SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: allah faili muhtar olmayıp mucibun bizzattır

Sayfa: [ 1 ] 2 3 4

06.02.2006 14:22:31
karabağinin tehafütü" adlı kitapta karabaği diyor ki, kendisi tehafüt yazarlarındandır. yani sıradan biri değildir.
"allahın bilgisinin fiile taallukunun o fiilin zorunlu olarak meydana gelmesini gerektirip bunun aksinin ise imkansız olduğunu kabul etmek yüce allahın mucibu'n bi'z-zat olup ihtiyarıyla fail olamaması sonucunu doğurur ki bu, filozofların istediği şey olup alemin kıdemi konusuna aykırı olmadığı gibi o fikri destekler."
izah ve açıklaması: ben evvelden filozofların bu görüşlerini okurken güler geçerdim, "böyle şey mi olur" diye. ancak şimdi bu fikirdeyim. olay şu karabağinin dediği çok basit bir gerçeği dile getiriyor. şunu diyorum: eğer allah olayları olmadan önce bildiği kabul edilirse ve olacağını bildiği olaylar olmak zorundadır. çünkü aksi halde allah yanılmış ve cahil olmuş olur ama bu olamaz dolayısıyla allahın olacağını bildiği şeylerin varlığa gelmesi zorunlu; varlığa gelmemesi ise imkansız olur. hal böyle olunca allahın değişmez ilminde nasılsa olaylar öylece meydana gelir. allah bunları seçemez yani allah zatı gereği zorunludur. evet onu bunları yapması için zorlayan yoktur ama zatı gereği bunları yapmak durumundadır ve bunları yapmamazlık edemez. ben zaten allahın iradesi yoktur derken hep bunları kasdediyordum. yani bütün bu olayları allah seçmedi, istemedi. zira bunlar onun değişmez ilminde başlangıçsız olarak belliydi ve bunlar varlığa gelmek zorunda olan olaylar olmuş oldu. yani lafın özü allah yaptığı şeylerin dışında başka şeyler yapamazdı ve bundan sonra da yapacağından başkasını da yapamaz! dikkat ediniz, siz şundan yanılıyorsunuz, hep allahı kendinize kıyas yapıyorsunuz. halbuki ilahlıkta olay budur. yıllar öncesinde filozofların bunu dediğini görüyordum ama kapasitem yetersizdi ve kelamcıların basit anlayışlarına inanmayı südürdüm, bir komedi bunlar. mesela bunun komedi olduğunu bakın en açık izahını yapacağım size, dikkat edin: mesela "mümkün ya da mümkin" kavramı vardır kelamda. bu şu demektir kelam dilinde: olması da olmaması da eşit olan ve bunun olması için bunu allahın irade etmesi gerekir diye açıklanır. şimdi dikkat edin, bu tam bir saçmalıktır! çünkü, zaten olayları olmadan önce allah bilir dendiğinde allahın olacağını bildiği şeyin varlığa gelmesi şart olur ve varlığa gelmemesi imkansız olur bunu anlamak güç değildir.zira mesela benim şu anki yazma işlemimi allah önceden biliyordu. bu eylemi yapmak zorundaydım aksi halde allahın ilmi cahilliğe dönerdi ve şöyle örnek vereyim:
benim şu an yazacağım onun ilminde belliydi ya, işte ben şu an yazacağım belli olduğu
anda, mesela benim denize girmem olabilir miydi? olamazdı değil mi? zira yazı yazma ve denize girme zıt şeylerdir. o halde benim şu anda denize girmem imkansız demektir yani kelamcıların yüzyıllardır anlattıkları mümkün kavramı çok basit bir saçmalıktı.

** şimdi allaha neden zalim dediğimi anlatacağım: bakın ben yakın zaman önce allaha
zalim demekten vazgeçtiğimi söylemiştim. ama tekrar inceledim durumu ve yanıldığımı anladım. herşeyin kaynağı allahtır. ve zulmünde kaynağı allahtır. ben allahın iradesi yok
demiştim, ama yakın zamanda şu ayrıma da vardım: ben allahın ilmini kabul ettim ama başlangıçsız olduğunundan bu ilmin bizim ilmimizde olmayan iki özeliği vardır: ilki etkin ilim olması yani zorunlu kılıcı zorlayıcı bir ilim olması ve ikincisi bu ilimde belirleyicilik özelliğide vardır yani olacak olaylar onun ilminde bellidir diyoruz. yani dolayısıyla bu ilim başlangıçsız olsa da sonuçta bir belirleyicilik özelliği taşımaktadır ama allahın iradesi yok derken bu ilimden ötürü seçme ve isteme özelliği olan irade ye yer kalmamaktadır zira çok basit izah şudur: bir kere seçmek için seçilecek olanların meydanda olması gerekir ama ezeli irade kabul edildiğinden dolayı olaylar olmadan önce seçimden bahsediliyor ki saçmadır bazıları diyor ki: allah milyarlarca alternatifden birini seçti" bu zaten tam bir saçmalıktır. tekrar diyorum ki: değişmez ilminde olaylar başlangıçsız olarak bellidir. ne alternatifi? bunlar insan biçimci ilah tasavvurlarının sonuçlarıdır. allahın ilminin belirleyici özelliği vardır.
dolayısıyla dünyadaki zulümlerin varedicisi allahtır. bu yüzden allaha zalim demek yanlış olmaz. tekrar diyorum allah bu olayları tercih etmedi istemedi. olay şu idi: başlangıçsız bir ilimde bu olaylar belliydi ve bu ilme göre bu olaylar olacaktı başka yol yoktu.

*** biri dedi: İzah edilmesi gereken husus şudur bence.Tabiatın potansiyel kuvvetleri insanın zararına güdümlenmiş değildir.Örneğin yağmur sel felaketi getirmek ve insana zarar vermek için Allah tarafından tetikte bekletilmemektedir.Allah’la insan arasındaki ahlaki ilişki buna engeldir.Aksi halde Allah zorba ve zalim bir varlık olur.

cevap: allah zaten zalimdir
dedi:

İşte Allah evrende bütün kuvvetlerin potansiyelini elinde bulundurduğundan ve bu kuvvetler hayrı ve şerri aynı anda potansiyel olarak barındırdığından hayır da şerr de Allah’tandır.Ancak bir kuvvetin hayra ya da şerr e dönüşmesinde etki insandan gelir.
cevap: peki sizce bu etki yani insanın etkisi allahın iradesiyle olmuyor mu ve sizce yine bu etkiyi allah yaratmıyor mu?
dedi: İşte neyin hayr neyin şerr olduğunu bilen Allah insan’a insanın tavrına göre bunları verir evet bunları Allah verir ama insanın tavrını nazara alır.

cevap: insanın bu tavrını allah yaratmadı mı? ve allahın iradesiyle oluşmadımı sizce bu tavır?
dedi: İnsanın başına gelenler bu yüzden elleriyle kazandıkları sebebiyledir.sadaka ve dua bu yüzden belayı defeder.
cevap: demek belayı defeder öyle mi? iyi düşününüz zira gelecek olan belayı allah önceden bilir mi? evet derseniz iyi bakın, zaten allahın olacağını bildiği bir bela asla gerçekleşmemezlik edemez. zira bu olursa allah cahil manası çıkar. demek ki bela asla engellenemez. dikkat icab eder basit değil bu kadar. tersine dua da, sadaka da kaderdendir. asıl onlar meydana gelmek zorundaydı. ( burada bir inceklik var şöyle ki: bu ifadeler hadis olarak rivayet edilir. yani sadaka belayı defeder ya da dua belayı defeder, akrabayı ziyaret ömrü uzatır gibilerinden, halbuki birinin öleceğini allah değişmez bi şekilde bilir ve bu ilim yanlış olamaz. demek ki ömür uzamaz. bu kadar basit. benzeri çok hadis var. bir kısmı da buhari, müslimdendir yani öyle kolay kolay bu hadislere uydurma diyemeyiz. şimdiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii önümüzde bir durum var ki benim defalarca söylediğim şeydir. iyi bakınız. eğer allah resulü bunları söylemişse gördüşüz gibi yanılmış demektir. hani peygamberler hata etmezdi. halbuki bu lafları diretk allaha cahil demeye geliyor. yani o kadar basit değil bu işler. öyle dan dun sallamakla olmaz bu işler.

dedi: Teklife olumlu cevap verip vermemek sizin sorunuzdur.Olumlu cevap verince kurallara uymanız gerekir kurallara uymayıp Allah öyle takdir etmiş demek soytarılıktır
cevap: yani hadid 22 ye inanmak soytarılık öylemi, olayları ezeli olarak öceden bilmesine inanmak soytarılık öylemi? peygamberin kader hadislerinde anlattığı kader inancına (cebr) inanmak soytarılık öylemi? ve yine siz allahın ezeli iradesini kabul etmediniz mi? buna göre insan fiilleri bu ezeli iradeden olmuyor mu sizce ve bu cebr olmuyor mu?

