SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: Korkmamayı öğrenmek

Sayfa: [ 1 ]

denge 20.02.2006 00:20:10
Zerdüşt demişki:

Alıntı
Nelerden korkarsınız? Yılan ya da örümcekler kalbinizin daha hızlı çarpmasına neden olur mu? Yada topluluk önünde bir konuşma yapmanız gerekse,avuç içleriniz nemlenmeye baslar mı? Tüm bu durumlar, pek çok insan için adrenalinin neden olduğu stres tepkisini tetikler. İlginç olan su ki bu korku davranımları, panik ataklarda da görülebilenciği gibi görünürde bir tehlike ya da herhangi bir neden olmasa bile tetiklenebiliyor. Psikolog ve nörologlar, bu korku davranımıyla nasıl basa çıkılabileceği konusunda araştırmalarına devam ediyorlar. Korkulardan kurtulmak, korku veren anıları bellekten silmek gibi basit bir işlem değil. Bunun yerine fobim kişi, bu korkuyu tetikleyen ani ya da uyarıcıya sürekli olarak maruz kalarak korku tepkisini bastırmayı öğrenmeli. Boston Üniversitesi'nin Kaygı Bozuklukları Merkezi Yöneticisi David Barlow, bazı fobiler için böylesi bir maruz bırakma tedavisinin %90 oranında basarili olduğunu söylüyor. Araştırmacılar, çoğu fobi ve diğer korku hastalıklarının bir şekilde koşullanılmış davranımlar oldu~unu ileri sürüyorlar. Yaklaşık bir yüzyıl önce Rus fizyolog Ivan Pavlov'un klasik koşullanma deneyi, hayvanların belli uyarıcılara belli fizyolojik yanıtlar vermeye koşullanabileceğini, bu sayede bu fizyolojik yanıtların öğreti1ebileceğini kanıtlamıştı. Bu çalışmadan yola çıkan Amerikalı psikolog Wat50n ise, "Küçük Albert ve Beyaz Sıçan" adıyla anılan ünlü deneyini tasarlamıştı. Deneyde, II aylık uysal bebek Albert'e ne zaman beyaz bir sıçan gösterilse, onu oldukça korkutup ağlamasına yol açan bir metal sesi de beraberinde eslik etmişti. Bir süre sonra beyaz siçana da ağlama tepkisi veren Albert, bu tepkisini pek çok beyaz ve tüylü nesneye genelleyerek tavsandan, köpekten, hatta ve hatta sakalları dolayısıyla Noel Baba'dan bile korkmaya başlamıştı. Albert'in bu davranımı pek çok psikologca "koşullanılmış korku davranımı" olarak adlandırıldı. Tahmin edersiniz bugün, psikologlar etik nedenlerden ötürü küçük Albert gibi bebekleri kullanmayı tercih etmiyorlar. Konu üzerinde yapılan deneyler kemirgenlerle yürütülüyor. Bulgular söyle olmuş: Organizma, korku verici uyarıcıyla (metal sesi) özdeşleştirilen nesne ya da özellik (beyaz ve tüylü olma durumu)' e bu korku verici uyaran olmadan düzenli olarak maruz bırakıldığında fobim tepki sönmeye uğruyor, ancak yeni bir çevrede, ya da stresli şartlarda tekrar geri geliyor. California Üniversitesi'nden Mark Barad bu durumu söyle açıklıyor: "Sönme, baskılayıcı bir öğrenme paradigmasıdır; denetimlenen ilk korkunun silinmesi değil." Barad'in üzerinde durduğu bir diğer önemli noktaysa, öğrenmenin zaman aralıklarına dağıtılarak gerçekleştirilmesi gerektiği. Bu gerçeklik, öğrencilerin sınav öncesi gece yaptığı yoğun bilgi yüklemesinin niçin ise yaramadığını destekliyor. Ancak Barad ve ekibi, yaptıkları bir çalışmada sürpriz sonuçlar almışlar. Deney, korku verici uyaranla (Küçük Albert örne~indeki metal sesi), basta nötr olan uyaran (örnekteki beyaz ve tüylü nesneler) ara. Sindeki ilişkiyi sönmeye uğratarak tedaviyi mümkün kılma konusunda yapılmış. Fobik hastalar, korktukları uya. ran verilmeden, basta nötr durdukları ve bu uyaranla beraber korkmaya koşullandıkları nesneye düzenli olarak kısa ama yoğun seanslarla maruz bırakılmışlar. Bu yolla tedavinin daha etkili olduğu görülmüş. Oysa ekip çalışmanın başında, öğrenmenin zamana yayılması gerektiğini düşünmüş. Aradaki ilişkinin sönmeye uğratılması aşamasında, maruz bırakma seanslarının zamana yayılı uzun süreç içinde tamamlanmasının daha etkili olacağı sonucuna varmış. Ekip, klinik uygulamanın fobik hastalar üzerinde yapılan maruz bırakma tedavisi seanslarının birkaç saat içinde, yoğun biçimde kısa seanslarla tekrarlanması olduğunu açıklamış. Barad ve ekibinin bulgusunun niçin şaşırtıcı olduğu konusunda bir beyin fırtınası yaparsak, söyle bir açıklama mümkün olabilir: Ekip, koşullanma yoluyla öğrenmeden bahsetmekte. Haliyle, ilkel bir öğrenme mekanizması söz konusu. Oysa sınava çalışırken, bilisel düzenlemeler, yorumlar gerektiren üst seviye bir öğrenmeden bahsediyoruz. İste ikisi arasındaki etkili yöntem farklılığı da, bu kritik ayrımdan kaynaklanıyor olabilir.

