açıklayan Ahmed Hulûsi; insanların kişiliğiyle değil, düşünceleriyle ilgilenmesini istemektedir.

Çünkü, bu alanda tek örnek Hz. Muhammed'tir!

Basit beyinler yaşamlarını, kişilikle ve doğal sonucu olarak dedikodu ve gıybetle tüketirlerken; gelişmiş beyinler ise fikirlerle ve düşünce dünyasının verileriyle ömürlerini değerlendirirler!.

Bu nedenledir ki, Ahmed Hulûsi kendisini ön plana çıkartmamakta; kitaplarına 40 yıla yakın zamandır “soyadını” koymamaktadır; insanların şu veya bu şekilde çevresinde bir halka oluşturmaması için... Bugün dahi, görüştüğü çok az sayıda insan vardır. Bu yüzden aşırı boyutlarda tepki almasına rağmen ısrarla bu konuda bu tutumunu sürdürmektedir.

Anadolu'nun beş-altı yerinde, kişilerin kendilerini "Ahmed Hulûsi benim" şeklinde tanıtıp, çevrelerine insanlar toplayıp, onlardan maddi menfaat toplama olayını duyunca da,  kitaplara resim koymak zorunda kalmış, böylece bu sahtekârlığı önlemiştir.

Sürekli sarı basın kartı sahibi, gazeteci Ahmed Hulûsi, bu alan dışında profesyonel olarak hiç bir işle meşgul olmamış; hiçbir teşkilât, dernek, parti, cemâat üyesi olmamıştır.  Bütün yaşamı, çağdaş bilimler-İslâm-Tasavvuf araştırmalarıyla devam etmiş; kitap ve yazıları ile sesli sohpetlerinin tamamını internet üzerinden okuyucularına ücretsiz ve tam metin olarak indirilebilir şeklinde yayınlamış İLK yazardır. Tüm düşünce ve bakış açılarıyla beklentisiz olarak apaçık ortadadır!

28 Şubat öncesi şartlar dolayısıyla, eşi Cemile ile önce Londra'da bir yıl yaşayan Ahmed Hulûsi daha sonra da Amerika'ya yerleşmiş ve hâlen orada yaşamını sürdürmektedir.

Mevcut bilgileri ışığında, tamamen insanlardan uzak kendi "köy"ünde yaşamayı tercih edip; herkese, orijinal kaynaklara göre Rasûlullahı ve Kurân'ı aracısız olarak yeniden değerlendirmeyi tavsiye etmektedir!.

Zira, Hz. Muhammed'in açıkladığı SİSTEME göre, "DİN ADAMI" diye bir sınıf asla söz konusu değildir!. Her ferd direkt olarak Allah Rasûlunu muhatap alıp O'na göre yaşamına yön vermek zorundadır!. Tâbi olunması zorunlu tek kişi ALLAH Rasûlü MUHAMMED MUSTAFA aleyhisselâm'dır. Onun dışındaki tüm kişiler istişari mahiyetteki kişilerdir ve yorumları kimseyi bağlamaz.

Herkes yalnızca Allah Rasûlü ve KURÂN  bildirilerinden mesûldür!. Bunun dışında kalan tüm veriler kişilerin göresel yorumlarıdır ve kimseyi BAĞLAMAZ!

İşte bu bakışı dolayısıyla da Ahmed Hulûsi insanların kendi çevresinde toplanmasını veya kendisine tâbi olmasını kesinlikle istememektedir. Anlattıklarının sorgulanmasını, araştırılmasını tavsiye etmektedir. Bana inanmayın, yazdıklarımın doğruluğunu araştırın; demektedir!.. Bu yüzden de insanlardan uzak yaşamayı tercih etmektedir.

Bu bakışı dolayısıyladır ki, Ahmed Hulûsi’nin ne bir tarikatı vardır, ne bir cemiyeti ve ne de herhangi bir isimle anılan topluluğu!

Ahmed Hulûsi, çeşitli çevrelerce kendisine yakıştırılan her türlü pâye, ünvan ve etiketlerden beridir! O, sadece Allah  kuludur!

Kimseden maddi veya siyasî, ya da manevî bir beklentisi olmayıp, yalnızca kulluk ve bir insanlık borcu olarak bilgilerinin bir kısmını sizlerle paylaşmaktadır.

Ahmed Hulûsi, yalnızca...

Düşünebilen beyinlerle düşüncelerini paylaşmaya çalışan bir düşünürdür!.

Hepsi, bundan ibaret!

Hiç bir yazılı, sesli veya görüntülü eserinin TELİF HAKKI OLMAYAN yazarın eserleri, pek çok değerlendiren tarafından orijinaline uygun olarak bastırılıp karşılıksız olarak çevrelerine dağıtılmaktadır... Bugün milyonlarca ailenin evinde Ahmed Hulûsi imzalı eserin varolması, onun için yeterli şereftir.

Bu konulardaki detaylı çalışmaları aşağıdaki bazı internet sitelerinden inceleyebilir; dilediklerinizi tümüyle kendi bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

www.ahmedhulusi.org

www.ahmedbaki.com

www.okyanusum.com

www.allahvesistemi.org

Sonuç olarak şunu vurgulayayım...

Herkesin görüşü kendi bilgi tabanının sonucu kadardır! Bu eserleri kendiniz değerlendirmeye çalışın!. Yazarla değil, yazılanla ilgilenin. Sizlere karşılıksız olarak verilen bu Allah hibesi ilmi hakkıyla inceleyin.

Ebedî yaşamınıza yön verebilecek düzeyde Allah ve Sistemini (sünnetullah) anlatan bu eserler umarım sizlere yeni ufuklar açar.


Sayfa: [ 1 ]