said nursi ve gazali ibn sina ve farabideki derinliğe erişemezler.
nursi ve gazali zahircidirler nursi bu işleri ( itikad konuları)zaten bilmez. gazali bilir ama o da sıfatçıdır allahın sıfatlarını kabul eder . zahircidir ve alemin ezeliği bahsinde gazali rezil olmuştur hatta kendi bile itiraf etti dedi ki: bana diyebilirsiniz ki: getirilen delillere cevap vermeyip işi başka taraflara çekiyorsunuz? cevap veriyor: napalım böyle..
ibn sina nın cisimlerin, bedenlerin dirilmesini inkar ettiği kitaplarda geçmektedir. cüzileri bilmez meselesi karışıktır. zira kitaplarında allahın herşeyi bildiğini söylüyorlar.
bakınız iyice hemde bahsettiğiniz açıklama yılardır bildiğim ancak insanı tatmin etmeyen bir izahtır eşarilerin izahıdır: alem allahındır allah malında tasarruf yapmıştır dolayısıyla bu zulüm sayılmaz derler. ve şu örneği verirler: ücret önceden belirlenmek şartıyla iki adam çalıştırdım ve bu ikisi tamam dedi, çalıştı iş bitiminde birine dediğimden fazla para verdim öbürü diyemez ki niye ona fazla veriyorsun, dersin ki ona, sana konuştuğumuz parayı vermedim mi? ona daha fazla veresim geldi. ona veriyorum. bu örnekte zalimlik olmadığını anlatılmak isteniyor. ( allahın birine iyi yaşantı diğerine kötü yaşantı vermesi buna kıyas edilmeli demeye getiriliyor ) bir örnek daha veriyorlar: senin bir gömleğin var ister giyersin ister yırtarsın. sen onu yırtsan bu zalimlik olmaz, zira o senin malındır, bu örneği veriler.
ancak şimdi dikkat ediniz vereceğim örneğe; halbuki kuranda anlatıldığına göre allahın kalpleri mühürlemesi vardır ( bakara 7, isra 46) ve bu mühürlenme anında da bu şahıslara iman etmek teklif edilmektedir.(araf 15 halbuki mühürlenme anında bu şahıslar iman edemez, görüldüğü gibi iman edemeyecekleri halde iman etmekle yükümlü tutuluyorlar. şimdi soruyorum bu zulüm değil midir?
yani ben yüzlerce bu konuda kitap okudum. kim ki allaha zalim demedi o şahıs bu işlerin altından kalkamadı, ne yaptıysa beceremedi. "teodise" adıyla anılan meseledir bu. kötülük problemi diye meşhurdur. yüzlercesini okudum, iyi bilirim bu işleri yani.
avrupada da böyle bu kouda çok kitap yazıldı. hiç kimse allaha zalim demedikten sonra bu işlerin altından kalkamadı, rezil oldu. bunu yüzlerce kez gördüm.

**ısrarla mühürlenmeyi öyle sordum, diyorsun ki bu adam çok isyan etti, etti ve bu onun kaderi oldu. peki bunlan önce olanlar onun kaderi değilmiydi? , benim sorum ısrarla şu idi: bu mühürleme anında teklif varmıydı yokmuydu vardı dersen şahıs bu anda iman edemez ve teklifi mala yutak yani kaldıramayacağı bir yükü allah ona yüklemiş olmaktadır. dikkat ediniz, bakın (bakara 286) ve kuranın nasıl bir kitap olduğunu iyice anlayın ölye basit değil yani bu işler çocuk mantığıyla bir yere varamazsınız.
Alıntı sahibi: agnostic

Öncelikle Allah'ın herşeyi bildiğini nereden bileceğiz?

cevap: aklen başka türlü bir ilah kabul edilemez yani aklen bilme olmadığında  alemin varlığı açıklanamaz.  eğer naklen bakılırsa kurandaki ayetlerde allahın ilerde olacak hadiseleri bildiği anlatılır, yani sudur(taşma) nazariyesi bilme ile açıklanır ve aleme hadis yani sonradan oldu diyenler zaten rüya görmektedirler.  onların rezil olduklarını her gün daha iyi anlıyorum. 

dedi: Eğer varsa o zaman onun fonksiyonu sadece bilmek mi?

cevap: evet

dedi: Madem bu şeyler yine olacaktı o zaman onun varlığına ne gerek var?
cevap: yanlış bir anlayış  bu alemin varlığı bir ilah kabul edilmeksizin  asla açıklanamaz. alemin sebebi allahtır ancak zaman olarak alem allahtan sonraya kalmış değildir bu özel bir konudur, bu konuda ayrıca yazmayı düşünmekteyim.   
dedi: bence tanrı varsa bile bazı şeylere gücü yetmiyor olabilir veya bazı şeyleri bilmiyor olabilir

cevep: eğer ilerde olan bir olayı bilirse hepsini bilir demektir. zira olay olma açısından farkları yoktur.   kudrete gelince, kudreti yoktur, zaten ilmi fiili bir ilimdir yani etkin bir ilim ayrıca kudrete yer yoktur( allahı birlemek önemlidir  sıfatlarını inkar edişimiz buna dayanır)
 dedi:(Eğer varsa) tanrının zalim olduğu konusunda size katılıyorum. ama gücü yetmediğinden ya da düşünemediğinden de kaynaklanıyor olabilir kötülükler
cevap: allah zaten düşünmez ki  sadece bilir o kadar. görüldüğü gibi bu ifadeniz de allahı insan gibi düşündüğünüzün delilidir.   düşünmek ancak ilerde olacakları bilemeyen bizim gibiler için bahis konusudur


***  dedi: Yani bu dinlerin peygamberlerin bir nedeni amacı yok mu?
Oysa dinler peygamberler insanı doğru yola sevketmek için geldik falan diyorlar.

