|
||
| Bilmek; İnsanoğlu nefes bulduğu günden bu yana ne denli cahil (ignorabimus) olduğunu da öğrenmeye başladı. Bildiklerinin kendisini git gide fakirleştirmesi karşısında bilgisizliğe karşı mücadelesini bırakmadı ve bildikleri uğruna ölümü göze alarak aradı, araştırdı, bildi de bildi. Dünyaya kazık çakamayan insanoğlu kendinden sonraki nesle bir dirhem fazla bilgi bırakabilmek için, kanının akıtılmasını dahi düşünmeden, kör olasıya kadar okudu. Peki bu insanların “bilgi” dediği şey nedir? Onca acıya katlanmamızı gerektiren “bilgi” nerede saklıdır da ömrümüz boyunca onu aramamıza rağmen bir türlü göremiyoruz? Bilinmesi zevk veren şey (id cujus apprehensio placet) nerede gizli? Az bilen neden çok yanılıyor (Chi poco pensa molto erra)? Bilgiseverin “bilgi” dediğini öğrenmek hepimizin görevi. Zira ancak o zaman zevkü sefa alemlerinden uzaklaşarak neden yaşamamız gerektiğini, yaşamımızın nasıl oluştuğunu anlayabiliriz. Şuncacık hayatımızda kaybettiğimiz vakti ancak böyle telafi edebilir ve bizden sonraki nesle bırakacağımız bir dirhem fazla bilginin şevkiyle sonsuz huzura (requiem aeternam) katılabiliriz. Bunu yapabilmek için de elbetteki bizden sonra tufan (Apres nous le déluge) demeden yaşamalı ve bilgi avcısı olmalıyız. İnanın ki, bilgi merdivenlerindeki yorgunluğumuz, Bilgelik kapısında sonlanacaktır. Ve emin olun ki o zaman yaşamımızı ayakta tutan küçük mutluluklar evrensel mutluluklara dönüşecektir. Çünkü ancak o zaman Tanrısallığı bırakacak, Tanrı’ya katmaya başlayacağız. Elimizde müthiş kaynaklar var. Ancak, bunların hepsine kulplar takmak mümkün. Kulp takmadan önce bu kaynakların içindekini tamamıyla özümsemeliyiz. “Neden?”leri iyiden iyiye anladıktan sonra etrafımızda değişen evreni çok daha iyi anlayacağımızı bilerek özümsemeliyiz. Nasıl mı olacak? Küçük bir örnek yeterli olacaktır: İyi kapanmamış bir musluktan damlayan damlaların aslında birbirlerine eş zamanlı düşmediğini söylesem hayatınızda ne değişir? Peki 0,62 m3 evrende sadece 1 tane atom bulunduğunu, 2 mil büyüklüğünde bir meteorun dünyada delik açabileceğini, 10.000 yıl sonra dünyanın buzul çağına girmesinin çok büyük bir ihtimal olduğunu, dünyadan uzaklığı 2 milyar ışık yılı olan bir yıldızın bugün yok olsa bu bilgiye ancak 2 milyar yıl sonra ulaşabileceğimizi… Anlamaya çalışmakla geçen ömrümüzde özümsediğimiz bilgi bize düzenin dinginliğini (Tranquilitas ordinis) anlatacağı gibi, bizi de, Tanrı’yı da anlatacaktır. Unutmamalıyız ki “Anlayış, hatalar bahçesine ekilse bile, yeşerebilir.” Yaşam son derece basit ve kısa... Kaybedecek vakit yok... Düştüğümüz yarda tutunacağımız tek dal, bilgi... |
||
|
||
Alıntı bilgi merdivenlerindeki yorgunluğumuz, Bilgelik kapısında sonlanacaktır Bilge, bilginden farklıdır aslında. Genel olarak, kendi dışındaki nesnelerin, insanların, olayların bilgisine sahip olana "bilgin", kendini bilene de "bilge" denir. Sadece bilgileri kafaya yerleştirmek bilgelik yoluna götürmez, hatta öyle bilgiler vardır ki kişiyi bilge yapması bir yana, onun için sırtında taşıdığı bir yük olmak dışında hiç bir işe yaramaz Eflatun ne demiş "Kendini bil". Bilgi çok önemlidir ama çoğu insan kendi cehaleti yüzünden dışındaki bilgiye daha fazla değer yükler.Kendi iç hazinesinden yoksun bırakır kendini. Bilginin kişiyi bilgeliğe yöneltmesi için; *Kendine ve yeteneklerine güvenmesi. *Değişimi benimsememesi *Başkalarını suçlamaması *İyimser olması *Hatadan korkmaması *İnsanı sevmesi ve duyarlı olması gerekir *Kendini büyük bir bütünün parçası olarak görmesi gerekmektedir Ve ayrıca başkalarının gözünde bilge olmak, kendi gözünde bilge olmaktan çok daha kolaydır. |
||
|
||
| denge haklı bilgi sadece malzemedir beyin için, en iyi malzemeler bile yeteneksizlerin elinde bir anlam ifade etmez. arif olmak başka birşey.. |
||
|
||
| Bilgi hazinenin kendisi; hazinenin sandığı da hafızadır. Bilgiyi korumazsanız uçup gider. Bilgiyi koruyan ve gelişmesini sağlayan en önemli etken hafızadır. |
||