|
||
| Görmek; Ad rationem pulchri pertinet quod in ejus aspectu seu cognitione quietetur appetitus. (Güzellik, yalnızca onu görmek veya bilmekle arzunun yatışmasını ima eder.) Birçoğumuz gören gözlere sahibiz. Ancak bu gören gözlerin eğitimsizliği bizi gözlerini karanlık dünyaya açan körlerden daha büyük karanlığa sokabilir. İşte bu yüzden öncelikle görmeyi ve ardından da bakmayı öğrenmek şarttır. Üstat Cemil Meriç "dünyanın tüm güzellikleri sadece görenlere verilmiştir" demiş. "Tüm güzellikler" nedir? Biz hangi güzellikleri görüyoruz? Görmüyorsak neden görmüyoruz? Öğrenecek bunca bilginin olması o kadar güzel ki! Görmek ile bakmanın farkı nedir? Gördüğümüze bakabilecek yeteneğe sahip miyiz? Görmeyi, daha sonrasında da bakmayı öğrenebilir miyiz? Soruların soruları doğurması ne etkileyici öyle değil mi? Ama biz etkilenmekle kalmayıp, şimdide (anda) yaşadıklarımızı öğrenme çabasında değil miyiz? Gördüğümüz anlayabilmek için görmeyi, hele de doğru görmeyi (yani bakmayı), öğrenmek de gerekli. Çağları aşmış ve eserleriyle günümüze taşınmış ressamların gördüklerini anlamaya çalışmak, resimlerdeki ayrıntıları bir bir hesaplamak, akımları, fırça darbelerini bir bir analiz edebilmek işin başlangıcı olur kanaatindeyim. Yolumuza, anlayanların nasıl gördüklerini anlayarak/anlamaya çalışarak açımızı genişletmekle (ya da daraltmakla) başlamak eşsiz bir referans noktası. Ama atlanmaması gereken nokta, buranın sadece bir ‘referans noktası’ olduğudur. Açımızı genişletmek bizim elinizde. |
||
|
||
Alıntı Görmek ile bakmanın farkı nedir? Gördüğümüze bakabilecek yeteneğe sahip miyiz? Görmeyi, daha sonrasında da bakmayı öğrenebilir miyiz? Zerdüşt kelimeleri yanlış yerlerde kullanmışsın gibime geliyor, "bakmak" için anlamlandırma, yorumlama, muhakeme gerekmez ama görmek için bunların hepsi gerekir. Yani aslında "gördüğümüze bakabilecek yeteneğe sahip miyiz?" i değil, " baktığımızı görebilme yeteneğine sahip miyiz?" bunu konuşmamız lazım. Hani "öküzün trene baktığı gibi" mesela.
|
||