Senin allah kavramında bu tür şeylere yer yok galiba.
cevap: mükemmel bir soru!
 bu sorunun iki yönü vardır birincisi allahın açısından bakıldığında allahın amacı olmadığından dolayı dolayısıyla bu yapılanlarında (peygamber gönderme, kitap gönderme) hakiki anlamda amacı olmamış demektir ancak ikinci yönü bizim açımızdan bakıldığında bizim amacımız vardır, azaptan kurtulmak ve cenete gitmek
ama burada çok önemli bir ayrıntı vardır o da şudur. defalarca söyledim bu kuran bambaşka bir kitap diye, kuran insan biçimci ifadelerle örülüdür  yani kuranı okuyan biri genelde insanbiçimci bir ilah tasavvurunda bulunur bunu aşması çok zor olur. zira kuran ayetleri  bu yöndedir.  elbete burada allah insanları saptırmaktadır bu ayetlerle!  bunda şüphe yoktur.  çok açıktır. bakın  imtihandan bahsediliyor ( mükl 2) halbuki yine kuranda olayların önceden bilindiğini de çok ayette vardır. (hadid 22) dolayısıyla  böyle imtihan olamayacağı açıktır. ancak imtihandan bahsediliyor.  yani kurana öyle bir yaklaşmak lazım ki  bu insanlar gibi değil. yoksa felaket olur. temel kural akıldır mantıktır. allahı kuran dan, (özellikle hadislerden)  öğrenmeye ve tanımaya çalışanlar çok zor durumda kalırlar ve sonradan da  kuran, hadis okuduğu için anlatılan akli delilleri duymazdan gelir,görmek istemezler  böyle hayatı geçer gider  ziyan olurlar.
 not:  son laflarımı  duyunca bir çok insan bana güvenmemek doğrultusunda düşünebilir ve bu da  doğaldır ancak ben bu hadisleri iyi bilirim ve kuranı iyi bilirim.  100 000 hadis okumuşluğum vardır tekrarlar dahil, son  peygamberin itikadi konularda hata etmesi meselesine daha evvel,  yüzyıllarca kimse bu konuya eğilmedi. eğilemedi dikkat  ediniz, hadislede anlatılanlar  daha ayrıntılı biçimde  insan biçimci bir ilah anlatımıdır. detaylara kadar,  şok olursun bunları duyduğunda. ama bu rivayetleri "tevil" adı altında yani başka anlamı kasdetti peygamber dendiğini,  ve  bu rivayetlerin kabul edildiğini göreceksiniz. yani  bu bir tabudur.  kimsenin yanına sokulamadığı bir tabu!  ben size diyorum gerçekçi olunuz, o da bir insandı, okumamıştı. felsefi gelişmelerden habersizdi, hayatı savaşla ve insanlarla uğraşmakla geçti.  detay şeyleri bilmemesi doğaldı, ama ona insanlar tarafından insan üstülük atfaedildi.    kuranda kendisi azarlandı. (abese suresi)  onun insan olup hatalarının olabileceği anlatıldı kuranda.  ama insanlar bunları görmezden geldi ve onu insanüstü saymaya devam etti bu hadis ilminde kendini gösterdi. bütün bu insan biçimci rivayetler  kabul gördü tevil adlı altında,  ve bugünlere gelindi.  aslında bütün bunlarda normaldi.  zira insanlar ekseriyetle anlayabileceği şeylerin peşinden giderler ve onlara anlayabilecekleri basit şeyler anlatılmıştı, peygamber tarafından.  mesela    zamanımızdaki  kitaplarda ne deniyor? "allah mekandan münezeh" deniyor  ya, bu şu demek olur: mekanda olmaktan yücedir yani mekanda değildir demektir. bu ise açıkça şu demektir: "allah hiçbir yerde yoktur"  peki ama siz o dönemdeki insanları bırakın, günümüzdeki "allah mekandan münezehtir" diyen insanlara deyin ki :  "allah hiç bir yerde yoktur" size şunu diyecektir: "yani allah yok mu diyorsun" gördüğünüz gibi insanlar böyle şeyleri pek anlamazlar.
yani demek istediğim peygamber itikadi konuda yanıldı bu kesindir.  ama bu pek anlatılmaz bunu siz anlayacaksınız. Kendinize yolçizeceksiniz ya kuran ve hadiser, bakın burada bir fark vardır. Hadislerde insanbiçimci ifadeler var ya, peygamber bunlara inanarak söyledi  yani o böyle inanıyordu. bu farka dikkat  edin. o yanıldı ve onu Allah yanılttı. ancak  Allah kurandaki bu ayetleri vahyetti ama aslında kendisinin böyle olmadığını da biliyordu. Yani insan biçimci ve duyguları olan gibi.  Bu fark önemli. Artık safdilliği bırakmalısınız. zira ben bu kadar hadis okudum ve bir adet bile zayıf hatta uydurma olarak bile şöyle rivayet yoktur: “ben böyle diyorum  ama aslında  başka mana kasdediyorum yoksa böyle insan gibi değildir allah" gibilerden bir tane rivayet yoktur.  aksine insanbiçimci yüzlerce rivayet var ve bir kısmı kütübü sitededir. Artık yol ayrımındasınız, karar verin,  hadisler böyle peygamber bu konularda yanıldı diyeceksin kurana gelince şunu diyeceksin: Allah kularını kuran ayetleriyle de saptırıyor aslı böyle değil bu konuların diceksiniz. başka yol yok aksi taktirde savrulur gidersiniz  bu fırtınada
   ( kendimi bir garip hissettim şu an bu yazıları yazarken bu nasıl iş, elbette bu da allahtan )   
 önce akli delile bakcağız ve akli delile göre hareket edeceğiz ve aklı yani mantığın reddetmediği  oranda nakli haberlere (kuran, hadis) ona göre yaklaşacağız. evet kuran da  allahın da amacı varmış gibi anlamlara yol açan ayetler var. en fazla anılanlardan biri zariyat 56 dır,  ama bu ayetin zahiri alınamaz. Neden mi? çünkü ayet diyor ki " insanları ve cinleri yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım "  burada ilk bakışta Allahın amacı insan ve cinlerin kulluk etmesi gibi bir mana var ise de dikkat edilince  şu görülür: halbuki kulluk etmeyenler de var, o hald allah amacına ulaşamadı mı Aciz mi? Sorusu gündeme gelir. dolayısıyla aslında allahın amacı yoktur. ama işte böyle ayetler kuran da mevcuttur.  Dediğim gibi  kuran acayip bir kitaptır, ama basitçe yaklaşıldığında  şahısın ayağı kayar. Peki napacağız mı diyorsunuz şunu yapacağız başka yokyoktur, filozofların eserlerini inceleyeceğiz, ibn sina, farabi , aristo gibi, yani zor, ama ben size anlatacağım.
 

*** yüzyılın sorusu allahın iradesi olmadığını kanıtlayan soru: allah olmasını önceden bildiği bir fiili (işi) yapmayabilir mi yoksa yapmak zorunda mı?


adnan 06.02.2006 16:08:40
yazılarını okumuyorum artık sıktı.
sonuna bakıyorum başı belli.

anlayasın diyede basitce bir cevap vereyim.
her şey ve her kul dilesede dilemesede ALLAH a kulluk eder.
nasılmı?
biraz düşün ki her şey o.
ne olur? sence.

06.02.2006 16:37:48
ewet şeytana kulluk etme - özgürlüğü diye bir şey de var, adnan..!
sanırım bazılarının bu özgürlüklerini ellerinden almamak lazım..
bu durumda allaha kulluk etmek - her mertebe mümkün sayılmaz,
doğru değil mi_?

adnan 06.02.2006 17:33:04
ALLAH tan gayrı bir şey yok.
ki kulluk edilsin.
kulluk ALLAH a dır.
birileri adına başka bir şey desede .
kulluk ALLAH a dır.

07.02.2006 09:51:27
*** şimdi şöyle aslında allahın geleceği bilmesi hususu genelde naklen bilinir yani kuran ile kuranda geleceği bildiği anlatılır. ancak kurana inanmıyorsanız size şunu delil getirebilirim: dikkat ediniz: bir ilah kabul ettiğinizde bu alemi açıklamak için iki yol var. birincisi alem ezeli demek ikincisi hadis yani sonradan oldu demek. not: (mucibun bizzat demek şu demektir: zatı gereği zorunlu demektir. yani ben allaha zorunlu diyorum sen ise insan bile hür olmalı diyorsun) sonradan oldu dersen büyük çıkmazlar vardır. ve en meşhurları şunlardır. şu sorulur: sebep tam illetinden geri kalamaz, yani bir şeyin oluşması için gerekli şeyler var ise sonuç da bundan zaman olarak geri kalamaz denir. yani şu sorulur: alemin (allahtan başka herşey) varedilmesi için şartlar ezelde (öncesizlikte) hazır mıydı değilmiydi? , eğer değildi denirse alem imkansızlıktan imkana geçmiş demektir ki bu imkansızdır. bunlar ayrıntı ama burada çok önemli bir ayrıntı var ki kelamcılar yani aleme sonradan olmuştur diyenler asla bu delile cevap vermiyorlar, geçiştiriyorlar, delil şudur: bunu çevrenizdekilere sorunuz: "terk müddeti" diye anılır: soru: alem sonradandır diyenler şunu demeye mecburdur : allah vardı alemi yaratmak için bir müddet sabretti, bekledi alemi yaratmayı bir süre terk etti derler. başka çareleri asla yoktur. işte bu esnada şu soru sorulur: ancak bunu onlara sorarsanız her türlü kovulma olabilir: soru şu: bu süre sonlu yoksa sonsuz muydu? sonsuz dese olmaz. çünkü sonsuzun sonu gelmez, alem varlığa gelmemesi gerekirdi. sonlu demek zorunda, bu sefer alemin başkangıcından sonlu süre geride allah kabul etmiş olmakla, bunlar farkında olmadan, allahın varlığının başlangıcını kabul ediyorlar ( hatırlasanız bende bir ara bunu savunmuştum) halbuki bir ilahın varlığının başlangıcı olamaz. zira kendi kendine toz tanesi bile olmaz.
burada şu sonuç çıkıyor: bir ilaha inanıldığında sudur nazariyesine inanmak zorundayız (ama kitaplarda anlatıldığı gibi olmayıp basit şekilde madde ezelidir diye inanmalıyız. yoksa kitaplarda anlatıldığı gibi, llk akıl, ikinci akıl, faal akıl gibi şeyler değil) bu ise ilimle olur. yani alemin allahın bilgisine göre allahtan taşması. ancak bilmisi ezeli olduğundan alemde ezeli olmuş olmaktadır.
diğer sorunuz şu: diyorsunuz ki bence insanda hür olmalıdır: bakınız bir ilaha inanmayanlarda çaresiz hür iradeyi reddederler. bunu evveldende söylemiştim. bazıları dikkate almadı. bu gerçektir, ateizm determinizme inanır. başka yolu yoktur. zira ateizmde sebep sonuç ilişki esas kabul edilir. sebepler sonuçlarını zorunlu kılarlar ve her zaman aynı sebepler aynı sonucu verirler diye inanılır ateizmde. bu ise sonuç olarak şunu ortaya koyar. mesea 100 yıl önceki olaylar bugünkü olayları etkilemiştir diye inanılır ve örnek verilir: senin deden 100 yıl önce yaptığı birşey, mesela birşeyler yaptı zengin oldu ve sen şimdi o malı yemektesin. bak bu görüş ( determinizm - ateizm) demektedir ki: işte geçmişteki olaylar bugünü etkiliyor ve bu insan hareketlerini de kapsar deniyor ve insan hür değildir deniyor determinizmde. bakın araştırın determinizmi görün, yani ateizmde de bu böyledir.