Denge dediki:

İnsanoğlunun o kadar farklı korkuları varki, bir kısmından korkmamayı öğrenebilir ama bir kısmıyla baş edebileceğini sanmıyorum, bilim adamları gece gündüz yöntem geliştirseler bile.
Aslında bu korkuların bir kısmı doğuştan gelir, bir kısmı öğrenilmiştir.
Mesela bir bebeğe bir kedi yaklaşsa bebek ürker, kendini geri çeker,aslında kedinin ona zarar verebileceğini bilmemektedir, yine bebekler düşmekten korkarlar, karanlıktan korkarlar...Bu korkuların önüne geçmek mümkün değil. Hatta bazen bu korkularımız, kaygılarımız hayat kurtarır.

İnsan yavrusu büyüdükçe korkularıda büyür aslında mesela ben küçükken sadece gece perdeyi açtığımda bir hırsızla yüz yüze geleceğimden korkarken, şimdi ait olamamaktan, sevilmemekten, fakirlikten, ölmekten korkuyorum. Bu arada korkunun ecele faydası yoktu di mi?  Smiley
Peki ben nasıl bu korkuları aşmaya çalışıyorum, şuna inanıyorum; korkular vahşi hayvanlar gibidirler, onlardan korktuğunuzu fark ederlerse üstünüze gelirler, ama eğer gözlerinin tam ortasına bakarsanız gözden kaybolurlar..

asya 17.04.2007 02:17:39
Yaşama içgüdüsüyle oluşan korku refleksi bile zamanla, bilinçlenme ve kişinin kendisini yetkinleştirmesiyle azaltılıp seyreltilebilir.

Çocuklarda ise korkunun öğretilmiş olduğunu düşünüyorum. Yeni doğanda genel korkular olmaz, taklitlerle öğrenmeye başlayan çocuk çevresindekilerden, korkmayı da öğrenir. Örneğin hayvanlardan korkan bir annenin çocuğu da ilk zamanlarda aynı korkuyu taşır. Ancak bilinçlendikçe korkusunun yersizliğini anlar.

deniz 18.04.2007 08:13:07
korkunun doğuştan ve içgüsel kaynakları olduğu gibi sonradan öğrenilen ve öğretilenleri de vardır.

insan veya hayvan yaşamını sürdürebilmesi için genetik kodlamasında belli durumlar için korkular barındırır.

asya 18.04.2007 08:25:59
evet, genetik kodlarla bize aktarılan korkularımız var tabii. ama ben bunların bile uğraşı vererek azaltılacağına inanıyorum. korkulardan tümüyle arınmak ise sanırım çok zor...

asya 18.04.2007 08:43:56
olur Smiley

deniz 18.04.2007 09:03:14
korkmamaya çalışmak; ağrı çekildiğinde ağrı kesici almak gibi olur.

çok hızlı araba kullanıyorsunuz. gaza daha fazla basıp daha fazla risk almak sizi korkutuyor.
bu korku sizi hayatta tutan bir korkudur.
kendinizi benzer durumlarda korkmamaya şartlandırırsanız riskleri arttırır ve kötü sonuçları ile de karşılaşabilirsiniz.
ancak diğer taraftan korku nedeni ile gereksiz bir yavaşlık ile sürülen araç da ayrı bir sorundur.

korkuların neye hizmet ettiğini doğru tahlil edip ona uygun korkusuzluk formülleri geliştirilmelidir.





asaf 18.04.2007 16:48:37
dün can dündar' ın ntv' deki neden programını izledim. Avni Özgürel' in anlattığı şu şey aklıma geldi şimdi:
gece mezarlığın yanından geçerken aklımız bize der ki: "ölülerden zarar gelmez. " ama vehim diye bir duygumuz da vardır ki, o da bize: "tüy burdan" der.

eczacı 18.04.2007 17:01:50
fobi olarak nitelendirdiğimiz korkular kurtulmamız gereken içgüdüsel korkular bence. mesela ben de hayvan fobisi var. bi kediden bile niye korktuğuma anlam veremiyorum. oysa ki dünyada korkulacak o kadar reel şeyler var ki. Türkiyenin savaşa çekilmeye çalışılması mesela... Ama nedense içgüdüsel korkular öğretilenlerden daha baskın oluyor.


Sayfa: [ 1 ]