*** dedi:"yüzyılın sorusu allahın iradesi olmadığını kanıtlayan soru: allah olmasını önceden bildiği bir fiili (işi) yapmayabilir mi yoksa yapmak zorunda mı?"

Bu sorunun yüzyılın sorusu olduğu konusunda şüphelerim var. Soru -senin mantığınla- saçma bir kere. Amaçsız bir tanrı ne diye olması gerekeni değiştirsin? Amacı ne?

cevap: zaten ben değiştiremeyeceğini savunuyorum. allah zatı gereği zorunludur. yani seçim yapamaz. yaptığından başkasını yapamazdı, yaptığını yapmak zorundadır. ancak onu buna zorlayan da yoktur. ilahlık ise bunu gerektirir. bunu anlamayan bu işleri bilmez, bilemez. bu en temel kuraldır. yani allahın iradesiz oluşu. temel bir konudur bunu biri anlamadıysa diğer konular buna bağlı olarak genelde yanlış olur. ağzıyla kuş tutsa bunu bilmedikçe diğerleri tam rayına oturmaz. ama bunu anlar ve kabullenirse tüm düşüncelerini buna göre yenilemesi icap edecektir.

dedi: Senin gibi düşünmesek de soru yine saçma. Tanrının önceden bildiği fiili değiştirmesi aslında önceki bildiğinin yanlış bir bilgi olduğunu göstermez mi? (Unutmayın allahın bilgisi ulvi nedensiz bir bilgidir. Bilim adamlarının önce bu deyip sonra şu dedikleri bilgi gibi değildir)

cevap: zaten o yüzden değiştiremez diyoruz ya. ilmi cahilliğe dönemez dolayısıyla bunları değiştiremez. seçim yapamaz. bu ince konuların en incelerindendir, kelamcılar bunu göremedi, bazen hissedenler oldu ama "allahın mecbur oluşu" düşüncesi onları çıldırttı ve bu sanki akılarına gelmemiş gibi şu an ki savundukları insanbiçimci ilah düşüncesine geri döndüler. zira bu düşünce onlara "allahın aciz olması" gibi geldi. aslında böyle değildi. bu normaldi. ancak insanbiçimi ilah düşüncesi çok köklüdür ve bunu aşmak zordur. üstelik bunu çevredeki insanlara pek anlatamaz insan. yani kabul ettiremez.
kelamcılar ise şu basit düşünceyi savundular hala da savunuyolar: önce diyorlar ki: allah olmuş ve olacak herşeyi bilir. peşine diyorlar ki: allahın kudreti vardır ve yaratıcıdır ama kudret tek başına bunu yapmaya yetmez dolayısıyla bu kudreti yönlendirecek bir şey lazım. yani allahın bir şeyi şu zamanda değil de bu zamanda yaratmayı ve onu değil de bunu yaratmayı seçici özelliği vardır ve buna irade denir. irade olmazsa bunlar nasıl ayrılacak ki, bu ayrım nasıl olacak ki derler.
gördüğünüz gibi insan gibi düşündüler allahı da. halbuki onları sadece şu soru bile sorulsa onların gerçek yüzü bilinirdi: soru şu: derler ki: allah milyarlarca alternatif arasından bu alemi seçti. istese alemi yaratmazdı derler. dikkat ettiniz mi lafa, "istese yaratmazdı" gördünüz mü? ne demek bu? iyi düşün, şu demek, yani bunlar allaha irade kabul etmeyi o kadar çok istiyorlardı ki, bu laflarıyla allaha cahillik atfettiklerini göremediler. yani "alemi istese yaratmayabilirdi" diyor ya ne demek bu? peki bu alemin varlığa gelceğini allah ezeli yani öncesiz, başlangıçsız şekilde bilmiyor mu? "biliyor" diyorlar. ama bu, "alemi istese yaratmazdı" demek allahın bu bilgisinin yanlış çıkmış olması olmuyor mu peki? yaaaaaaaaaaa bunlar böyle adamlardır.
bir de şunu diyeyim: hani bunalr diyor ya: "allah milyarlarca alternatif içinde bunu seçti" bak şimdi: seçmek için seçilenlerin mevcut olması gerekmiyor mu? bunlar diyor: allahın iradesi ezelidir yani ezelde seçti diyorlar ve alem sonradan oldu diyorlar ya. olaylar yokken allah seçti diyorlar. olay yokken nasıl seçim olabilir ki? haaaaaaaa buna da kendilerince hazırlıklılar ve buna karşı diyolar ki: iyi bakın buraya: dikkaktttttttttttttttttt: ha: allah ezeli ilmine göre seçer diyorlar. yani ilminde bu kadar alternatifin olacağını biliyordu ve birini irade sıfatıyla seçti diyorlar. duydun mu dediğimi? şimdi dikkat çünkü bir soru bunları bak ne hale getirecek. hazır mısın: soru şu: peki allah bu alternatif içinden hangisinin meydana geleceğini yine ezeli olarak bilmiyor mu? "biliyor" derler, peki dolayısıyla ezeli bilgisinde neyin meydana geleceği de belli olmuş olmuyor mu? "belli" derler, soru : peki daha seçime ne hacet var ki, zaten olacak olanlar belli, daha ne seçmesi? seçilecek şey mi var ki seçme olsun. zaten neyin olacağı değişmez bir ilimde belli ya, dersin eğer dediğini anlarsa bilmiyorum ne diyecek.


08.02.2006 10:46:48
misyoner propagandacı kürşat.
azimli ve yılmaz...
mekanın cennet olsun kürşat otçu.

09.02.2006 00:58:31
eklerimde benim bi huyum var bunu bi türlü atamadım, anlayamadım şöyle ben övüldüğümde rahatsız oluyom ama yerildiğimde yerden yere vurulduğumda ise zevk alıyom böyle bişe var bende
acaba bununeye bağlıyorsunuz?
bilen varmı ki bunu , garip ama gerçek

09.02.2006 01:08:16
o zaman bence,
acı sözler zevk veriyor zihnine...gerçeği söyleyenin onlar olduğunu düşündüğün için.zihnin farkındalığı olgunlaşmış... afro

sağlıcakla kal kürşat otçu.
saygılar...

09.02.2006 11:19:20
dedi:"NERDE KALDI BIZIM HALIFELIGIMIZ , yeryüzünde 2 milyar (müslüman) kaci haberdar halifeliginden ?
Neyse ey güzel insan , bu FAKR in dili sülci lisan olduysa affola , ALLAH HADDINI ASANLARDAN EYLEMESIN - Amin."
cevap: neden dua ediyorsun madem hür olmadığını kabul etmektesin? bak dua ettiğinde bu çok büyük problemleri beraberinde taşır, bir de allaha irade atfediyorsun. oysa allahın iradesi yoktur. zira onun öncesiz ilminde zaten olacak olaylar bellidir, ayrıca iradeye yer yoktur. ikincisi: sen diyelim allahın iradesi olduğunu kabul eden birisisin. bu durumda ise şöyle bir çelişkide olursun: diyorsun ya "allah haddi aşanlardan eylemesin" dikkat edin burada allahtan bir istek var, yani ondan isteniyor ya. soruyorum: bu şahıs allahın iradesi olduğunu kabul eden birisi olduğuna göre şunu soruyorum : peki allahın iradesi ezeli mi yani başlangıçsız mı öncesiz mi yoksa hadis mi yani sonradan olan bir irade mi? dersen ki, sonradan olan br iradesi var, şunu sorarım: peki neyi irade edeceğini öncesiz ilmiyle biliyor muydu? bu soruya evet dersen bu duruma göre iradenin sonradan olmadığı ortaya çıkar. zira ezeli ilimde ne irade edileceği belli diyorsa, ezeli irade gibi oluyo ya, eğer dersen ki: "allahın iradesi de ezelidir" soruyorum: bura önemli dikkat, bak bu düşünceye göre zaten bizim başımıza olaylar gelmeden yani sen bu duayı yapmadan önce senin başına gelecek herşeyi allah ezelde dilemiş demek olur ve sana göre allahın dilediği olur, dilemediği ise olmaz. dolayısıyla sen yokken de başına gelecek olanları, bu anlayışa göre, yani ezeli irade anlayışı, zaten ezelde iradedi demek olur ki, yaptığın duanın manasının olmadığı burada belli olur. çünkü ezelde allah irade etti olacaklları diyen birinin dua etmesi şu manaya gelir: allahın belirli şeyi tekrar belirlemesi için ona yalvarıyorum manasına gelir.
oysa soruyorum: belirlenmiş olan şey tekrar belirlenir mi? (belirlenmişten kastım şu: ilminde belli olması), gördüğün gibi dua etmek bir çok yanlış düşünceyi beraberinde taşır, hatta ona cahil demeye bile gelir. zira sanki olayları olmadan önce allah bilmiyomuş gibi bir düşünceyi savunmak durumunda kalır dua eden, aslında farkına varmasa da. zira değişmez bir bilgiyle allah olayları bilir denirse ve böyle inanılırken dua eden şahıslara sorsan veya sormasan da tecrübeme dayanarak söylüyorum ki, dua eden şahışların bir çoğu hatta tamamına yakını esasen şöyle düşünür: "ben dua ettiğim için allah bu belayı benden kaldırdı veya ben dua ettiğim için bu sınavı kazandım , eğer dua etmeseydim sınavı kazanamazdım" dikkat ediniz, şimdi bu düşünceyi inceleyelim , soru : bu kişiler genelde allah olayları önceden bilir inancını da savunan kişilerdir. soruyorum: ne demek, "eğer dua etmeseydim sınavı kazanamazdım" bu hatalıdır. zira siz allah olayları önceden bilir diyorsunuz, o halde senin bu sınavı kazanacağında önceden biliniyordu. yani onun bilgisinde sabitti, belliydi ve bunun aksi olamazdı zaten dolayısıyla sen duayı da mecbur yaptın. zira bunu yapacağın da ezeli olarak biliniyordu. yani demek istediğim, dua edeler kaderi inkar noktasına sürüklenmiş olurlar, niye? ne diyorlar: "eğer dua etmeseydim sınavı kazanamazdım, dua ettiğim için kazandım", bu ne demek? şu demek: yani ben dua da etmeyebilirdim demek olur, onların inancına göre. bu ise olayların olduğundan başka türlü de olabileceğini savunmak olur ki, bu ise kaderi inkar manasına gelir. yani allahın ilminin ezeli olmayıp sonradan olduğu, olayları olduğu anda allahın bildiği gibi düşünceleri savunmak anlamına gelir.

aslında bu izahım gayet açıktır. yani şu mesajı veriyorum: dua etmeyin artık, ha diyeceksiniz ki: "sen ne diyorsun bre zındık! kurana mı inanacağız yoksa sana mı sen kimsin lan!"
bak şimdi daha evvelde anlatmaya çalıştım, şimdi sakin ol, yukardaki izahımda mantıksızlık görüyor musun? eğer görüyorsan söyle bakalım? eğer görmüyorsan, bir kere haklı olduğumu kabul ettin demektir. şimdi soruna bakalım: "kuranda böyle diyor ya, sen ne diyon bre zındık!"
cevap: nası anlatacam bunu ki, evvelden de kuranın çok farklı bir kitap olduğunu ifade etmiştim. ondaki derinlik çok fazla olup analtmaya kelime bulamıyorum, yani şunu diyorum; çare yok ki şuna inanmalıyız: allah kullarını kuran ayetleriyle de saptırmaktadır. bakın dua örneği bunun kanıtıdır, halbuki kuran da dua etmek emredilmektedir, ayette "dua edin ki karşılık vereyim" diye geçer. daha başka ayetler de vardır.
bilmiyorum ama şunu diyebilirim: şu söylediklerimi savunacağım evvelden aklımın ucunda yoktu. tam zahirciydim ben eskiden. yani fıkıh hadis okuyan, genelde nasıl inanlırsa öyle inanan. ( ehli sünnet biçiminde)yani böyle olacağımı hiç bilmiyordum, ama oldum. ve gariptir ki gittiğim hiçbir ortamda kendimi onlardan hissedemedim, mesela bir anımı anlatayım: namaz kılmaya başlayınca (1996), bana sık sık nereye bağlısın deniyordu. ben de demek ki bağlanmak mı lazım acaba falan diye düşündüm ve birine bunu açtım. o da beni bir yere götüreceğini söyledi. gittik, o zaman yaşım 20 idi ve böyle yerlere daha evvel gitmişliğim yoktu. neyse gittik zikir çekiliyordu, kuran okunuyordu ve özellikle ahlaka dair sohbet yapılıyordu. yani ilmi derinlikle ( itikad, kader gibi) konular konuşulmuyordu. bense heyecanle bunları bekliyordum oysa. oradaki şahıslar zikir esnasında çok huşulu görünüyorlardı ama ben bunu kendimde hissedemiyordum, belki alışık değildim. neyse sonradan da çaylar içilmeye başlayınca konu açıldı falan işte ben okumaya yeni başlamıştım dini kitapları o ara ve fıkıh gibi ilimlerden başlamıştım o zamanlar. kelamın dahi adını bilmezdim, bilsem de bilgim yoktu. bunlar sonradan oldu, konu açıldı ben okuduğum şeyleri söylüyorken tartışma ortamı oluştu ve ben oradaki kitaplardan, okuduklarımdan onların yanlışta olduğunu gösterdim, ilk gitiğim gün oldu bu, ama bana soğuk davranılıyordu. neyse bir seneye yakın devam ettim ama aslında ilk günden beri ben orada istenmiyordum. bunu da anlamıştım ama kendimi eksik hissediyordum, yani böyle yerlere gitmeyince insan olgunlaşamıyor gibi düşünceler bende vardı. yani ben soru sormayı seven biriydim. yani biri konuşuyorken yani orada lider pozisyonundaki şahıs konuşurken mesela lafa karışıp öyle olmayıp aksine şöyle olduğunu söyleyiveriyordum. sonra bir gün bana dediler ki artık gelme buraya! bir daha gidemedim ama şunu hiç bilemiyordum: o zamanlar oradan kovulmuştum ama gelecekte samsunda heryerden kovulacağımı daha henüz bilmiyordum, bunu da ilerde anlayacaktım.
yani şunu demek istiyorum: ben 15 yaşından beri çok okurdum günde 10 saat falan. bana ufakken derlerdi: oku ama tek taraflı okuma, onu da oku öbürünü de oku. ben de tamam dedim. okuyunca bu sefer de dediler ki: fazla okuma kafan karışır, yani kafayı yersin ve yemişsinde,

***  dedi: ALLAH cc'lühü kullarını fiillerinde icbar etmemkte lakin mükevvenatın mebde ve mead itibarı ile hallerini kesinen bilmektedir.bilmek ise azamet ve şanının nişanıdır eğer icbar olsa zulüm olur (haşa).bunuda açmışsın hatırı yaratan o değilmi?demişsin.evet o fakat cüz'en hür edende o.irade i cüz i denilen olay.ALLAH yazdığını bozarmı demişsin
cevap: bunu demedim ilmi yanlış çıkmaz dedim.

dedi: eğer bozarsa bozacağı malumu bilmemesi nakıslıktır demişsin ki bozmaz demişsin...o malum ona malum dur sana bana değil.
cevap: tamam işte o biliyor ve bildiği gibi olacak olaylar. benim olacakları bilmemem olayların seyrini değiştirmez ki.
dedi: misalen kul sadaka verir ve hadis i şerif mucibince bela def olur
cevap: demek def olur. soruyorum: bu belanın gerçekleşeceğini allah ezeli olarak biliyormuydu yoksa bilmiyormuydu, eğer biliyordu dersen peki ama allahın olacağını bildiği bir olay nasıl meydana gelmez? eğer bu olay meydana gelmezse allahın ilmi cahilliğe dönmüş olmaz mı? yani burada noldu? şu oldu: bu hadislerin zahirini aldın. evet bu hadisler sahihdir, (kuvvetli hadis) aldın ve böyle inandın, o halde soruma yanıt ver bakalım? hani peygamber hata etmezdi? işte onun hata ettiğine bu hadislerde örnektir.
dedi: yahut sıla i rahim yapar ömrü uzar amenna.kulun ömrü malumdur fakat kul'a değil.dolayısı ile ALLAH cc'lühü o kulunun o sadakayı vereceğini ve o kulundan bi takım olabilecek belaları kaldıracağını bilmektedir.
cevap: demek ömür uzar ha? oysa kuran da ecel geldiğinde ileri geri gitmeyeceği anlatılyor ve yine dediğim gibi allahın ilminde birinin öleceği vakitte belli değil mi? "belli" diyorsan ve bu ilimde yanlış olmaz diyorsan bu uzamayı nasıl izah edeceksin? ve diyorsun ki: "olabilecek bir takım belaları kaldıracağını bilmektedir" dikkat edelim: allah tereddüt eder mi, etmez mi? "etmez" dersen, demek ki bir şeyin olup olmayacağı sence allah bilir mi? "bilir" diyeceksin ya, o halde bir olay allahın ilminde olacağı belli ise o artık allah için o olay "olabilir" diye nitelenemez. zira o olayın varlığa gelmesi zorunlu demektir. yani bu şu demektir: başımıza ne geldiyse gelmek zorundaydı ne gelmemişse o da gelemezdi. bu kadar basit. yok öyle, yok böyle dersen işin içinden çıkamazsın. biz de geçtik bu devrelerden. yani bu hadisler üzerinde biz de düşündük ve peygamberin yanıldığına karar verdim . zaten bu karar verildiğinde kişinin yolu büyük ölçüde açılır. zira artık korkmadan düşünebilecek duruma gelmiş sayılabilir. aksi halde senin gibi ( bir zamanlar benim gibi) bu hadisleri alır sarsılmaz bir bağlılıkla bunları zorunlu olarak doğru kabul eder (peygamberin bu sözleriyle hata edebileceğini aklına getirmek istemez, bunu düşünmektense ölmek yeğdir onun için. aklına bu gelecek olsa bile bunu düşündüğü için kendini en ağır şekilde paylamakta gecikmez, (o kimdi de bunu düşünmeye cüret etmişti, allah alemi onun için yaratmamış mıydı? ( sen, sen olmasaydın alemi yaratmazdım diye bir rivayet vardır aslında uydurmadır ama çok yaygındır, uydurma diyenler vardır bu hadis zaten kütübü sittede yoktur galiba "keşfu hafa"da vardı bu rivayet ) ve mantık kurallarını ihlal etme pahasına, düşünmeye çalışır, tabii, çok zorluk yaşar ve sonra artık düşünmekten yorulur, zira çıkış bulamaz. neden mi? zira mantık kaidelerinin karşısında tutunulamaz. o da bunu anlar ve "düşünmemeliyim artık yoksa sonum felaket olacak" deyip artık susar ve başkalarına da bunu öğütler ve ehli sünnet alimleri der durur artık, bunu yeterli görür kendine. neden? denedi ya, düşündü ya, daha ne yapacaktı ki? artık durmak ve susmak zamanıydı değil mi?
dedi: anlaşılmayacak en ufak bir mesele yoktur.olaylara ehli sünnet penceresinden bakmak gerekir.sen izi tozu yeryüzünden silinmiş cebriyenin menhus fikirleri ile burada kabadayılık yapıyosun laf kalabalığını kes'te meramını kısa geç.
cevap: demek öyle o halde dinle beni, ehli sünnet diyordun ya hangi mezhepleri kasdediyorsun? maturidilik ve eşarilik değil mi? itikad da bunlar değil mi? "evet" diyeceksin. o halde kulaklarını iyice aç ve beni dinle: bu eşari mezhebi var ya, hani yüzyıllardır hak mezhep dediğiniz hah, işte o da cebircidir. inanmadın mı bana? kitabıma bakabilirsin yüzlerce delille bunu gösterdim www.islamdakader.cjb.net yani bu işler sallamayla olmuyor. gazali var ya hah, onu nasıl buluyorsun? büyük alim mi diyorsun, hah bunu da iyi dinle o halde: işte o da cebircidir. kendisi eşaridir ve ihya adlı kitabında bunları söyledi. bunu da kitabımdan bulabilirsin. forumlarda "gazali böyle diyor" başlığında bu konudaki dediklerini yazdım. kimin için? sizin için, şimdi de kabadayı olduk! ara kursatotcu
"peki eşariliğin cebirci olduğunu nasıl bilmiyorum" mu diyorsun? o konu karışık. ama şunu bil dediğim gibi cebriyye adına çok hücum yapılıyor ama iş eşariyye'ye gelince sadece "sanki bu da cebirci gibi ya" deyip geçiştiriliyor. zira bu köklü mezheptir ve ehli sünnet diye nam yapmıştır. öyle rahatça üstüne gidemiyorlar. gazali de, razi de bu mezhepde zaten. razi de cebirci onu da diyeyim sana, kitabımda ondan da alıntı çok (tefsir-i kebir). bu mezhep yani eşariliğe (cebri mutavassıt) derler. yani ne demek biliyor musun? şu demek, iyi bak, "orta cebr" demektir. sana soruyorum: cebrin ortası olur mu? cebr cebrdir değil mi? ama neden böyle söylüyorlar: çok basit zira eşariliği kolluyorlar. dedim ya çok nam yapmış mezheptir.( sana bir bilgi vereyim, bu maturidiliği adam yerine pek koyan yoktur da, bakma onlar kendini adamdan sayarlar. yabancı yazarlar ehli sünnet dendiğinde hep eşariliği kasdederler. maturidinin adı pek geçmez. bunu da bil yani) aslında cehmiyye de cebircidir, eşarilikte ama cehmiyye'ye aleni saldırırlar, hakaret yaparlar. ama eşariye hafiften laf dokundurlar( örnek olarak: bu eşarilerde sanki cebre meyil var gibi), değil mi? neden? çünkü şafilerin itikadda mezhebi eşariliktir diye geçer de ondan, (aslında şafiler de eşariliğin cebirci olduğunu pek bilmezler. onlara sorarsan sana hür iradeyi savunurlar, peşine de ben eşariyim derler, yani tamamına yakını kendi mezheplerini tanımaz), bak şimdi bu dediğim önemli: cüzi irade var ya, ne demek bu? söyleyeyim: bir hareketi yapmak istemeye cüzi irade denir. mesela ayağa kalkmak istedim ya, işte bu düşünceye cüzi irade denir. bak şimdi, senin mezhebin olan maturidilik ne diyor biliyor musun? iyi bak söylüyorum: "cüzi iradeyi allah yaratmaz" diyor.( bunu da mezhep imamın demiyor haa! sonradan koydular bu mezhebe bunu. aslında mezhep imamın şunu demişti: " sonradan olan herşeyi allah yaratır" bunlarda yine ebu mansur maturidinin kitabından gösterdim. (kitabu-t tevhid) kitabımda var.) yani ayağa kalma düşüncemizi allah yaratmaz diyor. anladın mı? bunu mu savunacaksın bana? devam ediyorum, eşarilik ne diyor? peki söylüyorum: "cüzi iradeyi allah yaratır" diyor. dahası eşari mezhebi hareketlerimizi de allah yaratır diyor. eee nerde hür irademiz peki? düşüncemizi ve hareketimizi allah yaratırsa nerde hür irademiz ya? dolayısıyla bu mezhep zaten hür irademiz yok diyor. ahahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh konuşturdun beni

dedi: dr.mubahat türkerin doktora tezi 3 tehafüt bakımından felsefe ve din münasbetine bir bak gazzali,ibni rüşt ve hocazadenin tehafütlerini konu edinmiş çok enfes bu konulara bide oradan bak...
cevap okudum onu


mesela yıllardır ben televizyona çıkmak istiyordum ama o zamanlar konu sadece kader idi. yani insanlara hür olmadığımızı anlatacaktım, bunu zaten evvelden de diyenler olmuştu. eşari mezhebi de bunu diyordu. yani bu anlatılabilir bir şeydi sonuçta. ama şimdi durumlar çok değişti, başka konularda bilgi sahibi oldum, (alemin kıdemi, ezeliliği; sıfatlar) bunları da anlatmak gerekmekte diye düşünmekteyim ama gerçekçi olduğumda şunu anlıyorum ki: bunları ben televizyonda nasıl anlatabilirim? mesela insanlara dua etmeyin nasıl diyebilirim, ve bunu onlara nasıl açıklayabilirim ve allah kuran ayetleriyle kullarını saptırdığını ve hele son peygamberin yanıldığını ve bu yanılgının küfür olduğunu nasıl anlatabilirim?
yani bilemiyorum, aslında ben yine anlatırım da onlar dinlemez ki, burdan şu çağrıyı yapıyorum, ben daha fazla insana ulaşmak istiyorum bu konuda yardıma ihtiyacım var. yani medya televizyon gazete dergi gibi sesimi duyurmak istiyorum. bunları nasıl yapacağımı bilmiyorum. bana yardım edecek olanları bekliyorum, önerileri ve desteklerini zira özelikle kadee konusunda yüzyıllardan beri insanlar aldatılıyor, kandırılıyor piyasadaki kader ile ilgili kitapların tamamına yakını yalan dolandır (insanın hür iradesini savunur çoğu) hepsini 5 dakikada rezil kepaze edeceğimi iddia ediyorum. asla tartışamaz onlar benimle. bana laf oyunları sökmez.( bak şaka demiyorum, hani forumlarda tartışıyorum ya kader konusunu milletle, yani ben bunların binlercesini gördüm bu lafların, bunlar çok kolay yani benim için, gerçekten.. millet iyice görsün diye tekrar tekrar yazıyorum. yoksa bunlar çok kolay yani. inan ki böyle, millet uykuda ya, ben iddia ediyorum, bana 5 dakika bile versinler bu milleti şook ederim inacındayım. yani kolay kolay geçiştiremeyecekleri şekilde onlara yaklaşırım . yani televizyona veya medyaya çıkamama yardım etmek isteyenlerden destek bekliyorum. işte, artık tanırdıkmı olur bilemem bana haber etsin böyle şahıslar.
bak televizyonda istersen senden de bahsederim, bi çıkar hele!

deniz 09.02.2006 11:35:15
cevizkabuğu gibi yerlere filan yaz. belki ilgi duyarlar Smiley

09.02.2006 11:52:07
cevizkabuğu gibi yerlere filan yaz. belki ilgi duyarlar Smiley


ne demek istiyorsun sen ?

sıfırforuma hakaret algılarım ben bunu.

konuyla alakalı değildir yazdıklarım ben plastiki eleştiriyorum.

bu platformda kimin neye ilgi duyacağına sen karar veremezsin.
özgürlük nerde kaldı?
bazen kendi fikirlerinle çelişiyorsun bay plastik lütfen dikkat

22.02.2006 09:54:44
dedi: "kürsat otcu

genelde kimler över ve kimler yerer genelde hangi katagori konular üzerinde övülür ve yerilirsin

bu sende ego haline dönüşmüş olabilir karşıt düşünce ve catıştıgın kimselerin seni yermesi de belki sana zevk verebilir

nedir yani bu bi acıkla bakalım"
cevap: şöyle nası diyim genelde toplum içinde falan olur. ben nereye gitsem zaten hepsini susutururum ya, dolayısıyla kalabalıkta asla benle konuşmazlar. neden? bak anlatıyım. bak ama sordunuz diye ha yoksa utanırım yani. böyle, harbi mi merak ediyonuz. neyse devam: ne diyodum ha kalaballık olduğunda mesela 10 kişi diyelim, burda şöyle olur benim sorularım zaten binlerce kez denenmiş sorulardır yani, adam ne dicek, ben ne dicem, peşine o ne dicek, böyle kıvırırsa ne dicem... baştan zaten bunları ben genelde tahmin ediyom. o bakımdan tartışmalarda durakladığım pek olmaz. çok nadir binde bir adam bi soru sorar. aslında adam bu sorudaki derinliği pek anlamaz. ama o bende vardır gizli olarak ince konudur, ha o zaman ben duraksarır adamda sanır ki o sordu da duraksadım.. neyse
ya şöyle, tek kişiyle konuşuyosam iş biraz zor niye mi ? ya bin türlü adam var zır cahil adamlar var anlamıyo ki şer kötülüktür diyom onu bile bilmiyo bu adamla tartışmak zor yani ille adamın inanıdığı bişe bulacam da ordan girecem zor. ama kalabalık olunca zaten bu kolaydır çünkü burda ben taktik yapıyom mesela liderlerine soruyom soruyu, baktım adam kıvırıyo, bu sefer öbür daha az bilenlere onları etkilecek soru soruyom, bunlar belli basit sorulardır. mesela ya derim.. az dur bişey anlatıyımda gülün ya, yani ben o kadar tecrübeliyim ki bakın anlatıyım burdan anlayın , mesela biriyle konuşuyom dimi ona soruyom diyom ki: herşey allahın dilemesiyle mi olur diyom bazen hayır cevabıyla karşılaşıyom, fakat burda aynı soruyu farklı bir versiyonla tekrar soruyom, bu sefer sesimi de yükselterek gözümü iyice açarak hayret ediyormuş edasıyla: peki allahın dilemesinin dışında bi şey olur mu? bu soruda son "olur mu" kelimesine yapılan vurgu önemli adam şoka sokulmalı hafiften, bu şekil sorulduğunda genelde ilk soruya hayır diyenler yine "olmaz tabi" diyorlar. aslında soru aynı soru değil mi yaaaaaaaaaaaaaaaaaa bi deneyin görün..
evet dese gerisi zaten şöyle oluyo, adamı gerici bi şey soruyom diyom ki allaha sövenler var bu da mı allahın dilemesiyle mi oluyo? diyom adam affalıyo şoka giriyo hemen "yok" diyo adam can havliyle savunmaya başlıyo, eline geleni fırlatıyo bana aklına geleni söylüyo şokta ama farkında değil, daha sonra etkisini görecek o sorunun, sıcağı sıcağına anlamıyo fazla, baktım bilgisi az mı, burdan devam ediyom adam fııttırıyo iptal yani , ne kadar bana sen şusun sen busun dese de kafaya o soru girdi ya o adam tamam yani gece zor uyur o.
ha bi anımı anlatıyım ya, gine yolda gidiyom bi baktım bacağı kesik biri dolmuş bekliyo yanına gittim dedim ki herşey alalhın dilemesiyle mi olur abi ya dedim. evet tabi ki dedi kader dedi yoksa nasıl dayanırız bu işlere dedi, ben de dedim ki peki senin bu bacağın kesik bu da mı allahın dilemesiyle oldu dedim. adam şaşırdı banaı kızdı gitti, söylene söylene, ertesi gün aynı yerde adamı gördüm yanına gittim, beni görünce hayalet görmüş "gibi git başımdan dedi naptın bana sen" dedi yani, neyse aramızda özel bi anımı anlatıyım mı? özel ama ha, neyse denize gittik bir kaç kişi, kumsal ya, kızlar var ilerde ben soruyom ya millete, yanımdaki dedi ki : kızlara sorabilirmisin dedi, hadi buyur, ben de kader deyip yürümeye başladım onlara doğru, kumsalda bikinili kız bunlar yani, neyse kızların yanına gittim bunlara size bişey sorabilirmiyim dedim, tabi dediler: herşey allahın dilemesiylemi olur dedim, biraz çekinerek evet dediler, ben de dedim ki: siz böyle yarıçıplak burada yatıyonuz peki bu da mı allahın dilemesiyle oldu dedim hemem yok dediler ben de hani herşey allahın dilemesiyle oluyodu ya, dedim kızlar şaşırdı mı , işin garibi, kızın biri demesin mi bana bu yeni tatkit mi diye,
neyse kızların biri öğretmenmiş spor, bende öğretmenim dedim spor dedim, neden yapmıyon görev dedi, kızlar bakmak günah diye yapmadım dedim, eee şimdi niye bakıyosun öylese dedi: bende: allah baktırıyo dedim.

size böyle bu işleri anlatsa var ya belki bana daha çok inanırsınız ya
***  1- Rızık Allah’tan mı? İçki içmek rızık mı? İçki içmek Allah’tan mı? (Haramda rızıktır Maturidilere göre)
2- Herşey Allah’ın dilemesiyle mi olur? Zina yapanlar var, Allah’a sövenler var. Bunlarda mı Allah’ın dilemesiyle oldu?
3- Allah günahların işlenmesini diler mi? Günahlar işleniyor mu? O halde dünyada Allah’ın dilemesinin, iradesinin dışında bir şey mi oluyor?
4- Kadere hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanıyor musunuz? Zina yapmak şer midir? Zina yapmak Allah’tan mıdır? Hani, hayır ve şer Allah’tandı ya...
5- "Allah’ım bizi kötü yola düşürme, yolumuzu saptırma" diye dua ediyor musunuz? Demek ki bizi kötü yola düşüren ve yolumuzu saptıran kimmiş?
6- Allah şerri irade eder mi? İster mi, diler mi? “Hayır” dersen, Allah’ın dilemesi dışında mı oluyor bu şerler?
7- İnsan kadere mi bağlıdır, yoksa hür müdür?
8- Şimdi, senin bu yazıları okuman kader mi?
9- Allah dilemeseydi sen bu yazıları okuyabilecek miydin?
10- Önünde iki meyve var, elma ve çilek; seç birini. Senin bu seçimin Allah’ın iradesiyle mi oldu yoksa iradesi dışında mı oldu?
11- İnsan Allah’ın murad ettiği (istediği, dilediği) şeye muhalif bir şey yapabilir mi?
12- Bir insan çalıntı yiyeceklerle yaşarsa, bunlar ona Allah’ın verdiği rızık mıdır?
13- Allah mahlukatının (yaratıklarının) kendisine itaat etmeden önce, itaat edecek olmalarını ve O'na isyan etmeden önce isyan edecek olmalarını irade etmiş miydi? Bu soruya “hayır” derseniz, Allah’ın iradesinin ezeli olduğunu reddetttiniz demektir. Eğer "bildiği için diledi" derseniz, bunun da cevabı sitededir.
14- Siz bu yazıları okumadan önce Allah bu yazıyı okuyacağınızı biliyor muydu, bilmiyor muydu? “Biliyordu” derseniz, soruyorum: Bildiği gibi olmasını mı diledi yoksa bildiğinin aksine olmasını mı diledi? "Bildiği gibi olmasını diledi" derseniz, sizin bu yazıyı okumanızı Allah’ın irade etmiş olduğunu kabul ettiniz demektir ve siz Allah’ın irade ettiği bir fiili, hareketi engelleyebilir misiniz? "Hayır engelleyemem" derseniz, demek ki siz bu yazıları Allah’ın zorlamasıyla, mecburen, tıpış tıpış okudunuz. Ne dersiniz bu işe?
    Bu soruları ne kadar bilgili olursa olsun “insanın hür iradesi” olduğunu savunan kişilere sorarsanız, yüzü kıpkırmızı kesileceğini tahmin etmekteyim. Gece uyuyamaz tahminime göre; sorun görün. Defalarca söylediğim gibi peygamberin kader hadislerinde, insanın özgür iradesi olmadığı anlatılır. Bu hadisleri de onlara sorarsanız yine kıpkırmızı olurlar. Hadi sorun artık! Cüzi irade vardır, bizim tercihlerimiz vardır, ama bunlar sonuçta düşüncedir ve düşüncelerimiz de Allah’ın yaratmasıyla oluşur; dolayısıyla aslında biz de Allah hangi düşünceyi yaratırsa, biz o düşünceyi düşünebiliriz. 


mustafa kemal'in kaderi inkar edişi:
 *** _ kitap: nutuk ,  kitapevi: alfa , basım yılı: 2005 sadeleştirilmiş,

sayfa 56: Vatanımızı paylaşma ve yoketmek düşüncesini bu kadar açık ve haysiyet kırıcı bir şekilde ortaya koyan bu ifade karşısında titremeyecek duygulu bir insan düşünemiyorum. Tanrı'ya binlerce şükredelim ki milletimiz  ruhundaki kahramanlık azmiyle tarih boyunca sürüp gelen hayat ve varlığını hiçbir zaman ne kaderin akışına ne de böyle cellatça hükümlere kurban etmeyecektir.

sayfa 82: Milli isteklere bağlı kalmayan ve onlara uygun düşmeyen kararlar, hiçbir zaman milletçe kabul edilemeyeceğinden milletimizin ve vatanımızın alın yazısını tayinde milli vicdana tercüman olmaktan ibaret bulunan görevimizi tam olarak yerine getirebilmek için milli isteğin odaklaşarak tek bir hedefe yönelmesini beklemeden hiçbir meselede yetkili görünmemiz doğru değildir.

peki 1933 sonunda ezanın türkçe okunmasını halkmı istedi yine  1925 te şapka kanununu  halk mı istedi, şapkadan başka birşey giymek yasaklandı giyenlere ceza verildi.
 o yıllarda ait bir fotoğraf gördüm ve şaşırdım neden mi? istanbul borsasının o yıllardaki haliydi ve bir sürü insan vardı. ama ben dedim ki burası türkiye mi? neden mi? söyleyeyim: adamların hepsinde şapka vardı. peki hepsi memurmuydu bu borsacıların, soruyorum nedir bu?

22.02.2006 10:00:38
cevizkabuğu gibi yerlere filan yaz. belki ilgi duyarlar Smiley


ne demek istiyorsun sen ?

sıfırforuma hakaret algılarım ben bunu.

konuyla alakalı değildir yazdıklarım ben plastiki eleştiriyorum.

bu platformda kimin neye ilgi duyacağına sen karar veremezsin.
özgürlük nerde kaldı?
bazen kendi fikirlerinle çelişiyorsun bay plastik lütfen dikkat

insanlar algıladığı kadarını yorumlar.
plastik, burada yeterince ilgi görmediğini düşünen bir birey olarak, kursatotcuyu esprili bir dille tavsiyede/yönlendirmede bulunuyor.
bu özgürlüğı kısıtlayıcı bir husus değildir, aksine yazan kişiyi teşvik edicidir.

24.02.2006 11:59:36
bir dedi:
peki birader bu yazdIklarIn yanlIs anlamadIysam elestiri o halde BEDiÜZZAMAN hayatI boyunca böyle keyfi muamelelere karsI imani bir mücadele sürdürmüsken anlamadIgIm sen ne diye onun eserlerini tam okumadan tutup burada böyle bir konu açtIn?HuhHuhHuhHuhHuhHuh?
_ cevap: okumadığımı nerden çıkardın, tarihçe-i hayat hariç külliyatta nursinin yazdığı bütün yazılarını okudum. ben aslında onun kadere inanmadığını daha önceden de biliyordum ancak türkiyede çok insan onun peşinden gittiği biriydi ve nursiye aşırı bir bağlılıkları vardı öyleki ben nurcuyla konuşuyorum ona cebri yani kaderi anlatıyorum adam dinliyor ne zaman ki ben nursi de kader inancında hata yaptı dediğimde dinleyen şahıs kalkıp gitti ve daha seni dinlemem dedi bu çok oldu. bu küllliyatı incelememin bir gayesi örnek olması bakımındandı yoksa nursi gibi inanan ve bu konuda kitap yazan yüzlerce kişi vardır. yani özgür iradeye inanıp kader ile ilgili kitap yazan çok kişi vardı. ama nursi en meşhurlarından olması hasebiyle onu seçtim ve irdeledim. 3 sene uğraştım külliyatı bitirmeye, forumlarda yayınladım ama nurcular cevap vermediler.yani savunma yapmadılar, bunu beklemiyordum. yani size yardım etmek için bu kadar uğraştım ama şimdi din düşmanı olarak lanse ediliyorum. şunu göstermek istedim nursi kader konusundan anlamıyor. o kendinden önceki nesillerin yaptığı bazı laf oyunlarını aldı ve kullandı ancak kendine özgü anlatım tarzıyla, ancak şunu söylemeliyim ki nursi buna böylece inandı yani bunu insanları saptırmak gayesiyle yapmadı. zaten özgür iradeyi savunanların tamamına yakını bu izahları aslında insanları saptırmak için değil de, onlara yardım etmek, yol göstermek amacıyla yaparlar. nurside bunlardandı ama nursi bu konuda detaylı bilgiye sahip değildi. kendine çok güvendi ve çokları gibi hata yaptı. zaten o kelamcı değildi, yani eşariliğin cebirci (hür irademiz yoktur inancında olanların görüşü) olduğunu bile bilmiyordu. fetullah gülen de aynı hatayı yaptı o da kadere inanmaz ama "kader" adında kitap yazdı. bunu samimiyetle yaptı ama bu kadar basit değil bu konu bildiğin gibi.
bulmak zor aklımdan söyleyim ahmet bin hanbel ve tirmizi rivayet etti,kitabımda var:
bahsi geçen ayet yani "ben sizin rabbiniz değilmiyim" ayeti varya, bu ayeti biri ömere soruyor ömer diyor ki ben peygamberle beraberken biri geldi ve bu ayetin izahını sordu. peygamber dedi ki: allah ademi yarattığında onun sırtını sağ eliyle ( hatırlarsanız peygamberin allahı cisim gibi anlattığını söylemiştim ve bunun yüzlerce kez olduğunu belirtmiştim işte bu hadiste de görüyoruz örneğini ) sıvazladı ve ondan bir nesil çıkardı ve dedi ki: "bunları cennet için yarattım bunlar cennet ameli yapacaklar" ve tekrar sırtını sıvazladı ve bir nesil daha çıkardı ve dedi ki: "bunları cehennem için yarattım, bunlar da cehennem ameli yapacaklar" bunun üzerine adam dedi ki: o halde herşey belliyse biz daha napalım dedi (yani hep sorulan soruyu sordu: yani kaderi, yani biz daha ne yapabiliriz, biz neden sorumluyuz o halde gibilerinden sordu) bunun üzerine peygamber dedi ki: "allah bir kulunu cennet için yarattığında ona cennet amelleri yaptırır ve cennet ameliyle öldürür ve cennete koyar yine birini cehennem için yarattığında ona cehennem amelleri yaptırır ve cehennem ameliyle öldürür ve cehenneme koyar" dedi.

yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

denge 24.02.2006 15:55:33
Bu konuda senin kadar araştırma yapmadım, yapmayı da düşünmem, çünkü mutlak bilgiye ulaşmak mümkün değil, gaybın bilgisi bizi aşar . Bu konuda ki  "hadis"  denilen, benim sıhhatlerinden emin olmadığım için, hele ki böyle hassas bir konuda asla referans alınmayacaklarını düşündüğü aktarımlarla  hareket etmeni tavsiye etmem. Ayrıca bu konuda diğer insanların fikirleri de benim için pek önem arzetmiyor. Ne kadar insan bu konuda konuşuyorsa, o kadar çok kader anlayışı ortaya çıkar. Herkesin kendi değerlendirmesi, kendi kapesitesi kadar.

Ben şuna inanıyorum; kendi kaderimin oluşumunda en azından "kişisel bir oy hakkım" vardır.

Bazen ben de çıkmaza girerim, bunu ben seçmedim, ben olmasını istemedim derim, değiştirmek isterim, mücadele ederim, bazen pes eder geri çekilirim, bazen kazanırım.

Çok sıkışırsam Carrell'in şu meşhur duasını yaparım;

Ey Tanrım,
bana değiştirebileceğim şeyler için cesaret
değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmem için kuvvet
ikisi arasındaki farkı görebilmem için akıl ver!

Senin sorumluluğun sadece değiştirebileceklerin, bunlara yoğunlaşırsan daha iyi hissedersin kendini.


Sayfa: [ 1 ] 2 3 4